Öncekiler Sonrakiler

KRAL PARALUS'UN ÖLÜMSÜZLÜK MASALI

Hangi tarihte geçtiğini hatırlayamadığım bir masaldır; Nora Kralı Paralus’un ölüsüzlük masalı. Soğuk bir kış gecesinde, soba başında dedem anlatmıştı. Ona da babası anlatmış.

10 Kasım 2011 Perşembe 11:36
KRAL PARALUS'UN ÖLÜMSÜZLÜK MASALI

 KRAL PARALUS’UN ÖLÜMSÜZLÜK MASALI


Hangi tarihte geçtiğini hatırlayamadığım bir masaldır; Nora Kralı Paralus’un ölüsüzlük masalı. Soğuk bir kış gecesinde, soba başında dedem anlatmıştı. Ona da babası anlatmış.    

Paralus, savaşlar kazanmış, ülkeler fethetmiş, dağları dize getirmiş kahraman bir kral. Daha çocukluğunda,  ata bulut hafifliğinde, yılan kıvraklığında binmesini görenler, ona hayran kalıyorlardı. Kılıçta üzerine yoktu, ama onun has silahı gürzdü. Gürzü eline alıp salladığında, cengaverler kaçacak delik ararlardı. Babası onun için,  Athas dağı  derinliklerinden  demire verilen kutsal  Moğol suyuyla, en maharetli ustasına çelikten gürz yaptırmıştı.  Paralus babasının bu hediyesini ömrünün sonuna kadar saygı duydu, sevgiyle baktı. Gürzü yatağının başucunda  asılı tuttu.

Ölüm onu yakaladığında en son vedalaştığı da gürzdü. Ölüm onu yakaladığında diyorum, çünkü Paralus’u yıldırıma benzetenler vardı. Üç cephede düşmanlarına karşı verdiği savaşta, aynı anda üç ordunun başında gördüğü rivayet edilmekteydi. Bazıları ona Tanrısal güçler atfediyorlardı. Düşmanları Paralus’tan çok korkuyorlardı.  

Gücünden korkanlar kadar, ona saygı duyanların sayısı da az değildi. Yıldızların hareketinden, geometrik hesaplara, tarih bilgisinden mevsim tahminlerine kadar halkına bilgeliği ile yol gösteriyordu. Ektirdiği tarlalar bol mahsulle köylünün yüzünü güldürüyordu. Ticaret yollarında, pazarlarda kurduğu düzen, tüccarların zenginliğine zenginlik katıyordu. Ona halkı, Bilge Kral diyorlardı.

Krallıkta neredeyse yoksul kalmamıştı. Güçsüzler, yaşlılar, yetimler, kadınlar, yardıma kimin ihtiyacı varsa, Paralus onların yanındaydı. Aşhanelerde günde iki öğün yemek çıkarılarak  açların karnı doyuruluyor; hastalar için hekimler seferber oluyor;  kışın dışarıda kalanlara  barınma evleri tahsis ediliyordu. Hatta yardımlar o dereceye varmıştı ki, yatalakların ihtiyaçlarını görmeleri için evlere hizmetçiler gönderiliyordu. Halk ona sevgiyle bağlanmışlardı.

Paralus, haremindeki bütün kadınları eşit ilan etmişti. Doğan çocuklar arasında, krallık imtiyazı da kimseye tanınmamıştı. Gösterecekleri başarıya göre krallık belirlenecekti.  Çocuklar sütten kesilene kadar,  analarının yanında sarayda kalırlar, sütten kesildikten sonra Paralusun emrettiği uzak saraylardan birisine gönderilirlerdi. Anneleri  çocuklarını yılda iki defa iki haftayı geçmemek üzere görebilirlerdi. Kral Paralus, kadınlar arasında taht kavgalarına karşı çok acımasızdı. Kadınların bırakın bir entrika içinde bulunması,  entrikada isimlerinin geçmesi bile köle yapılmasına yetiyordu.

Krallıkta her şey güllük gülistanlık gidiyordu. Yıllar yılları kovaladı. Paralusun saçlarına aklar düşmeye başlamıştı. Kral günler ilerledikçe,  gücünü, heyecanını  ve sevincini yitiriyordu. Halkını besleyen sevgi ve saygı, yerini çaresizliğe bırakmıştı. Gürzünü vurduğunda bin parçaya dağılan mermer, artık salladığında  on parçaya ayrılıyordu. Bindiği at ayak sürüyordu. Bilgeliğine unutkanlık arız olmuştu.

Düşmanları toparlanmaya  başlamış, sevgi duyduğu halk geleceklerinden endişe eder olmuştu. Kral kendini güçlü göstermek için  türlü gösteriler düzenlese bile, halkta ve yönetimde oluşan  belirsizliği engelleyemiyordu. Paralus havadan nem kapmaya başlamıştı. Komutanlar, vezirler ve kadınlarını gizlice izletip, kuşkulu hareket sergileyenleri sorgusuz sürdürmek adettendi. Böylece Nora’da belirsizliğin yerini korku almıştı.

Paralus, “bende mi, bende mi?” diyerek, babasının akıbeti olan unutulma kaygısı almıştı. Halbuki babası Asklepios , ülkesinde ve çevresinde kalıcı izler bırakmıştı, halkın kalbine taht kurmuştu, büyük anıtlar, kitabeler, çeşmeler, yollar, çarşılar, saraylar yaptırmıştı. Ama diyordu, hepsi yıkılacak, hepsi unutulacak…

Paralus ülkenin bilgelerini sarayına çağırdı ve teker teker sordu: Nasıl ölümsüz olabilirim?

Şairler, sanatçılar, şifacılar, kahinler, sihirbazlar, hayvan yetiştiriciler, çiftçiler, demirciler, körler geldi.

Çok güzel şeyler söylediler. Göğe tırmanan kulelerden, bütün renk ve figürlerin olacağı resimlerden, anıt mezarlardan, Toprağın derinliklerinde kurulacak şehirlere kadar, daha nice şeyler söylendi. Bunlardan hiçbirisi Paralusu tatmin edemedi.

Paralus ümitsizliğe kapılmıştı ki, bir  çocuk sarayın kapısından belirdi. “Kralım sorunuzun cevabı bendedir.”. Muhafızlar çocuğu dışarı çıkartmak için hareketlendiğinde, Paralus onlara müdahale etti ve “Bırakın konuşsun.” dedi.

Çocuk, çok zeki ve aynı zamanda cesurdu. Kendisinden emin ve gizemli duruşuyla: “Kralım saraylarınız, çocuklarınız, krallığınız hatta halkınız unutulacak, ancak ölümsüzlüğü bir şeyle elde edebilirsiniz.”dedi. Kral iyice merak etmişti. Kendisinden büyük sözler eden çocuk , Kralın ilgisini çekmeyi başarmıştı.  “Kralım her şey unutulacak, sadece hikayeler yaşamaya devam edecek. O hikayeler ki,  babadan oğula, dededen toruna” deyip gizemli haline tekrar büründü.

Kral söylenen sözler karşısında, derin bir sessizliğe gömüldü. Gülmek istiyordu, çocuğun söylediklerinin doğru olabileceği ihtimaline karşıda ciddiyetini korumaya çalışıyordu. Sonunda kendisine engel olamayarak, “Doğru, doğru” diye bağırdı.  Kral Paralus, “hiçbiriniz şu çocuğun aklına sahip değilsiniz” diyerek çevresindekilere kızdı.

Kralın aklına birçok soru üşüşüyordu. Bu çocuk kimin nesi, nereden geliyordu, bu bilgeliği nereden alıyordu, hikayeler nasıl ölümsüz olabilirdi ve daha nicesi…

Çocuk sanki Kral sormuşçasına yeniden konuşmaya başladı, “Kralım bütün hikayeler değil, sadece sevgi dolu olanlar ölümsüzdür. Korku ölünce biter, sevgi ölümsüzdür. ” dedikten sonra hızla huzurdan uzaklaştı. Askerler çocuğu şehirde sokak sokak, ev ev aradılar, sordular, soruşturdular, çocuğu ne gören vardı, nede bilen.

Paralus, ülkenin en iyi hikayecilerini bir araya getirdi. Onlardan hikayeler yazılmalarını istedi. Onlarca, yüzlerce binlerce hikaye yazıldı. Yazılan hikayeler birer birer  Krala anlatılıyordu.  Paralus, anlatılan hikayelerden birisini ölümsüzlüğe layık görmedi.

Yıllar hızla geçiyor, z aman aleyhine işliyordu. Ölümsüzlük hikayesi, yer yarılmıştı da yerin dibine girmişti. Onu yerin dibinden nasıl çıkaracaktı? Çocuğun söylediklerini hatırladı: “Kralım bütün hikayeler ölümsüz değildir. Sadece sevgi dolu olanlar ölümsüzdür. Korku ölünce biter, sevgi ölümsüzdür. ” Kral Paralus anlamıştı: Hikayelerde eksikliğin sevgi olduğunu; ülkede korku hüküm sürerken hikayelerin sevgi dolu olamayacağını…

Geç kalmıştı Kral Paralus. Ölürken baba yadigarı gürze son defa sevgiyle baktı.

Kral ölümsüzlük hikayesini bulamamıştı ama halkı Kralın hikayesini ölümsüzleştirdi.

Erdem Özgür

Yazarın Diğer Masalları

Halki'nin Üzümleri (Yüzlerce Yıldır Bir Yönetim Masalı)

ÇOK OKUNANLAR

KAMU PERSONELİ SINAV İLANLARI

YAZARLAR

ANKET