Öncekiler Sonrakiler

“BAŞKA DEVLETİN DEDİKODULARINDAN MEDET UMUYORLAR”

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Wikileaks'in yayımladığı gizli ABD belgeleri ile ilgili olarak, ''Bu diplomatların yalan yanlış yorumlarıyla yaptıkları iftiralar birinci derecede Amerika Birleşik Devletleri'ni bağlar. Bunun hesabını ABD'nin sorması lazım o diplomatlarından'' dedi.

04 Aralık 2010 Cumartesi 13:54
“Başka devletin dedikodularından medet umuyorlar”

Başbakan Erdoğan, Ankara Kent Güvenlik Yönetim Sistemi Açılış Töreninde yaptığı konuşmada, Wikileaks'in yayımladığı gizli ABD belgeleri ile ilgili değerlendirmelerde bulundu.

Erdoğan, şunları söyledi:

''Ben Pazartesi günü Libya'ya hareketim öncesinde gelişmeleri izlediğimizi, Wikileaks'in eteğindeki tüm taşları dökmesini beklediğimizi ifade etmiştim. Ne yazık ki birileri benim kadar sabırlı olamadı. Onlar çok telaşlandı. Açıklanan çok az bilgiyi, bakın belge bile demiyorum, bilgiyi bir fırsat olarak görüp buradan hükümete nasıl saldırırız derdine düşmüş durumdalar.

Her zaman bir şey söylüyorum. Muhalefet bu ülke için, bu millet için çözüm politikaları üretmekten aciz olduğu kadar maalesef siyaset üretmek noktasında bile büyük bir acziyet içinde. Hakkımızda bugüne kadar her türlü ipe sapa gelmez iddiayı gündeme taşıdılar. Her seferinde yüzleri kızardı. Çünkü söyledikleri yalandı, doğru değildi. Sabah iftira attılar, öğlen altında kaldılar. Öğlen itham ettiler, akşam çark ettiler. Akşam söyledikleri yalan, yatsıya kalmadan yüzlerini kızarttı. Şimdi görüyoruz ki kendilerine ait cümle kalmadığı için, başka bir devletin diplomatları arasındaki dedikodu niteliğindeki yazışmalardan medet umar hale geldiler.

Tabi burada hemen peşinen söyleyeyim, bu diplomatların yalan yanlış yorumlarıyla yaptıkları iftiralar birinci derecede Amerika Birleşik Devletleri'ni bağlar. Bunun hesabını ABD'nin sorması lazım o diplomatlarından.''

Başbakan Erdoğan, ''Benim abdestimden şüphem yok, dolayısıyla namazımdan da şüphem yok'' diye konuştu.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Wikileaks internet sitesinde yer alan iddialarla ilgili olarak, ''ABD yönetimiyle de bunları konuştuk. Zaten kendileri özür beyanında bulundular ama biz bunu yeterli bulmuyoruz. Bu diplomatlarla ilgili gerekli olan bütün girişimleri yapmak durumundadırlar'' dedi.

İsviçre bankalarında ''bir Allah kuruşu parası'' bulunmadığını da belirten Erdoğan, ''Şimdi ben anamuhalefetin liderine ve diğerlerine diyorum ki 'böyle bir şeyi ispat ettiğiniz anda ben bu makamda durmam, milletvekilliğinde durmam ama siz o makamlarda duracak mısınız?' Ben bunu söylüyorum, bu kadar açık konuşuyorum'' diye konuştu.

Başbakan Erdoğan, katıldığı Ankara Kent Güvenlik Yönetim Sistemi açılış törenindeki konuşmasında Wikileaks internet sitesinde yer alan iddialara değindi.

Erdoğan, şöyle konuştu:

''Hiçbir diplomat, yalan yanlış kendine ait yorumlarla bir ülkeyi itham altında tutamaz. Nitekim, şu anda tüm dünyadaki yapılan yorumlar dünyada bir çalkantıya sebep olmuştur. Kendi ürettikleri dedikoduları başkalarından duyunca gerçek sandılar. İsrail medyasına Türkiye'nin Başbakanı'ndan şikâyet edenler, Brüksel'de Paris'te Türkiye'yi yabancılara şikâyet edenler, en çok yabancı diplomatların hezeyanlarına sarılmış durumdalar. Neymiş, Başbakan'ın falanca ülkede şu kadar hesabı varmış, neymiş Başbakan Antalya'daki raylı sistem ihalesine müdahale etmiş. Bu hezeyanlara sarılacak kadar mı acizsiniz? Bu iftiralardan, bu iddialardan, medet umacak kadar mı çaresizsiniz? Allah aşkına bu kadar fırsatçılık olur mu? Kendi ürettikleri dedikoduları başkalarından duyunca gerçek sandılar. Benim abdestimden şüphem yok, dolayısıyla namazımdan da şüphem olmaz.

Düne kadar Türkiye'yi sırça köşklerinden izliyorlardı, bugün artık kendi ülkelerini yabancı diplomatların dedikodularından izlemeye başladılar. Düne kadar Türkiye'yi sadece magazin basınından takip ediyorlardı, bugün artık magazin diplomasisinden izlemeye başladılar. Düne kadar kendi hezeyanlarıyla siyaset üretiyorlardı, bugün onu da yapamaz hale geldiler. Düne kadar kendi hezeyanlarıyla siyaset üretiyorlardı, bugün onu da yapamaz hale geldiler. İftira ve iddia ithal etmeye başladılar. Yeter ki hükümete yönelik bir saldırı olsun, yeter ki Başbakan'a yönelik bir saldırı olsun. Nereden geldiğine bakmadan, aslını astarını araştırmadan, arkasındaki niyet, hedef, gaye hakkında en küçük bir endişe taşımadan buna sarılmak en hafif tabiriyle fırsatçılıktır. Açık açık söylüyorum, bana, şahsıma, aileme, dünürüme, arkadaşlarıma yönelik -ki benim dünürüm yazmak çizmekten başka hiçbir şey bilmez, hayatı yazmakla çizmekle geçmiştir- adamı müteahhit yaptılar. Hayatında böyle bir şey olmamış. Açık söylüyorum, Bu tür iftiraları atıp bunları ispatlayamayanlar ne kadar alçaksa, bu iftiraları manşetleriyle, söylemleriyle yayanlar, bu iftiraları siyaset malzemesi yapanlar da aynı derecede müfteridir, alçaktır.''

''BEN NEYİ İSPAT EDECEĞİM? İSVİÇRE BANKALARINDA BİR ALLAH KURUŞU PARAM YOK Kİ...''

Hukukta bir kural olduğunu, iddia sahibinin iddiasını ispatla mükellef olduğunu ifade eden Erdoğan, ''İspat görevi benim değil, ispat görevi bu iddiayı ortaya koyanlarındır. Anamuhalefet lideri gitsin bu iddiayı ortaya atanlara sorsun. Böyle bir şey söylüyorsunuz ama... ABD bu işleri iyi bilir, bunun diplomatları da bu işi iyi biliyor... 'Nerede bunun delili yahu, delili bir gösterin de bu bizim işimize yarasın' diye Türkiye'de bunu öğrenmeleri gerekir'' diye konuştu.

Erdoğan, değerlendirmelerini şöyle sürdürdü:

''Ama böyle bir şey bulamayıp, sadece atılan iftira üzerinden kalkıp da benden bunun ispatını istemek kadar cehalet olur mu, zavallılık olur mu? Ben neyi ispat edeceğim. Olmayan şey ispat edilir mi? Benim İsviçre bankalarında bir Allah kuruşu param yok ki bunu ispat edeyim. Şimdi ben anamuhalefetin liderine ve diğerlerine diyorum ki 'böyle bir şeyi ispat ettiğiniz anda ben bu makamda durmam, milletvekilliğinde durmam ama siz o makamlarda duracak mısınız?' Ben bunu söylüyorum, bu kadar açık konuşuyorum. Biz yola çıkarken, üç şeyle mücadele edeceğimizi söyledik; yolsuzluk, yoksulluk ve yasaklar... Bunları çökerttiğimiz için benim halkım bizi buralarda tutuyor.

Sen Başbakan'ı seversin veya sevmezsin, sen Başbakan'dan haz edersin ya da etmezsin ama ülkene saygın varsa, milletine saygın varsa, kendine saygın varsa bu ülkenin Başbakanına, yabancıların hatta ne idüğü belirsiz olanların attığı iftiralara sahip çıkamazsın, bu kadar açık konuşuyorum. Hukukun en temel iddiasını inkar edemezsin. Müfteri, iddiasını ispatla mükelleftir. Kim iddiada bulunuyorsa ispat yükümlülüğü ona aittir. Masum olan masumiyetini ispata çalışmaz. Anamuhalefet lideri çıkmış bunu söylüyor 'Başbakan iddiaları ispatlasın'. Bunu bilmemek ne kadar büyük bir cehaletse, bunu siyaset malzemesi yapmak o kadar büyük seviyesizliktir. Siyaset, seviye ister, nezaket ister. Siyasetçi hakşinas olmalıdır, gerçeği çarpıtmak, yalan ve iftiradan medet ummak bir siyaset tarzı olamaz, siyaseti yalan ve iftira üzerine kuranlar hiçbir zaman amaçlarına ulaşamazlar.

Maalesef son dönem gördüğümüz tablo, Türk siyaseti açısından hiç hoş değildir. Küfürü konuşmak, hakaret etmek, iftira etmek siyaset dili haline getirilemez. Ülkesinin Başbakanına ağzına alınmayacak hareketler edenler nasıl bir seviye kaybı içindelerse yabancıların yalanlarını gerçek kabul edip, bunların ardına sığınarak hükümeti topa tutanlar da ciddi bir seviye kaybı içindedirler.''

''MEDYAYA DA SESLENİYORUM''

Medyaya da seslenen Başbakan Erdoğan, şöyle devam etti:

''Aynı şekilde bunları sürmanşet veya manşet yaparak, bunlara sarılarak hükümete saldıranlar da aynı seviyesizliğin içindedirler. Bir defa onurlu bir medya veya onurlu bir medya mensubu kalkar bunu sorar, kime bu iftira yapılıyorsa ona sorar. Eğer Başbakan ile ilgiliyse sorar 'Sayın Başbakan var mı böyle bir şey? Varsa üzerine gideceğiz'. Ama Başbakan bakın size ne diyor 'Hayır, benim böyle bir şeyle ilgim, alakam yok' diyorsa o zaman da bunu yazmaman gerekiyor ama sen hiç sormadan, etmeden, araştırmadan kalkıp iftira at, tutmasa da iz bırakır mantığıyla hareket edersen işte bu seviyesizliktir, bu ahlaksızlıktır. Biz seviyesizliği kendileri için seviye haline getirmeye çalışanların söylemlerini muhatap almak istemiyoruz. Çirkin bir üslupla siyaset yapanları ne biz muhatap alır onların seviyesine ineriz ne de aziz milletimiz bunların söylemlerine prim verir. Siz hem Türkiye'nin öneminin, saygınlığının artmasından dem vuracaksınız, hem de Türkiye Cumhuriyeti'nin Başbakanını kalkacak bu tür şeylere 'ispat et' diye onunla muhatap tutacaksınız. Biz bununla kalmayacağız. Bir defa bu diplomatlar hakkında ulusal, uluslararası bütün yargı içerisinde, arkadaşlarım çalışmalarını yapıyor. Orada da bu süreci devam ettireceğiz. Bundan sonrasını onlar düşünsün.

ABD yönetimiyle de bunları konuştuk. Zaten kendileri özür beyanında bulundular ama biz bunu yeterli bulmuyoruz. Bu diplomatlarla ilgili gerekli olan bütün girişimleri yapmak durumundadırlar. ABD gibi devletin istihbarat teşkilatı bakın ne hale gelmiştir, diplomasisi ne hale gelmiştir. Bu, ABD'nin sorunudur, bizim sorunumuz değil. Çok açık net söylüyorum biz rahatız, bizim hiçbir sıkıntımız yok, sıkıntısı olanlar düşünsün. Yapmadığımız şeylerle bize iftira atanlar bu iftiraların altında şimdi ezilecekler, bitecekler, yok olacaklar.

Türkiye Cumhuriyeti'nin Başbakanı Kosova'da, Lübnan'da, Libya'da büyük bir ilgi görüyor diye mutsuz olanlar var, kıskançlık içine girenler var. Bakın ben buradan açık açık söylüyorum. Bu belgelerde olduğu iddia edilen muhalefet partisine yönelik sıfatlar en az bana atılan iftiralar kadar beni rahatsız etmiştir. Hiçbir yabancı bana, ülkeme, milletime olduğu kadar benim ülkemin muhalefet partilerine, benim ülkemin siyasetçisine hakaret edemez. Çirkin sıfatlar kullanamaz.

Biz aynı seviyeli aynı onurlu aynı basiretli duruşu muhalefetten de beklerken maalesef onlar iftiralara borazanlık etmeyi tercih ediyorlar. Milletim bu basiretsizliği elbette değerlendirecek ve gerekeni de günü gelince yapacaktır.''

Başbakan Erdoğan, şöyle konuştu:

''Böyle ciddiyetsizlik olmaz. dedikodu yapmak, asparagas haberler yapmak, fitne çıkarmaya çalışmak diplomatik değildir. Bir dönemin büyükelçisinin veya iki büyükelçinin kişisel kinlerinden kaynaklanan yalan ve iftiralarını gerçek gibi kabul etmek, bunun üzerinden hükümeti suçlamak büyük bir yanlıştır. ABD Dışişleri'nin bile ciddiye almadığı dedikodu bilgilerini, çirkin iftiraları siyaset malzemesi haline getirenler ömür boyu yaşayacakları bir utancı üstlenmiş olurlar.

Aziz milletimizden beklentimiz şudur; hadise henüz çok sıcaktır. Neyin hedeflendiğini, gayenin, amacın, niyetin ne olduğunu sağduyu içinde bekleyerek görelim. Sabırsızlık içinde, puslu havadan yarar umarak fırsatçılık tavrıyla yapılan her değerlendirme erkendir, yanlıştır, yapanları gelecekte utanç içinde bırakır. Bugün bu iddialara sarılarak manşet üretenler, manşet atanlar, siyaset üretenler, söylem üretenler yarın mahcup olurlar. Şu anda, belediye başkanlığım döneminde (Erdoğan'ın 1 milyar doları var) diyen, Ergenekon davasında zanlı olarak içeride. 1 Milyar dolar... Yahu bizim o zaman 4,5 yıllık belediyemiz döneminin bütçelerinin toplamı o kadar tutmadı. 1 milyar dolar benim param varmış... Buna o zaman önemli bir iş adamı da sahip çıktı, sonra özür diledi.

Ve şimdi Ergenekon sanığı olarak bu efendi içeride. Aynı şekilde, aynı yolla devam eden bir medya hala var, köşe yazarları hala var. Çünkü bunların dünyasına işlemiş bu. Ruh dünyası bunlarla zenginlik kazandı. Bakın bu iddiaları siyasetin malzemesi yapanlar yarın birileri tarafından kullanıldıklarını görür ve utanırlar. Biz sabırla sağduyu ve kararlılık içerisinde gelişmeleri izleyeceğiz. Bizim hakkımızda iftiralarla dolu birçok kitaplar yazılıyor. İftiralarla dolu tamamıyla. Çünkü başbakana iftira atmak prim yapıyor birileri için. Kitap yazarken de prim yapıyor, gazete haberi yaparken de prim yapıyor. Ben bununla nasıl olsa reyting sağlıyorum, tirajı artırıyorum, onun için 'at' diyor.

Türkiye, muhalefetin muhayyilesine sığmayacak kadar büyük bir ülkedir. Onlar istese de istemese de Türkiye itibarlı bir ülkedir, güçlü bir ülkedir. Biz gerektiği zamanda, gerektiği zeminde gerekeni söyler, gerekeni yaparız. Bunu da bize hiç kimsenin hatırlatmasına ihtiyaç duymayız.''

Başbakan Erdoğan, konuşmasında, bugün Ankara'ya kazandırılan Ankara Kent Güvenlik Yönetim Sistemi'nin hayırlı olmasını diledi. Ankara'nın ve Ankaralıların emniyeti için yaptıkları bu yatırımın suçun önlenmesine, suçluların yakalanmasına azami katkı sağlanmasını dileyen Erdoğan, İçişleri Bakanlığını, Emniyet Genel Müdürlüğünü, Ankara Valiliği, İl Özel İdaresi, Ankara Emniyet Müdürlüğü ve diğer tüm kurum ve kuruluşları gayretlerinden dolayı kutladı.

Erdoğan konuşmasında, proje kapsamında şu ana kadar 825 kamera ve sistemlerinin kurulumunun tamamlandığını söyledi.

Güvenlik amacı ile kurulan kameraların suçu önlemek ve suçluluların yakalanması için güvenlik güçlerine büyük bir imkan ve destek sağladığına işaret eden Erdoğan, şunları söyledi:

''Bu kameralarla birlikte Ankara'nın güvenliğini sağlamak üzere 71 adet plaka tanıma sisteminden istifade ediliyor. Ankara'ya giriş çıkış yapan araçlar bu kamera sistemi ile taranarak gerekli işlemler yapılıyor. Teknolojik imkanların devreye girmesi, güvenlik anlayışını önemli ölçüde değiştiriyor. Trafikten asayişe kadar birçok konuda önemli mesafeler alınmasını sağlıyor. Az önce ifade edildi, Ankara içinde 21 kavşakta 78 adet kırmızı ışık ve hız ihlal sistemi devreye girdi. 10 noktada 19 hız ihlal sistemi aynı şekilde çalışmaya başladı. Bu sayede Ankara trafiğinde trafik kurallarına, özellikle hız limitlerine uyma noktasında yeni bir dönem başlamış oldu. Bu proje kapsamında şu ana kadar yaklaşık 27 milyon TL tutarında bir yatırımı gerçekleştirdik. Ayrıca 15 adet mobil plaka tanıma sistemi, 100 adet mobil bilgisayar ve 300 adet araç takip sistemi bu proje kapsamında alındı ve en kısa zamanda bu tesisatı da vatandaşımızın hizmetine sunacağız. Suçluların ortaya çıkarılması çok önemli ama bir onun kadar önemli olan husus, suçu işlenmeden önlemektir. Kamera sistemi önleyici bir fonksiyon da görüyor. Suçların azalmasına sebep oluyor.''

DÜNYANIN EN GÜVENLİ BAŞKENTİ ANKARA

Başbakan Erdoğan, dünyanın en güvenli başkenti olan Ankara'yı daha da emniyetli bir şehir haline getirmek için gerçekleştirdikleri bu büyük yatırımın hayırlı olmasını dileyerek, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Önceki gün İstanbul'da çok acı bir hadise yaşadık. Ümraniye'de sabah namazı için camiye giden 28 yaşındaki Taner Koç adlı vatandaşımız bir ya da birkaç kendini bilmez kişi tarafından, açıkçası insanlıktan nasibini alamamış birileri tarafından, silahla vahşice katledildi. Bu vesile ile bu kardeşimize, vatandaşımıza Allah'tan rahmet diliyor, eşine, acılı ailesine başsağlığı diliyor, aynı gün doğan ve Taner adını alan oğluna uzun, sağlıklı bir ömrü Allah'tan temenni ediyorum. Elbette Taner kardeşimizi geri getirmek mümkün değil ama İstanbul polisimiz çevredeki kameraları ve MOBESE sistemini kullanarak çok kısa bir süre içerisinde zanlıları yakaladı ve adalete teslim etti. Şu an itibarıyla 73 ilimizde MOBESE sistemi kurulmuş ve faaliyete geçmiş durumda. Diğer illerimizde de kurulum tamamlandı ve sistem faaliyete geçme aşamasına geldi. 81 ilimizin yanı sıra 33 büyük ilçede bu sistemi kurduk. 48 ilçe için de çalışmalarımız devam ediyor.''

MOBESE sistemi gibi jandarmanın işini de kolaylaştıran JEMUS Projesi, hızlı telsiz sistemini de 28 ilde faaliyete geçirdiklerini anımsatan Başbakan Erdoğan, 7 ilde de montajın devam ettiğini, 2016'ya kadar bu telsiz sisteminin de 81 vilayete kazandırılacağını bildirdi.

Bütün bu çabaların çerçevesinde bütün Türkiye genelinde suç oranlarında ciddi bir azalmanın da gözlendiğine şahit olduklarını belirten Erdoğan, şunları söyledi:

''Bakın şu oranlar son derece önemli. AB istatistik kurumu tarafından Eylül 2010'da güncellenen verilere göre İsveç'te 100 bin kişiye düşen suç miktarı 14 bin 442, İngiltere'de bu rakam 8 bin 123, Almanya'da 7 bin 630, Fransa'da 5 bin 603. Bu rakam Türkiye'de nedir biliyor musunuz, 100 bin kişide 1339. Yani Türkiye suçun nüfusa oranı noktasında dünyanın en güvenilir, en emniyetli ülkelerinden biri konumuna yükselmiş durumunda. Şahsa yönelik suçları aydınlatma oranımız yüzde 95'lere ulaştı. 8 yıllık iktidarımız süresinde toplam 76 bin 840 gencimizi polis teşkilatına kazandırdık. Burası son derece önemli, 8 yıl önce emniyet teşkilatında yüksekokul ve üniversite mezunu polis oranı yüzde 21 idi. Bugün bu oran yüzde 85'e çıktı.''

''HALKA BİR SÖZ VERDİK''

Başbakan Erdoğan, ''İktidara yürürken halka bir söz verdik. 'Eğitime, sağlığa, adalete ve bunlarla birlikte emniyete ağırlık verecek, Türkiye'nin kalkınmasını bu dört önemli unsur üzerinde gerçekleştireceğiz' dedik. Nitekim 8 yılda 160 bin derslik inşa ederken sağlıkta köklü bir dönüşümü gerçekleştirirken adalet sistemini, hukuk sistemini Türkiye'nin gerçekleriyle örtüştürürken emniyeti de en üst standartlara ulaştırmanın mücadelesi içinde olduk'' diye konuştu.

Erdoğan, güvenliğin olmadığı bir yerde hiçbir gelişmenin olamayacağını da vurgulayarak, şöyle devam etti:

''Güven ve istikrar kalıcı hale getirilerek, güvenlik yoksa vatandaş kendini emniyet altında hissetmiyorsa, eğitim de olmaz sağlık da olmaz adalet de olmaz, ekonomik kalkınma da olmaz. Bunların her ikisi at başı götürülmek durumunda. Huzur ve güvenin olmadığı bir yerde büyük bir sosyal çöküntü yaşanır, adeta suça zemin hazırlanır. İşte bu gerçekten yola çıktık ve Türkiye'yi 8 yılda dünyanın en emniyetli ülkelerinden biri, başkent Ankara'yı da dünyanın en emniyetli başkenti haline getirdik. Şimdi birileri çıkıp tek tek olaylar üzerinden, münferit olaylar üzerinden, hem bizi eleştirmeye hem de emniyet teşkilatımızın, güvenlik güçlerimizin huzur ve motivasyonunu kırmaya çalışıyor. İsveç'e, İngiltere'ye, Almanya'ya nazaran suç oranları Türkiye'de son derece düşük ve inşallah daha da düşecek. Sadece suç oranlarında değil, suçun önlenmesinde, suçluların bulunmasında da çok iyi bir durumdayız. Bunu görmeyerek, görmezden gelerek güvenlik güçlerimizi hedef alanlar polisimize, jandarmamıza, askerimize olduğu kadar milletimize de haksızlık ediyorlar. Ben her zaman ifade ediyorum, emniyet güçlerimiz son derece özverili çalışmalar yürütüyorlar.''

''İYİ İLE KÖTÜ İŞİ BİRBİRİNDEN AYIRACAĞIZ''

Polisin ve jandarmanın suçla fedakarca mücadele ettiğini belirten Başbakan Erdoğan, şunları kaydetti:

''Güvenlik güçlerimiz canlarını ortaya koyuyor ve bu ülkenin, bu milletin güvenliğini sağlamak için adeta bedenlerini suça kalkan yapıyorlar. Her türlü takdiri, imkanı ziyadesi ile hak eden bu güvenlik güçlerimize karşı siyasi ya da başka sebeplerle haksız eleştiriler yöneltmek hakşinaslıkla ve ahde vefa ilkesi ile asla bağdaşmaz. Eğer bu büyük teşkilat içinde suça karışanlar, farklı yollara tevessül edenler, görevini ihmal edenler varsa elbette hukuk çerçevesinde bunlar ayıklanacaktır ve ayıklanıyor. Buna da müsamaha edemeyiz. Bunu da herkesin bilmesi lazım. Birkaç kişinin yanlış hareketi asla ve asla bütün bir teşkilatı bağlamaz. Bütün bir teşkilatı töhmet altında bırakmaz. Çünkü bu teşkilatlar bizim göz bebeğimizdir. Silahlı kuvvetlerimiz böyledir, emniyet teşkilatımız böyledir, diğer kurumlarımız aynı şekilde. Ama buralar yıkıldığı anda biz çökeriz. Güvenlik birimleri içinde yanlış yola tevessül edenlerin bulunup çıkarılması adalete teslim edilmesi, haklarında kanuni işlemlerin yapılması ne suçla mücadeleyi ne terörle mücadeleyi sekteye uğratmaz. Tam tersine iyi ile kötü işi bir defa birbirinden ayıracağız. İşini yapanla yapmayan ne kadar birbirinden ayrılırsa güvenlik birimlerinin azmi, kararlılığı motivasyon ve cesareti de o oranda artar.''

''ELEŞTİRİ YIKICI DEĞİL, YAPICI OLMALI''

Başbakan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Siyasette fırsatçılık, haksızlık en büyük hastalık, siyasete musallat olmuş siyasetin seviyesini, itibarını kemiren bir ur gibidir. Eleştiriyi yıkmak için, yaralamak için, lekelemek için değil, daha iyiyi, daha mükemmeli üretmek için yapılmalı. Eleştiri yıkıcı değil, yapıcı olmalı. Ülkedeki münferit olayları fırsat bilerek tüm bir kurumu töhmet altında bırakmak ne kadar çirkin bir fırsatçılıksa siyasette de yalan yanlış haberleri alarak hükümete saldırı malzemesi olarak kullanmak o kadar çirkin bir fırsatçılıktır. Son günlerde biliyorsunuz ABD Dışişleri Bakanlığına ait gizli diplomatik yazışmalar bir internet sitesi aracılığıyla dünya kamuoyuna açıklandı. Önemli bir kısmı düşük düzeyli yazışmalar veya kişisel yorumlar olan bu bilgilerin mutlak bir hakikat ve büyük bir gerçek gibi algılanması hakikat duygusunu da mantık ve izanı da ortadan kaldırır.''

Erdoğan, daha sonra İçişleri Bakanı Beşir Atalay, Ankara Valisi Alaaddin Yüksel, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek ile kurdeleyi keserek açılışı gerçekleştirdi. Başbakan, daha sonra merkeze girerek yetkililerden bilgi aldı.
 

ÇOK OKUNANLAR

KAMU PERSONELİ SINAV İLANLARI

YAZARLAR

ANKET