Öncekiler Sonrakiler

KAMU GÖREVLİLERİNİN AÇIĞA ALINMALARI

Maliyeci-İktisatçı Ahmet Özdemir´in konu hakkında ayrıntılı bilgisi olmayanlar için yazdığı önemli makalesi...

25 Aralık 2010 Cumartesi 10:29
Kamu Görevlilerinin Açığa Alınmaları

 Kamu görevlileri; Anayasa ve ilgili kanunlar hükümleri gereğince işe alınmakta, çalışmakta, istekleriyle istifa edebilmekte, gerektiğinde disiplin kurulu-mahkeme kararlarıyla ihraç-tart edilebilmekte, emekli olabilmektedirler.

 
     Günümüzde, kamu görevlisi olmak; özel sektör sahasındaki çalışmaya veya işveren olmaya nazaran daha avantajlı görülmektedir. Hatta denilebilir ki; bir çok sahada yapılan lisans eğitimlerinde de kamu görevlisi olmak, hedef alınmaktadır.
 
     Kamu sektöründe çalışmak arzusunda olanlar, tercihlerini; geniş manada Devlet kapısının güvenli olmasına, sosyal güvenlik şemsiyesi altında bulunmaya, çalışma ortamının daha sağlıklı olmasına, maaş-ücret sisteminin asgari ücretin üstünde bulunmasına… Bağlamaktadırlar. Aslında, Devlet memurluğu da her sahadaki resmi-özel çalışmalar gibi çok şerefli ve aynı zamanda da kutsi bir görevdir. Vatandaş nezdinde << DEVLET, MEMUR; MEMUR DA DEVLET DEMEKTİR.>> şüphesiz. Bir vatandaş, resmi ve hatta özel münasebetleri itibariyle bir memurla karşı karşıya geldiğinde, edindiği intibaları dolaylı olarak ve kalben-belki de fiilen Devlete yansıtmış-aksettirmiş olur. Böylesi bir görevin, kanunların emrinde ve adil olarak yürütülmesi, hizmet verdiği kimselere güler yüzlü ve mütebessim davranılması, çalışmaya kutsallık kazandırmış olmaktadır, herhalde. 
 
     Taksitli satışlarda ve hatta kredi kullanmalarında da, neredeyse ve münhasıran memur kefil aranır olmaktadır, diyebiliriz. İstisna da olsa, kefil olan kamu görevlileri; adi kefaletten öteye müteselsil kefalete imza attıklarını bilememekte, asıl borçlu taksitlerini ödemediğinde derhal takibata ve icra yürütmelerine muhatap olmaktadırlar. Bu gibi hallerde, asıl borçlunun malî imkânları, kefilden daha iyi olsa dahi, önce asıl borçluyu takibe gitmekten öteye kefilin peşine düşülmektedir. Bu durumun, henüz TBMM’de görüşülme sırasını bekleyen Borçlar Kanunu meyanında dikkate alınması ümit edilmektedir.
 
     Devlet memurları (A) ve (B) sınıfı imtihanlarına girerek başarılı olmak yarışına girmektedirler. Böylece, daha başlangıçta; kamu görevlileri arasında ayrım yapılmış olmaktadır.(A) sınıfı: Merkezi denetim elemanlıkları, mülki idare-hakimlik/savcılık görevleri… Bakımından söz konusudur. Halbuki: Lise, ön lisans ve lisan imtihanları ayrı kategorilerde yapılsa, lisans imtihanlılarından 90 ve üstü puan alanların (A) sınıfı karşılığı görevler için imtihana alınsa, daha isabetli olurdu; deriz. Böylece, başlangıçtaki ayrım ortadan kaldırılmış olur ve ayni zamanda imtihanın yapılması dolayısıyla ilgili kamu kurumu geliri de kısmen de olsa artırılmış olabilirdi.
 
     Kamunun-Ammenin ve Devletin ve kurumlarının icabına evet diyerek imtihanlara koşanlar, başarılı sayılanlardan görevlerine başlayanlar; ne yazı ki, kısa bir zaman aralığından sonra, bu paraya çalışılır mı, kamu işverenlerinin (siyasi-idari irade sahipleri itibariyle) acımasız olduğunu ileri sürer duruma gelmeleri, bütün bunlara rağmen; yakaladıkları-sahiplendikleri koltuklarından ayrılarak, şanslarını özel sektör ve faaliyetlerinde kullandıklarına şahit olunamamaktadır. Aslına bakılırsa; bu kamu görevlileri maaşlarından-ücretlerinden yakınır iken; aktif çalışma hayatlarında ve çoğunluğu itibariyle ev ve eşyalarına-otolarına-yazlıklarına malik olabilmektedirler. Bunlar nasıl sahiplenilebilir, diyelim. İhtimaller arasında: Veraseten ve/veya hibe yoluyla elde edilenler veya bu yöndeki varlıkların paraya çevrilmesinden, kredi kullanılmasından (personel mevzuatı memurun iki maaşından daha fazla borçlanmasına imkân vermediği halde), şans oyunlarından, dış görevlerden, zirai gelirlerden, geçici-daimi dış görevlerde bulunmaktan ve böylece konvertibl para tasarrufundan, Yurt geneli veya bölgeler-mahaller itibariyle geçici görev yürütenlerin bu yöndeki çalışmalara dayalı birikimleri, görevleri müsait olanların bilirkişicilik yapmalarına ait gelirleri, kanunların cevaz verdiği şekilde elde edilen telif ücretleri, hizmet-sıra tahsisli olarak lojmanda oturanların emsali kira farkını tasarruf edebilmeleri, varsa gayri menkuller ve menkullerden-menkul değerlerden elde edilen gelirler-iratlar, kanunların yasakladığı sahalar (ticaret ve sanat icra edilmesi,bir kısım kişi ve özel kuruluşlara müşavirlik yapılması, iş takipçiliğinde bulunulması, mali defterler tutulması…) itibariyle ek iş yapmadan sağlanan değerler ile eşlerin ve zaman içinde de rüştünü eren çocukların çalışmasının ayni aile bütçesinde toplanması,… ortaya konabilecektir; deriz. Rahmetli 8. Cumhurbaşkanımızın; benim memurum işini bilir, deyişleri; bunların hangilerini karşılar, bilemeyiz.
 
     Neyse, bunlar yan bilgilerden olsun, diyelim.
 
     Kamu görevlilerinin çalışmaları ile sınıfları ve disiplinleri Anayasa, sivil-asker personel kanunlarıyla ortaya konulmaktadır.
 
     Nitekim 07.11.1982/2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın bu yöndeki ilgili maddeleri << Kamu hizmeti görevlileriyle ilgili hükümler:
 
     1.Genel ilkeler: MADDE 128.– Devletin, kamu iktisadî teşebbüsleri ve diğer kamu tüzelkişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği aslî ve sürekli görevler, memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görülür.
 
     Memurların ve diğer kamu görevlilerinin nitelikleri, atanmaları, görev ve yetkileri, hakları ve yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ve diğer özlük işleri kanunla düzenlenir. (Ek cümle: 7/5/2010-5982/12 md.) Ancak, malî ve sosyal haklara ilişkin toplu sözleşme hükümleri saklıdır.
 
     Üst kademe yöneticilerinin yetiştirilme usul ve esasları, kanunla özel olarak düzenlenir.
 
     2. Görev ve sorumlulukları, disiplin kovuşturulmasında güvence:
 
     MADDE 129.– Memurlar ve diğer kamu görevlileri Anayasa ve kanunlara sadık kalarak faaliyette bulunmakla yükümlüdürler.
 
     Memurlar ve diğer kamu görevlileri ile kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ve bunların üst kuruluşları mensuplarına savunma hakkı tanınmadıkça disiplin cezası verilemez.
 
     (Değişik üçüncü fıkra: 7/5/2010-5982/13 md.) Disiplin kararları yargı denetimi dışında bırakılamaz.
 
     Silahlı Kuvvetler mensupları ile hâkimler ve savcılar hakkındaki hükümler saklıdır.
 
     Memurlar ve diğer kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken işledikleri kusurlardan doğan tazminat davaları, kendilerine rücu edilmek kaydıyla ve kanunun gösterdiği şekil ve şartlara uygun olarak, ancak idare aleyhine açılabilir.
 
     Memurlar ve diğer kamu görevlileri hakkında işledikleri iddia edilen suçlardan ötürü ceza kovuşturması açılması, kanunla belirlenen istisnalar dışında, kanunun gösterdiği idarî merciin iznine bağlıdır. >> şeklinde tedvir edilmiştir.
 
     Kamu hizmeti yapanlar ve belirtilen görevlerden emekli olanlar-ayrılanlar, konuya ilgi gösterenler, hakimler/savcılar-serbest/kamu avukatları, ilim-bilim adamları bilirler; genel manada sivil devlet memurları için Devlet Memurları Kanunu, hakimler-savcılar bakımından Hakimler ve Savcılar Kanunu, Türk Silâhlı Kuvvetleri Mensupları itibariyle de TSK Personel Kanunu… yürütmelere ışık tutmaktadır.
 
     Nitekim 14.07.1965/657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun <<Kapsam>> başlığını taşıyan 1. Maddesinde << Bu Kanun, Genel ve Katma Bütçeli Kurumlar, İl Özel İdareleri, Belediyeler, İl Özel İdareleri ve Belediyelerin kurdukları birlikler ile bunlara bağlı döner sermayeli kuruluşlarda, kanunlarla kurulan fonlarda, kefalet sandıklarında veya Beden Terbiyesi Bölge Müdürlüklerinde çalışan memurlar hakkında uygulanır.
 
     Sözleşmeli ve geçici personel hakkında bu Kanunda belirtilen özel hükümler uygulanır. Anayasa Mahkemesi üye ve yedek üyeleri ile raportörleri; hâkimlik ve savcılık mesleklerinde veya bu mesleklerden sayılan görevlerde bulunanlar, Danıştay ve Sayıştay meslek mensupları ve Sayıştay savcı ve yardımcıları, Üniversitelerin, İktisadi ve Ticari İlimler Akademilerinin, Devlet Mühendislik ve Mimarlık Akademilerinin, Devlet Güzel Sanatlar Akademilerinin, Türkiye ve Orta-Doğu Amme İdaresi Enstitüsünün öğretim üye ve yardımcıları, Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası üyeleri, Genelkurmay Mehtaran Bölüğü Sanatkârları, Devlet Tiyatrosu ile Devlet Opera va Balesi ve Belediye Opera ve tiyatroları ile şehir ve belediye konservatuvar ve orkestralarının sanatkâr memurları, uzman memurları, uygulatıcı uzman memurları ve stajyerleri; Spor-Toto Teşkilatında çalışan personel; subay, astsubay, uzman çavuş ve uzman jandarmalar ile Emniyet Teşkilatı mensupları özel kanunları hükümlerine tabidir.>> denilmektedir.
 
     Sözü edilen Kanun’un 4. Maddesinde, istihdam şekilleri << Kamu hizmetleri; memurlar, sözleşmeli personel, geçici personel ve işçiler eliyle gördürülür.
 
     A) Memur:
 
     Mevcut kuruluş biçimine bakılmaksızın, Devlet ve diğer kamu tüzel kişiliklerince genel idare esaslarına göre yürütülen asli ve sürekli kamu hizmetlerini ifa ile görevlendirilenler, bu Kanunun uygulanmasında memur sayılır.
 
     Yukarıdaki tanımlananlar dışındaki kurumlarda genel politika tespiti, araştırma, planlama, programlama, yönetim ve denetim gibi işlerde görevli ve yetkili olanlar da memur sayılır.
 
     B) Sözleşmeli personel:
 
     Kalkınma planı, yıllık program ve iş programlarında yer alan önemli projelerin hazırlanması, gerçekleştirilmesi, işletilmesi ve işlerliği için şart olan, zaruri ve istisnai hallere münhasır olmak üzere özel bir meslek bilgisine ve ihtisasına ihtiyaç gösteren geçici işlerde, kurumun teklifi üzerine Devlet Personel Dairesi ve Maliye Bakanlığının görüşleri alınarak Bakanlar Kurulunca geçici olarak sözleşme ile çalıştırılmasına karar verilen ve işçi sayılmayan kamu hizmeti görevlileridir. (36 ncı maddenin II-Teknik Hizmetler Sınıfında belirtilen görevlerde yukarıdaki fıkra uyarınca çalıştırılanlar için, işin geçici şartı aranmaz.)
 
     Bunlara ödenebilecek ücretlerin üst sınırları Bakanlar Kurulunca kararlaştırılır.
 
     Ancak, yabancı uyrukluların; tarihi belge ve eski harflerle yazılmış arşiv kayıtlarını değerlendirenlerin mütercimlerin; tercümanların; dava adedinin azlığı nedeni ile kadrolu avukat istihdamının gerekli olmadığı yerlerde avukatlarını, (....) (2) kadrolu istihdamın mümkün olamadığı hallerde, Bakanlar Kurulunca tespit edilecek esas ve şartlarla tabip veya uzman tabiplerin; Adli Tıp Müessesesi uzmanlarının; Devlet Konservatuvarları sanatçı öğretim üyelerinin; İstanbul Belediyesi Konservatuvarı sanatçılarının; Milli Savunma Bakanlığı ile Jandarma Genel Komutanlığı ve dış kuruluşlarda belirli bazı hizmetlerde çalıştırılacak personelin de zorunlu hallerde sözleşme ile istihdamları caizdir.
 
     C) Geçici personel:
 
     Bir yıldan az süreli veya mevsimlik hizmet olduğuna Devlet Personel Dairesinin ve Maliye Bakanlığının görüşlerine dayanılarak Bakanlar Kurulunca karar verilen görevlerde ve belirtilen ücret ve adet sınırları içinde sözleşme ile çalıştırılan ve işçi sayılmayan kimselerdir.
 
     D) İşçiler:
 
     (A), (B) ve (C) fıkralarında belirtilenler dışında kalan kişilerdir. Bunlar hakkında bu Kanun hükümleri uygulanmaz. >> şeklinde yer almakta ve Kanun’un 5. maddesiyle de dört istihdam şeklinin dışında personel çalıştırılamayacağı hüküm altına alınmıştır.
 
     Kanuni şartlar dâhilinde, kamu görevlilerinin görevden uzaklaştırılmaları/açığa alınmaları da mümkün olabilmektedir. Bu yönleriyle de, değinilen Kanun’un 137-145. maddelerine bakmakta fayda olacaktır diyebiliriz. Mezkûr maddeler, okuyucunun istifadesi bakımından aşağıda sıralanmaktadır.
 
     GÖREVDEN UZAKLAŞTIRMA
 
     Görevden Uzaklaştırma: Madde 137 - Görevden uzaklaştırma, Devlet kamu hizmetlerinin gerektirdiği hallerde, görevi başında kalmasında sakınca görülecek Devlet memurları hakkında alınan ihtiyati bir tedbirdir. Görevden uzaklaştırma tedbiri, soruşturmanın herhangi bir safhasında da alınabilir.
 
     Yetkililer: Madde 138 - Görevden uzaklaştırmaya yetkililer şunlardır: a) Atamaya yetkili amirler; b) Bakanlık ve genel müdürlük müfettişleri; c) İllerde valiler; d) İlçelerde kaymakamlar (İlçe idare şube başkanları hakkında valinin muvafakati şarttır.)
 
     Valiler ve kaymakamlar tarafından alınan görevden uzaklaştırma tedbiri, memurun kurumuna derhal bildirilir. 
 
     Görevden Uzaklaştıran Amirin Sorumluluğu: Madde 139 - Görevinden uzaklaştırılan Devlet memurları hakkında görevden uzaklaştırmayı izleyen 10 iş günü içinde soruşturmaya başlanması şarttır.
 
     Memuru görevden uzaklaştırdıktan sonra memur hakkında derhal soruşturmaya başlamayan, keyfi olarak veya garaz veya kini dolayısıyla bu tasarrufu yaptığı, yaptırılan soruşturma sonunda anlaşılan amirler, hukuki, mali ve cezai sorumluluğa tabidirler.
 
     Ceza Kovuşturması Sırasında Görevden Uzaklaştırma: Madde 140 - Haklarında mahkemelerce cezai kovuşturma yapılan Devlet memurları da 657 Sayılı Kanunun 138 inci maddesindeki yetkililer tarafından görevden uzaklaştırılabilirler.
 
     Görevden Uzaklaştırılan veya Görevinden Uzak Kalan Memurların Hak ve Yükümlülüğü: Madde 141 - Görevden uzaklaştırılan ve görevi ile ilgili olsun veya olmasın herhangi bir suçtan tutuklanan veya gözaltına alınan memurlara bu süre içinde aylıklarının üçte ikisi ödenir. Bu gibiler 657 sayılı kanunun öngördüğü sosyal hak ve yardımlardan faydalanmaya devam ederler.
 
     657 Sayılı Kanunun 143 üncü maddesinde sayılan durumların gerçekleşmesi halinde, bunların aylıklarının kesilmiş olan üçte biri kendilerine ödenir ve görevden uzakta geçirdikleri süre, derecelerindeki kademe ilerlemesinde ve bu sürenin derece yükselmesi için gerekli en az bekleme süresini aşan kısmı, üst dereceye yükselmeleri halinde, bu derecede kademe ilerlemesi yapılmak suretiyle değerlendirilir.
 
     Tedbirin Kaldırılması: Madde 142 - Soruşturma sonunda disiplin yüzünden memurluktan çıkarma veya cezai bir işlem uygulanmasına lüzum kalmayan Devlet memurları için alınmış olan görevden uzaklaştırma tedbiri, 657 Sayılı kanunun 138 inci maddesindeki yetkililerce (Müfettişler tarafından görevden uzaklaştırılanlar hakkında atamaya yetkili amirlerce) derhal kaldırılır. Görevden uzaklaştırma tedbirini kaldırmayan görevli hakkında 657 Sayılı kanunun 139 uncu madde hükmü uygulanır.
 
     Memurun Göreve Tekrar Başlatılması Zorunlu Olan Haller: Madde 143 - Soruşturma veya yargılama sonunda yetkili mercilerce: a) Haklarında memurluktan çıkarmadan başka bir disiplin cezası verilenler; b) Yargılamanın men’ine veya beraatına karar verilenler; c) Hükümden evvel haklarında kovuşturma genel af ile kaldırılanlar; ç) Görevlerine ve memurluklarına ilişkin olsun veya olmasın memurluğa engel olmayacak bir ceza ile hükümlü olup cezası ertelenenler;
 
     Bu kararların kesinleşmesi üzerine haklarındaki görevden uzaklaştırma tedbiri kaldırılır.
 
     Görevden Uzaklaştırma Tedbirinin Kaldırılmasında Amirin Takdiri: Madde 144- 657 Sayılı kanunun 140 ncı ve 142 nci maddeleri ile 143 ncü maddenin a, b, c fıkralarında yazılı olanlar hakkındaki görevden uzaklaştırma tedbiri, Devlet memurunun soruşturmaya konu olan fiillerinin, hizmetlerini devama engel olmadığı hallerde her zaman kaldırılabilir.
 
     Süre: Madde 145 - Görevden uzaklaştırma; bir disiplin kovuşturması icabından olduğu takdirde en çok 3 ay devam edebilir. Bu süre sonunda hakkında bir karar verilmediği takdirde memur görevine başlatılır.
 
     Bir ceza kovuşturması icabından olduğu takdirde görevinden uzaklaştırmaya yetkili amir (Müfettişlerin görevinden uzaklaştırdıkları memurlar hakkında atamaya yetkili amir) ilgilinin durumunu her iki ayda bir inceleyerek görevine dönüp dönmemesi hakkında bir karar verir ve ilgiliye de yazı ile tebliğ eder.
 
     Bölücülük, Devlete-Millete karşı isyan-baş kaldırma ile disiplinsizlik, yolsuzluk, rüşvet, irtikâp, ihmal, terahi, üste-asta-eşite, vatandaşa kötü muamele… fiil ve hareketlerinden dolayı ilgili memurların yargılanması da önemli olmakta ve gerekli kimselerden-mercilerden izin alınmasına tabidir.
 
     Nitekim, 02.12.1999/4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun’un 3. maddesinde; izin vermeye yetkili merciler << Soruşturma izni yetkisi; a) İlçede görevli memurlar ve diğer kamu görevlileri hakkında kaymakam, b) İlde ve merkez ilçede görevli memurlar ve diğer kamu görevlileri hakkında vali, c) Bölge düzeyinde teşkilatlanan kurum ve kuruluşlarda görev yapan memurlar ve diğer kamu görevlileri hakkında görev yaptıkları ilin valisi, d) Başbakanlık ve bakanlıkların merkez ve bağlı veya ilgili kuruluşlarında görev yapan diğer memur ve kamu görevlileri hakkında o kuruluşun en üst idare amiri, e) Bakanlar Kurulu kararı ile veya Başbakanlık ve bakanlıklar ile bağlı kuruluşların merkez teşkilâtında görevli olup, ortak kararla atanan memurlar ve diğer kamu görevlileri hakkında ilgili bakan veya Başbakan, f) Türkiye Büyük Millet Meclisinde görevli memurlar ve diğer kamu görevlileri hakkında Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Sekreteri, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Sekreteri ve yardımcıları hakkında Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı, g) Cumhurbaşkanlığında görevli memurlar ve diğer kamu görevlileri hakkında Cumhurbaşkanlığı Genel sekreteri, Cumhurbaşkanlığı Genel sekreteri hakkında Cumhurbaşkanı, h) Büyükşehir belediye başkanları, il ve ilçe belediye başkanları; büyükşehir, il ve ilçe belediye meclis üyeleri ile il genel meclisi üyeleri hakkında İçişleri Bakanı, i) İlçelerdeki belde belediye başkanları ve belde belediye meclisi üyeleri hakkında kaymakam, merkez ilçelerdeki belde belediye başkanları ve belde belediye meclisi üyeleri hakkında bulundukları ilin valisi, j) Köy ve mahalle muhtarları ile Kanun kapsamına giren diğer memurlar ve kamu görevlileri hakkında ilçelerde kaymakam, merkez ilçede vali,
 
     Yokluklarında ise vekilleri tarafından bizzat kullanılır.
 
     Yetkili mercilerin saptanmasında, memur veya kamu görevlisinin suç tarihindeki görevi esas alınır.
 
     Ast memur ile üst memurun aynı fiile iştiraki halinde izin, üst memurunu bağlı olduğu merciden istenir. >> şeklinde hüküm altına alınmıştır.
 
     Hatırlanacağı üzere, bir davada da adları yer aldığı ifade edilen üç generalin MSB ve İçişleri Bakanı tarafından ve Cumhuriyet tarihinde ilk olarak açığa alınması büyük tartışmalara yol açmıştı.
 
     Değinilen yürütmelere; siyasi irade, uygulamaların Kanunlara uygun olduğunu ifade etmişti.
 
     Açığa alınma uygulaması, TSK Personel Kanunu’nun 65. maddesine dayandırılmıştı. 27.07.1967/926 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu’nun << Açığa Çıkarılan, Tutuklanan Veya Firar Ve İzin Tecavüzünde Bulunan, Cezası İnfaz Edilmekte Olan Subaylar Hakkında Yapılacak İşlem >> başlıklı 65. Maddesi << Açığa alınan veya tutuklanan subay ve askeri memurlar hakkında aşağıdaki esaslara göre işlem yapılır: a) Haklarında ölüm veya ağır hapis cezasını gerektiren veya yüz kızartıcı bir suçtan ya da taksirli suçlar hariç olmak üzere 5 yıl ve daha fazla hapis cezasını gerektiren bir cürümden veya emre itaatsizlikte ısrar, üste veya amire fiilen taarruz, üste veya amire hakaret, mukavemet suçlarından dolayı kamu davası açılanlar mensup oldukları bakanlıklarca açığa çıkarılabilirler. Ancak, emre itaatsizlikte ısrar, üste veya amire fiilen taarruz, üste veya amire hakaret, mukavemet suçlarında; nezdinde mahkeme kurulan kıta komutanı veya kurum amiri tarafından fiilin işleniş şekli, niteliği ve disiplini ihlal derecesi bakımından açığa alınmayı gerektirip gerektirmediği hakkında bir görüş bildirilmişse bu görüş de dikkate alınır. b) (a) bendi gereğince açığa çıkarılanlar yapmakta oldukları görevden alıkonulurlar ve kendilerine başka görev verilmez. c) Bunlardan; 1. Yargılama sonunda beraatlerine, haklarındaki kamu davasının her ne sebeple olursa olsun ortadan kaldırılmasına veya duruşmanın tatiline veya davanın düşmesine veya kamu davasının reddine veya Türk Silahlı Kuvvetlerinden ilişiklerinin kesilmesini gerektirmeyecek şekilde hükümlülüklerine karar verilenlerin açıkları, haklarındaki kararın kesinleşmesi beklenmeksizin kaldırılır. 2. Soruşturmaya konu olan fiillerinin hizmetlerine devama engel olmadığı anlaşılanların açıkları, haklarında karar verilmesi beklenmeksizin kaldırılabilir. d) Hükmün aleyhe bozulması ve mahkemece bu bozmaya uyulması veya duruşmanın tatiline dair kararın ortadan kalkması veya Türk Silahlı Kuvvetlerinden ilişiklerinin kesilmesini gerektirecek şekilde hükümlülüklerine karar verilmesi hallerinde de (a) bendi hükmü uygulanır. e) Terfi sırasına girenlerden; 1. Açıkta bulunanların, 2. Türk Silahlı Kuvvetlerinden ilişkilerinin kesilmesini gerektirmeyecek şekilde hürriyeti bağlayıcı bir cezaya mahkûm olmaları nedeniyle veya (c) bendinin (2) numaralı alt bendine göre açıkları kaldırılmış olup da henüz hükümleri kesinleşmemiş olanların, 3. Tutuklu bulunan ya da tahliye edilmekle beraber kovuşturma veya duruşması devam eden veya hakkında verilen hüküm henüz kesinleşmemiş bulunanların, 4. Kısa süreli kaçma ve izin süresini geçirme hariç, firar veya izin tecavüzünde bulunmuş olanlar ile firar veya izin tecavüzüne devam edenlerin, Terfileri ve kademe ilerlemeleri yapılmaz. Bu gibilerin terfi ve kademe ilerlemesi işlemlerinin ne şekilde yapılacağı subay sicil yönetmeliğinde gösterilir.f) Açığa alınan ya da tutuklananlar; 1) Hizmet eri tazminatından ve bu Kanunda öngörülen aile yardım ödeneği, mahrumiyet yeri ödeneği, doğum yardım ödeneği, ölüm yardım ödeneği, tedavi ve cenaze masrafları, yakacak yardımı, giyecek ve yiyecek (tayın bedeli) yardımı, tahsil bursları ve yurttan faydalanma, lojmandan faydalanma hükümlerinden yararlanmaya devam ederler. 2. Açığa alınanlara, açıkta kaldıkları sürece aylıklarının üçte ikisi, tutuklulara ise yarısı ayrıca ödenir. Ancak, bu gibilerden haklarında kovuşturmaya yer olmadığına, muhakemenin menine, beraate, her ne sebeple olursa olsun kamu davasının düşmesine veya ortadan kaldırılmasına karar verilenlerin ödenmeyen veya noksan ödenen her türlü özlük hakları ödenir. g) Firar veya izin tecavüzünde bulunanların bu fiillerinin başladığı tarihten itibaren aylık, hizmet ve makamla ilgili ödenek ve tazminatları kesilir. Ancak, kısa süreli kaçma ve izin süresini geçirme veya mazerete dayalı olduğu adli mercilerce verilmiş kararlarla saptanan izin tecavüzlerinde kesilen aylık ve makamla ilgili ödenek ve tazminatları geri verilir. h. Hapis veya ağır hapis cezalarının infazı sırasında subaylar er gibi iaşe edilir. Bunlara maaş ile hizmet ve makamlarına ilişkin ödenek ve tazminatları verilmez. ı) Soruşturma veya kovuşturmasının devamı nedeniyle terfi edemeyen subay ve astsubaylardan; açığa çıkarılan, tutuklanan ya da açıkları kaldırılanlar veya tahliye edilenler hakkında, davaları neticeleninceye kadar, bu Kanunun 32 nci maddesinin (b) bendinde yer alan en çok rütbe bekleme süreleri ile 8/6/1949 tarihli ve 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununun 40 ıncı maddesinde belirtilen rütbe karşılığı yaş hadleri uygulanmaz. Bunların Silahlı Kuvvetlerde kalabileceği azami süre, emsali neşetlilerin Silahlı Kuvvetlerdeki görev süresi kadardır. >> şeklindedir.
 
     Belirtilen askeri şahısların, 30 Ağustos’tan geçerli olan (Yüksek Askeri Şura) YAŞ kararında; terfiiye, kadrosuzluk sebebiyle görev sürelerinin bir yıl uzatılmasına veya bir davada yer almaları itibariyle terfilerinin dava neticesine kadar durdurulmasına veya ertelenmesine karar verilmediğinden, ilgililerin re’sen emekli edilmiş sayılacaklarına ilişkin görüşler ileri sürülmense karşılık, aksine yorumda bulunanlar da oldu. Adı geçenlerin, Askeri Mahkemeden terfii kararı almaları ve sonrasında görevden alınmalarına ait yürütmenin durdurulması hadisesinin Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde intikal ettirilmesine ilişkin talebin, belirtilen Üst Mahkeme Genel Kurulu’nca ve oy çokluğuyla reddedilmiştir.
 
     Kararın dayandırıldığı, 04.07.1972/1602 sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanunu (AYİM)’nun << Yürütmenin durdurulması >> başlığını taşıyan 62. Maddesi <<  Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde idari dava açılması ve kanun yollarına başvurulması itiraz olunan idari işlemlerin veya yargı kararlarının yürütülmesini durdurmaz.
 
     Şu kadar ki idari işlemin uygulanması halinde telafisi güç veya imkansız zararların doğması ve idari işlemin açıkça hukuka aykırı olması şartlarının birlikte gerçekleşmesi durumunda, gerekçe göstererek yürütmenin durdurulmasına karar verilebilir.
 
     Savaş halinde yürütmenin durdurulması kararı verilemez.
 
     Sıkıyönetim halinde, sıkıyönetim ilan edilen bölgelerden alınan veya bu bölgelere naklen atanmaları yapılan personele ilişkin olarak açılan iptal davalarında yürütmeyi durdurma kararı verilemez.
 
     Olağanüstü haller sebebiyle alınan tedbirlerin uygulanmasında görevlendirilen kamu personelinin naklen atanmalarına ilişkin iptal davalarında yürütmeyi durdurma kararı verilemez.
 
     Yürütmeyi durdurma kararı verilen dosyalar öncelikle incelenir.
 
     Tarafların isteği üzerine doksan günün sonunda yürütmenin durdurulmasına yeniden karar verilmezse durdurma kararı kendiliğinden ortadan kalkar. Yürütmenin durdurulmasına karar verilen dava dosyaları tekemmül etmelerinden itibaren otuz gün içinde karara bağlanmazsa, yürütmenin durdurulması kararı kendiliğinden hükümsüz kalır.
 
     Yürütmenin durdurulması kararları teminat karşılığında verilir. Ancak durumun gereklerine göre teminat aranmayabilir.
 
     Yürütmenin durdurulması istenen davalarda 46 ncı maddede yazılı süreler kısaltılabilir.
 
     Taraflar arasında teminata ilişkin konularda çıkan anlaşmazlıklar, yürütmenin durdurulmasına karar veren daire veya kurulca çözümlenir.
 
     İdare ile adli yardımdan faydalanan kimselerden teminat alınmaz. >> hükmünü ihtiva etmektedir.
 
     Siyasi plâtformlarda da sık sık << Üstünlerin hukuku değil, hukukun üstünlüğü esastır. >> diye söylenir. Bu ifade, anayasa hukukunun temel dayanaklarındandır-prensiplerindendir.
 
     Kanunlar; zengin-fakir; malî ve sair yönden kuvvetli-kuvvetsiz; asil-sade insan; memuriyet unvanı/rütbesi makamı/yeri yüksek-alçak; tanımaz. Hakimin karşısına çıkıldığında, gereği tezahür eder. Bazı kafalar, bunları yaşamadan anlamaz. Biz, bu yazımızla-makalemizle; konuya ilgi gösteren okuyucularımıza derlenmiş bilgileri aktarmak yönüne gitmiş oluyoruz.
 
     İsteriz ki, okuyucularımızdan;  bir kişinin yorumuna dahi, yardımcı olmuş olabilelim.
 
 
 
     Ahmet ÖZDEMİR
     Maliyeci-İktisatçı  / yenitirebolu.com
 

ÇOK OKUNANLAR

KAMU PERSONELİ SINAV İLANLARI

YAZARLAR

ANKET