Öncekiler Sonrakiler

ADLİ KOLLUK YÖNETMELİK DEĞİŞİKLİĞİ HSYK İTİRAZI VE İPTAL METİNLERİ

Danıştay, Adli Kolluk Yönetmeliği'nde yapılan değişikliğin iptali ve yürütmesinin durdurulması istemiyle açılan davada, yürütmenin durdurulmasına karar verdi. Karar, oy çoğunluğuyla alınırken, 6 üyeden bir üye karşı oy kullandı.

30 Aralık 2013 Pazartesi 07:34
ADLİ KOLLUK YÖNETMELİK DEĞİŞİKLİĞİ HSYK İTİRAZI VE İPTAL METİNLERİ

21 Aralık 2013  CUMARTESİ
Resmî Gazete
Sayı : 28858

YÖNETMELİK

Adalet Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığından:

ADLÎ KOLLUK YÖNETMELİĞİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA

DAİR YÖNETMELİK

MADDE 1 – 1/6/2005 tarihli ve 25832 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Adlî Kolluk Yönetmeliğinin 3 üncü maddesinin birinci fıkrasında yer alan adlî kolluk sorumlusu deyimi aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve bu deyimden sonra gelmek üzere aşağıdaki deyim eklenmiş ve mevcut deyimler buna göre teselsül ettirilmiştir.

“Adlî kolluk sorumlusu: Mahallin en büyük mülki idare amiri tarafından görevlendirilen adlî kolluğun komutanını, amirini veya sorumlusunu,”

“En üst dereceli kolluk amiri: Emniyet Genel Müdürlüğünde; il emniyet müdürünü, ilçe emniyet müdürünü veya amirini, Jandarma Genel Komutanlığında il jandarma komutanını, ilçe ve merkez ilçe jandarma komutanını, Sahil Güvenlik Komutanlığında; birlik komutanını, Gümrük ve Ticaret Bakanlığında; gümrük muhafaza kaçakçılık ve istihbarat müdürünü,”

MADDE 2 – Aynı Yönetmeliğin 5 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinin birinci cümlesinde yer alan “savcıları” ibaresi “başsavcılığı” ibaresi olarak değiştirilmiş ve aynı fıkraya aşağıdaki (c) bendi eklenmiştir.

“c) En üst dereceli kolluk amiri adlî olayları, suç işlenmesini önlemek, kamu düzen ve güvenini korumakla ve bu konuda gerekli tedbirleri almakla görevli ve yetkili olan mülki idare amirine derhal bildirir.”

MADDE 3 – Aynı Yönetmeliğin 6 ncı maddesinin ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve aynı maddeye bu fıkradan sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkralar eklenmiş, mevcut fıkralar buna göre teselsül ettirilmiştir.

“Adlî kolluk görevlileri, kendilerine yapılan bir suça ilişkin ihbar veya şikâyetleri; el koydukları olayları, yakalanan kişiler ile uygulanan tedbirleri derhâl Cumhuriyet başsavcılığına ve en üst dereceli kolluk amirine bildirir ve ilgili Cumhuriyet savcısının emri doğrultusunda işin aydınlatılması için gerekli soruşturma işlemlerine başlar.”

“Ceza Muhakemesi Kanununun 135 inci maddesinin altıncı fıkrasında sayılan suçlar nedeniyle yapılan soruşturmaların aşamaları hakkında Cumhuriyet savcısı tarafından doğrudan veya varsa ilgili Cumhuriyet başsavcı vekili aracılığıyla Cumhuriyet başsavcısına yazılı olarak bilgi verilmesi zorunludur. Bu bildirim yazıları görüldü şerhinden sonra soruşturma dosyasında muhafaza edilir.

En üst dereceli kolluk amiri, adlî kolluk hizmetlerinin etkin ve verimli bir şekilde yürütülmesi amacıyla adlî kolluk görevlileri üzerinde gözetim, denetim,  planlama ve gerektiğinde diğer idari tedbirleri almaya ve iş bölümünü yapmaya yetkilidir.”

MADDE 4 – Aynı Yönetmeliğin 11 inci maddesinin birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“Cumhuriyet başsavcıları her yılın sonunda, bu Yönetmeliğin 3 üncü maddesine göre belirlenmiş adlî kolluk sorumluları hakkında değerlendirme raporu düzenleyerek, mülki idare amirlerine gönderir.”

MADDE 5 – Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

MADDE 6 – Bu Yönetmelik hükümlerini Adalet ve İçişleri Bakanları birlikte yürütür.

  
 
T.C. 
HÂKİMLER VE SAVCILAR YÜKSEK KURULU 
 
 
26.12.2013 
 
Kamuoyunda yargıya ilişkin yapılan tartışmalar ve Adli Kolluk Yönetmeliğinde yapılan 
değişiklikler HSYK Genel Kurulunda görüşülerek aşağıdaki açıklamanın yapılmasına 
25.12.2013 tarihinde oyçokluğu ile karar verilmiştir. 
Kuvvetler ayrılığı, yargı bağımsızlığı ve hukukun üstünlüğü demokratik hukuk devletinin 
olmazsa olmaz temel esaslarıdır. Kuvvetler ayrılığı yasama, yürütme ve yargı erklerinin 
birbirinden bağımsız, birinin diğerine üstün olmadığı, medeni bir iş bölümü ve iş birliği 
içerisinde görev yaptığı sistemdir. 
Anayasamıza göre herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve 
benzeri sebeplerle ayrım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir. Devlet organları ve idare 
makamları da bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek 
zorundadırlar. 
Yasama ve yürütme organlarına karşı bağımsızlığı korunan yargı, yönetenlere karşı 
yönetilenlerin güvencesidir. Hukuka aykırı eylem ve işlemlerde bulunulması halinde 
yönetenlerin de herkes gibi yargı tarafından denetlenmesi demokratik hukuk devletinin bir 
gereğidir. 
Anayasamızda savcıların adli görevleri ile hâkimlerin idari görevleri yönünden teftiş, 
denetleme ve genelge düzenleme yetkisinin Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’na ait 
olduğu belirtilmiştir. Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 157, 160, 161 ve 164 üncü maddelerinde de; soruşturmanın 
gizli olduğu; ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiğini öğrenen Cumhuriyet savcısının 
emrindeki adli kolluk görevlileri marifetiyle doğrudan doğruya her türlü araştırmayı 
yapabileceği; adli kolluk görevlilerinin el koydukları olayları, yakalanan kişiler ile uygulanan 
tedbirleri emrinde çalıştıkları Cumhuriyet savcısına derhal bildirmek ve bu Cumhuriyet 
savcısının adliyeye ilişkin bütün emirlerini gecikmeksizin yerine getirmekle yükümlü 
oldukları; adli kolluk görevlilerinin adli görevlerin haricindeki hizmetlerde üstlerinin emrinde 
oldukları, ancak soruşturma işlemlerinde sadece Cumhuriyet savcısının emirlerini yerine 
getirecekleri; Cumhuriyet savcılarının sözlü veya yazılı istem ve emirlerini yapmakta kötüye 
kullanma veya ihmalleri görülen kolluk amir ve memurları hakkında da Cumhuriyet 
savcılarınca doğrudan soruşturma yapılacağı hususları açıkça vurgulanmıştır. 
Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 167 nci maddesinde Adalet ve İçişleri Bakanlıklarınca 
çıkarılacak Adli Kolluk Yönetmeliğinin kapsamı düzenlenmiş olup, Cumhuriyet savcılarının 
adli görevlerine ilişkin hususların bu Yönetmelik kapsamında bulunmadığı izahtan varestedir. 
Ayrıca adli görevi bulunmayan mülki idare amirlerinin de bilgilendirilmesini içeren 
21.12.2013 tarihli “Adli Kolluk Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik”in 
2 nci ve 3 üncü maddeleri yargı bağımsızlığı, kuvvetler ayrılığı ilkeleri ile Anayasanın ve 
Ceza Muhakemesi Kanunu’nun ilgili hükümlerine açıkça aykırıdır. 
Diğer taraftan Anayasamızın 159 uncu maddesi ile Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu 
Kanunu’nun 4 üncü maddesinde hâkim ve savcıların görevlerini; kanun, tüzük, 
yönetmeliklere ve genelgelere uygun olarak yapıp yapmadıklarını denetleme; görevlerinden 
dolayı veya görevleri sırasında suç işleyip işlemediklerini, hal ve eylemlerinin sıfat ve 
görevleri icaplarına uyup uymadığını araştırma ve gerektiğinde haklarında inceleme ve 
soruşturma işlemleri, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun görevleri arasında sayılmıştır. 
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, Anayasanın ve Kanunun kendisine verdiği yetki ve 
görev çerçevesinde, hâkimler ve savcılar hakkında bugüne kadar gelen tüm ihbar ve 
şikâyetleri titizlikle değerlendirmiş ve ilgili kanunlarda yer alan disipline ilişkin hükümleri 
uygulamıştır. Nitekim 2013 yılı içerisinde Kurulumuza gelen ihbar ve şikâyetler üzerine 
13.500 hâkim ve savcıdan 331’i hakkında soruşturma izni verilmiş ve 19’u meslekten çıkarma 
cezası olmak üzere toplam 288 hâkim ve savcıya değişik disiplin cezaları verilmiştir. 
Görüldüğü üzere HSYK, hâkim ve savcıların görevlerinden dolayı veya görevleri sırasında 
suç işleyip işlemediklerini, hâl ve eylemlerinin sıfat ve görevlerinin icaplarına uyup uymadığını titizlikle araştırmakta ve eylemleri sabit görülenler hakkında gereken disiplin 
cezalarını uygulamaktadır. 
Bu itibarla; hâkim ve savcıların yasalara aykırı davranışta bulunduğunu veya sıfat ve 
görevlerine uygun davranmadığını düşünen herkesin HSYK’ya şikâyette bulunması 
mümkündür. Görev sınırlarını aşan veya suç teşkil eden eylemlerde bulunan hâkim ve savcı 
varsa o hâkim ve savcılarla ilgili bugüne kadar gereğine tevessül edildiği gibi bundan sonra da 
edileceği izahtan varestedir. Soruşturmaların yürütülmesine ilişkin yetki aşımı veya 
usulsüzlük olması durumunda bu konularda da 2802 sayılı kanunun disiplin maddeleri 
gereğince işlem yapılacağı açıktır. 
Ancak; özveri ve titizlikle görev yapan yargı mensuplarını zan altında bırakan beyan ve 
yazıların da, hukukun üstünlüğü ve çağdaş demokrasinin unsuru olan bağımsız yargıya zarar 
vereceği hususu gözden ırak tutulmamalıdır. 
Bu nedenle; yargı bağımsızlığını ihlal etmeden, yargıya duyulan güveni zedelemeden varsa 
yanlışlıkları ortaya çıkarmak ve gereğini yapmak başta HSYK olmak üzere tüm yargı 
kurumlarının görevidir. Bu görevlerin yerine getirilmesi sırasında tüm yetkililerin, basın 
mensuplarının ve kamuoyunun yargıyı yıpratacak ve töhmet altında bırakacak tutumlardan 
kaçınması da yargı camiasının ortak beklentisidir. 
Kamuoyuna saygı ile duyurulur. 
 
Ahmet HAMSİCİ Zeynep Nilgün Zeynep KAVLAK 
BAŞKANVEKİLİ HACIMAHMUTOĞLU ÜYE 
 
 
ÜYE 
 
 
Ulvi YÜKSEL 
ÜYE 
Ziya ÖZCAN 
ÜYE 
Nesibe ÖZER 
ÜYE 
 
Hüseyin SERTER Ömer KÖROĞLU Ahmet KAYA 
ÜYE ÜYE ÜYE 
 
 
İbrahim OKUR 
ÜYE 
 
Prof. Dr. Bülent ÇİÇEKLİ 
ÜYE 
Dr. Teoman GÖKÇE 
ÜYE 
 
 Ahmet BERBEROĞLU 
 
 ÜYE 
 
 
 
 AÇIKLAMAYA MUHALİF KALANLAR VE GEREKÇELERİ 
 
MUHALEFET ŞERHİ 
 
Adli Kolluk Yönetmeliğinde yapılan değişikliğe ilişkin olarak Hâkimler ve Savcılar 
Yüksek Kurulu tarafından yapılan duyuruda yer alan bazı tespit ve açıklamalara aşağıda 
belirttiğim gerekçeyle katılmamaktayım. Şöyle ki; 
I- Duyuruda, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 167 nci maddesin göre 
düzenlenen Adli Kolluk Yönetmeliğinin kapsamına Cumhuriyet savcılarının adli görevlerine 
ilişkin hususların girmediği ifade edilmektedir. 
 Ceza Muhakemesi Kanununun “Yönetmelik” başlıklı 167 nci maddesinde “Adlî 
kolluk görevlilerinin nitelikleri ve bunların hizmet öncesi ve hizmet içi eğitimi, diğer hizmet 
birimleri ile ilişkileri, değerlendirme raporlarının düzenlenmesi, uzmanlık dallarına göre 
hangi bölümlerde çalıştırılacakları ve diğer hususlar; bu Kanunun yürürlük tarihinden itibaren 
altı ay içinde Adalet ve İçişleri Bakanlıklarınca müştereken çıkarılacak yönetmelikte 
belirlenir.” hükmü yer almaktadır. 
 Anılan maddede adli kolluk görevlilerinin “diğer hizmet birimleri ile ilişkileri”nin ve 
“diğer hususlar”ın Yönetmelikte belirleneceği açıkça hükme bağlanmış, maddede 
“Cumhuriyet savcılarının adli görevlerine ilişkin hususların” Yönetmelik kapsamında 
düzenlenemeyeceğine ilişkin bir ifadeye de yer verilmemiştir. Bu düzenleme sebebiyle 
Yönetmelik kapsamı konusunda kanun koyucunun bir daraltmadan ziyade genişletme 
amacıyla hareket ettiğinin kabulü gerekir. Üstelik, söz konusu Yönetmelik değişikliği, 
Cumhuriyet savcılarının adli görevlerine ilişkin yeni bir düzenleme içermemektedir. 
5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin 
Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun 18 inci maddesinde, Cumhuriyet 
başsavcılığını temsil etmek, başsavcılığın verimli, uyumlu ve düzenli bir şekilde çalışmasını 
sağlamak, iş bölümünü yapmak ve gerektiğinde adlî göreve ilişkin işlemleri yapmak, 
duruşmalara katılmak ve kanun yollarına başvurmak ile Cumhuriyet savcıları üzerinde 
gözetim ve denetim yapmak, Cumhuriyet başsavcısının görevleri arasında sayılmıştır. 
Cumhuriyet savcısının görevleri ise, Kanunun 20 nci maddesinde, adlî göreve ilişkin 
işlemleri yapmak, duruşmalara katılmak ve kanun yollarına başvurmak ile Cumhuriyet 
başsavcısı tarafından verilen adlî ve idarî görevleri yerine getirmek olarak belirlenmiştir. 
Buna göre, Cumhuriyet başsavcısının yürütülen soruşturma dosyaları hakkında bilgi 
sahibi olması, yasal düzenlemelerin zorunlu bir sonucu olup, bu husus soruşturmanın 
gizliliğini ihlal sayılmayacaktır. 
 II- Duyuruda, söz konusu Yönetmelikte yapılan değişikliğin yargı bağımsızlığı ve 
kuvvetler ayrılığı ilkeleri ile Anayasanın ve Ceza Muhakemesi Kanununun ilgili hükümlerine 
açıkça aykırı olduğu belirtilmekte ise de; bu tespite katılmam söz konusu değildir. Şöyle ki; 
A- Adli Kolluk Yönetmeliğinde Yapılan Değişiklikler 
Adli Kolluk Yönetmeliğinde 21 Aralık 2013 tarihinde; 
1- En üst dereceli kolluk amirinin adlî olayları, mülki idare amirine bildirmesi, 
2- Adlî kolluk görevlilerinin kendilerine yapılan bir suça ilişkin ihbar veya şikâyetleri, 
el koydukları olayları ve yakalanan kişiler ile uygulanan tedbirleri derhâl en üst dereceli 
kolluk amirine bildirmesi, yönünde değişiklik yapılmıştır. 
B- Yargı Bağımsızlığı İlkesi Yönünden Değerlendirme 
Bilindiği üzere, Anayasanın 9 uncu maddesinde, yargı yetkisinin Türk Milleti adına 
bağımsız mahkemelerce kullanılacağı düzenlenmiştir. Yönetmelikte yapılan düzenlemeler, 
soruşturma aşamasında adli kolluğun amirleriyle olan idari ve hiyerarşik ilişkilerine yönelik 
olup, mahkemelerin yargı yetkisi ve takdir hakkına bir müdahalede bulunulması söz konusu 
değildir. Bu nedenle, düzenlemede yargı bağımsızlığına müdahale olarak 
değerlendirilebilecek bir husus bulunmamaktadır. 
C- Kuvvetler Ayrılığı İlkesi Yönünden Değerlendirme 
Mülga Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun yürürlüğe girdiği 1929 yılından beri 
soruşturma işlemleri İçişleri Bakanlığına bağlı kolluk kuvvetleri tarafından yürütülmektedir. 1 
Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren Ceza Muhakemesi Kanununda da adli kolluğa ilişkin 
düzenlemeler bu şekilde yapılmıştır. Adli kolluk, işlemlerini Cumhuriyet savcısı adına ve 
onun denetim ve gözetimi altında yapmaktadır. 
Soruşturma işlemlerinin Cumhuriyet savcısının denetim ve gözetiminde İçişleri 
Bakanlığına bağlı adli kolluk tarafından yapılması, hiçbir zaman Anayasada belirtilen 
kuvvetler ayrılığı ilkesine aykırı bir durum olarak kabul edilmemiştir. Yönetmelikte yapılan 
düzenleme, bahsettiğimiz yapıda herhangi bir değişikliğe neden olmamaktadır. Yine eskiden 
olduğu gibi adli kolluk görevlileri, Cumhuriyet savcısının gözetim ve denetiminde soruşturma 
işlemlerini yapmaya devam edeceklerdir. Başka bir ifadeyle, soruşturmanın birinci derecede 
sorumlusu Cumhuriyet savcısıdır. İşlenen suçun tüm boyutlarıyla ortaya çıkarılması ve 
şüphelilerin cezalandırılabilmesi amacıyla, Cumhuriyet savcısı ile kolluk birimlerinin tam bir 
işbirliği ve koordinasyon içinde çalışmaları bir zorunluluktur. Bu zorunluluğun bir gereği 
olarak, kolluk amirleri ile mülki idare amirleri adli olaylar hakkında yeterli derecede 
bilgilendirilmelidir. 
 Yönetmelikte yapılan tek değişiklik, adli kolluk görevlilerinin mülki idare amirine ve 
en üst dereceli kolluk amirine bilgi vermesine ilişkindir. Bu husus, kesinlikle Cumhuriyet 
savcılarının devre dışı bırakıldığı, yetkilerinin daraltıldığı veya yetkilerinin bir kısmının 
idareye devredildiği anlamına gelmemektedir. Dolayısıyla yapılan değişikliğin kuvvetler 
ayrılığı ilkesini zedeleyici bir yönü bulunmamaktadır. 
Öte yandan, 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye 
Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun 17 nci maddesinde, 
Cumhuriyet başsavcılığının görevi, esas itibarıyla kamu davasının açılmasına yer olup 
olmadığına karar vermek üzere soruşturma yapmak veya yaptırmak olarak belirlenmiştir. 
Ceza Muhakemesi Kanununun 160 ıncı maddesine göre, Cumhuriyet savcısının ihbar 
veya başka bir suretle bir suçun işlendiğini öğrenir öğrenmez kamu davasını açmaya yer olup 
olmadığına karar vermek üzere hemen işin gerçeğini araştırmaya başlayacağı, maddî gerçeğin 
araştırılması ve adil bir yargılamanın yapılabilmesi için, emrindeki adlî kolluk görevlileri 
marifetiyle, şüphelinin lehine ve aleyhine olan delilleri toplayarak muhafaza altına almakla ve 
şüphelinin haklarını korumakla yükümlü olduğu düzenlenmiştir. 
Buna göre, soruşturma işlemlerini Cumhuriyet savcılarının yapacağı açıktır. Esas 
itibarıyla Cumhuriyet savcılarının soruşturmaya ilişkin yetkileri Ceza Muhakemesi 
Kanunundan kaynaklanmaktadır. Bu Kanunda herhangi bir değişiklik yapılmadığından 
Cumhuriyet savcılarının soruşturmaya ilişkin yetkileri aynen devam etmektedir. Yönetmelikte 
yapılan düzenleme sadece adli kolluk görevlilerinin amirlerine bilgi vermelerine ilişkin olup, 
bu durum zaten yasal mevzuatın zorunlu bir sonucudur. 
D- Adli Kolluğun Mülki İdare Amirlerine Bilgi Vermesine İlişkin Düzenleme Bilindiği üzere, 5442 sayılı İl İdaresi Kanununun 11 inci maddesinde; 
“Vali, il sınırları içinde bulunan genel ve özel bütün kolluk kuvvet ve teşkilatının 
amiridir. Suç işlenmesini önlemek, kamu düzen ve güvenini korumak için gereken tedbirleri 
alır. Bu maksatla Devletin genel ve özel kolluk kuvvetlerini istihdam eder, bu teşkilat amir ve 
memurları vali tarafından verilen emirleri derhal yerine getirmekle yükümlüdür.”, 
32 nci maddesinde; 
“Kaymakam, ilçe sınırları içinde bulunan genel ve özel kolluk kuvvet ve teşkilatının 
amiridir. Suç işlenmesini önlemek, kamu düzen ve güvenini korumak için gereken tedbirleri 
alır. Bu maksatla Devletin genel ve özel kolluk kuvvetlerini istihdam eder. Kanun, tüzük, 
yönetmelik ve Hükümet kararları hükümlerinin yürütülmesi için emirler verir. Bu teşkilat 
amir ve memurları kaymakam tarafından verilen emirleri derhal yerine getirmekle ödevlidir.” 
hükümleri yer almaktadır. 
Söz konusu hükümlere göre, mülki idare amirleri görev yaptıkları il veya ilçede 
bulunan adli kolluk da dahil olmak üzere tüm kolluk teşkilatının amiri konumundadır. Bu 
konumlarının gereği olarak tüm kolluk teşkilatının mülki idare amiri tarafından verilen 
emirleri derhal yerine getirmekle yükümlü oldukları Kanunda açıkça düzenlenmiştir. Ayrıca, 
Kanun, suç işlenmesinin önlenmesi, kamu düzen ve güvenliğinin korunması bakımından 
tedbir alma görevini de mülki idare amirine vermiştir. 
Bu açıklamalar çerçevesinde, en üst dereceli kolluk amirinin adli olaylar hakkında 
mülki idare amirine bilgi vermesinin mevzuatın zorunlu bir sonucu olduğu, aksinin kabulü 
durumunda alt dereceli adli kolluk görevlisinin vakıf olduğu bilgiyi mülki idare amirinin 
öğrenemeyeceği şeklinde bir sonuç ortaya çıkacağı ve bu durumun idaredeki hiyerarşik yapıyı 
da bozacağı aşikardır. 
E- Adli Kolluğun En Üst Dereceli Kolluk Amirine Bilgi Vermesine İlişkin 
Düzenleme 
2559 sayılı Polis Vazife ve Salahiyet Kanununun 2 nci maddesinde, işlenmekte olan 
bir suçun işlenmesine veya devamına mani olmak için yetkili amir tarafından verilecek sözlü 
emirlerin kolluk tarafından derhal yerine getirileceği hüküm altına alınmıştır. 
3201 sayılı Emniyet Teşkilatı Kanununun 8 inci maddesinde, polisin idari, siyasi ve 
adli kısımlara ayrılacağı ifade edilmek suretiyle adli polisin de kolluk teşkilatının bir parçası 
olduğu açıkça düzenlenmiştir. Nitekim, aynı husus Adli Kolluk Yönetmeliğinin 5 inci 
maddesinde, adli kolluğun bağlı bulunduğu kolluk teşkilatının bir parçası olduğu, öncelikli 
görevinin karşılaştığı suçun işlenmesini önlemek olduğu şeklinde ifade edilmiştir. 
Jandarma Teşkilatı Görev ve Yetkileri Yönetmeliğinin 13 ve 14 üncü maddelerinde 
jandarma bölge komutanları ile il jandarma alay komutanlarının bütün jandarma iç güvenlik 
birliklerinin sorumlu amiri ve komutanı olduğu düzenlenmiştir. 
Yine aynı Yönetmeliğin 144 üncü maddesinde, “Jandarma iç güvenlik birlik 
komutanları; bölgelerindeki her türlü suçları ve sonuçlarını, ülkenin emniyet ve asayişini 
bozan ya da bozacak olan olayları, yangın, su baskını gibi afetleri, haber aldıkları salgın ve 
bulaşıcı hastalıkları, devletin ülkesi ve milliyetiyle bölünmez bütünlüğünü, nitelikleri 
anayasada gösterilen Cumhuriyeti yıkmaya, sarsmaya ve bölmeye yönelik propagandalar 
konusunda edindikleri bilgileri, vakit geçirmeksizin o yerin en büyük mülki amirine sözlü ya 
da yazılı olarak bildirirler.” ve 146 ncı maddesinde “ Her gün saat 11 bütün Türkiye'de 
emniyet ve asayiş saatidir. Mülki amirler asayiş saatindeki toplantının zamanında yapılması 
için gerekli önlemleri alır. Belirli bir iş olsun ya da olmasın tam bu saatte ve önemli 
olaylarda saate bağlı kalınmaksızın derhal, Jandarma iç güvenlik birlik komutanları ve en 
büyük polis amiri (bulunmadıkları takdirde vekilleri) birlikte en büyük mülki amirinin, bulunmadığı takdirde vekilinin yanına davet edilmeden giderler. Jandarma iç güvenlik birlik 
komutanları ve en büyük polis amirleri (24) saat içinde kendi görev ve sorumluluk 
bölgelerinde meydana gelen bütün olayları ve aldıkları haberleri, bunlara karşı alınan veya 
alınması gerekli bulunan tedbirleri ve önerilerini bildirirler ve o gün için görevde 
kullanılabilecek kuvvet miktarını açıklarlar.” hükümlerine yer verilmiştir. 
148 inci maddesinin (b) bendinde, il jandarma alay komutanlarının adli kolluk 
görevini fiilen yürütme yükümlülükleri olmamakla birlikte ilçe jandarma bölük 
komutanlıklarının adli kolluk görevlerini denetim ve gözetim altında bulundurma yetki ve 
sorumlulukları bulunduğu ve bu bakımdan adli görevlerin tam, düzgün ve mevzuata uygun 
yürütülmesi için gerekli önlemleri alacakları düzenlenmiştir. 
Bununla birlikte İçişleri Bakanlığı Emniyet Genel Müdürlüğünce hazırlanan 
06/072005 tarihli ve 2005/59 sayılı Genelgede; “İl emniyet müdürleri ile görevlendirdikleri 
müdür yardımcıları ve adli kolluk sorumlusu olmasalar dahi ilçe emniyet müdürleri; diğer 
görevlilerin yanı sıra adli kolluk görevlileri üzerinde gözetim, denetim, planlama ve 
gerektiğinde diğer idari yetkilerini kullanacaklar, önleyici ve diğer idari hizmetlerle birlikte 
adli kolluk hizmetlerinin de etkinlik ve verimliliğini, mevcut imkanlar ölçüsünde arttırıcı 
tedbirleri uygulamaya sokacaklar, hiyerarşik bakımdan mülki idare amirlerinin emrinde, 
Cumhuriyet başsavcıları ile yakın diyalog içinde çalışacaklardır.” açıklamalarına yer 
verilmiştir. 
Yukarıdaki açıklamalar çerçevesinde, en üst dereceli kolluk amirinin adli kolluk da 
dahil olmak üzere tüm kolluk teşkilatının hiyerarşik olarak en üst amiri olduğu konusunda 
tereddüt bulunmamaktadır. Soruşturmaya ilişkin işlemlerin hangi kolluk görevlileri tarafından 
nasıl ve ne şekilde yerine getirileceğine karar vermek ve ilgili kolluk görevlilerini gözetlemek 
ve denetlemek, görevin en iyi şekilde yerine getirilmesini temin etmek üzere kolluk 
personelini ve çalışmalarını organize etmek en üst dereceli kolluk amirinin kendi teşkilat 
mevzuatından kaynaklanan bir yetki, görev ve aynı zamanda sorumluluğudur. 
Bu bağlamda, adli kolluğun adli olaylar hakkında en üst dereceli kolluk amirine bilgi 
vermesinin mevzuatın zorunlu bir sonucu olduğu, aksinin kabulü durumunda alt dereceli adli 
kolluk görevlisinin vakıf olduğu bilgiyi en üst dereceli kolluk amirinin öğrenemeyeceği 
şeklinde bir sonuç ortaya çıkacaktır. Bu durumda, üst dereceli kolluk amiri adli kolluk 
üzerinde (örneğin soruşturmanın gizliliğinin ihlal edilip edilmediği ve suçun önlenmesi için 
gerekli tedbirlerin alınıp alınmadığı konusunda) gözetim ve denetim yetkisini nasıl 
kullanacaktır? 
III. Adli Kolluğun Amirlerine Bilgi Vermesi Yönünde Düzenleme Yapılmasının 
Gerekliliği 
A- 2559 sayılı Polis Vazife ve Salahiyet Kanununun 2 nci maddesinde, kanunlara, 
tüzüklere, yönetmeliklere, Hükümet emirlerine ve kamu düzenine uygun olmayan hareketlerin 
işlenmesinden önce bu kanun hükümleri dairesinde önünü almak ve işlenmekte olan bir suçun 
işlenmesine veya devamına mani olmak, polisin görevi olarak düzenlenmiştir. 
2803 sayılı Jandarma Teşkilat, Görev ve Yetkileri Kanununun 7 nci maddesinde de, 
jandarmanın görevleri arasında suç işlenmesini önlemek için gerekli tedbirleri almak ve 
uygulamak olduğu belirtilmiştir. 
Aynı husus, Adli Kolluk Yönetmeliğinin 5 inci maddesinde, adli kolluğun bağlı 
bulunduğu kolluk teşkilatının bir parçası olduğu, öncelikli görevinin karşılaştığı suçun 
işlenmesini önlemek olduğu açıkça hükme bağlanmıştır. 
Jandarma Teşkilatı Görev ve Yetkileri Yönetmeliğinin 144 üncü maddesinde, 
“Jandarma iç güvenlik birlik komutanları; bölgelerindeki her türlü suçları ve sonuçlarını, 
ülkenin emniyet ve asayişini bozan ya da bozacak olan olayları, yangın, su baskını gibi afetleri, haber aldıkları salgın ve bulaşıcı hastalıkları, devletin ülkesi ve milliyetiyle bölünmez 
bütünlüğünü, nitelikleri anayasada gösterilen Cumhuriyeti yıkmaya, sarsmaya ve bölmeye 
yönelik propagandalar konusunda edindikleri bilgileri, vakit geçirmeksizin o yerin en büyük 
mülki amirine sözlü ya da yazılı olarak bildirirler.”hükmüne yer verilmiştir. 
Söz konusu hükümlere göre, kolluğun temel görevi suçun, işlenmesinden önce 
önlenmesidir. Ancak, kolluğun yeni suçları tespit etmek ve yeni failleri yakalamak amacıyla 
suçluları uzun süre takip ettiği ve bu durumdan kolluk amirleri ile mülki idare amirlerini 
bilgilendirmediği görülmektedir. Bu duruma gerekçe olarak, Hâkimler ve Savcılar Yüksek 
Kurulunca yayımlanan 18/10/2011 tarihli ve 7 nolu “Adli kolluğun görev, yetki ve 
sorumlulukları” konulu Genelgenin sonuç bölümünün 7 nci bendinde yer alan, vukuat 
raporunun, soruşturmanın gizliliği ile masumiyet karinesinin ihlaline ve delillerin kaybına 
sebep olmamak koşuluyla verilebileceğine ilişkin düzenleme gösterilmektedir. Belirtilmelidir 
ki, buradaki gizlilik soruşturma içeriğinin ilgisiz kişilere ve kamuoyuna açıklanmasıyla ilgili 
olup, suçu önleme konusunda birinci derecede sorumlu olan kişilere karşı değildir. 
B- Yukarıda belirtildiği üzere, adli kolluğun en üst dereceli kolluk amirine onun da 
mülki idare amirine bilgi vermesinin mevzuatın zorunlu bir sonucu olduğu, aksinin kabulü 
durumunda alt dereceli adli kolluk görevlisinin vakıf olduğu bilgiyi en üst dereceli kolluk 
amirinin veya mülki idare amirinin öğrenemeyeceği şeklinde bir sonuç ortaya çıkmaktadır. 
Söz konusu Genelgenin uygulanmasının sonucu olarak, kolluk amirleri ve mülki idare 
amirleri soruşturmalar konusunda bilgilendirilmediğinden, bu amirlerin adli kolluk üzerindeki 
denetimi etkisiz ve işlevsiz hale gelmektedir. Kapalı ve denetimsiz yapının sonucunda adli 
kolluk görevlilerinin öncelikli görevleri suçun işlenmesinin önlenmesi olmasına rağmen, yeni 
suçları ortaya çıkarma veya yeni failleri bulma gerekçesiyle adeta yeni suçların işlenmesine 
göz yumulabilmektedir. Denetimsiz kalan bu alanda serbestçe hareket edilebilmekte ve suç 
işlenmesine müsaade edilmek suretiyle kamu düzeninin bozulmasına neden olunabilmektedir. 
Öncelikli görevi suç işlenmesinin önlenmesi olan adli kolluk görevlilerinin, suçun 
tespitine ve ispatına dair yeterli delil elde etmeleri durumunda şüphelilere derhal müdahalede 
bulunmaları ve onları yakalamaları gerekmektedir. İlk suç işlenirken müdahale etmeyen adli 
kolluk görevlileri, şüphelilerin takibinin iki yıl sürmesi durumunda onlarca yeni suç 
işlenmesine göz yummuş olmaktadırlar. 
Ceza Muhakemesi Kanununun sistemine bakıldığında, bu tip takiplerin yeterli delil 
elde edilmesi durumunda bir an önce sona erdirilmesi gerekmektedir. Diğer bir ifadeyle, ceza 
muhakemesi sistemimiz derhal müdahaleyi zorunlu kılmaktadır. Şöyle ki, Ceza Muhakemesi 
Kanununun 135 inci maddesinde iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınmasına ilişkin 
tedbir kararlarının en çok 3 ay için verilebileceği ve bu sürenin bir defa daha uzatılabileceği 
düzenlenmiştir. Yine Ceza Muhakemesi Kanununun 140 ıncı maddesine göre teknik araçlarla 
izleme koruma tedbiri, en fazla 4 haftalık süre için verilebilmekte, ancak bir defa 
uzatılabilmektedir. Görüldüğü üzere, genel kural olarak koruma tedbirlerinin 1 yıl veya 2 yıl 
gibi uzun bir süre devam ettirilmesine Kanun izin vermemektedir. 
Örneğin, örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen uyuşturucu satma eylemine yeni suçların 
ve faillerin tespiti gerekçesiyle 2 yıl süreyle müdahale edilmemesi durumunda, yüzlerce 
çocuğun uyuşturucuya müptela edilmesi sonucu ortaya çıkacaktır. Ancak, ilk satış anında bu 
suça müdahale edilmesi durumunda birçok mağdurun kurtulma ihtimali olacak ve toplum 
uyuşturucuya karşı korunmuş olacaktır. 
Yaşanan bu sorunun çözümü amacıyla ve zaten mevcut yasal düzenlemelerin zorunlu 
bir sonucu olarak Yönetmelikte yapılan değişiklikle, adli kolluğa en üst dereceli kolluk 
amirine ve onun tarafından da mülki idare amirine adli olaylar hakkında bilgi verme 
yükümlülüğü getirilmiştir. C- Öte yandan, işlenen her suçun kamu düzenini bozması ve yeni suçlar işlenmesine 
yol açabilmesi ihtimali karşısında, suçun işlenmesinin önlenmesi şeklinde temel bir görevi 
olan kolluk kuvvetlerinin en üst dereceli kolluk amiri ile mülki idare amirinin, işlenen 
suçlardan bilgi sahibi edilmesinin zorunluluğu bulunmaktadır. Örneğin, küçük bir çocuğa 
tecavüz edilmesinin toplumda uyandırdığı infial nedeniyle kamu güvenliğinin ciddi bir 
şekilde zarar görmesi ve yeni suçların işlenme ihtimali oldukça yüksektir. Bu nedenle, en 
yüksek dereceli kolluk amirinin ve mülki idare amirinin derhal bu olaydan bilgi sahibi 
edilmesi ve kolluk tarafından gerekli tüm tedbirlerin alınmasının sağlanması gerekmektedir. 
Aksi takdirde, önleyici kolluk görevinin yerine getirilmesinde büyük bir zafiyet ortaya 
çıkabilecektir. Toplumun asayiş ve huzurunda bozulma meydana gelebilecektir. 
IV. Yönetmelikteki Değişikliklerin Soruşturmanın Gizliliğini İhlal Edeceğine 
İlişkin Değerlendirme 
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun "Soruşturmanın gizliliği" kenar başlıklı 157 
nci maddesinde, "Kanunun başka hüküm koyduğu haller saklı kalmak ve savunma haklarına 
zarar vermemek koşuluyla soruşturma evresindeki usul işlemleri gizlidir." hükmüne yer 
verilmiştir. 
Söz konusu maddenin gerekçesinde, soruşturma evresinin genel olarak ve esas 
itibariyle kamuya karşı gizli biçimde cereyan edeceği, soruşturma evresinin gizliliğinin ceza 
adaletinin doğruluk, dürüstlük ve gerçeğe ulaşma ilkelerine uyulması için bir zorunluluk 
olduğu, her şeyden önce suçsuzluk karinesinin sağlam tutulabilmesi yönünde vazgeçilmez 
nitelik taşıdığı, aksi takdirde yargısız infazlar sonucu insanların ıstıraplara sürüklendiği ve 
suçsuzluk karinesinin böylelikle lafta kaldığı ifade edilmiştir. 
Öte yandan, Yakalama, Gözaltına Alma ve İfade Alma Yönetmeliğinin 
"Soruşturmanın gizliliğinin uygulanması" kenar başlıklı 27 nci maddesinde, "Suçluluğu bir 
yargı hükmüne bağlanana kadar kişinin masumiyeti esastır ve soruşturma evresi gizlidir. Bu 
nedenle, soruşturma evresinde gözaltındaki bir kişinin "suçlu" olarak kamuoyuna 
duyurulmasına, basın önüne çıkartılmasına, kişilerin basınla sorulu cevaplı 
görüştürülmelerine, görüntülerinin alınmasına, teşhir edilmelerine sebebiyet verilmez ve 
soruşturma evrakı hiçbir şekilde yayımlanamaz." hükmüne yer verilmiştir. 
Soruşturmanın gizliliği ile amaçlanan hususun esas itibarıyla masumiyet karinesinin 
bir gereği olarak soruşturma evresinin kamuya karşı gizlenmesi olduğu açıktır. Nitekim 
soruşturmanın gizliliğinin ihlalinin suç olarak düzenlendiği Türk Ceza Kanununun 285 inci 
maddesine göre bu suçun oluşabilmesi için soruşturma evresinde yapılan işlemin içeriğinin 
açıklanması suretiyle suçlu sayılmama karinesinden yararlanma hakkının veya haberleşmenin 
gizliliğinin ya da özel hayatın gizliliğinin ihlal edilmesi gerekmektedir. 
Bu açıklamalar çerçevesinde, adli kolluğun adli olaylar hakkında kolluk amirine veya 
mülki idare amirine bilgi vermesi, yasal mevzuatın zorunlu sonucu olduğundan soruşturmanın 
gizliliğini ihlal sayılamayacaktır. 
Öte yandan, 3628 sayılı Mal Bildiriminde Bulunulması, Rüşvet ve Yolsuzluklarla 
Mücadele Kanununun “Soruşturma usulü” başlıklı 19 uncu maddesine göre, Cumhuriyet 
Savcısının 17 nci maddede belirtilen; Bankalar Kanununda yazılı suçlarla, irtikâp, rüşvet, 
basit ve nitelikli zimmet, görev sırasında veya görevinden dolayı kaçakçılık, resmî ihale ve 
alım ve satımlara fesat karıştırma, Devlet sırlarının açıklanması veya açıklanmasına sebebiyet 
verme suçlarının işlendiğini öğrendiğinde sanıklar hakkında doğrudan doğruya ve bizzat 
soruşturmaya başlamakla beraber durumu atamaya yetkili amirine veya 8 inci maddede 
sayılan mercilere bildirmesi gerekmektedir. 
3628 sayılı Kanunun “Bildirimlerin verileceği merciler” başlıklı 8 inci maddesinde; 
“Madde 8 – Bildirimlerin verileceği merciler şunlardır: a) Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Bakanlar Kurulu Üyeleri için Türkiye Büyük Millet 
Meclisi Başkanlığı, 
b) Kamu kurum ve kuruluşlarında görevli personel için özlük işleriyle ilgili sicil ve 
belge raporlarının bulunduğu makam veya merci, 
c) Kurum, teşebbüs, teşekkül ve kuruluşların Genel Müdürleri, yönetim ve denetim 
kurulu için ilgili Bakanlık, 
d) Yüksek mahkemelerin daire başkan ve üyeleri için mahkemenin başkanı, 
e) Noterler için Adalet Bakanlığı, 
f) Diğer kurum ve kuruluşların memur ve hizmetlileri için atamaya yetkili makam veya 
merci, 
g) Türk Hava Kurumu ile Türkiye Kızılay Derneğinde görev alanlar için kurum ve 
dernek genel başkanlığı, 
h) (Mülga: 24/6/1995 - KHK - 557/21 md.) 
i) Görevlerinden ayrılanlar için bu görevlerinde iken bildirimlerinin vermeleri 
gereken makam veya merci, 
j) Siyasi parti genel başkanları için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, 
k) Kooperatifler ve birliklerin başkanları, yönetim kurulu üyeleri ve genel müdürleri 
için kooperatiflerin ve birliklerin denetimlerinin yapıldığı kuruluşlar, 
l) Yeminli mali müşavirler için Maliye ve Gümrük Bakanlığı, 
m) Türk Hava Kurumunun, Türkiye Kızılay Derneğinin ve Kamu yararına sayılan 
derneklerin genel yönetim ve merkez denetleme kurulu üyeleri için İçişleri Bakanlığı, bunların 
şube başkanları için bulundukları İl Valilikleri, 
n) İl Genel Meclisi Üyeleri için Valiler, Belediye Meclis Üyeleri için Belediye 
Başkanları, Belediye Başkanları için İçişleri Bakanlığı, 
o) Mal bildirimi verecek son merciler için, kendi kuruluşlarının özlük işleri ile ilgili 
makam veya merci, 
p) Gazete sahibi gerçek kişiler ile, gazete sahibi şirketlerin yönetim ve denetim kurulu 
üyeleri, sorumlu müdürleri, başyazarları ve fıkra yazarları bulundukları yer en büyük mülki 
amirliği, 
r) Vakıfların idare organlarında görev alanlar için Vakıflar Genel Müdürlüğü, 
Görevleri sebebiyle birden fazla mal bildiriminde bulunması gerekenler asli 
görevlerinden dolayı bir tek mal bildiriminde bulunurlar.” 
Hükmü yer almaktadır. 
Söz konusu hüküm, belirtilen suçlardan dolayı yapılan soruşturmaların Cumhuriyet 
savcısı tarafından atamaya yetkili amirlere veya 8 inci maddede sayılan mercilere 
bildirilmesini zorunlu kılmış ve soruşturmanın gizliliğinin ihlali olarak kabul 
etmemiştir. 
V- 6087 sayılı Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanununun 3 üncü maddesinin 
yedinci fıkrası uyarınca “… mahkemelerin bağımsızlığı ile hâkimlik ve savcılık teminatı 
esaslarını gözeterek adalet, tarafsızlık, doğruluk ve dürüstlük, tutarlılık, eşitlik, ehliyet ve 
liyakat ilkeleri çerçevesinde görev” yapması gereken HSYK’nın, iptali için yüksek 
mahkemeye dava açıldığı basına yansıyan Yönetmelik değişikliğinin Anayasa ve kanunlara 
açıkça aykırı olduğu yönünde kanaat belirten duyuru yapmasını da doğru bulmuyorum. Bu düşüncelerle, anılan duyuruya, belirttiğim hususlar yönünden katılmadığımı 
kamuoyuna saygıyla duyururum. 26/12/2013 
 
 
 Birol ERDEM 
 Müsteşar 
 HSYK 1. Daire Üyesi 
 
 
 
MUHALEFET ŞERHİ 
 
25.12.2013 tarihli Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun Genel Kurulu tarafından 
kamuoyuna yapılan duyurunun içerik olarak özde birçok bölümüne katılmakta isem de; 
Ancak, 
Yürütme organı tarafından 21.12.2013 tarihli “Adli Kolluk Yönetmeliğinde değişiklik 
yapılmasına dair Yönetmeliğin iptali” hakkında yargıya intikal etmiş bir davanın bulunması 
nedeniyle, Yargının Üst Kurulu niteliğinde olan HSYK’nın bu yönde haklıda olsa görüşünü 
kamuoyuyla paylaşmasının süreç itibariyle yanlış anlaşılmaya, tartışılmaya neden 
olabileceğinden; 
Ayrıca; 
Geçmiş tarihlerde buna benzer birçok konu ve meselenin kamu oyunda konulup 
tartışılmasına rağmen HSYK’lu Genel Kurulunca yayınlanmış Kamuoyuna bir bildirisinin bir 
duyurusunun bu yönde bir hassasiyetinin olmaması hususlarınında göz ardı edilemeyeceği 
yönünde muhalefet şerhi konulmuştur. 
 
 Ahmet KARAYİĞİT 
 HSYK 3.Daire Üyesi 
 
MUHALEFET ŞERHİ 
 
Yönetmelik çıkarma yetkisi Anayasamızın 124 maddesinde “Başbakanlık, 
bakanlıklar ve kamu tüzelkişileri, kendi görev alanlarını ilgilendiren kanunların ve 
tüzüklerin uygulanmasını sağlamak üzere ve bunlara aykırı olmamak şartıyla, 
yönetmelikler çıkarabilirler. Hangi yönetmeliklerin Resmi Gazetede yayımlanacağı 
kanunda belirtilir. “biçiminde düzenlenmiştir. 
İdari işlem niteliğinde olan yönetmeliğin Anayasaya ve yasaya uygunluğunu yetki, 
amaç, konu vb. açılardan denetleme görev ve yetkisi de yine Anayasamızın 125, 155 
maddeleri ile 2575 sayılı Danıştay Kanunun 24/ c) maddesindeki “Bakanlıklar ile kamu 
kuruluşları veya kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarınca çıkarılan ve ülke çapında uygulanacak düzenleyici işlemlere” karşı açılacak davalara bakma görev ve 
yetkisi Danıştay’a aittir ve bu konuda açılmış bir dava vardır. Bu davada da yetkili ve görevli 
Danıştay söz konusu yönetmeliğin yetkili organ tarafından çıkarılıp çıkarılmadığı, 
düzenlemenin Anayasa ve diğer yasal mevzuata uygun olup olmadığının denetimini 
yapacaktır. 
Yine Anayasamızın 138/2 fıkrasında “Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı 
yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hâkimlere emir ve talimat veremez; genelge 
gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz” hükmü mevcuttur. 
 Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun dayanağını oluşturan Anayasamızın 159 
maddesi ile bu maddeye dayanılarak çıkarılan 6087 sayılı Hâkimler ve Savcılar Yüksek 
Kurulu Kanununun 4 ve 7 maddelerinde de Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu ile Genel 
Kurulunun görevleri düzenlenmektedir. Anayasa ve 6087 sayılı yasa hükümleri 
incelendiğinde dava konusu olan iş ya da işlemler ile ilgili Hâkimler ve Savcılar Yüksek 
Kurulu Genel Kurulunun açıklama yapma yetkisi mevcut değildir. 
 Bu nedenle açıklamadaki yönetmelik ile ilgili kısma katılmıyorum. 
 
 İsmail AYDIN 
 HSYK 1.Daire Üyesi 
 
MUHALEFET ŞERHİ 
 
 T.C. Anayasasının 159. maddesinde Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nun 
mahkemelerin bağımsızlığı ve hakimlik teminatı esaslarına göre kurulup, görev yapacağı 
belirtilmiş; anılan maddede “Kurulun yönetimi ve temsilinin Kurul Başkanına ait olduğu, 
Başkanın yetkilerinden bir kısmını başkanvekiline devredebileceği, kurulun ve dairelerin 
çalışma usül ve esaslarının kanunla düzenleneceği” hükme bağlanmıştır. 
 6087 Sayılı Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanununun 6. maddesinin 2. 
fıkrasının (a) bendinde; Kurulu yönetmek ve temsil etmenin Başkan'a ait olduğu, anılan 
maddenin 4. fıkrasında da; Başkanın yetkilerinden bir kısmını yazılı olarak Başkanvekiline 
devredebileceği hükmüne yer verilmiştir.. 
 Yine anılan Kanunun 7. maddesinde, Genel Kurulun oluşumu ve görevleri belirlenmiş 
olup, anılan maddede; Genel Kurulun Kamuoyuna intikal eden olaylarla ve ilgili bakanlıklar 
tarafından yapılan ve yargıya intikal etmiş bir yönetmelik hakkında kamu oyuna açıklama 
yapma gibi bir görevi yer almamıştır. 
 Dolayısı ile basına açıklama yapma, kamuoyuna duyuru gibi görevlerin Kurulu 
yönetme ve temsil etme görevine sahip Başkan'a, yetki devri halinde ise Başkanvekiline ait 
olduğu düşünülmektedir. 
 Öte yandan; yine T.C. Anayasası'nın 2. maddesinde; 'Türkiye Cumhuriyeti'nin 
demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olduğu, 9. maddesinde, Yargı yetkisinin, Türk 
Milleti adına bağımsız mahkemelerce kullanılacağı, 138. maddesinin ikinci fıkrasında da; 
hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hakimlere emir ve talimat veremeyeceği, genelge gönderemeyeceği; tavsiye ve telkinde 
bulunamayacağı hükümlerine yer verilmiştir. 
 1.6.2005 tarihli ve 25832 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Adli Kolluk 
Yönetmeliğinde yapılan değişiklikler 21 Aralık 2013 günlü, 28858 sayılı Resmi Gazete'de 
yayımlanarak yürürlüğe girmiş ve bu düzenlemeye karşı da Danıştay nezdinde dava açılmış 
bulunmaktadır. 
 Dolayısı ile yapılması düşünülen duyuruda, yargıya intikal etmiş olan yönetmelik 
değişiklikleri hakkında değerlendirme yapılması ve görüş bildirilmesi yukarıda anılan 
Anayasa'nın 138. maddesinin ikinci fıkrasının ihlali olacaktır. 
 Diğer taraftan yine yukarıda anılan 6087 sayılı Kanunun, 32. Maddesinin 1. 
Fıkrasında; Genel Kurul ve Dairelerde görüşülen işlerin tutanağa bağlanacağı ve yapılan 
işlemlerin bir kararla tespit edileceği, 4.fıkrasında da, kurul tarafından; gerekli görülen 
kararların Resmi Gazete’de, Disipline ilişkin kararların ise kişisel verilerin korunması 
kaydıyla Kurul’un internet sitesinde yayımlanacağı belirtilmek sureti ile hangi kararların 
yayımlanacağı da belirlenmiş bulunmaktadır. 
 Dolayısı ile bütün bu Anayasal ve Yasal düzenlemeler çerçevesince; Hakimler ve 
Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulu’nun Kamuoyunda yargıya ilişkin yapılan tartışmalar ve 
Adli Kolluk Yönetmeliği değişiklikleri hakkında yapılan değerlendirmelerin kamuoyuna 
duyurulmasına gerek olmadığı kanaatindeyiz. 
 
 Halil KOÇ Rasim AYTİN 
 HSYK 2.Daire Üyesi HSYK 3.Daire Üyesi 

DANIŞTAY YÜRÜTMEYİ DURDURMA KARARI


Danıştay, Adli Kolluk Yönetmeliği'nde yapılan değişikliğin iptali ve yürütmesinin durdurulması istemiyle açılan davada, yürütmenin durdurulmasına karar verdi. Karar, oy çoğunluğuyla alınırken, 6 üyeden bir üye karşı oy kullandı.

Kararda, "Davalı idarelerin savunmaları alındıktan veya yasal cevap verme süresi geçtikten sonra bu konuda yeniden bir karar verilinceye kadar yürütülmesinin durdurulmasına oy çokluğuyla karar verildi." denildi.

Türkiye Barolar Birliği'nin başvurusu üzerine konuyu değerlendiren Danıştay 10. Dairesi, kararına gerekçe olarak ise "Yetki yönünden açıkça hukuka aykırı bulunan dava konusu yönetmelik hükümlerinin anılan düzenlemenin uygulanmasıyla adli makamların görev ve yetki alanının olumsuz etkileneceği, telafisi güç veya imkansız zararlara yol açabileceği sonucuna varılması nedeniyle 2577 sayılı yasanın 27. maddesi uyarınca yürütülmesinin durdurulması gerekmektedir." dedi.

Üye Mustafa Elçim ise karşı oy açıklamasında, "Yürütmenin durdurulması talebinin davalı idarelerin savunmaları alındıktan sonra ve işin esasına girilmek suretiyle incelenmesi gerektiği kanaatinde olduğumdan davalı idarelerin savunmaları alınmaksızın verilen, yürütmenin durdurulması talebinin savunma alınıncaya kadar kabulü yolundaki çoğunluk kararına katılmıyorum." değerlendirmesinde bulundu.

ÇOK OKUNANLAR

KAMU PERSONELİ SINAV İLANLARI

YAZARLAR

ANKET