Öncekiler Sonrakiler

CUMHURBAŞKANI GÜL AVUSTURYADAN AB'YE SESLENDİ

Pazartesi günü başlayacağı Avusturya ziyareti öncesi ülkenin önde gelen 3 büyük gazetesine mülakat veren Cumhurbaşkanı Gül, gelecekteki Türkiye'nin bugünkü Türkiye olmayacağını vurgulayarak, “Türkiye her hâlükârda hem AB’ye hem de Avusturya’ya büyük katkı sağlayacaktır. Hatta o kadar ki Türk halkı belki de AB üyeliğine 'Hayır' diyecektir, tıpkı Norveç halkının yaptığı gibi” dedi.

01 Mayıs 2011 Pazar 03:01
Cumhurbaşkanı Gül Avusturyadan AB'ye Seslendi

Pazartesi günü başlayacağı Avusturya ziyareti öncesi ülkenin önde gelen 3 büyük gazetesine mülakat veren Cumhurbaşkanı Gül, gelecekteki Türkiye'nin bugünkü Türkiye olmayacağını vurgulayarak, “Türkiye her hâlükârda hem AB’ye hem de Avusturya’ya büyük katkı sağlayacaktır. Hatta o kadar ki Türk halkı belki de AB üyeliğine 'Hayır' diyecektir, tıpkı Norveç halkının yaptığı gibi” dedi.

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Pazartesi günü başlayacağı Avusturya ziyareti öncesi, bu ülkenin önde gelen 3 gazetesi Kurier, Die Presse ve Der Standard’a mülakat verdi. Türkiye’nin AB üyeliği başta olmak üzere, Türk dış politikası, iç siyasi gelişmeler ve ülke vizyonuna ilişkin birçok konudaki görüşlerini paylaşan Cumhurbaşkanı Gül’ün açıklamaları, söz konusu gazetelerin manşetlerinden okuyucuya duyuruldu.

“AVRUPA’DAKİ MİLYONLARCA MÜSLÜMAN GÖRMEZDEN GELİNEMEZ, GELİNMEMELİDİR”

Cumhurbaşkanı Gül’ün Der Standard gazetesine verdiği mülakat “Belki de Türk Halkı AB Üyeliğine Hayır Diyecektir” başlığı ile gazetenin 29 Nisan tarihinde yayımlandı.

Cumhurbaşkanı Gül, mülakatta gazeteci Alexandra Föderl-Schmd’in, “Okullarda Türkçe ders verilmesine dair bir tartışma var. Bu konudaki tavrınız nasıl?” sorusuna, Avusturya'da yaşayan Türklerin iki ana dili olması gerektiği kanaatinde olduğunu vurgulayarak, her iki dile de çok iyi derecede hâkim olmaları gerektiğini ifade etti.

Cumhurbaşkanı Gül, gazeteci Föderl-Schmd’in, “Almanya Cumhurbaşkanı Christian Wulff, geçenlerde İslam'ın Almanya'nın bir parçası olduğunu vurgulamıştı. Avusturya'dan da benzer beyanatlar bekler misiniz?” şeklindeki sorusuna ise şu cevabı verdi: “Avusturya'da İslam bir dinsel cemaat olarak tanınmış. Bu açıdan böyle bir sorunun sorulmasına bile gerek yoktur. Avrupa'daki milyonlarca Müslüman görmezden gelinemez gelinmemelidir. Böyle bir şey, dinsel ayrımcılık anlamına gelecektir. İnsan Müslüman, Hıristiyan, Yahudi veya ateist olabilir. Önemli olan, her insanın demokrasinin temel ilkelerinden ve insan haklarından yana olmasıdır.”

“TÜRKİYE’NİN AB'YE KATILMASI AVUSTURYA’NIN DA ÇIKARINA OLACAKTIR”

Avusturyalı gazetecinin, “Avusturya'da Türkiye'nin muhtemel AB üyeliğiyle ilgili büyük bir kuşku var. Buna nasıl bir çare bulacaksınız?” şeklindeki sorusuna cevaben de Cumhurbaşkanı Gül, “Avusturya vatandaşlarının Türkiye'ye farklı bir bakış açısı olabilir. Bizim yapmamız gereken, Türkiye'yi Avusturya'da daha iyi tanıtmaktır. Ayrıca Türkiye'nin AB'ye katıldığı zaman Avusturya için bir yük teşkil etmeyeceğini de anlatmalıyız. Tam aksine, katılımla birlikte pasta da büyüyecektir. Türkiye o pastadan bir pay alacak ama bunun Avusturya'ya daha fazla getirisi olacaktır. Bu iki ülkenin de çıkarına olacaktır” dedi.

“ENGELLENMEMEMİZ ÖNEMLİ”

Bu cevap karşında gazeteci Föderl-Schmd’in, “Avusturya, Türkiye'nin muhtemel AB katılımına ilişkin bir halk oylaması yapma kararı aldı. Türkiye sonucu kabul edecek mi? sorusunu ise Cumhurbaşkanı Gül, “Katılım müzakereleri sürüyor. Hiçbir şekilde engellenmememiz önemli. Türkiye gibi büyük ulusal ekonomiye sahip ülkelerle yapılan müzakereler hep uzun sürmüştür. Hiçbir şeyi aceleye getirmek istemiyoruz. Başarıyla intibak etmek arzusundayız. Bu çabamız engellenmemelidir. Sonra AB, uyumun sağlanıp sağlanmadığını denetleyecektir. Ondan sonra da birliğe katılıp katılamayacağımız bildirilecektir. Bizim için önemli olan bu. Bunun üzerine ülkeler referandum yapabilir. Elbette ki Avusturya da yapılacak o referandumun sonucunu kabul ederiz” cevabını verdi.

“BELKİ DE TÜRK HALKI AB ÜYELİĞİNE HAYIR DİYECEKTİR”

Cumhurbaşkanı Gül’ün gazeteci Föderl-Schmd’in “Zaman açısından hangi çerçeveyi düşünüyorsunuz?” sorusuna verdiği cevap ise şu şekilde oldu: “Bunun günümüzün konusu olmaması önemli. Biz, gelecekte ne olacağı hakkında konuşuyoruz. Gelecekteki o dönemin Türkiye'si, bugünün Türkiye'si olmayacak. Bu açıdan, belki de Türkiye çekim gücü yüksek bir ülke olacak. Türkiye her halükarda hem AB'ye hem de Avusturya'ya büyük bir katkı sağlayacaktır. Hatta o kadar ki Türk halkı belki de AB üyeliğine ‘Hayır’ diyecektir, tıpkı Norveç halkının yaptığı gibi.”

“İSLAM DÜŞMANLIĞI AVRUPA’NIN RUHUYLA ÇELİŞİYOR”

Cumhurbaşkanı Gül’ün, Die Presse gazetesine verdiği mülakat ise, “İslam Düşmanlığı Avrupa’nın Ruhuyla Çelişiyor” başlığı altında gazetenin 29 Nisan tarihli sayısı ve internet sayfasında okuyucularına duyuruldu.

Cumhurbaşkanı Gül, Die Presse yazarı Wieland Schneider’in, “Önümüzdeki hafta Avusturya'yı ziyaret edeceksiniz. Büyükelçinizin gazetemize verdiği mülakatta söylediklerine göre Avusturya'da Türk göçmenler bir virüs olarak görülüyor ve gettolarda yaşıyorlar. Böyle bir ülkeyi nasıl bir hisle ziyaret ediyorsunuz?” şeklindeki sorusunu cevaplamaya, iki ülkenin önemli devlet ve büyük imparatorlukların iki mirasçısı olduğunu hatırlatarak başladı. Cumhurbaşkanı Gül, “Üç sene önce Cumhurbaşkanı Fischer, Türkiye'yi ziyaret etti. Ben de şimdi kendisinin daveti üzerine bir iadeiziyarette bulunacağım. Ayrıca ekonomik ve siyasi alandaki iyi ilişkilerimizi derinleştireceğimize inanıyorum. Avusturya'da yaklaşık 200 bin Türk yaşıyor ve bunların 100 bini Avusturya vatandaşı. Onlar Avusturya toplumunun bir parçası ve Avusturya ile Türkiye arasındaki ilişki için çok önemliler” dedi.

“SORUNLARI BİRLİKTE ÇÖZMELİYİZ”

Cumhurbaşkanı Gül, gazeteci Schneider’in, “Ama anlaşılan sizin Büyükelçiniz, tüm bunların bu kadar sorunsuz olduğunu düşünmüyor” sorusu karşısında ise şu cevabı verdi: “Elbette ki beraber yaşarken Avusturya'da sorunlar çıkabilir. Ama o zaman bu sorunları birlikte çözmeliyiz. Söz konusu eğitim olduğunda büyük çaba harcamalıyız. Türk göçmenler Almancaya hâkim olduklarını göstermeliler. Göçmenlerin yaşadıkları ülkenin toplumuna uyum sağlamaları, doğal bir gerekliliktir. Bu onlar için, bulundukları ülkede mesut bir şekilde yaşamlarını sürdürebilmeleri adına önemlidir. Ayrıca başarılı entegrasyon için iyi örnekler de mevcut. Türk kökenli Avusturyalılar, siyasette ve idarede çalışıyor ve Avusturya millî takımında futbol oynuyorlar. Atıl Kutoğlu başarılı bir modacı ve Do&Co'nun sahibi Atilla Doğudan da başarılı bir iş adamıdır.”

“BAŞKALARINA AYRIMCILIK YAPMAK HASTALIKLI BİR DAVRANIŞTIR”

Avusturyalı gazetecinin, “Dilin öğrenilmesinin entegrasyon için önemli olduğuna değindiniz. Fakat sorunlar bununla çözülür mü? Avrupa'nın pek çok ülkesinde, çok sayıda insanın, özellikle Müslüman ülkeden gelen göçmenlerle bir sorunu olduğu görülüyor” yorumu karşısında ise Cumhurbaşkanı Gül şöyle konuştu: “Avusturya Anayasası İslam dinini tanıyor. Bu iyi bir başlangıç noktasıdır. Avusturya çok kültürlü ve etnik açıdan çok parçalı bir imparatorluğun mirasçısıdır. Fakat elbette bütün Avrupa'da yabancı düşmanlığı, aşırıcılık ve İslam düşmanlığı gibi endişe verici gelişmeler olduğunu görüyoruz. Bunlar Avrupa'nın ruhuyla çelişiyor. Bu Avrupa'ya uymuyor, çünkü Avrupa insan haklarının vatanıdır, farklı düşünenlere ve kültürlere saygı duyulduğunun varsayılması gereken bir bölgedir. Fakat geçmişte Avrupa'da farklı olanların dışlandığını gördük. Başkalarına ayrımcılık yapmak hastalıklı bir davranıştır. Bu tutum ne Avrupa'da ne de başka bir yerde yayılmalıdır.”

“AB'YE GİDEN YOLUMUZ UZUN BİR SÜREÇ”

Cumhurbaşkanı Gül, “Alman Şansölye Angela Merkel, Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy ve bazı Avusturyalı siyasetçilerin açıklamaları, Türkiye'nin AB'de hoş karşılanmadığını açıkça ortaya koyuyor. Bu sizi öfkelendirmiyor mu?” sorusunu ise şöyle cevaplandırdı: “Eğer bu dedikleriniz doğruysa, o zaman bu durum daha ziyade bu ülkeler için fazla şerefli bir davranış biçimi değildir. AB devletlerinin 2005 yılında Türkiye ile katılım müzakerelerinin başlatılmasına ortaklaşa karar verdiklerini hatırlatmak istiyorum. Ahde vefa ilkesine göre de buna sadık kalmaları gerekiyor. Bu devlet adamları, bu ilkeyi çok iyi biliyorlar. Onun için, bu açıklamaların iç siyasi düşüncelerden dolayı yapıldığını varsayıyorum. AB ile yürüttüğümüz katılım müzakereleri üyelik konusunda bir otomatizm şartı koşmuyor. Üye olacak duruma geldiğimizde ve bir değerlendirme yapıldıktan sonra, daha bazı AB devletlerinde etkili olabilecek referandumlar gerçekleştirilecek. Biz de bu referandumları saygıyla karşılarız. AB'ye giden yolumuz uzun bir süreçtir.”

“AVUSTURYA İLE İLİŞKİLERİMİZİN GENİŞLEMESİNİ İSTİYORUM”

Cumhurbaşkanı Gül’ün Kurier gazetesine verdiği mülakat da, “Türkler iki ana dile sahip” başlığıyla gazetenin 29 Nisan tarihli sayısında ve internet sayfasında yayımlandı.

Mülakatta, gazeteci Margaretha Kopeing’in; “Avusturya'yı iyi tanıyorsunuz ve Göttweig'deki Benediktiner Vakfı'nda gerçekleşen Avrupa Forumu'nda misafir konuşmacıydınız. Avusturya ise Türkiye'nin üyeliğini reddediyor. Türkiye aleyhindeki havaya karşı neler yapmak istiyorsunuz?” sorusuna cevaben Cumhurbaşkanı Gül, iki ülkenin derin tarihî ilişkilerle birbirine bağlı olduğunu vurgulayarak, “İki ülke de emperyal güçtü. Birinci Dünya Savaşı'nda Galiçya cephesinde beraber savaştık. Ben Avusturya ile olan ekonomik, siyasal ve kültürel ilişkilerimizin genişlemesini istiyorum” şeklinde konuştu.

“AVUSTURYALILARI KATILIM SÜRECİ HAKKINDA DAHA İYİ BİLGİLENDİRMELİYİZ”

Avusturya kamuoyunda Türkiye’nin AB üyeliği konusunda farklı görüşlerin olduğunu kaydeden Cumhurbaşkanı Gül, açıklamalarını şu şekilde sürdürdü: “Biz buna çok üzülüyoruz. Avusturyalıları katılım süreci hakkında daha iyi bilgilendirmeliyiz. Türkiye sürekli AB standartlarını ve normlarını devralıyor. Müzakerelerin sonunda Türkiye'nin katılıp katılmayacağını konuşacağız. Müzakerelere oy birliğiyle karar verildi. Türkiye'nin AB'ye getirisi ölçülüp tartıldı. Bizim ekonomik ve güvenlik açısından çok fazla katkımız ve doğal kaynaklara bağlantımız var.”

“HEDEFİMİZ TAM ÜYELİK”

Cumhurbaşkanı Gül, gazeteci Kopeing’in, “Avusturya, Almanya ve Fransa imtiyazlı ortaklık taraftarı. Bu Sizin için bir alternatif midir?” şeklindeki sorusuna ise, “Hayır, bu bizim için bir seçenek değil. Bizim AB ile zaten bir imtiyazlı ortaklığımız var. AB ile Gümrük Birliğine dâhiliz. Bizim hedefimiz tam üyelik. Müzakerelerin engellenmemesini diliyoruz. Görüşmelerin sonunda Avusturya halkı da Türkiye'nin üyeliğinin bir yük değil, fırsat olduğunu görecek. Avusturyalıları buna hazırlamak ve bu konuyla ilgili bilgilendirmek bizim ortak görevimizdir” cevabını verdi.

“ÖNÜMÜZE KONAN ENGELLER ADALETSİZ”

Gazeteci Kopeing’in, “Katılım müzakereleri, çok sayıda başlık bloke edildiğinden fiilen sonlanmış durumda. Din yahut kültür bu hususta bir engel teşkil ediyor mu?” sorusu karşısında ise Cumhurbaşkanı Gül, Türkiye’nin önüne konan engellerin yalnızca haksız değil, aynı zamanda adaletsiz de olduğunu vurgulayarak, “Türklerin büyük bir kısmının Müslüman olduğu bir sır değildir. Eğer olaya dinî perspektiften bakarsanız, o zaman AB bir Hıristiyan kulübüdür. Biz bir Avrupalı değerler topluluğundan bahsediyoruz. Kriterler demokrasi, insan hakları, hukuk devleti ilkesi, ortak standartlar ve serbest piyasa ekonomisinden oluşuyor. Önemli olan Türkiye'nin bu kriterleri yerine getirmesidir. Geçerli olan budur. Farklı bir dine mensup olan insanları dışlamamak yahut izole etmemek gerekiyor” dedi.

“TÜRKLERE KAPALI OLAN YOLLAR VE FIRSATLAR AÇILMALI”

Cumhurbaşkanı Gül, Avusturyalı gazetecinin, “Avusturya somut olarak ne yapmalı?” sorusuna ise şu cevabı verdi: “Türklerin entegrasyonu için şartlar iyileştirilmeli ve kolaylaştırılmalı. Kreşte, okulda ve üniversitede fırsatlar genişletilmeli. Her iki dilin, Almanca ve Türkçenin öğrenilmesi gereklidir. Burada önemli nokta, halen kapalı olan yolların ve fırsatların açılmasıdır. Türk kökenli Avusturyalıların iyi uyum sağlayabilmeleri için daha fazla bilgiye ihtiyaçları var. Özellikle İslam'ın bir din olarak anayasada tanınmış olduğu Avusturya'da bunların daha seri işlemesi lazım. Avusturya bir imparatorluğun mirasçısıdır ve çok kültürlü yapıya sahip bir ülkedir. Bu durumun diğer insanlara ve dinlere karşı daha fazla müsamahanın yolunu açması beklenir. Entegrasyon için her iki dile de hâkim olunmalıdır. Bu benim Türklere çağrımdır. Onlar için iki ana dil var. Bu iki dille kendileri adına, aileleri ve Avusturya adına daha büyük başarılar yakalayabilirler.”

ÇOK OKUNANLAR

KAMU PERSONELİ SINAV İLANLARI

YAZARLAR

ANKET