Öncekiler Sonrakiler

MÜLTECİ KRİZİ AVANTAJA MI ÇEVRİLMEYE ÇALIŞIYOR

Birliğe aday Türkiye gibi ülkeler sığınmacı krizini kendi açılarından avantaja çevirmeye çalıştığını söyleyen Deutsche Welle, bu şekilde Avrupa Birliği üzerindeki baskı arttığını analiz etti.

05 Kasım 2015 Perşembe 06:54
MÜLTECİ KRİZİ AVANTAJA MI ÇEVRİLMEYE ÇALIŞIYOR

Suriye merkezli göçmen sorunu Türkiye üzerinden Avrupa Birliği ülkeleri sınırlarına dayandığında krize dönüştü. 

Ocak 2011 tarihinden itibaren küçük gösteriler halinde başlayıp büyüyerek, yolsuzluğa ve insan hakları ihlallerine karşı bir sivil başkaldırı olarak başlayan Suriye iç savaşı geniş çaplı gösteriler şeklinde 15 Mart 2011 tarihinde güney şehri Dera'da ortaya çıktı. 

Olayların başladığı günden bu yana Türkiye ve Suriye'de Baas Hükümeti arasında yüksek düzeyli gerilim yaşandı.

Çatışmaların başladığı zamandan bu yana, şiddet ve yaşam sorunları nedeniyle milyonlarca sivil komşu ülkelere sığınmıştır. Türkiye, Ürdün, Lübnan, Irak, Ermenistan göçmenlerin merkezi haline geldi. Özellikle Türkiye sınırını açarak 2 milyonu aşkın göçmeni misafir etti.


Deutsche Welle haber analizine göre Türkiye'nin sığınmacı krizini kendi açılarından avantaja çevirmeye çalıştığı görüşü uzman ve yetkililerin açıklamalarına dayandırıldı.


Haber analizde, Brüksel'deki düşünce kuruluşu Avrupa Politika Merkezi uzmanlarından Janis Emmanouilidis'e göre, Avrupa olarak sığınmacı sorununu bildiklerini, yine de hazırlıksız yakalandıklarını, sorunu aşmada Türkiye önemli bir rol oynadığını, seçimlerde partisi güçlenen Türk hükümeti ve Cumhurbaşkanı Erdoğan Avrupa'dan çok talepte bulunabilecek durumda olduklarını, Birliğin de birçok isteğini yerine getirmeye hazır olduğunu, ancak tek şartla, söz verdiği gibi sığınmacı akınını durdurabilecek durumda olup olmadığını bilmediklerini  açıkladı.


Avrupa Birliği'nin Türkiye'deki seçimler öncesinde açıklamaktan imtina ettiği İlerleme Raporu'ndaki insan hakları ya da basın özgürlüğü ihlallerine rağmen Almanya Başbakanı Merkel'in Türkiye ziyaretinde söylediği gibi, Türkiye'ye mali yardım, AB üyelik müzakerelerinde ilerleme ve vize kolaylığı sağlanması sözü verilebilir mi? sorusuna;  AB bu konuda baskı altında olduğu, AB Komisyonu Başkanı Jean-Claude Juncker, kısa bir süre önce Avrupa Parlamentosu'nda, 'Uysun ya da uymasın, Türkiye ile işbirliği yapmak zorunda olduklarını söylediği hatırlatıldı. Juncker daha sonra ise 'Türkiye sınırlarını açarsa, 2, 3 milyon sığınmacı gelir. Avrupa Türkiye'ye bunun için bedel ödemek zorunda' dedi. Avrupa Politika Merkezi uzmanlarından Janis Emmanoulidis, Türkiye ile sığınmacılar konusunda yapılacak işbirliğinin Türkiye'nin AB üyeliğini çok da etkilemeyeceği görüşünde:


"Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın kendisi ülkesinin geleceğini mutlaka AB içinde görmüyor. Onun için önemli olan seçimler öncesinde seçmenlere mesaj vermekti. Birkaç müzakere başlığının açılması, Türkiye'nin AB üyesi olacağı anlamına gelmez. Kaldı ki Erdoğan da bunun olmasını mutlaka istemiyor. Ancak biz Avrupa olarak şimdi birçok açıdan Türkiye'ye bağımlı durumdayız. Sığınmacı krizi öncesine kadar eleştirel yaklaştığımız bir partnerimizle işbirliği yapmaya çabalamak zorundayız. Erdoğan bu dönemde 'istenmeyen adam' olmuştu. Şimdi ise Türkiye'ye gidip uzlaşmaya çalışılıyor. Avrupa kendisini Türkiye'ye bağımlı yaptı. Çünkü sığınmacı krizinde durumu biz kendi kendimize tırmandırdık."


Uzmana göre AB sığınmacı krizi konusunda parçalanmayacak ancak çok zorlu görevlerle karşı karşıya. Ve bu görevler AB'yi daha uzun yıllar meşgul edeceği görüşü belirtildi.


2014 yılı ortalarına kadar Türkiye Suriye iç sorunu olarak gören Birlik, soruna ilk önce insan hakları bağlamında değerlendirerek önlem almakta geçikti. Birlik kendi sınırlarına dayanıp binlerle ifade edilen göçmen özellikle Yunanistan üzerinden geçmeye başlayınca güvenlik sorunu haline geldi. Türkiye'nin 2011-2014 döneminde göçmenlere yaptığı harcamalarda Birliğin küçük katkı sağlaması bu süreçte samimiyetini sorgulattı. Artık Birlikte sorunun tarafı. İşin açıkçası şimdi, Türkiye ve Yunanistan hükümetleri bu aşamadan sonra, Birlik ülkelerinin sorunun tarafı olarak ortaya çıkan ve çıkacak bedelin bölüşülmesini veya herkesin sonucuna katlanması gibi  bir tercihte bırakıyor.  


TEPAV ile Avrupa İstikrar Girişimi (European Stability Initiative, ESI)’nin ortaklaşa düzenlediği “Almanya, Türkiye ve Suriye Mülteci Krizi” başlıklı toplantı 2 Kasım, Pazartesi günü yapıldı.


TEPAV İcra Direktörü Güven Sak toplantının açılışında yaptığı konuşmada, yaşanan gelişmeler sonucunda Suriyeli mülteci krizinin artık Avrupa kamuoyu ve karar alıcılarının birincil gündemi olduğunu vurguladı. Sak, konuşmasına şöyle devam etti: “Ben bu konunun Avrupa Birliği ve Türkiye arasında yeniden olumlu bir gündemin oluşması için önemli bir fırsat olduğunu düşünüyorum. Tarafların uzun bir aradan sonra yeniden teknik ve somut politikalar üzerine konuşmaya başlaması, önümüzdeki dönemde Türkiye’nin AB ile diyalogunun hızlanmasına yardımcı olacaktır.”


Güven Sak’ın konuşmasının ardından, ESI Kurucu Başkanı Gerald Knaus “Almanya, Türkiye ve Suriye Mülteci Krizi” bir sunum gerçekleştirdi. Sunumuna Suriyeli mültecilere dair genel bir çerçeve çizerek başlayan Knaus, mülteci krizlerinin ülkeler için hem tehlike hem de potansiyel olma özelliği taşıdığına dikkat çekti. Knaus dünya genelinde son yirmi yılda güneyden kuzeye kitlesel göçler gerçekleştiğini ifade ederek, Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin kaydı altında bulunan 14,4 milyon mültecinin dörtte birinin Suriyeli olduğunu söyledi. Türkiye’nin 1,6 milyon kişi ile dünyada en fazla mülteciye sahip olan ülke olduğu belirten Knaus, bunun en büyük sebebi olarak coğrafi konuma dikkat çekti. Knaus, Türkiye’ye gelen sığınmacıların, Türkiye’nin Avrupa’ya olan sınırları üzerinden Avrupa’ya geçişinin Akdeniz’i geçmekten daha az tehlikeli olduğunu ifade ederek, “Ege’yi geçenlerin yüzde 0,05’i hayatını kaybederken, Akdeniz rotasını takip edenlerde bu oran yüzde 2’dir” dedi. Knaus şöyle devam etti:


“Diğer yandan, gelişmiş ülkelerin birçoğu mülteci krizlerinin dışında kalmayı seçmektedirler. Bunun en önemli sebebi bu ülke toplumlarında açığa çıkan ‘üçüncü dünya yoksullarının’ ülkelerine akın edeceği korkusudur. Bu bağlamda, AB ülkelerinin sınırlarında üst düzey güvenlik önlemleri mevcuttur. 2009 yılından 2013 kadar AB ülkeleri her yıl toplamda sadece 100 bin dolayında göç almıştır. Fakat Suriye iç savaşının ardından 2015 yılında Türkiye üzerinden Yunanistan’a doğru başlayan büyük Suriye göçü öngörülenin aksine gelişmektedir.”


Knaus sunumunda Suriye krizi hakkında şu tespitleri yaptı:


“1- Suriye krizi aciliyeti olan bir konudur.


2- Konu, Suriye mülteci krizinin yükünü paylaşmak üzerine olmalıdır.


3- Ege sınırları Türkiye ile birlikte kontrol edilmelidir.


4- Almanya’nın liderliği alması gerekmektedir.


5- Almanya ve İsveç’e yardım etmek Türkiye’nin kazancına olacaktır.”


Sorunun çözümünde Türkiye, Almanya ve Yunanistan’ın kilit oyuncular olduğunu söyleyen Knaus, yapılması gerekenleri ise dört madde olarak sıraladı:


”1- Yunanistan, Türkiye’yi güvenli üçüncü ülke olarak ilan etmelidir.

2- Türkiye, Yunanistan ile “gerialım sözleşmesi”ni (readmission agreement) tam olarak uygulamaya koymalıdır.

3- Almanya bir yıl içinde Türkiye’den 500 bin mülteciyi almalıdır.

4- AB Türkiye’ye vize uygulamasını kaldırmalıdır.”


Sunumun ardından konukların yorumları ile soru-cevap bölümüne geçildi. Çok sayıda yabancı büyükelçi ve elçilik çalışanının katıldığı toplantıda, Avrupa Birliği’nin mülteci krizinin çözümü için başından beri olaylara ne kadar müdahil olduğu, krizin çözümünde gerçekçi adımlar atıp atmadığı ve bundan sonrası için nasıl bir yol izleyebileceği tartışıldı.


Krizin çözümünde AB’nin Türkiye ile daha aktif işbirliği içerisinde olması gerektiğinin altını çizen konuşmacılar, sadece Almanya’nın değil, Yunanistan dâhil olmak üzere mültecilerin Almanya’ya ulaşmak için geçiş yaptığı bütün AB üyesi Balkan ülkelerinin de krizin çözümü için ortak hareket etmesi gereği üzerinde durdular.

ÇOK OKUNANLAR

KAMU PERSONELİ SINAV İLANLARI

YAZARLAR

ANKET