Öncekiler Sonrakiler

SEDAT ERGİN'DEN TÜRKİYE'NİN EN ETKİLİ 10'U

Sedat Ergin ses getirecek bir analizle Türkiye'nin en etkili 10 kişisini saydı. İlk sırada Başbakan Erdoğan, ikinci sırada Fethullah Gülen, Üçüncü sırada ise Cumhurbaşkanı Gül'e yer verdi. Sıralamada ise teröristbaşı Öcalan'ı kürt tarafının en önemli aktörü olarak dördüncü sıra verdi.

30 Ekim 2011 Pazar 10:49
Sedat Ergin'den Türkiye'nin En Etkili 10'u

 Sedat ERGİN

Siyasetçiler ön planda

Beni en çok etkilemiş bir 10 kişinin listesini çıkarabilmem zor. Hayatım üzerinde çok büyük izler bırakmış kahramanlarım yok benim. Bundan dolayı bir üzüntüm de yok. Ama günümüz Türkiye’sinin en etkili isimlerini sıralayacak olursam ilk 10’um şöyle olur...

/_np/0354/14830354.jpg

Muazzam bir popülarite
RECEP Tayyip Erdoğan

Çok partili tarihimizin en muktedir başbakanı olduğuna kuşku yok. Üç kez arka arkaya, üstelik her seferinde oyunu artırarak seçimi kazanması çok büyük bir siyasi başarı. Aynı zamanda, Türkiye’deki karar alma mekanizmasının merkezinde tek karar verici olarak kendisinin yer aldığı bir yönetim modelini de hayata geçirdi. Bazen çok detay konulara ilişkin kararları bile Başbakan olarak kendisi veriyor; uçan kuştan bile haberi var… Erdoğan’ın getirdiği yönetim biçimi, kontrol ve dengeleme mekanizmalarının işlevlerini büyük ölçüde kaybettikleri bir model. Bu model, çoğulculuğun zayıfladığı, farklı seslerin giderek daha az duyulduğu, buna karşılık otoriterlik eğilimlerinin güçlendiği bir yönelişi de gösteriyor. Buna karşılık, Erdoğan’ın kendisini destekleyen halk kesimleri üzerinde muazzam bir popülaritesi var.

Zımni koalisyon ortağı
FETHULLAH GÜLEN

Ak Parti hükümetinin en stratejik müttefiği, hatta zımni koalisyon ortağı... Hareket, sahip olduğu imkân ve araçlarla topyekûn bir şekilde hükümetin bütün siyasi inisiyatiflerine çok büyük bir destek veriyor. Bu tutumuyla geçmişte siyasi aktörler karşısında belli bir denge gözetme politikasını olduğu gibi terk etti. Yaygın adıyla ‘Cemaat’, ülke içinde polis de dahil olmak üzere devlet yapısı içindeki hatırı sayılır sayıdaki takipçisiyle de önemli bir güç olarak beliriyor. Bu güç, asker-sivil ilişkileri gibi alanlarda hükümetin hareket alanını genişleten hamleler gerçekleştirebiliyor. Cemaat, aynı zamanda eğitim kurumları alanında hem Türkiye hem de dünyada gerçekleştirdiği projelerle de kendisinden söz ettiriyor. Türkiye’deki okulların sayısı 500’e yaklaşırken, yurtdışındaki kurumların sayısı binin üstüne çıktı. Bir başka düzlemde, harekete yakın işadamlarının her kıtada iş imkânlarını zorlayan bir seferberlik anlayışıyla hareket ettikleri gözleniyor. Gülen hareketi, bu görüntüsüyle ulusal çerçevenin dışına çıkarak küresel bir oluşum sürecinde yol alıyor. Giderek büyüyen bu büyük organizasyonun manevi önderi, yol göstericisi ABD’nin Pennsylvania eyaletinde yaşayan Gülen.

Bazı laiklerin de sempatisini kazandı
Abdullah Gül

Ülkenin karar alma süreçlerinde doğrudan belirleyici bir Cumhurbaşkanı değil. Özellikle atama kararlarında Ak Parti tercihleriyle büyük ölçüde uyumlu hareket etmesi, AK Partili Cumhurbaşkanı görüntüsünü belirgin kılıyor. Bununla birlikte, kendi sesini, farklı tonlarını da ortaya koyuyor. Uzun tutukluluk sürelerini kuvvetle eleştirmesi, gazeteci Ahmet Şık ve Nedim Şener’in tutuklanmalarından rahatsızlığını açıkça duyurması bu çerçevede hatırlatılabilir. Mutedil kişiliğiyle, başlangıçta kendisine mesafeli bakan geleneksel laik kesimlerin bir bölümünün sempatisini kazandı. Zaman zaman PKK’nın son Çukurca baskınından sonra olduğu gibi, popülist söylemlere kaymaktan kendini kurtaramasa da; genelde olgun, sağduyulu bir devlet adamı portresi çiziyor. Bütün bu tecrübesiyle kendisini nasıl bir siyasi geleceğin beklediği bu aşamada yanıtını kimsenin bilmediği bir soru.

Kürt tarafının en önemli aktörü
ABDULLAH ÖCALAN

Kurduğu terör örgütüyle başlattığı savaş her iki taraftan 40 bine yakın insanın ölümüne yol açtı. Ağırlaştırılmış ömür boyu hapis cezasına çarptırılmış biri olarak İmralı’da tek kişilik bir hücrede yaşıyor. Ancak hücresinin dışında büyük etkiye sahip. Ülkede yaşayan Kürtlerin azımsanmayacak bir bölümü tarafından ‘önder’ olarak görülüyor, Güneydoğu’da düzenlenen mitinglerde on binlerce insan onu yüceltiyor. Hapiste ama Kürt sorununun çözümü açısından iplerin önemli bir bölümünü elinde tutuyor. Bu yüzden siyasal iktidar kendisine heyet gönderip onu muhatap alıyor, PKK ile masaya oturan MİT yöneticileri ondan ‘önderlik’ diye söz ediyor. Bu haliyle sorunun çözümünde Kürt tarafının en önemli aktörü olarak statüsünü tescil ettirmiş durumda. Bu durum, Türkiye’nin en hayati sorununun çözümünde ona önemli bir rol alanı açıyor. Kamuoyunun önemli bir kesimini rahatsız etse de, bu durum objektif bir olgu.

Cumhuriyetin en nüfuzlu adalet bakanı
Sadullah Ergin

Türkiye’de bugün ‘kuvvetler ayrılığı’ mı yoksa ‘kuvvetler dayanışması’ ya da ‘kuvvetler birliği’ mi söz konusu? Giderek güçlenen görüş, ikinci şıkkı gösteriyor. Bu durum, yargının önemli ölçüde hükümetle aynı dalga boyuna yaklaştığı bir dizi önemli operasyonun bir sonucu olarak ortaya çıktı. Bu çerçevede 1) Anayasa referandumu stratejisinin çizilmesinden uygulamaya konmasına; 2) Ardından HSYK seçimini Adalet Bakanlığı listesinin kazanmasına; 3) HSYK’da Yargıtay ve Danıştay’a yeni üye seçiminde matematik kesinlik içindeki hesaplamalarla iki kurumda da çoğunluğun iktidarın sıcak baktığı bir çizgiye kaymasına; 4) Keza Anayasa Mahkemesi’ndeki yeni yapılanmaya kadar bir dizi önemli operasyon, onun eseri... Bu haliyle, kabinede ‘operasyonel gücü/etkisi’ en yüksek bakan olarak görülebilir. Sessiz, derinden ve gösterişsiz bir şekilde çalışmayı tercih ediyor. Herhalde Cumhuriyet tarihinde çok az Adalet Bakanı, Ergin ölçüsünde bir nüfuza sahip olmuştur. Tabii o, bu görüşü şiddetle tekzip edecek, Türkiye’de yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığının ne kadar güçlendiğini anlatacaktır.

Eski CHP’nin üstünde beklenenin altında
KEMAL KILIÇDAROĞLU

Kendisine dönük bütün eleştirilere rağmen ana muhalefet lideri olarak ülkedeki siyasi tartışma ortamının yönlendirilmesinde önemli etkisi var. CHP liderliğini 2010 mayıs ayında Deniz Baykal’dan devraldıktan sonra yakaladığı önemli ivmeyi kalıcı kılamadı. Seçimde aldığı sonuç eski CHP’nin performansının üstünde ama kendisine dönük beklentilerin altında kaldı. CHP’nin pek çok konudaki duruşunun net olmadığı yolundaki tartışmalara rağmen, demokratikleşme, yeni anayasa, Kürt sorunu gibi başlıklarda devletin bekasından çok özgürlüklerin genişletilmesini destekleyen duruşuyla partiye yeni bir çizgi getirdiği aşikar.

Sermaye gruplarının yüzü
ÜMİT BOYNER

Ak Parti iktidarı, kendisine yakın yeni sermaye gruplarının sahneye çıkmasına yol açtıysa da, ülkenin istikrarlı büyüme yönelişini sürdürmesi, geleneksel sermaye kesimlerinin de büyümesini beraberinde getirdi. Ekonomik göstergeler, TÜSİAD’ın temsil ettiği ve başını Koç ve Sabancı gibi grupların çektiği sermayenin ülkede üretilen ekonomik değer içindeki payında bir gerilemeye işaret etmiyor. Ümit Boyner, TÜSİAD’ın kamuoyu önündeki yüzünü temsil ediyor. Ancak 
kişiliğiyle klasik bir temsil çerçevesinin üstüne çıkıyor. Kendine güveni, cesareti, sözünü esirgemeyen tavırlarıyla dikkat çekiyor. Bütün mesele, TÜSİAD’da arkasında duran erkek çoğunluğun Kürt sorunu gibi kritik konular gündeme geldiğinde kendisini açığa düşürmesi.

Sayılı konsensüs isimlerinden
Cemil Çiçek

Türkiye’nin yeni dönemdeki en önemli hedefinin yeni anayasa olduğu konusunda herkes mutabık gözüküyor. Yeni anayasa sürecindeTBMM Başkanı olarak Çiçek’e kritik bir görev düşüyor. Seçilirken CHP ve MHP’nin de önemli ölçüde desteğini almış olması, kendisini Türkiye’deki sayılı konsensüs isimlerden biri haline getiriyor. Bu durum ona geniş bir manevra sahası tanıyor. İzleyeceği stratejinin, kafasının bir köşesinde başkanlık hesapları yaptığı anlaşılan Erdoğan’ın siyasi hedefleriyle ne ölçüde örtüşeceğini, ne ölçüde ayrışacağını izleyip görmek gerekiyor.

Dış politikaya tuğrasını vurdu
AHMET DAVUTOĞLU

Cumhuriyet tarihinin en çok konuşulan, en çok tartışılan Dışişleri Bakanı olduğu kesin. Çok az isim bu kadar kısa bir süre içinde dış politikaya bu ölçüde kendi tuğrasını vurabilme başarısını gösterdi. Akademik kökenden gelmesi, kendisini yaptığı her hamleyi kavramsal bir çerçeveye oturtma çabası içine sokuyor. Bu da yer yer sloganlaşan kavramların bazen icraatın önüne geçmesine yol açabiliyor, bazen de ‘komşularla sıfır sorun’ politikasında olduğu gibi Türkiye’yi kavramların dayandığı kabullerin uzağına sürükleyebiliyor. Her halükarda Prof. Davutoğlu’nun Türk dış politikasına muazzam bir enerji getirdiği kesin. Ancak bu aktivizmin başarısını ölçmek için zaman henüz erken. Ayrıca dış politikaya yüklenen aşırı enerjinin, Türkiye’nin dış ilişkilerdeki ölçülü olma gibi geleneksel değerlerinin bir tarafa itilmesine yol açıyor. Dolayısıyla dış politikada yol kazalarına karşı dikkatli olmak gerekiyor. Yine de Davutoğlu tarzının büyük bir ilgi yarattığı inkâr edilemez.

Önemi, hükümet-ordu diyaloğunda gizli
NECDET ÖZEL

Asker-sivil ilişkileri giderek azalan oranda olmakla birlikte yeni dönemde de Türkiye’nin gündemindeki yerini ve hassasiyetini koruyacak. Ordunun kurum olarak Batılı standartlarda bir konuma çekilmesi konusunda atılacak olan yeni adımlar hükümet-ordu diyaloğuna önem kazandırıyor. Orgeneral Özel’in Genelkurmay Başkanı olduktan sonraki kısa süre içinde sivil otoriteye saygı konusunda attığı adımlar, siyaset dışında kalma konusunda özenli bir tutum izlemesi hükümet-asker ilişkilerinde eskiye kıyasla daha normal ve şimdilik gerilimsiz bir havanın belirmesine yol açtı. Ancak Balyoz davası nedeniyle çok sayıda muvazzaf subayın hapiste olması gibi selefi Org. Işık Koşaner’in istifasına yol açan dikenli faktörler, Org. Özel açısından da geçerliğini büyük ölçüde koruyor. Özel’in başında bulunduğu kurumu korumak anlamında Başbakan Erdoğan üzerinde ne ölçüde ikna edici olabileceği bilinmiyor. En azından başlangıç dönemi itibarıyla aralarında bir güven ilişkisinin tesis edilmekte olduğu anlaşılıyor.

Kaynak:Hürriyet

 

ÇOK OKUNANLAR

KAMU PERSONELİ SINAV İLANLARI

YAZARLAR

ANKET