Öncekiler Sonrakiler

SAYIŞTAY KANUNU İLE NELER DEĞİŞİYOR?

Sayıştay Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile çok önemli değişiklikler yapılmaktadır. İşte yeni değişiklikler...

27 Nisan 2013 Cumartesi 08:48

24 / 3 2 / 1439 18/04/2013 Sayıştay Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi

KOMİSYONDA OLAN KANUN İÇİN TIKLAYINIZ.

SAYDER KANUN TASARISINA MESAFELİ İŞTE NEDENLERİ

 Genel nitelikli değerlendirme raporları dışında kalan Sayıştay raporlarının Meclis’e gönderilmesi engellenmektedir. Bu şekilde Sayıştay denetiminin etkisiz ve sonuçsuz hale geleceği açıktır. Teklife göre Sayıştay, 5018 sayılı Kanun gereği bütçe görüşmeleri sırasında denetlediği idarelerin faaliyet raporlarını Meclis’e sunacak, ancak, bu idarelerle ilgili denetim raporlarını sunamayacaktır. Bu düzenleme ile kamu idarelerinin Meclis’e hesap verme sorumluluğu ortadan kaldırılmakta, Meclis’in bütçe hakkı zedelenmektedir.

  TBMM BAŞKANLIĞINA SUNULAN SAYIŞTAY KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA KANUN TEKLİFİNE İLİŞKİN DEĞERLENDİRME
ÖZET
Gündemdeki teklif ile;
Sayıştay’ın Meclis’e göndereceği bilgi ve raporlar genel nitelikli 4 rapor ile sınırlandırılarak Meclis’in bütçe hakkı engellenmekte, hesap verme sorumluluğu ve mali saydamlık ortadan kaldırılmaktadır.
Rapor Değerlendirme Kurulu üyelerinin Sayıştay dışından 5 yıllığına seçilmesi ve kurulun Sayıştay raporları ile ilgili görüş değil karar vermesi düzenlenerek denetim raporlarında bağımsızlık ve tarafsızlık zedelenmekte, hem Sayıştay’ın hem de kamu idarelerinin Meclis’e hesap verme sorumluluğu zayıflatılmaktadır.
Sayıştay üyeliğinde meslek mensuplarına tanınan kontenjan kaldırılarak yargılama dairelerinin ve Sayıştay Genel Kurulunun tümüyle Sayıştay dışından seçilebilmesi mümkün kılınmaktadır.
Sayıştayın kuruluşundan bu yana Hazineyi temsil eden savcılık uygulaması değiştirilerek Sayıştay Daire ve Kurulları üzerinde konumlandırılmış ve emsali bulunmayan yargısal yetkiler ile donatılmış bir savcılık uygulaması getirilmektedir. 5 yıllığına belirli niteliklerdeki kamu yöneticileri ve denetim elemanları arasından seçilmesi öngörülen bu savcıların hangi kamu zararının yargılanacağı konusunda kesin karar vermek suretiyle yargılama sürecini vesayetleri altına alacakları düşünülmektedir.
Sayıştay Denetçiliğine denetçi yardımcılığından yetişme yanında belirli niteliklerde kamu görevlileri arasından doğrudan atama yapılması düzenlenmek suretiyle denetçinin bağımsızlığı ilkesi zedelenmekte, denetçilik mesleği zaafa uğratılmakta, Sayıştay Denetçiliğine girişte fırsat eşitliği ve adalet ortadan kaldırılmakta, mesleğin icrasında ciddi sıkıntılar yaşanmasına yol açılmaktadır. 
 
 
1. MECLİSE RAPORLAMA İLE İLGİLİ DÜZENLEMELER
[İlgili Teklif Maddeleri: 1, 3, 13, 20-ı]
Sayıştay’ın Meclis’e göndereceği bilgi ve raporlar genel nitelikli 4 rapor ile sınırlandırılarak Meclis’in bütçe hakkı engellenmekte, hesap verme sorumluluğu ve mali saydamlık ortadan kaldırılmaktadır.

YAPILAN DEĞİŞİKLİK
Mevcut yasal düzenlemelere göre Sayıştay, Meclis’e şu raporları gönderir:
§ Genel uygunluk bildirimi
§ Dış denetim genel değerlendirme raporu,
§ Faaliyet genel değerlendirme raporu,
§ Mali istatistikleri değerlendirme raporu,
§ Her bir kuruma ilişkin düzenlilik denetimi ve performans denetimi raporu,
§ İhtiyaca göre hazırlanacak diğer raporlar,
§ Meclis’in talebi üzerine hazırlanacak raporlar,
§ Diğer bilgiler.
Teklif ile Sayıştay’ın yukarıda sayılan genel nitelikli ilk 4 rapor dışında Meclis’e herhangi bir bilgi veya rapor göndermemesi düzenlenmektedir. 

 
Sayıştay’ın temel fonksiyonu olan Meclis’e rapor sunması büyük ölçüde engellenmektedir. Teklifin 1. maddesi ile yapılan;
“Sayıştay raporu: Denetim ve incelemeler sonucunda düzenlenen raporlar esas alınarak hazırlanan ve Sayıştay Başkanı tarafından Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulan dış denetim genel değerlendirme raporu, faaliyet genel değerlendirme raporu, mali istatistikleri değerlendirme raporu ve genel uygunluk bildirimini,”  
şeklindeki tanım ile TBMM’ye gönderilecek 4 adet rapor sayılmak suretiyle belirlenmektedir. Bunlar genel nitelikli raporlar olup 6085 sayılı Sayıştay Kanunu’nun mevcut hükümlerine göre zaten TBMM’ye gönderilmesi gereken raporlardır. Denetim raporlarının Sayıştay raporu olarak Meclis’e gönderileceğine ilişkin tanım değiştirilmekte ayrıca, “veya kamu idarelerine gönderilen raporu” ifadesi madde metninden çıkarılarak Sayıştay raporları sınırlandırılmaktadır. Yani mevcut kanun hükümlerine göre kurumsal denetim raporları ile performans denetimi raporları ve genel raporlar “Sayıştay raporu” iken, değişiklikle sadece genel raporlar “Sayıştay raporu” yapılmakta ve sadece bunların TBMM’ye gönderileceği düzenlenmektedir. Kurumsal denetim raporları ve diğer raporlar ise bunların hazırlanmasında Rapor Değerlendirme Kurulu’nun takdirine göre sadece bir değerlendirme malzemesi haline getirilmektedir.
§   Sayıştay’ın Meclis’e 4 adet genel nitelikli rapor dışında bilgi ve rapor sunması yasaklanmaktadır. Teklifin 3. Maddesi ile, mevcut Sayıştay Kanunu’nun 5. maddesinde düzenlenen “Sayıştay’ın görevleri” değiştirilerek, Sayıştay’ın raporlama görevi “…Türkiye Büyük Millet Meclisine doğru, yeterli, zamanlı bilgi ve raporlar sunar” yerine “…Türkiye Büyük Millet Meclisine doğru, yeterli, zamanlı bilgi ve değerlendirmeler içeren Sayıştay raporları sunar.” şekline getirilerek “Sayıştay’ın raporlama görevi” sadece bahsedilen “genel nitelikli raporlar” ile sınırlandırılmaktadır.
§   Sayıştay’ın TBMM’yi bilgilendirmek adına, kendi takdir edeceği konularda düzenleyeceği raporları da göndermesi engellenmektedir. Teklifin 20-ı maddesi ile 6085 sayılı Kanunun “Diğer raporlar” başlıklı 42. Maddesi yürürlükten kaldırılmakta ve 6085 sayılı Kanunun 38. Maddesinin 4. fıkrasında yer alan “ve bu Kanunun 42 nci maddesinde belirtilen raporlar ve değerlendirmeler” ibaresi madde metninden çıkarılmaktadır.
“MADDE 42- (1) Denetim ve incelemeler sonucunda hazırlanan ve bu Kanunun diğer maddelerinde öngörülenler dışında kalan raporlardır. İlgili daire ve Rapor Değerlendirme Kurulu Sayıştay Başkanı tarafından belirlenen süreler içinde bu raporlar hakkında görüş bildirir.
(2) Sayıştay Başkanı, bu raporları Türkiye Büyük Millet Meclisine sunar veya ilgili kamu idaresine gönderir.”
Böylece, Sayıştay Meclis’e diğer raporları da gönderemeyecektir.Halbuki, dünya uygulamasında Sayıştaylar her zaman düzenleyecekleri raporları veya diğer belgeleri parlamentolara sunmakta bağımsızdırlar. Zira değişen koşullara göre yıllık raporların sunulmasının beklenemeyeceği durumlar ortaya çıkabileceği gibi, düzenlenecek raporlar hacim ve içerik bakımından genel raporlarda yer verilemeyecek kadar kapsamlı özel nitelikli raporlar olabilir.
§   Meclis’ten gelen denetim talepleri karşılanamayacaktır. Sayıştay’ın görevlerinde raporlamaya ilişkin yapılan sınırlama ve mevcut Kanunun 42. maddesinin yürürlükten kaldırılması sonucunda yine mevcut kanunun “Türkiye Büyük Millet Meclisinden gelen denetim talepleri” başlıklı 45. maddesinde yer alan denetimlerin yapılması ve raporlanması da mümkün olmayacaktır. Bu denetim talepleri genellikle belli bir konu ya da kuruma ilişkin münferit talepler olacağından; bu taleplerin yerine getirilerek genel değerlendirme raporlarına alınması, gerek zamanlılık gerekse içerik açısından olanaklı değildir. Bunlar TBMM tarafından ayrı talep edilmeleri nedeniyle özel olarak ayrıca raporlanmalıdır.
§   Sayıştay Raporları denetçiler tarafından düzenlenmeyecektir. Diğer bölümlerde açıklanan, denetçilerin rapor düzenleme yetkilerinin sınırlandırılmasına ilişkin düzenlemeler de dikkate alındığında, denetçilerin hem denetim raporları hem de yargılamaya esas raporları düzenlemek yerine bulgu veya tespitleri sıralayacakları metinler hazırlayacakları, bunları Grup Başkanları ve Rapor Değerlendirme Kurulunun kendi takdir ve görüşlerine göre nihai bir rapor haline getireceği anlaşılmaktadır.
DEĞERLENDİRME:
Teklif ile Sayıştay’ın bağımsız raporlama veya TBMM‘nin denetim taleplerine dönük raporlama yetkileri kaldırılarak bağımsızlığı önemli ölçüde zedelenmekte, TBMM ve kamuoyunun bilgi sahibi olmasının önüne geçilmektedir.
Bu düzenlemeler ile bütçe hakkını tek tek kurumlar bazında kullanan TBMM’nin, hesap verme sorumluluğuna ilişkin değerlendirmeyi de aynı şekilde yapabilmesi imkanı ortadan kaldırılmış, bunlar hakkında kamuoyunun bilgi sahibi olması da engellenmiş olmaktadır. Diğer bir deyişle teklif ile Sayıştay’dan TBMM ‘ye gönderilen ve kamuoyuna açıklanan tek ürün “genel değerlendirme raporları” olacak, kurumların mali denetim raporları ise TBMM’ye gönderilmeyecek, kamuoyuna açıklanmayacaktır.
5018 sayılı yasa gereği olarak kamu idarelerinin faaliyet raporları bütçe görüşmeleri sırasında Meclis’e sunulmakta, hatta Sayıştay’ın buna aracılık etmesi gerekmektedir. Bu idari raporlamaya paralel olarak denetim raporlarının Meclis’e sunulmaması hesap verme sorumluluğu sistemini tamamen etkisiz hale getirecektir.
 
2. RAPOR DEĞERLENDİRME KURULU İLE İLGİLİ DÜZENLEMELER
İlgili Teklif Maddeleri: 10, 13, 14, 20/f
Rapor Değerlendirme Kurulu üyelerinin Sayıştay dışından 5 yıllığına seçilmesi ve kurulun Sayıştay raporları ile ilgili görüş değil karar vermesi düzenlenerek denetim raporlarında bağımsızlık ve tarafsızlık zedelenmekte, hem Sayıştay’ın hem de kamu idarelerinin Meclis’e hesap verme sorumluluğu zayıflatılmaktadır.

YAPILAN DEĞİŞİKLİK
Mevcut düzenlemelere göre Rapor Değerlendirme Kurulu üyeleri Sayıştay üyeleri arasından seçilmekteydi. Teklif ile 8 adet Rapor Değerlendirme Kurulu üyesinin Sayıştay mensuplarına bir kontenjan tanınmaksızın üye seçilme niteliklerine sahip kişiler arasından Meclis tarafından 5 yıllığına seçilmesi düzenlenmiştir.
Ayrıca, Rapor Değerlendirme Kurulunun denetim raporlarına “görüş” vermesine ilişkin düzenleme “karar” olarak değiştirilmektedir.
Rapor Değerlendirme Kurulunun incelemesi öncesinde Dairelerin denetim raporlarına görüş vermesi aşaması kaldırılmaktadır.

 
Dairelerin denetim raporlarını görüşmesi sorunlara yol açmakta olduğundan bu aşamanın kaldırılmasının yararlı olacağı değerlendirilmektedir. Söz konusu raporlarda yer alan kamu zararı niteliğindeki bulguları daha sonra yargılayacak olmaları nedeniyle ihsası rey olarak değerlendirilebilmektedir. Diğer yandan, raporların görüşülmesi süreci adli tatil dönemine denk geldiğinden verimli kullanılamamaktadır. Raporların farklı dairelerde görüşülüyor olması denetim raporları ile ilgili uyumlu bir yaklaşım sergilenememesi ile sonuçlanabilmektedir.
Rapor Değerlendirme Kurulu, denetim görev ve işlevini yürütebilecek bir yapı olmadığı halde denetçilerin yerine geçerek rapor düzenler hale gelmektedir. Denetçinin hazırladığı taslak denetim raporu görüşleri alınmak üzere kuruma gönderilmekte ve kurum görüşleri alındıktan sonra raporda yer alan bulgular hakkında denetçilerinin mesleki kanaatlerinin ve görüşlerinin belirtilmesi suretiyle rapora denetçi tarafından son şekli verilmektedir. Rapor Değerlendirme Kurulu‘na raporlara son şeklini verme görevini üstlenmesi kurula adeta denetçi niteliği kazandırmaktadır. Oysa, denetim çalışmasının herhangi bir aşamasında görevli ve yetkili olmayan kurulun, denetim raporu düzenlemesi söz konusu olamaz. Kurul bu raporlar hakkında ancak görüş bildirebilir. Zira Sayıştay tarafından düzenlenen tüm raporları görüşmek ve karara bağlamak TBMM’nin yetkisindedir. Bu raporların TBMM’ye gönderilip gönderilmeyeceğine ise ancak Sayıştay Başkanı karar verebilir.
Esasen “denetçi görüşü” niteliğinde olan denetim raporları “Sayıştay kararı”na dönüştürülerek tartışılmaz dokümanlar haline gelmektedir. Düzenlemeler şu iki yönüyle bu sonuca yol açmaktadır: 1) Meclis’e gönderilmeyen raporlar Sayıştay’da kesinleşmiş olmaktadır. 2) Rapor Değerlendirme Kurulu görüş değil, karar vermektedir. Genel kabullere göre, Meclis’e gönderilen Sayıştay raporları denetçi görüşünün ötesinde bir anlam taşımamakta, denetlenen idare ile denetçiler arasındaki ihtilafları kesin bir karara bağlamaksızın Meclis’e taşımakta, dolayısıyla, nihai kararın Meclis tarafından verilmesi suretiyle hesap verme sorumluluğunun gerçekleşmesine destek olmaktadır. Oysa, denetim raporları teklifte olduğu üzere Sayıştay’ın kesin kararını ifade eder hale geldiğinde bu raporlar Sayıştay’da kesinleşmiş olacak, dolayısıyla idareler Meclis’e değil, Sayıştay’a hesap verir hale geleceklerdir. İdarelerin Sayıştay ile olan ihtilaflarını Meclis’e taşıyarak hatalı uygulamaları nasıl düzeltebileceklerine ilişkin eylem planları önerme imkanları da bulunmayacaktır. Denetim raporları idareler açısından ya bağlayıcı dokümanlar olacak ya da hiçbir etkisi olmayan bilgi notlarına dönüşecektir.
Meclis’e gönderilecek Sayıştay raporları hakkında Rapor Değerlendirme Kurulunun karar vermesi Sayıştay’ın en temel fonksiyonuna ilişkin Meclis’e hesap verme sorumluluğunu zayıflatmaktadır. Yasada Sayıştay’ın ilk görevi olarak sayılan, Sayıştay raporları ile Meclis’e doğru, yeterli ve zamanlı bilgi sunulmasından kimin sorumlu olacağı belirsizleşmektedir. Bir gözetim ve kalite kontrol mekanizması olmaktan öteye geçmemesi gereken, hatta yasada zikredilmesine dahi gerek bulunmayan Rapor Değerlendirme Kurulunun Sayıştay raporları ile ilgili karar veriyor hale gelmesi durumunda Meclis, bu görevin etkili bir şekilde yerine getirilmesi ile ilgili olarak Sayıştay Başkanına hesap soramayacaktır. Bu hesap verme sorumluluğunun Kurula yüklenmesi de mümkün değildir. Yapılması gereken, Sayıştay Başkanının hesap verme sorumluluğunu güçlendirerek gerekli kalite kontrol ve gözetim mekanizmalarını bu sorumluluğun gereği doğrultusunda tesis etmesine imkan sağlamaktır. Bu şekilde, raporlama sisteminin Meclis’ten alınacak geribildirimler doğrultusunda sürekli olarak geliştirilmesi ve etkinleştirilmesi mümkün olacaktır.
Rapor Değerlendirme Kuruluna tümüyle Sayıştay dışından üye seçilebilmesi ve bu üyeler için 5 yıllık görev süresi belirlenmesi bu üyelerin bağımsızlık ve tarafsızlıklarını zedeler. Sayıştay dışından, üstelik Sayıştay’ın denetlediği kurumlardan, yüksek yargı üyeliği niteliğindeki bu kurul üyeliklerine süreli olarak seçilecek kişilerin, yeniden seçilebilmek ya da Sayıştay üyesi seçilebilmek için kararlarında bağımsız ve tarafsız davranamayacağını tahmin etmek zor değildir. Bu kişilerce elde edilen yüksek yargıçlık statüsünün hem maddi hem de manevi yönleriyle sürdürülmek istenmesi ise olağandır. Ayrıca, bu kurulda görev yapacak üyelerin TBMM tarafından seçiminde, Sayıştay Denetçileri için bir kontenjan tanınmaması, üyelerin çoğunluğunun hatta tamamının Sayıştay denetimine ilişkin bilgi ve tecrübeleri yetersiz kişilerden oluşmasını mümkün kılmakta, bu durum Sayıştay’ın TBMM ‘ye raporlama görevi açısından bu derece kritik bir görev için ciddi riskler oluşturmaktadır.
Rapor Değerlendirme Kurulu üyeleri, idarede bulundukları döneme ilişkin olarak kendileri ile ilgili konularda karar verebilecektir. Mevcut kanuna göre Sayıştay üyeliğine seçilenler kendileriyle ilgili işlere 3 yıl süre ile bakamaz iken Rapor Değerlendirme Kurulu üyeleri için böyle bir engel bulunmamakta, bu kişiler Rapor Değerlendirme Kurulu üyesi oldukları anda kendileri ile ilgili denetim raporları hakkında karar verir konuma gelmektedirler. Kurul, tüm raporları değerlendirdiği için üyelerle ilgili menfaat çatışması zorunlu olarak ortaya çıkacaktır. Bu sorun herhangi bir üyenin kendisini ilgilendiren raporun görüşülmesine katılmaması suretiyle de giderilemez. Doğaldır ki, kurul üyelerinin birbirlerini ilgilendiren konuları görüşmelerinde de etkilenmeleri söz konusu olabilecektir.
Rapor Değerlendirme Kurulunun tüm raporları yasal olarak belirlenen kısa süre içinde görüşerek sonuçlandırması güçtür. Denetimin işleyişine ilişkin yasal takvim gereği her yıl fiilen iki-üç ay görev yapacak Rapor Değerlendirme Kurulu’nun çok sayıda denetim raporunu düzenleyebilmesi bir yana bunları görüşebilmesi bile olanaklı görülmemektedir. Mevcut durumda 8 daire ve 40 üyenin yaptığı görüş bildirme işlevini Rapor Değerlendirme Kurulu tek bir kurul olarak, biri Sayıştay Başkanı dahil toplam 9 üye ile, görev yapacağı iki ay içerisinde tek tek karara bağlamak suretiyle nasıl tamamlayabilecektir?
Rapor Değerlendirme Kurulu teklifin 5. maddesi ile denetim organları içinde sayıldığı ve 10. maddesi ile Sayıştay Üyeleri ve dolayısıyla Sayıştay Genel Kurul dışında ayrı bir yapı olarak kurulduğu halde Rapor Değerlendirme Kurulu üyelerinden üçünün yine teklifin 5.maddesinde yargı bölümünde yer verilen daireler kuruluna katılması sağlanmaktadır.
Teklifin gerekçesinde belirtilen denetim ve yargılamanın ayrılması düşüncesinin, burada içine düşülen açmaz ile bir kez daha gerçekleştirilmesi mümkün olmayan bir düşünce olduğu anlaşılmaktadır. Zira Daireler Kurulu üyeleri Sayıştay üyeleridir ve bunlar yargılama dairelerinde görevlidirler. Yani yeni tasnife göre Sayıştay’ın yargı bölümündedirler. Ancak Sayıştay üyeleri yargının denetimle ilgili fonksiyonlardan ayrılması gerekçesiyle Rapor Değerlendirme Kurulu’na alınmazken, denetim bölümünde yer alan Rapor Değerlendirme Kurulu üyelerinden üçü yargı bölümünde yer alan Daireler Kuruluna sokulmaktadır. Böylelikle teklifin, Sayıştay’ın nasıl olup da 150 yıldır aşağı yukarı benzer bir sistemle işleyebildiği yeterince anlaşılmadan hazırlandığı anlaşılmaktadır.
Sayıştay üyeleri dışından seçilen Rapor Değerlendirme Kuruluna denetçilerce düzenlenen raporları değiştirme veya dikkate almama yetkileri verilmektedir. Teklifin 13. Maddesi ile Rapor Değerlendirme Kurulu hem kurumsal denetim raporlarıyla ilgili düzeltilme kararı vermekte, hem dış denetim genel değerlendirme raporunun hem de genel uygunluk bildiriminin içeriğini belirlemektedir. Teklif ile RDK, Sayıştay Genel Kurulu’nun genel uygunluk bildirimini görüşme yetkisini de üstlenmektedir. Mevcut uygulamada Sayıştay Daireleri denetim raporları hakkında sadece görüş bildirirken teklif ile Rapor Değerlendirme Kurulu’nun denetlenen tüm kurumlar hakkında düzenlenen tüm denetim raporlarını görüşerek karara bağlaması söz konusudur.
Sayıştay denetimleri sonucunda TBMM’ye çok sayıda rapor gönderileceği ve bunların görüşülmesinin mümkün olamayacağı gerekçesiyle TBMM’ye gönderilmemeleri yönünde düzenleme yapılan denetim raporlarını, Rapor Değerlendirme Kurulu nasıl ve hangi sürelerde görüşüp karara bağlayacaktır? Bazı raporların seçilerek görüşüleceği düşünülebilirse de, bu seçim başlı başına, TBMM adına yapılan denetimin TBMM’ye raporlanmaması sonucunu doğurarak açık bir sınırlandırma oluşturacak; raporlar arasında bir seçim yapılabilse dahi görüşülecek raporların hangi kriterlere göre seçileceği de tamamen belirsiz olduğundan, her durumda Rapor Değerlendirme Kurulu TBMM’nin Sayıştay denetim raporlarını görüşerek uygun bulma ya da bulmama şeklinde ifade edilebilecek anayasal yetkisini sınırlamış olacaktır.
Teklifin 11. maddesi ile Ankara dışında denetim grup başkanlıkları kurulmasına ilişkin yetki, Sayıştay Genel Kurulundan alınarak asıl görevi Sayıştay raporları ile denetim raporlarını görüşmek olan geçici bir kurul niteliğindeki Rapor Değerlendirme Kurulu’na verilmektedir. Ancak bu yapı ne aslen denetim fonksiyonu içindedir ne de yargısal fonksiyona dahildir. Buna rağmen denetçilerin sürekli olarak görev yapacakları yerleri belirleme yetkisinin bu kurula verilmesi, gelecekte denetçilerin teminatlarını ve bağımsızlıklarını zedeleyici keyfi uygulamalara yol açabilecektir. Rapor Değerlendirme Kurulu, Anayasa ve denetim işinin teknik gereklilikleri uyarınca ancak genel nitelikli raporlar üzerinde yine genel nitelikli bir görüş veren bir konumda bulunabilir.
 
3. SAYIŞTAY ÜYELERİ İLE İLGİLİ DÜZENLEMELER
İlgili Teklif Maddeleri: 7, 10, 20-a
Sayıştay üyeliğinde meslek mensuplarına tanınan kontenjan kaldırılarak yargılama dairelerinin ve Sayıştay Genel Kurulunun tümüyle Sayıştay dışından seçilebilmesi mümkün kılınmaktadır.

YAPILAN DEĞİŞİKLİK
Sayıştay üyeliğine seçilmede yasada Sayıştay mensupları için konulmuş olan 3/5 kontenjan kaldırılmakta ve üye seçiminde Sayıştay Genel Kurulu devre dışı bırakılmaktadır.

 
Sayıştay üyeliği seçimlerinde Sayıştay denetçilerine tanınan kontenjan kaldırılmaktadır. Sayıştay Üyelerinin seçiminde Sayıştay Denetçisi kontenjanların kaldırılması kurumda Sayıştay Denetçiliğinden gelen üyelerin sayısının önemli ölçüde azalmasına yol açarak, Sayıştay’ın birbirinden ayrı işlemesi mümkün olmayan yargılama ve denetim fonksiyonları arasında zaman içinde kopma ve uyumsuzluk yaratılmasına neden olacaktır. Seçilen üyelerin belki de tamamı Sayıştay denetimini ve yargılama usullerini hiç bilmeyen üyelerden oluşabilecektir. Sayıştay’a benzer bir işleyişe sahip olan Danıştay’da üyelerin dörtte üçü idari yargı hakim ve savcılarından müteşekkildir ve dörtte bir oranındaki diğer mesleklerden atanacaklarda aranan nitelikler ise yüksek memuriyet ve tecrübeye işaret etmektedir. Bu husus yargılamanın adil ve etkin olması ve kısa süre içinde sonuçlandırılması için hayati önem arz etmektedir.
Anayasa Mahkemesinin Esas Sayısı: 2012/102 Karar Sayısı: 2012/207 Karar Günü: 27.12.2012 olan kararında Sayıştay’ın görevlerini yerine getirmesinde Sayıştay denetçiliğinin kritik önemi vurgulanmaktadır:
 “Sayıştay denetimi, TBMM’ye sunulan Sayıştay raporuyla sonlanan bir süreci kapsamaktadır. Bu süreçte en önemli görevi denetçiler ifa etmektedir. Sayıştayın yargılama daireleri ile diğer daire ve kurulları, denetçiler tarafından yapılan inceleme ve değerlendirme sonucu hazırlanan denetim ve yargılamaya ilişkin raporlara dayanarak görev icra etmektedirler. Bu nedenle Sayıştayın bağımsızlığı, Başkan ve üyelerin yanı sıra denetçinin bağımsızlığını da gerektirmektedir. Sayıştay denetçisinin yürütmeden ve hatta yasama organından bağımsız olarak idarenin gelir, gider ve malları ile sorumluların hesap ve işlemleri üzerinde inceleme yapması, elde ettiği denetim bulgularını maddi ve hukuki yönden değerlendirmesi ve rapora bağlaması gerekmektedir.”
Ayrıca söz konusu öneride Sayıştay üyesi olabilmek için gerekli niteliklerde yapılan değişiklikler; mevcut kanun hükümlerine kıyasla Sayıştay üyeliğinin gerektirdiği deneyim ve mesleki niteliklerin yitirilmesine yol açmaktadır. Örneğin anayasal bir yargı kurumu olan Sayıştay üyeliğine seçilebilmek için aranan 16 yıllık memuriyetinin en az 4 yılının herhangi bir kurumda denetim elemanı olarak geçirilmiş olmasının yeterli görülmesi aynı maddede yer verilen diğer kriterlerle çelişmektedir. Sayıştay Denetçileri ve Hakim ve Savcılar için 13 yıl olarak aranacak meslek kıdeminin denetim elemanları için 4 yıla indirilmesi, kriterler arasında eşdeğerliği bozmaktadır.
Bir Sayıştay Denetçisi veya Hakim ve Savcı, Sayıştay üyeliğine başvurabilmek için birinci sınıfa ayrılmak (12 yıl sonunda) ve bundan sonra bir yıl daha görev yapmak zorundadır. Bu değişiklik ile Sayıştay Denetçileri ile Hakim ve Savcılar aleyhine hakkaniyete aykırı bir durum yaratılacaktır.
Temel fonksiyonu yargılama olan dairelerin tüm üyelerinin denetçi, hakim ve savcı gibi yargıya ilişkin meslekler dışından gelmesi mümkün olacaktır. Daireler kurul olarak çalıştıklarından bu kurullarda idari tecrübeyi de bulundurmak maksadıyla belirli bir sayıyı aşmamak kaydıyla meslekten olmayan üyelerin bulunması yararlı görülmektedir. Ancak, yargılama işlevinin tümüyle yargı mesleğinden olmayan kişiler tarafından yürütülmesi hukuk devleti çerçevesinde kabul görmeyecektir.
Sayıştay üyelerinin seçiminde Sayıştay Genel Kurulu devreden çıkarılmakta ve Meclis tarafından seçim öngörülmektedir.
 


 
4. SAVCILIK İLE İLGİLİ DÜZENLEMELER
İlgili Teklif Maddesi: 4, 7,  9, 12, 16, 17, 20-a, 20-g, 20-i, 20-j,
Sayıştayın kuruluşundan bu yana Hazineyi temsil eden savcılık uygulaması kaldırılarak Sayıştay Daire ve Kurulları üzerinde konumlandırılmış ve emsali bulunmayan yargısal yetkiler ile donatılmış bir savcılık uygulaması getirilmektedir. 5 yıllığına belirli niteliklerdeki kamu yöneticileri ve denetim elemanları arasından seçilmesi öngörülen bu savcıların hangi kamu zararının yargılanacağı konusunda kesin karar vermek suretiyle yargılama sürecini vesayetleri altına alacakları düşünülmektedir.

YAPILAN DEĞİŞİKLİK
Sayıştay Başsavcısı ve savcılarının, Sayıştay Başkanının görüşü alınmak suretiyle Maliye Bakanlığınca yapılacak teklif üzerine ortak kararname ile atanması şeklindeki uygulama kaldırılarak, Sayıştay Başkanı devreden çıkarılmakta ve Sayıştay Başsavcısı ve savcılarının doğrudan TBMM tarafından seçilmesi esası getirilmektedir. Şu anda meslek mensubu olmayan Başsavcı Daire Başkanı, savcılar da üye niteliğine kavuşturulmaktadır. Savcıların gözlemci niteliğinde Dairenin gönderdiği raporlara görüş bildirmekten ibaret olan fonksiyonları arttırılarak, denetimde tespit edilen kamu zararlarının dairede yargılanıp yargılanmayacağı konusunda kesin hüküm vermeleri öngörülmektedir. Savcılar şimdiki gibi kalıcı olmayacak, 5 yıllığına seçileceklerdir.

 
Teklifteki düzenlemeyle, Sayıştay dışından hakim-savcı/denetçi mesleğinden olmayan, nitelikleri son derece genel belirlenmiş kamu görevlileri, süper yetkili başsavcı ve savcılar olarak seçilecektir. İlgili fakülte ve yüksek okulları bitirerek kamuda 16 yıl çalışmış ve belli unvanları almış olmak doğrudan yargısal yetkiler kullanarak yargılamayı yönlendirecek derecede etkili bir savcılık görevini yürütebilmek için yeterli kabul edilemez.
Teklif ile Sayıştay için, Yargıtay ve Danıştay Başsavcılığından daha geniş yetkilerle donatılmış bir savcılık müessesesi öngörülmüş olmakla birlikte; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı kendi üyeleri içinden Cumhurbaşkanı tarafından, Danıştay Başsavcısı ise yine kendi üyeleri arasından Danıştay Genel Kurulunca seçilmektedir.
Danıştay savcıları ise idari yargı hakim ve savcılarından atanmaktadır ki bu halde dahi bunların işlevi, görülmekte olan davalara ilişkin olarak yargılama heyetine görüş bildirmektir. Bundan maksadın ise yargılamanın sıhhatini ve adil olmasını sağlamak olduğu açıktır.
Görüldüğü üzere savcıların dairelerin yargı yetkilerini kullanması şeklinde bir uygulama ülkemizdeki diğer yargı yerlerinde de bulunmamaktadır.
Sayıştay’da savcılık müessesesine ihtiyaç olduğu kuşkuludur.  Şimdiye dek Sayıştay Başsavcısı ve savcılar “hazine temsilcisi” sıfatı ile Sayıştay’da bulundukları ve Maliye Bakanlığı tarafından atandıkları halde, teklifin 7. maddesi ile bunların TBMM tarafından seçilmesi getirilmektedir. Halbuki teklif ile verilen olağanüstü yetkilere rağmen Savcılığın işlevi denetim ve kesin hükme bağlama dışındadır. Anayasada yer alan TBMM adına denetimi denetçiler, kesin hükme bağlamayı ise Sayıştay üyelerinden kurulu daireler yerine getirmektedir. Bu nedenle Savcıların TBMM tarafından seçilmesi Anayasaya uygun düşmediği gibi ülkemizde bu şekilde savcı görevlendirilmesi örneği de bulunmamaktadır.
Sayıştay’da savcılık esasen gözlemci olarak ihdas edilmiştir. Savcı (müddei umumi) 1879 yılından beri bulunmakla birlikte TBMM’nin kurulması ve Cumhuriyetin ilanından sonra Maliye Bakanlığı tarafından atanan savcı,   ilk defa 1934 yılında “2514 sayılı Divanı Muhasebat Kanunu’nun” 2. maddesi ile hazineyi temsil etmek üzere gözlemci sıfatıyla Sayıştay yapısı içine dahil edilmiştir. O zamandan beri Sayıştay da bir savcı ve birkaç savcı yardımcısı görev yapmakta iken 2010 yılında yürürlüğe giren 6085 sayılı Sayıştay Kanunu ile başsavcı ve savcılar atanması şeklinde yeni bir uygulamaya gidilerek bu kişilere Sayıştay üyesi seçilme hakkı da verilmiştir.
Ancak “374 sayılı Divanı Muhasebatın Sureti İntihabına Dair Kanun” tutanakları ile Divanı Muhasebat Reisi Evveli Fuat imzası ile TBMM Başkanlığına sunulan 6 Şubat 1926 tarihli ve 125 sıra nolu “Divanı Muhasebatın Teşkilat ve vazifelerine dair ihzar edilen layihanın takdim kılındığı hakkında 3/38 numaralı Divanı muhasebat reisliği tezkeresi ve Divanı Muhasebat, Maliye ve Bütçe encümenleri mazbatalarının” incelenmesinde, Sayıştay’da savcının, farklı şekillerde atanmasına rağmen 1879’dan 1934’e kadar geçen sürede yine “hazine menfaati namına mütalaa” verdiği anlaşılmaktadır.
Savcıların Sayıştay yapısına dahil edilmesinin sebeplerinden biri de haklarında yargı kararı verilen ve tamamı Maliye Bakanlığı personeli olan saymanların haklarının korunmasıdır. O sıralar yargılamaya bizzat katılamayan bu kişilerin haklarının korunması için Maliye Bakanlığınca savcı atanmasının daha doğru olacağı görüşünün, 2514 sayılı Divanı Muhasebat Kanunu’nun Maliye ve Bütçe Komisyonundaki görüşmelerinde kabul görerek, kanunda bu yönde düzenleme yapıldığı ilgili komisyon tutanaklarından anlaşılmaktadır.
5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu ile getirilen yeni uygulamada hukuka uygunluktan kaynaklanan mali sorumluluk önemli ölçüde denetlenen idarelerin personeline verilmiş, sayman yerine görev yapan Muhasebe yetkililerinin sorumluluğu ise düzenlenen belgelerin kontrolü ile sınırlandırılarak önemli ölçüde azaltılmıştır. Zira artık saymanlıklar değil kamu kurumları denetlenmektedir. Genel bütçeli kuruluşlarda bulunanlar Maliye personeli de sınırlı yetkili ve sorumlu olduklarından bunların mali iş ve işlemlerin sonucuna etkisi bulunmamaktadır.
Bütün bu değişim süreçleri sonucunda Sayıştay’da hazineyi temsilen bulunacak bir savcıya ihtiyaç kalmadığı düşünülmektedir.
Sayıştay’da savcılık ancak hazine menfaatlerini koruma işlevi görebilir. Bugün Sayıştay’da eğer savcı gerekli ise, bu gereklilik ancak geçmiş dönem uygulamasının tersine hazine menfaatlerinin korunması için ileri sürülebilir. Bu şekilde bir görev için en uygun yapı ise diğer yargı yerlerindeki uygulamaya paralel olarak Sayıştay üyeleri arasından Sayıştay Genel Kurulu tarafından bir Başsavcı seçilmesi ve kıdemli Sayıştay Denetçileri arasından savcı atanması suretiyle olacaktır. Ancak bu savcıların işlevleri de temelde yargılama sürecinde görüş ve itirazlarını yargılama dairesine bildirmek olmalıdır. Buna göre düzenlenecek Sayıştay savcıları, yargılanacak hususlar hakkında yargılamayla yetkili dairelere görüşlerini bildirme işlevi dışında ayrıca sorumluların “beraatına ilişkin daire kararlarını” temyiz etme yetkisi ile de donatılmalıdır. Zira “tazmin” kararları doğal olarak sorumlularınca zaten temyize götürülmektedir.
Savcılara Anayasaya aykırı olarak kesin hükme bağlama yetkisi verilmektedir. Teklifin 12. maddesi ile, denetçiler tarafından denetim sonucunda hazırlanan yargılamaya esas raporların, savcılar tarafından incelenerek düzeltilmesi ya da kaldırılması öngörülmektedir.
Teklifin aynı maddesi ile, denetçi tarafından hazırlanan yargılamaya esas rapor, yargı dairesine gitmeden önce, savcı tarafından incelenerek savcının yargılamaya gerek görmediği hususlar raporlardan çıkarılacak, savcının bu kararına grup başkanının (iddianın sahibi olan denetçi yerine yönetim tarafından atanan yönetici durumundaki)  itirazı hakkında bu defa başsavcı tarafından karar verilecek ve bu kararlar kesin olacaktır.
Teklifin yine aynı maddesi ile savcılara ve başsavcıya tanınan yetkiler kesinlik taşıdığından, bunlar tarafından verilen kararlar daire kararlarından ve hatta temyiz kurulu kararlarından üstün hale getirilmektedir.
Teklif ile savcılar ve başsavcıya tanınan bu yetkiler Anayasa’da yer verilen denetim ve kesin hükme bağlama bütünlüğünü ortadan kaldırmaktadır.
Yapacağı denetimlerle kanıtları toplayarak kamu zararı iddiasını tamamlayan ve bu iddiasını Yargılamaya Esas Rapora alarak Sayıştay dairesine yargılanmak üzere sunan denetçi ile bu iddiaları yargılama suretiyle kesin hükme bağlayan daire arasında “yargı kararı niteliğinde” bir karar verecek herhangi bir merci bulunamaz. Yani denetçi raporunu başkanlığa sunduktan sonra bu rapor yargılamanın konusunu teşkil edeceğinden; denetçi dışında başka bir merci tarafından ne değiştirilebilir, ne de kısımları veya bütünü itibariyle yargılamadan ayrık tutulabilir. Ayrıca bu rapor ve içerdiği iddialar hakkında, hiçbir merci tarafından daire kararı ile aynı hukuki sonuçları doğuracak kararlar verilemez. Bu nedenle teklif ile düzenlenen “savcılık ve başsavcılık tarafından yargılanmasına gerek görülmeyenler” bağlamında verilen kararlar, dairelerce verilen “beraat kararı” ile aynı hukuki sonuçları doğuracağından Anayasaya aykırılık oluşturacaktır.
Teklifin 16.maddesi ile yapılan düzenlemeler, savcıların mevcut durumdaki “görüş verme” işlevini “karar vermeye” dönüştürerek, Başsavcı ve savcıların fiilen yargılamayı yapan ve yönlendiren konuma taşınması amacıyla yapılan değişikliklerden biridir.
Anayasa hükümleri ve Sayıştay’ın yapısı ve işleyişi nedeniyle Sayıştay’da denetçi dışında bir iddia mercii bulunması gereksiz ve olanaksızdır.
Anayasa’nın 160. maddesinin “Sayıştay, merkezî yönetim bütçesi kapsamındaki kamu idareleri ile sosyal güvenlik kurumlarının bütün gelir ve giderleri ile mallarını Türkiye Büyük Millet Meclisi adına denetlemek ve sorumluların hesap ve işlemlerini kesin hükme bağlamak ve kanunlarla verilen inceleme, denetleme ve hükme bağlama işlerini yapmakla görevlidir.” şeklindeki hükmü Sayıştay’ın anayasal işlevini denetim ve kesin hükme bağlama olarak belirlemiştir.
Bu hükme göre Sayıştay’ın kendine özgü yapısını, TBMM adına yapılan denetim ve bu denetim sonuçlarının başka bir mercie götürülmeksizin yine Sayıştay içerisinde kesin hükme bağlanması oluşturmaktadır. Sorumluların hesap ve işlemlerinin kesin hükme bağlanması Sayıştay denetiminin bir sonucudur. Zira öteden beri başka yargı yerlerinde görülmeyen bir şekilde Sayıştay başkan ve üyeleri TBMM Genel Kurulu tarafından seçilmektedir. Bu seçim TBMM adına yapılan denetimin bağımsız ve tarafsız bir şekilde yine Sayıştay tarafından kesin hükme bağlanması gerekliliğinin bir sonucudur.
Teklifteki şekliyle savcının denetçinin görüşüne üstün kabul edilecek bir görüş bildirip böylelikle yargılamaya daireden önce müdahale edebilmesi için denetçinin yaptığı incelemeleri, sorumlu kişiler ile görüşmeleri, yerinde yapılan fiili fiziki incelemeler ile işlem ve olayın her safhasındaki incelemeleri tekrar yapması; eksik gördüğü hususları bizzat tamamlayarak dosyayı yeniden hazırlaması gerekir. Bu durum ise denetçinin yaptığı işlemlerin denetime yetkili olmayan savcı tarafından hukuka aykırı olarak ve gereksiz yere tekrarlanmasına yol açacak, dolayısıyla da en az mevcut denetçi sayısı kadar (bugün itibariyle 850) savcıya ihtiyaç olacaktır. Yargılamaya esas raporlarda yer alan binlerce hususa ilişkin olarak Savcının tekrar savunma alması ve bunları tekrar değerlendirmesi fiilen mümkün değildir. Bu yapılmaya çalışılsa dahi yargılamanın aylar hatta yıllarca uzamasına neden olup sonucu değiştirmeyeceğinden hiçbir anlam ifade etmeyecektir.
Mevcut işleyişte denetçi raporunda konuya ilişkin mevzuatı, kamu zararının nedenlerini ve oluş şeklini, sorumluların savunmalarını ve konuya ilişkin kendi nihai görüşünü belirtecek, görüşünün dayanaklarını oluşturan denetim kanıtlarını rapor ekinde yargı dairesine sunacaktır. Böylece savcının yapabileceği herhangi bir tamamlayıcı iş veya eylem kalmamış olacaktır. Denetçi tarafından rapora alınan her konuyu TBMM tarafından seçilen üyelerin oluşturduğu bağımsız yargı daireleri hükme bağlayacaktır. Sayıştay yargı dairesi denetçinin iddiasını yeterli bulmazsa beraat kararı verecek, kanıtları yeterli bulmazsa ek kanıtlar toplanmasını isteyerek eksik gördüğü konuları hüküm dışı bırakarak bunların tamamlanmasını müteakip yargılamayı yapacaktır. Denetçi daireden gelen talep üzerine eksik görülen hususları tamamlamak üzere ek rapor düzenleyecektir. Çünkü konuyu inceleyen delilleri toplayan ve sorumluların savunmalarını alan denetçidir. Denetçinin raporunu savcıya vermesi ile yargılama ile ilgili sorumluluğunun ve görevinin tamamlanacağını farz etmek uygulamada çözümü olmayan sorunlara ve tıkanmalara yol açacaktır. Bu nedenle her yıl düzenlenecek yüzlerce rapor ve bu raporlardaki onlarca konuyu savcıların eksikliklerini tamamlayarak yargılanabilir hale getirmesi mümkün değildir. Keza denetim kanıtlarının yeterli olmadığına karar verme yetkisi de yargılamayı yapacak Sayıştay dairesinindir. Sayıştay’da savcı ancak bu yönde görüşünü belirtebilir.
Aksi halde ya denetimi de savcıların yerine getirmesi ya da tüm denetçilerin Savcı olarak atanması gerekir.
Eğer Sayıştay yargılaması, önerilen savcılık müessesi ile adli yargı yerlerine benzetilmek isteniyorsa buna da gerek yoktur. Çünkü Sayıştay’da suç içeren denetim bulguları ve kanıtlar denetçilerin düzenlediği suç duyurusu müzekkereleri üzerine yargılama sırasında ayrılmakta, bunlar ilgili Cumhuriyet savcılıklarına gönderilmekte veya incelenmesi için Bakanlığına bildirilmektedir. Ayrıca denetçi müzekkere düzenlememiş olsa bile, Sayıştay dairelerinin yargılanan her hangi bir hususu suç duyurusu konusu yapma yetkisi her zaman mevcuttur. Yani hali hazırda ilgili Bakanlıklar Sayıştay’dan gelen konunun soruşturulması taleplerini, Cumhuriyet Savcıları ise Sayıştay’dan gelen suç duyurusu dosyaları üzerinde çalışarak gereğini yerine getirmektedirler.
Bu işleyiş içerisinde savcının diğer yargı kurumlarında uygulanageldiği gibi denetçi raporu hakkında görüşünü belirtmesi dışında bir uygulamanın hayata geçirilmesi mümkün olmadığı gibi; önerilen şekilde bir Savcılık müessesesi de Sayıştay yargısında denetçilerin iddia mercii olduğu gerçeğini değiştirmeyecektir.
Teklifte belirtilen savcı mekanizması Sayıştay’ın Anayasa ve yasalarda öngörülen yargılama ve kesin hükme bağlanma sürecini önemli ölçüde engelleyecektir. Eğer teklifte önerildiği şekliyle savcı, denetçinin yaptığı işlemleri tekrarlamadan, raporlarda yer verilen kamu zararı iddialarının düzeltilmesine ya da yargılanmasına gerek olmadığına tek başına karar verecekse TBMM’nin seçtiği 5 üyeden oluşan Sayıştay dairesi bunu yargılama suretiyle zaten yapmaktadır. Bu nedenle yargılamaya esas raporlarda yer alan konuların ve bunlara ilişkin kanıtların Sayıştay dairesinin incelemesine sunulmadan önce savcı tarafından yargılamadan ayrık tutulmasının bir getirisi olmayacağı gibi yargılama sürecinin önemli ölçüde uzamasına neden olacaktır.
Yargılamaya esas raporlar, denetçiler tarafından, bunların yargı dairelerinde yargılanmasına uygun teknik ve usule göre hazırlanmaktadır. Dolayısıyla hazırlanan rapora savcının, görüşünü bildirmek dışında ne şekilde katkı sağlayacağı ya da hangi yanlış uygulamaların düzeltileceği belirsizdir.
Bu uygulama ile adaletsiz durumların ortaya çıkması çok muhtemel olacaktır. Bir savcının rapordan çıkardığı bir konu, başka bir raporu inceleyen diğer bir savcı tarafından rapordan çıkarılmayabilecek ve raporda yer alan konuya ilişkin olarak yargılamayı yapan Sayıştay dairesi tarafından bu konuda tazmin kararı verebilecektir. Bu durumda aynı konu, farklı kamu idareleri itibariyle farklı sonuçlanmış olacaktır. Böylelikle ortaya çıkan farklı kararlar hakkında, ortada Daire kararları olmadığı için içtihadı birleştirme yoluna gidilmesi de mümkün olmayacaktır. Zira savcıların verecekleri kararlar içtihadı birleştirmeye konu edilemez.
Önerilen düzenlemeler ile eğer savcının yargılama sürecinin etkinliğini artıracağı düşünülmekte ise, mevcut durumda yargı raporları denetçisinden sonra ekip başkanı, grup başkanı ve rapor değerlendirme komisyonundan geçtikten sonra, yargı dairesinden bir üye ve savcının görüşü alınarak yargı dairesine ulaşmakta ve ancak bundan sonra yargılamaya başlanabilmektedir. Yargılama tamamlanıp hüküm ilama bağlandıktan sonra ise verilen hüküm hakkında Sayıştay Temyiz Kuruluna itiraz edilebilmektedir. Temyiz Kurulunca verilen hükümler hakkında da bir defaya mahsus karar düzeltilmesi talebinde bulunulabilmektedir. Yani yargılanan her bir husus kesin hüküm oluşuncaya kadar dokuz ayrı süzgeçten geçmektedir ki bunların dördü heyet şeklinde kurulmuştur. Bu süreçlerin üstüne belki de mevcut sürecin neredeyse tamamı kadar yer tutacak savcı ve başsavcı evresinin eklenmesinde ölçülülük ve elverişlilik açısından kamu yararı bulunmadığı düşünülmektedir. Aksine her kamu faaliyetinin bir maliyeti olduğu düşünüldüğünde, süreci daha da uzatan ve karmaşık hale getiren önerinin kamu zararı doğuracağı ve adil yargılamayı zorlaştıracağı çok açıktır.
Ayrıca hesap ve işlemleri yargılanan sorumlular,  yargılamaya bizzat katılmak üzere duruşma talep edebilecekleri gibi, yargılamanın her aşamasında savunmalarına ek kanıtları Sayıştay’a sunma hakkına sahip olduğu gibi, denetçilerin bunları yargılanmak üzere, yukarıda açıklanan süreci yeniden başlatacak şekilde, ek rapor düzenleyerek Başkanlığa sunması bir zorunluluktur. Bu nedenle öteden beri Sayıştay Denetçilerinin iş yükü içerisinde ek raporların düzenlenmesi her zaman ciddi bir yer tutmaktadır.
Sonuç olarak, değişiklik önerisinde yer aldığı şekliyle yapılacak Başsavcı ve savcılık değişikliğinin yargılama sürecine herhangi bir katkısı olmayacağı gibi yargılama usulü açısından işlemesi de pratikte mümkün olmayacaktır. Söz konusu teklif bu yönleriyle Sayıştay denetimi ve yargısında çok önemli teknik ve hukuki sorunlara yol açacak, bağımsız ve adil yargılamayı engelleyecektir. Yalnızca bu madde bile 150 yıldır devam eden bağımsız Sayıştay denetimi ve yargısını ciddi biçimde zedeleyecektir.
Süreli olarak görev yapan Başsavcı ve Savcıların 150 yıllık uygulamanın aksine meslek mensubu yapılması sağlanmakta, bunlardan Başsavcıya Daire Başkanı diğerlerine de Sayıştay üyelerinin hak ve teminatları verilmektedir.
Bu maddelerde dikkatten kaçmaması gereken ortak husus, 5 yıl süre ile görev yapacak bu kişilere yüksek yargıçlara ilişkin hak ve teminatların verilmesi ve bu amaçla neredeyse teklifin çoğunluk hükmünün bu düzenlemelerden oluşturulmasıdır. Teklifin 20. maddesinin her fıkrası ayrı bir düzenleme gibi düşünüldüğünde, teklifin 9 maddesinin bu konuda düzenlendiği görülmektedir.
5. DENETÇİLERLE İLGİLİ DÜZENLEMELER
İlgili Teklif Maddeleri: 8
Sayıştay Denetçiliğine denetçi yardımcılığından yetişme yanında belirli niteliklerde kamu görevlileri arasından doğrudan atama yapılması düzenlenmek suretiyle denetçinin bağımsızlığı ilkesi zedelenmekte, denetçilik mesleği zaafa uğratılmakta, Sayıştay Denetçiliğine girişte fırsat eşitliği ve adalet ortadan kaldırılmakta, mesleğin icrasında ciddi sıkıntılar yaşanmasına yol açılmaktadır.

YAPILAN DEĞİŞİKLİK
Sayıştay denetçiliği mesleğine belirli mezuniyet şartlarına bağlı olarak yarışma sınavı ile girilmekte ve stajyerlik, denetçi yardımcılığı dönemi sonunda yapılan yeterlik sınavı sonunda denetim yetkisi ve Sayıştay Denetçisi unvanı kazanılmakta iken teklif ile denetçilerin yarıdan fazlasının çeşitli kamu görevlileri arasından doğrudan atanması zorunluluğu getirilmektedir.

 
Sayıştay Denetçiliğine çeşitli kamu görevlileri arasından doğrudan atama yapılması zorunluluğu getirilmesi denetçinin bağımsızlığı ilkesine aykırıdır. Sayıştay Denetçisinin bağımsızlığı temelde onun tarafsızlığını sağlamakta ve korumakta, aynı zamanda hem TBMM’nin hem de vatandaşların Sayıştay Denetçilerinin tarafsızlıklarına ve dürüstlüklerine güven duyabilmelerinin ön koşulunu oluşturmaktadır. Sınavlarında şüphe, şaibe ve tartışmaların olduğu bir mesleğe ve onun bağımsız ve tarafsız olabileceğine TBMM ve vatandaşların güven duyması beklenemez.
Anayasa Mahkemesinin Esas Sayısı: 2012/102 Karar Sayısı: 2012/207 Karar Günü: 27.12.2012 olan kararında bu husus vurgulanmaktadır:
“Sayıştay denetimi, TBMM’ye sunulan Sayıştay raporuyla sonlanan bir süreci kapsamaktadır. Bu süreçte en önemli görevi denetçiler ifa etmektedir. Sayıştayın yargılama daireleri ile diğer daire ve kurulları, denetçiler tarafından yapılan inceleme ve değerlendirme sonucu hazırlanan denetim ve yargılamaya ilişkin raporlara dayanarak görev icra etmektedirler. Bu nedenle Sayıştayın bağımsızlığı, Başkan ve üyelerin yanı sıra denetçinin bağımsızlığını da gerektirmektedir. Sayıştay denetçisinin yürütmeden ve hatta yasama organından bağımsız olarak idarenin gelir, gider ve malları ile sorumluların hesap ve işlemleri üzerinde inceleme yapması, elde ettiği denetim bulgularını maddi ve hukuki yönden değerlendirmesi ve rapora bağlaması gerekmektedir. Bu süreçte, yasamanın ve yürütmenin denetçiye telkin, tavsiye veya maddî ve manevi zorlamada bulunulması, denetçinin bağımsızlığını zedeler.”
“Denetim faaliyetini fiilen yürüten ve raporlama işini yerine getiren denetçinin, yasamadan ve yürütmeden gelebilecek her türlü etkiden uzak bir şekilde denetim sonucu elde ettiği bulguları değerlendirerek rapora bağlayabilmesini ifade eden “denetçinin bağımsızlığı” ilkesi…
“Yüksek Denetim Kurumu denetçileri, mesleki kariyerleri süresince, denetlenen kurumlarca etki altına alınmamalı ve bu kurumlara bağımlı olmamalıdır.” 
Bu nedenle Sayıştay Denetçilerinin işe alınma yöntemi de tarafsız ve nesnel sistemler üzerine kurulu olmalı, bu sistemler denetçilerin tarafsızlığını ve bağımsızlığını daha baştan güvence altına almalıdır.
Ülkemizde uzmanlık gerektiren kamu görevlerine atanma ve bu mesleklerde yetiştirilme yöntemi artık yerleşmiş bir uygulama olan “kariyer meslek” uygulaması ile gerçekleştirilmektedir. Bu uygulamanın esasları üç temel üzerine oturtulmaktadır. Birincisi, ilgili göreve atanmak için başvuran adaylar arasından seçme yapmak amacıyla yapılan “özel yarışma ve yeterlilik sınavı” , ikincisi bu sınavı takiben başarılı olanların yardımcı veya stajyer olarak atanarak en az iki yıl süreyle meslekle ilgili teorik ve uygulamalı eğitim alması ve üçüncüsü yardımcılık ve stajyerlik sonunda yapılacak “meslekte yeterlilik sınavı”nın başarılmasıdır. Yeterlilik sınavını başaran yardımcı ve stajyerler ancak tam yetkili ve yeterli bir uzman olarak asıl görevlerine atanabilirler.
Günümüzde bu sistemin hemen hiçbir kurumda istisnası kalmamış, yeni kurulan kurumlar hariç kariyer meslek uygulaması dışında bir işe alma ve yetiştirme yöntemi uygulanmamıştır.
Doğrudan denetçi atanması ile kariyer meslek uygulamasının aynı anda uygulanmasının ciddi sorunlara yol açabileceği düşünülmektedir. Çünkü kariyer meslek sadece mesleğe giriş sınavından ibaret olmayıp yardımcılık süresi ve sonundaki yeterlilik sınavı bu sistemin ayrılmaz unsurlarıdır. Aynı görevi yürütecek ve aynı yetkileri kullanacak iki denetçiden biri üç aşamalı bir özel yarışma ve yeterlilik sınavından geçip iki yıl boyunca eğitime ve staja tabi tutularak, iki yılın sonunda hem sicil hem de başarı yönüyle mesleğe uygun bulunması halinde tamamen mesleki konularda yapılacak yeterlilik sınavına alınarak, bu sınavı başarması halinde denetçiliğe atanmış iken; diğeri başka bir meslekte uzmanlaşmış olduğu halde yapılacak iki aşamalı bir sınavı başarıp ne eğitim ve staj ne de yeterlilik sınavına tabi olmaksızın doğrudan denetçiliğe atanmış olacaktır.
Teklif ile doğrudan denetçiliğe atananlar için mesleki eğitim, staj ve yeterlilik sınavı şartları kaldırılmaktadır. Bu nedenle önceki mesleklerindeki yeterlilik sınavlarının Sayıştay denetçi yardımcılığından yetişenlerin tabi tutulduğu yeterlilik sınavı ile eşdeğer tutulması mümkün olamayacağından, bu kişilerin Sayıştay Denetçiliği için yeterli olduklarına ilişkin hukuki karine ortadan kaldırılmış olmaktadır. Bundan dolayı bu kişilerin mesleğe sınavla alınmaları, mesleğin gerektirdiği niteliklere sahip oldukları ve doğrudan denetim görevini yürütmeye başlamaya ehil olduklarına ilişkin hukuki karinenin elde edilmesi için yeterli değildir. Kariyer meslekler dışından atanacaklar içinse bu değerlendirmeye dahi gerek yoktur. Zira bunların tecrübe ve niteliklerinin Sayıştay Denetçiliğine uygun olup olmadığına ilişkin bir hukuki değerlendirme için gerekli doneler dahi bulunmamaktadır.
Yardımcılık süresince verilen ayrıntılı teorik ve uygulamalı eğitimleri almamış ve bu süreçteki kademeleri başarmamış; gerek kişilik özellikleri gerekse mesleğini temsil etme ve yürütme kabiliyeti değerlendirilmemiş kimselerin, bütün bunları sağladıkları hukuken kabul edilen denetçi yardımcılığından yetişenler ile aynı görevi yeterli bir şekilde yürütebileceklerinin kabulü mümkün değildir.
Bu kişilerin sınav sonrasında denetçiliğe atandıkları anda Sayıştay Denetçisi görev ve yetkilerine sahip olacağı ve hemen akabinde parlamentoya ve Sayıştay yargısına sunulmak üzere devasa kamu kurumları hakkında denetim yaparak raporlar hazırlamak üzere görevlendirileceği düşünüldüğünde konunun vahameti çok daha çarpıcı bir şekilde anlaşılacaktır.
Özel sınav sonucu doğrudan Sayıştay Denetçiliği’ne atananların mesleğe uygun olmadıklarının ya da meslekte yetersiz olduklarının anlaşılması üzerine bunların meslekle bağının kesilmesi de mümkün olmayacaktır. Çünkü bunlar mesleğin teminatlarını doğrudan elde etmiş olacaklardır. Kariyer meslek sisteminde ise mesleğe uygun olmayan yardımcı ya da stajyerlerin meslekle bağının kesilmesi bu süreç içerisinde normal bir durumdur.
Sayıştay Denetçi Yardımcılığı için yapılan özel yarışma ve yeterlilik sınavına hali hazırda 35 yaşını aşmamış gerekli diğer şartları da taşıyan tüm kamu görevlileri girebilmektedir. Şu anki sistemde bunu engelleyen bir husus bulunmamaktadır. Sayıştay Denetçiliği mesleğine girmek isteyen kişilerin bir kısmının rekabetçi sınavlarla ve zorlu eğitimlerle yardımcılıktan yetişmeleri öngörülürken diğer bir kısmının doğrudan atanması fırsat eşitliği ve adalet duygusunu zedeleyecektir.
Önemli bir sakınca da, yardımcılıktan yetişmeyenlerin mesleğin kültürüne, geleneklerine ve yaklaşımına yabancı bir şekilde görev yapması olacaktır. Ayrıca mesleğe yardımcılıktan yetişerek atananların katlandıkları zorluklar ve geçmiş oldukları aşamalar dikkate alındığında dışarıdan atanlar ile bunlar arasında mesleki birliktelik anlayışının oluşması, ekip çalışması ve uyumu zorlaşacak, meslek içinde çalışma barışını tehdit edecek bölünmeler ortaya çıkacaktır.
Değinilen tüm nedenler birlikte değerlendirildiğinde, aynı şartları taşıyan adaylar arasında eşit koşullarda yapılacak ve kurumun müdahale etmediği sınav sisteminden ve bu sınavı başaranların yardımcılıktan yetiştirildiği kariyer sisteminden vazgeçilmesinin, Sayıştay ve dolayısıyla TBMM’nin denetim yetkisi üzerinde son derece olumsuz sonuçlar doğuracağı açıktır.
 
6. DİĞER DÜZENLEMELER
Sayıştay Denetimi ve Yargılaması Yürütmenin Düzenlemelerine Tabi Kılınmaktadır
İlgili Teklif Maddeleri: 1, 3, 20-h
Sayıştay’ın TBMM adına kamu idarelerinin gelir, gider ve mallarını denetlerken yürütme organından talimat alması veya onun düzenleyici işlemleri ile sınırlandırılması uluslar arası denetim standartlarına da temelden aykırıdır. Anayasanın 160. Maddesi ile Sayıştay, Türkiye Büyük Millet Meclisi adına merkezi yönetim bütçesi kapsamındaki kamu idareleri ile sosyal güvenlik kurumlarının bütün gelir ve giderleri ile mallarını, mahalli idarelerin de hesap ve işlemlerini denetlemekle görevlendirilmiştir. 
Kamu kaynaklarının hukuka uygun bir biçimde ve aynı zamanda verimli, tutumlu ve etkili şekilde kullanılıp kullanılmadığının milletin temsilcileri tarafından bilinmesi ve vatandaşlar adına denetlenmesi olarak tanımlanan bütçe hakkı, uzun mücadeleler sonucunda kazanılmış olan, demokrasinin seçilmişlere tanıdığı en temel haktır. Bu hakkın layıkıyla yerine getirilebilmesi için mutlak koşullar; TBMM adına denetim yapan Sayıştay’ın görevini yerine getirirken temelde Meclis’in çıkardığı kanunları ve yine Meclis’in uygulanmasına onay verdiği bütçeyi esas alması ve kurumların kimi düzenleyici işlemlerinden dolayı yürütülen kamu hizmetleri beklenen sonuçları vermiyorsa, bunları da Meclis’e raporlamasıdır.
Nitekim Anayasa Mahkemesinin 6353 sayılı Kanunun bazı hükümlerine ilişkin verdiği iptal kararının gerekçesinde, “Bu nedenle, Sayıştay denetçisinin, kamu idarelerinin icrai ve icrai olmayan düzenleyici işlemlerine aykırı rapor düzenlemesinin engellenmesi, Sayıştay denetiminin, yasamanın bütçe hakkının gerektirdiği içerikten uzaklaşması ve denetlenen idarenin, kanuna aykırı düzenleyici işlemlere dayanarak hesap verme sorumluluğundan kurtulması sonucunu doğurduğundan, Anayasa’ya uygun düşmemektedir. “ denilerek yapılan düzenlemenin Anayasa’ya uygun olmadığı sonucuna varılmıştır.
Diğer yandan Anayasanın 115, 123, ve 124. maddeleri doğrultusunda, idarenin düzenleyici işlemlerinin, Anayasa ve yasalara uygun olması ve yasaların kamu yararına uygulanmasını temin etmesi gerekmektedir. Söz konusu işlemlerin yasalara aykırı olması ve kamu zararına yol açması durumunda ise yasal normların esas alınması hukukun temel bir prensibi ve hukuk devleti ilkesinin bir gereğidir. Dolayısıyla, Sayıştay Denetçilerinin idarenin düzenleyici işlemlerine uygun denetim raporu düzenlemeye, bir başka deyişle Sayıştay denetimini idarenin düzenleyici işlemlerine tabi olmaya zorlamak, hukuk devleti ilkesi ile bağdaşmamaktadır.
Ayrıca INTOSAI’nin (Uluslararası Yüksek Denetim Kurumları Örgütü) yayınlamış olduğu uluslararası standartlarda “Denetlenen kuruluşlarca alınan idari kararların doğruluk ve uygunluğunun denetimini” düzenlilik denetiminin içerikleri arasında saymış (1.0.38 Nolu Denetim Standardı) ve 2.2.2 nolu Denetim Standardı, ile “Denetçi ve Sayıştay bağımsız olmalıdır.” ilkesini getirmiştir. 2.2.14 nolu Denetim Standardı ise, “Sayıştayın, görevinin yürütülmesine ilişkin olarak yürütme organından talimat almaması bağımsızlığı açısından önemlidir” denilmiştir.
Her ne kadar teklifin gerekçesinde Sayıştay tarafından görüş verilen düzenleyici işlemlerden dolayı kamu görevlilerinin sorumlu tutulmaması için bu yönde bir düzenleme yapıldığı belirtilse de; Sayıştay’ın görüşü 6085 sayılı Sayıştay Kanunu’nun 27.maddesi gereğince “istişari” bir görüş olup, bu görüş alınmaksızın veya bu görüşe uyulmaksızın da yönetmelik veya yönetmelik niteliğinde düzenleyici işlemler yapılması mümkündür.
Ayrıca yürürlükteki mevzuat hükümleri gereğince (5018 sayılı KMYKK, Madde 71) kamu zararlarının sorumlularınca tazminine hükmedilebilmesi için işlem, karar veya eylemde; kusur, kasıt veya ihmal bulunması gerektiğinden, genel nitelikteki düzenleyici işlemlere uygun olarak görev yapan kamu görevlilerinin salt bu nedenle kamu zararlarından sorumlu tutulması söz konusu değildir.
Teklif Sayıştay yargısı açısından değerlendirildiğinde ise ilginç bir tablo ile karşılaşılmaktadır. Eğer denetlenen idareler tarafından yapılan her türlü genel nitelikli düzenlemeler denetçiler tarafından daha baştan doğru ve hukuka uygun olarak kabul edilecekse, denetçiler hangi durumlarda kamu zararı iddiasında bulunabilecek ve Sayıştay daireleri hangi hukuksal dayanaklara göre kamu zararına ve bunların tazminine hükmedebilecektir? Zira buna göre denetlenen idarelerin yapacakları çeşitli düzenlemelerle iş ve işlemlerini Sayıştay yargısı dışına çıkarma imkanı her zaman var olacaktır. Böylece bağımsız denetim ve yargı tamamen işlevsiz hale getirilecek ve Anayasa hükümleri alenen ihlal edilmiş olacaktır.
 
Denetçilerin Denetim Raporu Düzenleme Yetkisi Kaldırılmakta Bu Raporları Grup Başkanlarının Düzenlemesi Getirilmektedir.
İlgili Teklif Maddesi: 11
“(5) Denetim grup başkanları kendilerine sunulan taslak denetim raporlarını bu Kanunda öngörülen amaç, çerçeve ve sınırlar içinde olup olmadığı yönünden inceler ve bu hususlara uygunluk taşımayan raporları düzeltilmesi için ilgili denetçiye iade eder. Ayrıca 35 inci maddenin ikinci fıkrasının (d) bendi çerçevesinde Rapor Değerlendirme komisyonun değerlendirmesini de dikkate alarak oluşturacağı denetim raporunu Başkanlığa sunar.
Teklifte Grup Başkanınca düzeltilmesi istenecek hususların neler olduğu belirsiz olduğundan bu hükmün kanuna konulması ile Grup Başkanına tek başına ve sınırları belirsiz bir şekilde rapor düzenleme yetkisi verilmektedir.
Mevcut uygulamada da Grup Başkanı denetim raporunu denetçiye tamamlaması veya düzeltilmesi için iade edebilir. Ancak nihai denetim görüşünün verilmesi denetim ekibinin yetkisindedir. Grup başkanı denetim ekiplerinin koordinasyonunu sağlamak, mevcut düzenlemelere uygun raporlar düzenlenmesini gözetmekle sorumludur. Grup Başkanının bu gözetimi, denetim kanıtlarının yeterli ve uygun hale getirilmesi için gerekli olan kalite kontrol mekanizmalarından biri olup, denetim çalışmalarını tamamlayıcı bir işlevi yerine getirmektedir. Denetim bulgularını, ortaya konulan denetim kanıtlarına rağmen rapordan çıkartacak ya da denetim bulgularına rağmen denetim görüşünü farklılaştıracak herhangi bir düzenlemenin kalite kontrol mekanizması kapsamında düşünülmesi uluslararası standartlar gereğince mümkün değildir. Uluslararası standartlara göre bu standartlar dahi denetçinin mesleki yargısının yerine geçemez. Bu nedenle Grup Başkanının “bu kanunda öngörülen amaç, çerçeve ve sınırlar” şeklindeki genel ifadelerle denetçi raporu hakkında sınırsız bir yetki ile donatılması mümkün değildir. Zira denetim standartları ile uygulama usul ve esasları değişken olduğundan denetim usul ve esaslarının ayrıntıları kanunda değil denetime ilişkin yönetmelik, rehber ve standartlarda yer almaktadır. Grup başkanlarının bu hususlardaki eksiklikler dışında denetim ekibinin denetim görüşüne ve mesleki yargısına müdahalede bulunması uluslar arası standartlarda ve Anayasa Mahkemesinin Esas Sayısı: 2012/102 Karar Sayısı: 2012/207 Karar Günü: 27.12.2012 olan kararında yer verilen denetçi bağımsızlığını ortadan kaldırıcı bir durumdur. Zira denetim görev ve yetkisi denetim ekibindedir ve bu görev kurum tanıma, uygulama ve sonuçlarını raporlama aşamalarından oluşan bir bütündür. Sayıştay uygulamasında denetimin yönetimi işlevini yerine getiren Grup Başkanı, görevi gereği içinde bulunmadığı denetim çalışmaları sonucunda raporlar düzenleyerek denetçilerin mesleki kanaatlerini engelleyecek şekilde görev yapamaz. Uluslar arası standartlara göre de grup başkanının işlevi denetimin yönetimi ile denetlenen kurumla iletişim ve denetim grubunun temsilidir.
Ayrıca uluslar arası denetim standartlarına göre yürütülen denetim çalışması neden sonuç ilişkisi içinde birbirini gerektiren ve izleyen bir çalışma olduğundan denetim raporunun denetim ekibi tarafından düzenlenmesi (denetim görüşünün verilmesi)  tüm bu çalışmalara ilişkin mesleki ve hukuki sorumluğun alınması için şarttır. Teklif ile denetçilerin yaptıkları denetimlerden dolayı sorumsuz olması şeklinde kabulü mümkün olmayan bir uygulama da getirilmektedir. Zira teklif ile denetim görüşünü kendisi de bir denetçi olan grup başkanı vereceğinden, denetim görüşünün sıhhati bağlamında denetçilerin yürüttükleri diğer denetim aşamalarından sorumlu tutulması mümkün olmayacaktır.
 
Sayıştay Başkanlığı Tarafından Çıkarılacak Yönetmeliklerin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanının Onayıyla Yürürlüğe Girmesi Getirilmektedir
İlgili Teklif Maddesi: 19
Sayıştay tarafından çıkarılacak yönetmeliklerin TBMM Başkanının onayı ile yürürlüğe girmesi Sayıştay’ın bağımsızlığına uygun düşmediği gibi, Sayıştay’ın Meclis’e karşı hesap verebilirliğini de zayıflatır. Sayıştay, denetiminin ve yargılamasının usul ve esaslarını parlamentodan bağımsız olarak belirler. Zira, TBMM’nin Sayıştay’ın idari düzenlemelerini onaylaması, Sayıştay’ın performansına, denetim ve yargılamada oluşabilecek her türlü aksaklıklara ve sorunlara dolaylı da olsa ortak olması anlamına geleceğinden; teklif ile getirilen onay mekanizması Sayıştay raporlarının Mecliste görüşülmesi sırasında, TBMM Başkanlığı’nı denetlenen kamu idarelerine karşı Sayıştay’dan yana taraf haline getirerek parlamentonun hakemliğine ilişkin tarafsızlığını ortadan kaldıracaktır. Burada bahsedilen bağımsızlık, Sayıştay’ın TBMM’nin denetim taleplerini yerine getirip getirmemesi ile ilgili bir kavram olmayıp, kendi denetimini bağımsız olarak tasarlaması ve yürütmesi ile ilgili bir bağımsızlık anlayışını ifade etmektedir ki bu husus uluslar arası standartların temelini teşkil etmektedir. Bu nedenle Sayıştay’ın kendi iç düzenlemeleriyle ilgili ayrıntıları TBMM Başkanına onaylatmasına gerek yoktur. Zira TBMM Başkanı hali hazırda Sayıştay Kanunu’nu yürütmeye yetkili olan makamdır.
 
Sayıştay’ın Daire Sayısı Sekizden On ikiye Çıkarılmaktadır.
İlgili Teklif Maddesi: 21
Teklif ile Sayıştay yargılama dairelerinin iş yükü önemli ölçüde azaltılmaktadır. Bir yandan, dairelerin denetim raporlarına görüş vermesi aşamasının kaldırılması, diğer yandan da denetçilerin düzenlediği yargılamaya esas raporların önüne mevcut uygulamada bulunmayan; Grup Başkanı, Savcı, Başsavcı bariyerleri konulması ile yargılanacak hususların sayısının ciddi olarak azalacağı aşikar iken,  daire sayısının artırılmasının gereği yoktur. Tam aksine bu düzenlemeler gerçekleşirse Sayıştay’daki daire sayısının yarıya kadar azaltılması uygun olacaktır.
 
Başkan Yardımcılarının Sayısı İkiden Üçe Çıkarılmaktadır.
Bu düzenleme yararlı görülmektedir.


§ 

§  Sayıştay yargısı hukuk bilgisine ve tecrübesine dayalı adil bir yargı yeri olmaktan çıkarılmakta, keyfiliğe açık, idari bir işleve dönüştürülmektedir. Sayıştay üyeliğine seçilmede asli unsur olan Sayıştay denetçilerinin kontenjanı kaldırılarak mahkeme niteliğindeki Sayıştay dairelerinin tümüyle idari görevlerden gelen kişilerden oluşmasına imkân tanınmaktadır. Diğer yandan, yine idari görevlerde bulunan kişiler arasından 5 yıllık süre için iddia makamı olarak görev yapmak üzere Sayıştay savcısı seçilmesi öngörülmektedir. Savcılık ve hâkimlik işlevlerinin müfettişlik veya yöneticilik görevlerinden gelen kişiler tarafından yürütülmesi uygun değildir. Bu düzenlemelerin yargıyı güçlendirmek yerine zayıflatacağı, Sayıştay yargısına olan güveni temelinden sarsacağı açıktır.

§  Sayıştay denetçiliğine müfettişlerden ve yöneticilerden atama yapılması öngörülmektedir. Sayıştay denetçiliği uzmanlık gerektiren bir kariyer meslek olup ciddi bir bağımsızlık ve tarafsızlık anlayışı içinde uluslararası standartlara göre yürütülmelidir. Dışarıdan Sayıştay denetçiliğine atanması öngörülen müfettiş ve yöneticilerin yetki kullanma ve yaptırım uygulama alışkanlıkları denetlenen kişi ve kurumlar açısından ciddi sorunlara yol açabilecektir. Diğer yandan, kurul üyeliği gibi pasif bir görev olmayan Sayıştay denetçiliği son derece detaylı prosedürlere göre titiz bir şekilde bizzat icra edilmesi gereken bir meslektir. Kamuda belirli yönetim seviyelerine ulaşmış kişilerin tamamen yeni bir meslek anlayışı içinde bu zahmetli prosedürlere adapte olmaları ve kendi başlarına etkin bir denetim çalışması yürütmeleri beklenemez. Sayıştay denetçiliğine bu şekilde dışarıdan yapılacak atamalar denetimi zaafa uğratacaktır.

ÇOK OKUNANLAR

KAMU PERSONELİ SINAV İLANLARI

YAZARLAR

ANKET