Öncekiler Sonrakiler

SAĞLIKTA 110 BİN SÖZLEŞMELİ, 118 BİN DE TAŞERON VAR

Sendikamız tarafından gerçekleştirilen araştırmanın sonuçları bugün (09.12.2010) sendika genel merkezinde yapılan basın toplantısı ile kamuoyuna duyuruldu.

13 Aralık 2010 Pazartesi 14:01
Sağlıkta 110 Bin Sözleşmeli, 118 Bin De Taşeron Var

Araştırma bulguları sunumu Ata SOYER tarafından yapıldıktan sonra, genel Başkan Bedriye YORGUN tarafından basına açıklama yapıldı.

SAĞLIK “REFORMLARI”NIN KAMU SAĞLIK ÇALIŞANLARINA ETKİLERİ

Sağlıkta Dönüşüm Programı (SDP) AKP hükümetleri tarafından, iktidara geldikleri 2003 yılından itibaren aralıksız yürütülen milat olarak adlandırdıkları bir piyasalaştırma, ticarileştireme ve özelleştirme projesidir. Aslında bu proje ideolojik olarak 30 yıl öncesine, 1980 yılına uzanmaktadır. AKP’li Bakan tarafından 1980- 2003 yılları arası teorik hazırlık dönemi olarak kabul edilmektedir. 30 yıl öncesinden bugüne uzanan bu yıkım, sağlık alanına yatırım yapılmayarak, sağlık ve sosyal güvenlik sisteminde yaratılan yapısal sorunların gündelik hayata yansıtılması, halkın mevcut sağlık hizmetlerinden bezdirilmesiyle başlayan ve adım adım ilerleyen bir neoliberal dönüşüm projesidir.

Bu proje;


* Sağlık hizmetlerinin finansmanında Genel Sağlık Sigortası
* Sağlık çalışanlarının istihdamında sözleşmelilik
* Birinci basamak sağlık hizmetlerinde Aile Hekimliği
* 2 ve 3. basamakta hastanelerin özelleştirilmesi ve işletmeye dönüştürülmesi
* Sağlık Bakanlığı (SB)’nın yeniden yapılandırılması
olmuştur.


Temel felsefesi; sağlık alanını piyasa koşullarına göre yeniden düzenlemek, sağlık hizmetlerinin kamusal niteliğini ortadan kaldırmak ve sağlığı bir “hak” olmaktan çıkarıp, pazara bir meta olarak sunmaktır.

       Sağlık çalışanlarının istihdamında ise sözleşmelilik dayatılarak, sağlık çalışanlarının iş güvencesi ortadan kaldırılmakta, ücretlendirmede performansa dayalı ödeme biçimi esas alınarak parça başı, yani sağlık kuruluşuna kazandırdığı para kadar ücret ödeme esas alınmaktadır. Sağlıkta dönüşüm programının vatandaşlar ve sağlık emekçileri üzerinde yarattığı etkiler bakanlık ve hükümet tarafından bilimsel bir biçimde değerlendirilmemekte, sonuçlar net bir biçimde ortaya konulmamakta sadece dönüşüm lehine propaganda yapılmaktadır. Herkesin sağlık ve sosyal güvenlik hakkını, sağlık emekçilerinin çalışma ve yaşam koşullarını böylesine doğrudan etkileyen ve belirleyen bir uygulamanın bilimsel, objektif ve nesnel bir değerlendirmesinin yapılmaması kabul edilemez.

Bizler bugün kamuoyunun bilgisine sunduğumuz bu geniş kapsamlı bilimsel verilerle neoliberal sağlık politikalarının sağlık çalışanları açısından yarattığı tahribatı ortaya koyarak, yetkilileri bir kez daha uyarıyoruz. Bu programlar ve “dayandığı ilkeler”, emekçilerin çalışma ve yaşam koşullarını kötüleştirmekte, vatandaşın sağlığını da hiçe saymaktadır.

Bilindiği üzere, benzer neoliberal “reformlar”, Türkiye’den önce farklı ülkelerde de uygulanmıştır. Türkiye ölçeğinde planladığımız çalışmamızla paralellik taşıyan Doğu Avrupa ülkelerinde gerçekleştirilen çalışmalar ileride bize karşılaştırma imkânı sunacaktır.

Sağlık emekçileri açısından SDP ile derinleşen tahribat ortada iken, hükümetin torba dediği ancak çuvala dönüşen yasa ile bu uygulamalar, yani iş güvencesiz ve esnek çalışma tüm kamu kurumlarına yaygınlaştırılmak istenmektedir. Sağlık emekçilerinin bugün yaşadığı sorunlar özellikle önemlidir. Çünkü benzer sorunlar yakın gelecekte tüm kamu emekçilerinin sorunları haline dönüşecektir. Nihai hedefin kamusal alanın ve kadrolu çalışmanın tasfiyesi olduğu açıktır.

Sağlık çalışanları açısından SDP, kazanılmış özlük hakların kaybı, iş güvencesiz çalışma, koruyucu önlemler sağlanmadan çalıştırma gibi olumsuzluklarla yürümektedir.

Bu süreçte uygulanan performansa dayalı ücretlendirme görece bir gelir artışı sağlasa da, meslek etiği ilkelerine aykırı bir ortam yarattığı, çalışanlar arasında dayanışmayı ortadan kaldırdığı, iş barışını tehdit ettiği, hizmetlerin niteliğini bozduğu ve hastalara zarar vermeye başladığı konusunda hemen herkes fikir birliğine varmıştır.

Performans üzerinden sağlanan kısmi gelir artışı, kendi içinde adaletsiz, emekliliğe yansımayan ve her ay için miktarı ve ödeme zamanı belirsiz, daha da önemlisi niteliğe değil niceliğe dayalı olan, pahalı, riskli ya da yanlış ama yüksek puan getiren yöntemlerin seçilmesini teşvik etme ve sağlık hizmetlerinin insancıllığını ortadan kaldırma pahasına sürdürülmektedir.

SDP, sağlık çalışanlarının sözleşmeli olarak çalıştırılması üzerine kurgulanmış olmasına rağmen, çalışan memnuniyeti, kalite, yüksek gelir gibi kandırmacalar ile çalışanlarda belli düzeyde bir düşünsel karmaşa yaratmış olsa da, henüz yarım yamalak uygulanmaya başlanmasıyla birlikte çalışanların sömürülmesi gerçeği açık bir şekilde ortaya çıkmıştır.

Ayrıca geçmişte çok rastlanılmayan hekimlerin ve diğer sağlık çalışanlarının işsiz kalması bu dönemin karakteristiği olmuştur. Birinci basamakta halen pilot olarak uygulanan 13 Aralık 2010 tarihinde aile hekimliği sistemine tamamen geçildiğinde, 3000 nüfusa bir aile hekimi hesabı ile sistem sadece 25.000 civarı aile hekimini istihdam edeceğinden binlerce hekimin işsiz kalması şaşırtıcı olmayacaktır. Aile hekimliği, birinci basamak hekimliğinin ülkemizdeki yaklaşık kırk yıllık deneyimini yok sayan, bütüncül sağlık hizmeti ve koruyucu hekimlik anlayışından bir kopuşu ifade etmektedir. Verilen hizmetin temel özelliği, hastalıkların önlenmesi değil, ortaya çıkmış hastalığın tedavisi üzerinde odaklanmaktadır. Bu anlayış ilaç giderlerinin sağlık harcamaları içinde payını büyütmüş verimsizliği daha da artırmıştır. Sistem, diğer meslektaşlarıyla işbirliği yerine rekabeti öngörmekte ve hekimi işveren, çalıştığı birimi de ticari faaliyet alanı olarak tanımlamaktadır. Sağlık çalışanları birinci basamakta hekimle birlikte ekip hizmeti vermek yerine, hekimin işçisi konumuna düşürülmektedir. Ortada gerçek anlamda bir işletmecilik ve kar elde etme amacına göre şekillenmiş hizmet anlayışı bulunmaktadır, bu durumda uygulamada tıp etiği ilkeleri yerine, işletme etiğinin benimsenmesi şaşırtıcı olmayacaktır.

Böyle bir ortamda hasta-hekim ilişkisinde güven, sadakat, şefkat gibi temel ilkelerin zarar görmesi kaçınılmazdır. İş güvencesi bulunmayan hekimin hastasına daha pahalı girişimlerde bulunmaya zorlanması, hekimin mesleki bağımsızlığını ortadan kaldıracaktır. Yine böyle bir ortamda getirilen tam gün yasası emeğin piyasalaşması ve doğal olarak ucuzlaması dışında bir işlev görmemektedir.

Tam Gün yasası ile hekimlere oldukça yüksek ücret ödeneceği yönünde yapılan propaganda “Taşeron çalışanlarına ömür boyu asgari ücretten fazla maaş verilmesini yasaklayan yanı sıra yeniden her birim için kadro tanımlayarak işten atmaları teşvik etmiştir. Şaka gibi ama gerçek! Bu anlayıştaki SB’nın tahmin edileceği üzere hekimler için tanımladığı ücret gerçeği yansıtmamaktadır. Ekonomik olarak bir anlamda toplumsal sözleşme anlamına gelen bütçe görüşmeleri ve azami sefalet olarak belirlenen asgari ücretin emekçilere neyin reva görüldüğünü göstermektedir.

Sayın Recep Akdağ, Bakanlığının bütçesini Plan ve Bütçe Komisyonuna geçtiğimiz günlerde sundu. Duvara yansıyan renkli grafikler eşliğinde Akdağ, 2003 yılından beri uyguladıkları '' Sağlıkta Dönüşüm Programı'' hakkında bilgiler verip ne büyük işler başardıklarını ballandırarak anlattı. “ Sağlıkta Dönüşüm programından sonra 139 bin sağlık personeli istihdam ettik” dedi. Biliyoruz ki bugün 110 bin sözleşmeli, 118 bin de taşeron çalışan var. Sağlık hizmetlerinin satın alınması klinik işlemler, hatta ameliyathane ve 112 ambulans hizmetlerine kadar dayanmıştır. Artık Sağlık Bakanlığı taşeron bakanlığı olmuştur, sağlık değil tehlike sunmaktadır. Gerek bilimsel gerek hukuksal ve gerekse de çeşitli eylem etkinliklerle anlatmaya çalıştığımız Türkiye gerçekliğinde uygulama şansının olmadığı iddiamız ne yazık ki haklı çıkmıştır.

Sağlıkta Dönüşüm ortaya koyduğu kara tablo ve yıllardır verilen mücadelelerle elde edilmiş kazanımların kayıpları ile sürmektedir. Onca süslü söylemleri, parlak vaatleri ve “reform” kandırmacalarına rağmen bu süreç “ sağlıkta geri dönüşümdür.” Hem halkın hem de sağlık emekçilerinin kaybedeceği, ancak büyük sermaye gruplarının kazanacağı gün gibi ortadadır derhal vazgeçilmelidir.

Sonuçlarına baktığımızda bütün parametreler bizler açısından olumsuzluğu göstermektedir. Sağlık hizmeti sadece para kazanılan bir alan değildir. Aksine sağlık alanı insanlarla birebir gerçekleşen sanatsal yanı da olan gönüllülüğü kışkırtan bir meslek alanıdır. Sağlık alanının piyasa koşullarına göre dizaynı mesleğin yerine getirilmesinin zeminini ve sağlık mesleğinin ruhunu yok etmektedir. Gayri insani olan bu yaklaşım, gayri insani bir çalışma ortamı yaratıyor.

Yaptığımız çalışmayı sizlerle paylaşırken, sağlık emekçilerini gelecek kaygısının, toplumsal sağlığımıza vereceği zarara dikkatinizi çekmek istiyoruz. Sağlık çalışanları güvencesiz, kaygılı ve tehdit altındadır. Mutsuzdur. Bu sonuç sağlığın tehdit altında olması demektir. Bu sonuç toplum sağlığı sorununu açığa çıkarmaktadır.

Şimdi kamusal sağlık hizmetleri tümüyle yıkıma uğratılmadan, durup düşünme ve bilimsel verilerden ders çıkarma zamanıdır. Çok geç olmadan, dönüşümsüz noktaya gelinmeden.

Bu çalışmada emek veren herkese bir kez daha teşekkür ederek, güvenceli çalışma, güvenli gelecek umuduyla çalışmamızı sizlerin bilgisine sunuyoruz.
 

ÇOK OKUNANLAR

KAMU PERSONELİ SINAV İLANLARI

YAZARLAR

ANKET