Öncekiler Sonrakiler

DANIŞTAY'TAN HSYK TASARISINA GÖRÜŞ

“Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu Tasarısı” ön taslağı hakkında Danıştay görüş ve değerlendirmelerde bulundu. Vesayet endişiseni dile getirdi.16.11.2010

16 Ekim 2010 Cumartesi 10:27
Danıştay'tan HSYK Tasarısına Görüş

HAKİMLER VE SAVCILAR YÜKSEK KURULU KANUNU
TASARISI ÖN TASLAĞI HAKKINDA GENEL DEĞERLENDİRME
 
            Mahkemelerin bağımsızlığı ve hakimlik teminatı esasları çerçevesinde kurulup görev yapması öngörülen Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun bağımsızlığı ile yargı bağımsızlığı arasında doğrudan ilişki bulunduğu tartışmasızdır. Kurulun bağımsızlığı sağlanmadan, yargının daha bağımsız, daha tarafsız ve daha teminatlı bir statüye taşınması olası değildir.
            Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun, hukuki yapısı, oluşum şekli, görev ve yetkileri, kuruluşundan bu yana hep tartışılagelmiştir. İdeal bir kurul modelini oluşturmaya yönelik farklı görüşler ortaya atılmış, bu kapsamda da anayasal bir kurum ve yüksek bir yargı yeri olarak Danıştay, görüş ve önerilerini kamuoyu ile paylaşarak hazırladığı metinleri yetkili organların bilgi ve değerlendirmelerine sunmuştur.
            Danıştay olarak, yargı bağımsızlığı, hakim ve savcı teminatı ve bu bağlamda Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun oluşumu, görev ve yetkileri konusunda başından bu yana getirdiğimiz temel görüşlerimizi saklı tutuyoruz.
            Hangi kurum ve kuruluşlara görüş için gönderildiği tam olarak tarafımızca bilinmemekle birlikte, ön taslak hakkında getirilen öneri ve eleştirilerin dikkate alınmasının, Kurulun sağlıklı oluşumuna katkı sağlayacağı gözardı edilmemelidir.
            Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun yapısıyla ilgili değişiklikler getiren; 5982 sayılı, “Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun”un yürürlüğe girmesi üzerine hazırlanan,“Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu Tasarısı” ön taslağı hakkında görüş ve değerlendirmelerimiz aşağıda sunulmuştur.
TASARININ KISIMLAR İTİBARIYLA
İNCELENMESİ
 
            Adalet Bakanlığınca yürütülen çalışma sonucu hazırlanıp, Kurum görüşünün bildirilmesi için gönderilmiş olan, “Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu Tasarısı” ön taslağında yer alan maddeler ve gerekçeleri kısımlar itibarıyla incelenmiş ve aşağıdaki öneriler getirilmiştir.
 
BİRİNCİ KISIM
 
            Düzenleme tekniği ve anlam bütünlüğü bakımından, ikinci maddede yer verilen tanımların, teşkilat birimleri ve unvanlar bakımından yeniden gözden geçirilerek bir düzen dahilinde sıralanması yerinde olacaktır. Bu bağlamda, Daire, Daire başkanı tanımlarından sonra, Genel Kurul; Kurulun seçimle gelen üyesi, tanımından sonra Kurul üyesi tanımına yer verilmesi düzeltilmesi gereken duruma örnek olarak gösterilebilir. Öte yandan, hakim ve savcı tanımına yapılan göndermede de birliktelik sağlanması yerinde olacaktır.
            1- Tasarı taslağının kuruluş ve kurulun bağımsızlığı başlıklı 3’üncü maddesinin 4’üncü fıkrasında, Adalet Bakanlığı Müsteşarının Kurulun tabii üyesi olduğu ve Müsteşar bulunmadığı zaman kendisine vekalet etmekte olanın Kurul toplantılarına katılacağı kuralına yer verilmiş bulunmaktadır. Tasarı ile; 22 üyeden oluşan Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun, Genel Kurul ve üç daire şeklinde oluşumu öngörülmüş; Genel Kurul toplanma yeter sayısı onbeş; yedi üyeden oluşan dairelerin en az toplanma ve yeter sayısı ise beş olarak belirlenmiş bulunmaktadır.
            Dolayısı ile Genel Kurul veya dairelerin üye eksikliği nedeniyle çalışamama olasılığı azaltılmış; hatta, dairelerde oluşabilecek üye eksikliğinin diğer dairelerden üye görevlendirilmesi yolu ile çözümlenmesi öngörülmüştür.
            Bu bağlamda, Yüksek Kurulun tabii üyesi olan Müsteşarın bulunmaması, Genel Kurulun ve görev yapacağı dairenin çalışmalarında herhangi bir aksamaya sebebiyet vermeyecektir. 2461 sayılı Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu’nda Müsteşar bulunmadığı zaman kendisine vekalet etmekte olanın Kurul toplantılarına katılacağı yolundaki kural, Müsteşarın yokluğunda Kurulun toplanamayacak olması yolundaki sakıncayı gidermek amacıyla getirilmiştir. Halbuki öngörülen oluşumda, böyle bir sakıncanın varlığından söz etmek olası değildir.
            Anayasada karşılığı bulunmayan, Kurulun diğer yirmibir üyesine tanınmayan ve bu bağlamda Müsteşar bakımından ayrıcalıklı bir durum yaratan düzenleme isabetli bulunmamıştır. Belirtilen sakıncalı durumun giderilmesi bakımından 3’üncü maddenin, 4’üncü bendinin, ikinci cümlesinin madde metninden çıkarılması gerektiği düşünülmektedir.
 
İKİNCİ KISIM
 
1- Tasarı taslağının, 6’ncı maddesinin, 6’ncı fıkrasının (c) bendinde, Genel Kurul Başkanvekiline, hukuki veya fiili nedenlerle dairelerin toplanmasına engel sayıda üye eksikliği oluşması halinde, diğer dairelerden üye görevlendirme görev ve yetkisi verilmiş bulunmaktadır.
            Genel Kurulun görevleri arasında sayılmış bulunan, Kurul üyelerinin hangi dairede görev yapacaklarını belirlemeye ilişkin benzeri bir görev ve yetkinin Başkanvekili tarafından kullanılması, Kanun Taslağında benimsenen, Kurul ve organların görev ayrımına aykırı düşecektir. Öte yandan, gündeme gelme olasılığı yüksek bulunan bu durumun, önceden, nesnel bir kurala bağlanması, emek ve zaman kaybını önleyeceği gibi dairelerin düzenli çalışmasına da katkı sağlayacaktır.
            Daireler ve kurul halinde çalışan yargı yerlerinde bu husus, nesnel kurallara bağlı olarak önceden belirlenmektedir.       Benzeri durum, 2575 sayılı Danıştay Kanunu’nun 14’üncü maddesinde düzenlenmiş, dairelerde vuku bulacak üye noksanlığının, diğer dairelerden üye alınması suretiyle tamamlanması yetkisi, üyelerin asıl görev yerlerini belirlemekle yetkili olan Başkanlar Kuruluna verilmiştir.
            Aynı şekilde Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu dairelerinde oluşacak üye noksanlığı, Genel Kurul tarafından her yıl Ocak ayında yapılacak ilk toplantıda, dairelerin oluşumundaki kompozisyon da göz önünde bulundurulmak suretiyle belirlenmeli ve tamamlayıcı yedek üye listesi oluşturulmalıdır.
            Bu amaçla, Tasarı taslağının 6’ncı maddesinin, 6’ncı fıkrasının (c) bendinin madde metninden çıkarılması; Genel Kurulun oluşumu ve görevleri başlıklı 7’nci maddesinin, 2’nci fıkrasının (b) bendi bu durumu  karşılamak üzere, “Kurul üyelerinin hangi dairede asıl ve tamamlayıcı yedek üye olarak görev yapacaklarını belirlemek“ şeklinde düzenlenmesi yerinde olacaktır.
            2- Tasarı Taslağının 7’nci maddesinin, 2’nci fıkrasının, (f) bendinde Kurul üyeleri arasında herhangi bir ayrım yapılmaksızın suç soruşturması ile disiplin soruşturması ve kovuşturması işlemlerini yürütmek ve bu konuda gerekli kararları vermek Genel Kurulun görevleri arasında sayılmış bulunmaktadır.
            Bu düzenleme, Anayasanın 154’üncü ve 155’inci maddelerinde de güvence altına alınan yüksek yargı mensupluğu statüsü ile bağdaşmamakta, anayasal ve yasal pek çok hükme aykırılık teşkil etmektedir.
            Tasarı taslağının, 28’inci maddesinin, 3’üncü fıkrasının, (a) bendi; 34’üncü maddesinin, 3’üncü ve 4’üncü fıkraları ile “Üyeler Hakkında Soruşturma ve Kovuşturmalar” başlıklı Beşinci Kısmın İkinci Bölümüyle de tamamıyla irtibatlı olan 7’nci maddenin, 2’nci fıkrasının, (f) bendinin, sözü edilen madde ve bölümlerde yapılacak değerlendirmeler çerçevesinde tasarı metninden çıkarılması gerekmektedir. 
            3- Tasarı Taslağının, 8’inci maddesinin, 1’inci fıkrasında, dairelerin hangi kaynaktan gelen üyelerden oluşacağı belirlenmekte; 2’nci fıkrada ise, 1’inci fıkradaki dağılım çerçevesinde üyelerin hangi dairede görev yapacağının seçimle tespit edileceği kurala bağlanmaktadır.
            Her ne kadar, üyelerin hangi dairede görev yapacağının seçimle karara bağlanacağı belirtilmekte ise de; bu kuralın, Kurulun tabii üyesi olan Adalet Bakanlığı Müsteşarı ile Türkiye Adalet Akademisi Genel Kurulunca seçilen üye bakımından geçerli bir yönü bulunmamaktadır. Çünkü, dairelerin oluşumunu düzenleyen 1’inci fıkrada: Adalet Bakanlığı Müsteşarının Birinci Dairede; Türkiye Adalet Akademisi Genel Kurulunca seçilen üyenin ise Üçüncü Dairede görev alacağı yasa ile tespit edilmiştir.
            Belirtilen bu iki üye kaynağı bakımından farklı uygulamadan vazgeçilerek, bu üyelerin görev yapacakları dairelerin de Kurulun diğer üyelerinde olduğu gibi seçimle belirlenmesi esası benimsenmelidir. Bu iki üye kaynağının da bir grup olarak değerlendirilerek kendi aralarında görev yapacakları dairenin belirlenmesi için seçime tabi tutulmaları bir çözüm önerisi olarak görülebilir.
            Tasarı taslağının Dairelerin görevlerini belirleyen 9’uncu maddesindeki iş dağılımına bakıldığında, Birinci Dairenin: Atama ve nakletme, geçici yetki verme, kadro dağıtma, müstemir yetkileri düzenleme, her türlü izin verme ve diğer işlemleri yapmakla görevlendirildiği görülmektedir.
            Birinci Dairenin görevlerinin, personel hukukunun temel konularına ilişkin bulunduğu kuşkusuzdur. Kamu görevlilerine ait mevzuattan kaynaklanan her türlü uyuşmazlıkların nihai çözüm yeri olan, verdiği kararlar ve oluşturduğu içtihat ile kamu personel rejimimize yön veren, yargısal faaliyetinin büyük bir bölümü ise bu konulara ilişkin bulunan Danıştayın, idari bir kurul olarak aynı konulara bakacak Birinci Dairede temsil edilmemesi doğru değildir. İki üye ile Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunda temsil edilen Danıştayın, bir üyesinin, her halükârda Kurul Birinci Dairesinde görev alması yerinde olacaktır.
            Dairelerin görev konularına bakıldığında, Üçüncü Dairenin, denetim ve soruşturma izni işlemlerine bakması öngörülmüştür. Denetim ve soruşturmaların daha çok ilk derece mahkemelerine yönelik olduğu, hakim ve savcı sayısı itibarıyla da adli yargı mensuplarının çoğunlukta bulunduğu ve konunun esas itibarıyla ceza hukukuna ilişkin olduğu dikkate alındığında, adli yargı hakim ve savcıları arasından seçilen üyelerin bu Dairede ağırlıklı olarak görev almasının daha doğru olacağı düşünülmektedir.
            Danıştayın, Birinci Dairede temsil edilmemesi, Danıştay tetkik hakimliği ve Danıştay savcılığı kadrolarına veya bu kadrolardan mahkemelere ve diğer görevlere yapılacak atama, nakil, yetki, izin verme ve diğer işlemlerin dışında kalması gibi, kabul edilemez bir sonucu da doğuracaktır.   
            Kaldı ki, 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu’nun Beşinci maddesi uyarınca, Danıştayın, idari mahkemeler üzerinde; Danıştay Başsavcısının, Danıştay savcıları üzerindeki gözetim ve denetim hakkının; yine, 2575 sayılı Danıştay Kanunu’nun 55’inci, 57’nci ve 60’ıncı maddeler uyarınca Danıştay Başkanı, Danıştay Başsavcısı, başkanvekilleri ve daire başkanlarının hakim ve savcıların görevlerine devamlarını izleme, düzenli ve intizamla çalışmalarını sağlama, görev ve yetkilerinin varlığı dahi, Danıştay temsilcisinin Kurul Birinci Dairesinde görev almasını gerektirmektedir.
            Belirtilen hususların yerine getirilmesi bakımından Tasarı Taslağının 8’inci maddesinin, 1’inci fıkrasının, (a) bendinin “… Yargıtay ve Danıştaydan seçilen birer, adli yargı hakim ve savcıları  arasından  seçilen iki, …”  şeklinde düzenlenmesi, buna bağlı olarak 1’inci fıkranın (a) ve (c) bentlerinin yeniden gözden geçirilmesi gerekmektedir.
            4- Tasarı taslağının, 17’nci maddesinin, 2’nci fıkrasının, (b) bendinde, Kurul müfettişlerine yapacakları araştırma, inceleme ve soruşturmalarda bu Kanunda verilen yetkilere ilave olarak 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’na göre işlem yapma; kanunlarda Cumhuriyet savcısına soruşturmanın yürütülmesi ile ilgili tanınan tüm yetkileri kullanma imkanı verilmektedir.
            Bilindiği üzere müfettişlik görevi, idari bir görevdir. Kurul müfettişlerinin hakim ve savcı sınıfından gelmiş olmaları, bu gerçeği değiştirmez. Yapılan işin, niteliği itibarıyla, diğer kurum ve kuruluşların teftiş ve denetim birimlerinin yaptığı işten bir farkı bulunmadığı gibi, hakim ve savcı işlevi ile bir bağlantısı ve etkileşimi de yoktur.
            Bu bağlamda, diğer kurum ve kuruluşların müfettişlerine tanınmamış olan, Cumhuriyet savcısına ait tüm yetkileri kullanma hakkının, Kurul müfettişlerine tanınmasının kabul edilebilir bir yönü bulunmadığı gibi, müfettişlerin yargı görevi yapmamaları nedeniyle yargı mensuplarına tanınan bir hakkı kullanmaları açıkça anayasaya aykırılık da oluşturacaktır.
            Kaldı ki, Taslağın 6’ncı maddesinin, 2’nci fıkrasının (ç) bendi gereği ilgili dairenin teklifi üzerine olsa dahi, hakim ve savcılar hakkında denetim, araştırma, inceleme ve soruşturma işlemlerine olur verme yetkisinin Adalet Bakanına ait olduğu; Bakanın, Teftiş Kurulu üzerinde dolaylı da olsa etki ve ağırlığının devam ettiği bir ortamda Cumhuriyet savcılarına ait tüm yetkilerin Kurul müfettişlerine tanınmasının isabetli bulunmadığı görülmektedir.
            Öte yandan, sadece Cumhuriyet savcıları ile suçların işlenmesinin önlenmesi ve gecikmesinde sakınca bulunan hallerde belirli görevlilere tanınan ve yargı mensupları üzerinde bir baskı aracı olarak kullanılma ihtimali bulunan teknik takip ve iletişimin tespitine ilişkin yetkilerin, konu ile ilgili yargı kararlarının varlığına rağmen, Kurul müfettişlerine verilmek istenmesinin doğru ve isabetli bir yaklaşım olmadığı düşünülmektedir.
            Belirtilen nedenler karşısında, Tasarı Taslağının 17’nci maddesinin, 2’nci fıkrasının, (b) bendinin Taslak metninden çıkarılması gerekmektedir.
 
ÜÇÜNCÜ KISIM
 
            1- Tasarı taslağının, seçmen listesinin belirlenmesi başlıklı, 23’üncü maddesinin, 3’üncü fıkrasına, seçim süreci başladıktan sonra, naklen yer değiştirme nedeniyle görev yerleri değişen hakim ve savcıların yeni görev yerlerinde oy kullanabilmelerini sağlayacak şekilde bir hüküm eklenmesinin yerinde olacağı düşünülmektedir.
            2- Tasarı taslağının 27’nci maddesinde, Cumhurbaşkanı tarafından seçilen üyeliklerde boşalma olması halinde, boşalmayı takip eden altmış gün içinde yeni üye seçiminin yapılacağı öngörülmüş; buna karşın diğer üyeliklerin asıl ve yedeklerinde tamamen boşalma olsa dahi bu üyeliklere seçim, Genel Kurulun toplanma yeter sayısını oluşturamayacak şekilde boşalması koşuluna bağlanmıştır.
            Anayasa değişikliğinin ve inceleme konusu taslağın temel prensibini oluşturduğu ifade edilen geniş tabanlı oluşum ve temsil esasının devamı bakımından; Cumhurbaşkanı kontenjanından gelen üyelerle sınırlı olmayıp; Kurula, diğer kaynaklardan gelen asıl ve yedek üyeliklerde de boşalma olması halinde, Genel Kurulun toplanma yeter sayısının altına düşülüp düşülmediğine bakılmaksızın her halükârda seçim yapılması gerektiği düşünülmektedir.
            Bu nedenle seçim yapılmasını, Genel Kurulun toplanma yeter sayısının altına düşmesi koşuluna bağlayan 27’nci maddenin, 2’nci fıkrasının, 1’inci cümlesinin metinden çıkarılması; 1’inci fıkranın da bu durumu karşılayacak şekilde yeniden düzenlenmesi gerektiği düşünülmektedir.
            3- Tasarı taslağının 28’inci maddesinin, 3’üncü fıkrasının (a) bendinin, Taslağın 34’üncü maddesinin, 3’üncü fıkrasında düzenlenen, “Kurulun seçimle gelen üyelerinin, kadro ve eski görevleriyle ilişkileri kesilir.” yolundaki düzenlemenin doğal bir sonucu olarak Taslak metnine dahil edildiği anlaşılmaktadır.
            İlerleyen bölümlerde, Taslağın 34’üncü maddesinin, 3’üncü fıkrasının Taslak metninden çıkarılması önerildiğinden, bu maddeye bağlı olarak 28’inci maddenin, 3’üncü fıkrasının, (a) bendinin de tasarı metninden çıkarılması gerekmektedir.
            Bir an için, yüksek mahkeme üyeliğinden Hakimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna seçilen üyelerin yüksek mahkeme üyeliği kadrosu ile ilişkilerinin kesilmesi kabul edilse dahi 28’inci maddenin, 3’üncü fıkrasının, (a) bendinde yer verilen, “… kurul üyeliği sona erenler, herhangi bir işleme gerek olmaksızın ve boş kadro şartı aranmaksızın, geldikleri yüksek mahkeme üyeliği görevlerine geri dönerler; boşalan ilk üye kadrosu kendilerine tahsis edilir.” yolundaki düzenlemenin, kamu personel rejimimizin temel ilkeleri ile bağdaştırılması mümkün değildir.
            Anayasanın 128’inci maddesi hükümleri uyarınca Devlet personel rejimimiz, statü hukukuna dayanmakta, kadro da bu hukukun ayrılmaz parçasını oluşturmaktadır. Kadro, devlet örgüt yapısının oluşturulmasında, kamu hizmet ve faaliyetini yürütecek kamu işgücünün planlanmasında kullanılan hukuksal bir araçtır. Bu nedenle kadro, hizmetin yürütülmesi için ihtiyaç duyulan personelin, istihdam edilmesi olanağını sağlar. Personel rejimimizin temelini oluşturan “kadrosuz memur çalıştırılamaz” ilkesi de buna dayanmaktadır.
            Sözü edilen fıkra, personel rejimimizin yukarıda sözü edilen temel ilkesini ihmal etmekte; yaşama geçirilmesi halinde, kadrosuz yüksek mahkeme üyeliği görevini yapmak gibi kabul edilemez bir durumu ortaya çıkarmaktadır.
            Sırf bu husus bile, Tasarı taslağının 28’inci maddesinin, 3’üncü fıkrasının, (a) bendinin Tasarı metninden çıkarılması için yeterli bulunmaktadır.
 
 
DÖRDÜNCÜ KISIM
 
            1- Tasarı taslağının, 29’uncu maddesinin, 5’inci fıkrasında, Genel Kurul gündemini işin önemine, ivedi veya süreli oluşuna göre düzenleme yetkisi Kurul Başkanı sıfatıyla Adalet Bakanına tanınmış bulunmaktadır.
            Buna karşılık, Tasarı taslağında Adalet Bakanının (hakimlerin disiplin işleriyle ilgili Genel Kurul toplantıları gibi) Genel Kurulun bazı toplantılarına katılması yolu kapalı tutulmuştur. Dolayısıyla, Genel Kurul toplantı gündemini sadece Başkanın düzenlemesinin öngörülmesi, yasal olarak katılamayacağı toplantıların gündemini de belirlemesi gibi bir sonuç doğuracaktır.
            Bu nedenle, Başkanın yasal olarak katılamayacağı Genel Kurul toplantılarının gündemini Kurul Başkanvekilinin belirlemesi yolu açılmalıdır. Bunun için 29’uncu maddenin, 5’inci fıkrasının ilk cümlesi, “Genel Kurul toplantı gündemi, Başkan tarafından; Başkanın yasal olarak katılamayacağı işlere ilişkin toplantı gündemi ise, Başkanvekili tarafından işin önemine, ivedi veya süreli oluşuna göre düzenlenir.” şeklinde değiştirilmesi yerinde olacaktır.
            2- Tasarı taslağının 29’uncu maddesinin, 6’ncı fıkrasında Genel Kurul gündeminde değişiklik, erteleme, önce ya da sonra görüşme yapılmasını teklif edebilmek, işin ivedi ve süreli olması koşuluna bağlanmış ve bu koşulu taşımayan taleplerin ise, ele alınmayacağı öngörülmüştür.
Bir işin ivedi ve süreli olup olmadığını Kurul üyesinin kendisinin takdir edebilmesi ve bu durumun da peşinen engellenmeyip Genel Kurula bırakılmasının temini bakımından, Taslağın 29’uncu maddesinin, 6’ncı fıkrasının, birinci cümlesi, “Gündemde değişiklik yapılması, başkan veya üyelerden birinin talebi üzerine Genel Kurul kararı ile olur.” şeklinde düzenlenmesi, fıkranın 2’nci cümlesinin ise, madde metninden çıkarılması yerinde olacaktır.
            3- Genel Kurul toplantı gündemi ile ilgili getirilen öneri, Tasarı taslağının 30’uncu maddesinin, 5’inci fıkrasında düzenlenen Dairelerin toplantı gündemi için de geçerli bulunmaktadır.
 
 
BEŞİNCİ KISIM
 
            1- Tasarı taslağının 34’üncü maddesinin, 3’üncü fıkrası ile, “Kurulun seçimle gelen üyelerinin, kadro ve eski görevleriyle ilişkileri kesilir.” kuralına yer verilmiş bulunmaktadır. Bu düzenleme ile, seçimle gelen üyeler arasında Danıştay ve Yargıtaydan gelen yüksek mahkeme üyeleri bakımından dahi bir ayrım yapılmadan kadro ve eski görevleriyle ilişkilerinin kesilmesi öngörülmektedir. Anayasanın 154’üncü ve 155’inci maddelerinde, Yargıtay ve Danıştay meslek mensuplarının niteliklerinin, seçim usullerinin, mahkemelerin bağımsızlığı ve hakimlik teminatı esaslarına göre kanunla düzenleneceği belirtilmiş, yine Anayasanın 139’uncu maddesinde, hakim ve savcıların kendileri istemedikçe Anayasada gösterilen yaştan önce emekliye sevk edilemeyecekleri, bir mahkemenin veya kadronun kaldırılması sebebiyle dahi olsa, aylık, ödenek ve diğer özlük haklarından yoksun kılınamayacağı kurala bağlanmıştır.
            Hakimlik ve Savcılık teminatına ilişkin anayasal ilkeler çerçevesinde; gerek 2575 sayılı Danıştay Kanunu’nda, gerekse 2797 sayılı Yargıtay Kanunu’nda yüksek mahkeme meslek mensuplarının Anayasa ve kanunların kendilerine sağladığı teminat altında görev yapacakları belirtildikten sonra, tabi oldukları kuruluş kanunlarında ise, üyelik görevinin hangi hallerde ve nasıl sona ereceği, mali ve sosyal hakları, görev ve kişisel suçlara ilişkin soruşturma usul ve yöntemleri düzenlenmiş bulunmaktadır.
            Mevcut Anayasal ve yasal düzenlemeler karşısında geçici bir dönem için dahi olsa, yüksek yargı mensubunun kadro ve göreviyle ilişiğinin kesilmesi Anayasaya açık bir şekilde aykırılık teşkil edecektir.
            Kaldı ki, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun yapısını yeniden düzenleyerek Anayasanın 159’uncu maddesini değiştiren 5982 sayılı Kanunda, yüksek yargı mensubu olan, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun mevcut üyelerinin ya da bu Kanun hükümleri uyarınca yüksek yargı yerlerinden Kurula yeni seçilecek üyelerin yüksek mahkeme üyeliği kadrosu ile irtibatının kesileceğini öngören veya bu sonucu doğuracak bir hükmün varlığı da söz konusu değildir.
            Hakimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna yüksek yargı yerlerinden seçilerek gelen üyelerin kadro ve eski görevleriyle ilişiklerinin kesilmesi, disiplin işlemleriyle, görevlerinden doğan veya görevleri sırasında işlenen suçlardan dolayı kendi özel kanunlarındaki hükümlere tabi olmalarını sona erdirmekte, bu Kanunda düzenlenen usule tabi kılmaktadır.
            Çeşitli kaynaklardan gelen Kurul üyeleri arasında birliktelik sağlama adına yapılan bu düzenleme, 36 ila 39’uncu maddelere ilişkin yapılacak değerlendirmelerde de ayrıntılı olarak ifade edildiği üzere yüksek yargı mensupluğu sıfatının gerektirdiği teminat bir yana, hakim ve savcı teminatı ile de bağdaşmamaktadır.
            Böyle bir düzenlemenin varlığı, yüksek yargı mensuplarının Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu üyeliği görevine seçilme isteklerini kıracak, hatta, yüksek Kurulda Danıştay ve Yargıtayın temsil edilmemesi ihtimali dahi belirebilecektir.
            Belirtilen nedenler karşısında Tasarı Taslağının 34’üncü maddesinin, 3’üncü fıkrasının madde metninden çıkarılması gerekir.
            2- 34’üncü maddenin, 3’üncü fıkrasına yönelik yapılan değerlendirmeler çerçevesinde 4’üncü fıkranın da taslak metninden çıkarılması gerekmektedir.
            3- Gerek 34’üncü maddenin, 3’üncü fıkrasına yönelik değerlendirmeler gerekse memurlar ve diğer kamu görevlilerinin özlük işlerinin kanunla düzenleneceği yolundaki Anayasanın 128’inci maddesi karşısında, Kurulun özlük işlemlerine ilişkin hükümlerin yönetmelikle düzenlenme olanağı bulunmadığından, Tasarı taslağının 34’üncü maddesinin, 7’nci fıkrasının madde metninden çıkarılması gerekmektedir.
            4- Tasarı taslağının Beşinci Kısmının, İkinci Bölümünde Kurul üyeleri hakkında soruşturma ve kovuşturma usul ve esasları düzenlenmiş bulunmaktadır.
            Tasarı taslağının 34’üncü maddesinin, 3’üncü fıkrasına yönelik yapılan değerlendirmelerde belirtildiği üzere, Anayasanın 154’üncü ve 155’inci maddeleri ile bu maddeler uyarınca çıkarılmış olan Danıştay Kanunu’nda ve Yargıtay Kanunu’nda meslek mensupları hakkında, görevden doğan veya görev başında işlenen suçlar ile şahsi suçların disiplin ve ceza hukuku bakımından ne şekilde soruşturulacağı açıkça düzenlenmiş bulunmaktadır.
            Belirtilen anayasal ve yasal düzenlemeler karşısında, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna yüksek mahkemelerden katılan üyeler hakkında Tasarı taslağı hükümleri uyarınca soruşturma ve kovuşturma yürütülmesi olası değildir.
            Her ne kadar, Tasarı taslağında yüksek Kurula katılan üyeler arasında disiplin ve ceza kovuşturmaları bakımından birliktelik sağlanmasının amaçlandığı anlaşılmakta ise de, bu birlikteliğin, yüksek yargı mensuplarının Tasarı taslağında düzenlenen hükümlere tabi olması şeklinde değil, Kurulun, diğer kaynaklardan gelen üyelerinin yüksek yargı mensuplarının tabi olduğu soruşturma ve kovuşturma usulüne bağlanması ile çözüme kavuşturulabileceği düşünülmektedir.
            Aslında bu birlikteliğin, Tasarı taslağında, kovuşturma yapılmasına ilişkin verilen iznin kesinleşmesinden sonraki aşamada, başka bir anlatımla, yargılama sürecinde sağlandığı görülmektedir.
            Mahkemelerin bağımsızlığı ve hakimlik teminatı esaslarına göre kurulup, görev yapan Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun, bağımsızlık ve tarafsızlık içerisinde her türlü kaygıdan uzak bir şekilde görev yapabilmesi, özel bir sorumluluk düzeninin varlığını gerekli kılmıştır. Bu nedenle yüksek Kurul üyeleri hakkında görevlerinden doğan veya kişisel suçlarından dolayı özel kanunlarında öngörülen hükümlere tabi olmaları bu güvenceyi bu güne kadar sağlamıştır.
            Tasarı taslağında ise, Kurulun seçimle gelen üyeleri hakkında yapılan ihbar ve şikayetlerde, gerek disiplin gerekse adli suçlarla ilgili soruşturma ve kovuşturmalarda Kurul Başkanı sıfatıyla Adalet Bakanına konuyu genel kurula taşıma konusunda takdir hakkı tanınmış bulunmaktadır. Bu durum bile başlı başına Adalet Bakanına Kurul üyeleri üzerinde etkin olma ve bu durumu bir baskı aracı olarak kullanma imkanını vermektedir.
            Belirtilen nedenler karşısında Tasarı taslağının İkinci Bölümünün tamamıyla çıkarılması gerektiği düşünülmektedir.
            Bu konuda oluşacak boşluğun ise, 2461 sayılı Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu’ndaki yöntem benimsenerek, Kurula diğer kaynaklardan gelen üyelerle adli yargı hakim ve savcılarının, Yargıtay Kanunundaki hükümlere tabi olması; idari yargı hakim ve savcıları arasından seçilen üyelerin ise, Danıştay Kanunu’ndaki hükümlere tabi olması bir çözüm önerisi olarak görülmelidir.
 
ALTINCI KISIM
 
            Tasarı taslağının 45’inci maddesinde, bu Kanunda öngörülen yönetmeliklerin Bakanlığın görüşü alınarak Kurul tarafından çıkarılacağı düzenlenmektedir. Oysa Anayasada bağımsız ve anayasal bir kurum olarak yer alan; Tasarı taslağında ise, idari ve mali özerkliğe sahip ve ayrı bir tüzel kişilik olarak kurulması öngörülen Kurulun, yönetmelik çıkarırken Bakanlığın görüşünü almasına gerek bulunmamaktadır.
            Tasarı taslağında Kurulun ilişkili olduğu Adalet Bakanlığı ile arasındaki bağ bir vesayet ilişkisi olarak algılanmaktadır. Ancak, Kurulun, Bakanlığın bağlı veya ilgili kuruluşu olmadığı açıktır.
            Belirtilen hususlar çerçevesinde Kurulun yönetmelik çıkarmak için Bakanlığın görüşünü alma mecburiyeti isabetli bir yaklaşım tarzı olarak görülmediğinden bu husus metinden çıkarılarak 45’inci madde, “Bu Kanunda öngörülen yönetmelikler, Kurul tarafından çıkarılır.” şeklinde düzenlenmesi yerinde olacaktır.

ÇOK OKUNANLAR

KAMU PERSONELİ SINAV İLANLARI

YAZARLAR

ANKET