Öncekiler Sonrakiler

AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ KARARININ İYUK ENGELİ

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nce, olayda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesinin ihlal edildiğine karar verilmesi nedeniyle, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 53. maddesinin 1. fıkrasının (ı) bendi uyarınca yargılamanın yenilenmesi istemiyle yapılan başvuru...

30 Aralık 2010 Perşembe 05:35
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararının İYUK engeli

30 Aralık 2010 PERŞEMBE
Resmî Gazete
Sayı : 27801
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
Anayasa Mahkemesi Başkanlığından:
Esas Sayısı: 2009/34
Karar Sayısı: 2010/72
Karar Günü: 20.5.2010
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN:Diyarbakır 1. İdare Mahkemesi
İTİRAZIN KONUSU:6.1.1982 günlü, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’na, 15.7.2003 günlü, 4928 sayılı Yasa’nın 7. maddesiyle eklenen Geçici Madde 5’in birinci cümlesinin Anayasa’nın 2., 10. ve 36. maddelerine aykırılığı savıyla iptali istemidir.
I- OLAY
İdare Mahkemesi’nce verilen davanın açılmamış sayılmasına ilişkin kararın kesinleşmesinden sonra yapılan başvuru üzerine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nce, olayda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesinin ihlal edildiğine karar verilmesi nedeniyle, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 53. maddesinin 1. fıkrasının (ı) bendi uyarınca yargılamanın yenilenmesi istemiyle yapılan başvuruda, başvurunun esasının incelenmesine engel olarak değerlendirilen itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur.
II- İTİRAZIN GEREKÇESİ
Başvuru kararının gerekçe bölümü şöyledir:
C) ANAYASAYA AYKIRILIK SEBEPLERİ:
1. ANAYASANIN 2. MADDESİ YÖNÜNDEN
Anayasanın 2. maddesinde; Türkiye Cumhuriyetinin bir hukuk devleti olduğu hükmüne yer verilmiştir.
Kişilerin devlete güven duymaları, maddi ve manevi varlıklarını korkusuzca geliştirebilmeleri, temel hak ve özgürlüklerden yararlanabilmeleri ancak hukuk güvenliği ve üstünlüğünün sağlandığı hukuk devleti düzeninde gerçekleşebilir.
Bu bağlamda hukuk devleti, temel hak ve özgürlüklere saygı gösteren, onları koruyan, güçlendirilmesine olanak sağlayan, adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa ve hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayan, eylem ve isteklerine karşı yargı yolu açık olan devlettir.
Hukuk devletinin sağlamakla yükümlü olduğu hukuk güvenliği, kişilerin hukuk düzeninin koruması altındaki haklarını elde etmeleri için gereken her türlü önlemin alınmasını zorunlu kılar.
Bu çerçevede ülkemizin Avrupa Birliği adaylığı sürecinde, demokratikleşme ve temel hak ve özgürlükler açısından Avrupa Birliği Ülkelerinin mevzuatına paralellik sağlanması bakımından 4928 sayılı Kanun ile bir çok kanunda değişiklikler yapılmıştır. Bu değişikliklerden birisi de 2577 sayılı Kanunun 53. Maddesine eklenen (ı) fıkrasıdır. Buna göre; “Hükmün, İnsan Haklarının ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşmenin veya eki protokollerin ihlali suretiyle verildiğinin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kesinleşmiş kararıyla tespit edilmiş olması” yargılanmanın yenilenmesini gerektiren hallerden biri olarak kurala bağlanmıştır.
Olayda; AİHM’ce Sözleşmesinin 6/1. maddesinin ihlal edildiği sonucuna ulaşıldığı ve 2577 sayılı Kanunun 53. maddesine eklenen (ı) fıkrası ile de bu durum yargılamanın yenilenmesi sebebi olarak gösterildiği için, davacıların 2577 sayılı Kanunun 53. maddesine eklenen (ı) fıkrası hükmünden faydalanmak için iş bu davayı açtığı anlaşılmıştır.
Ancak, 2577 sayılı Kanunun 53/1-(ı) maddesiyle birlikte yürürlüğe giren ve iptali istenilen geçici 5. madde hükmü ile 53/1-(ı) fıkrası hükmü sınırlandırılmıştır.
Şöyleki; 2577 sayılı Kanunun geçici 5. maddesinde; 53. maddenin (1) numaralı fıkrasının (ı) bendinin; bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihte Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kesinleşmiş kararları ile bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten sonra Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılan başvurular üzerine verilecek kararlar hakkında uygulanacağı belirtilmektedir.
Buna göre; ilgililerin 53/1- (ı) fıkrası hükmünden faydalanabilmeleri için, geçici 5. maddede belirtilen iki koşuldan birini taşımaları gerekmektedir.
Bunlar; 1) Ya kanunun yürürlüğe girdiği 19/07/2003 tarihinde AİHM’in kararlarının kesinleşmiş olması, 2) Ya da kanun yürürlüğe girdiği 19/07/2003 tarihinden sonra AİHM’e başvurulmuş olmasıdır.
Dolayısıyla; Kanunun yürürlüğünden önce AİHM’ne başvuru yapıp da başvurusu henüz sonuçlanmayan kişiler (AİHM’de yargılaması devam eden) ile yargılaması sonuçlanıp da hakkında verilen karar henüz kesinleşmemiş kişiler, geçici 5. madde hükmü ile yargılamanın yenilenmesi müessesesinin dışında bırakılmıştır.
Davacılar 04/08/1999 tarihinde AİHM’e başvurduğuna ve AİHM’ce de karar 17.07.2007 tarihinde verildiğine göre; maddi olayda kanunun yürürlük tarihinde (19/07/2003) kesinleşmiş bir AİHM kararı bulunmadığı gibi, ayrıca davacılar tarafından da bu tarihten sonra AİHM’ne başvurulmadığı için, 2577 sayılı Kanun’un geçici 5. maddesi Anayasa Mahkemesince iptal edilmediği müddetçe, davacıların 53/1- (ı) maddesinin getirdiği yargılamanın yenilenmesi hakkından faydalanması hukuken mümkün değildir.
Bu ise hakkın tesliminin engellenmesidir. Hukuk devletinde adaletli bir hukuk düzeninin kurulması ve sürdürülebilmesi temel amaçtır. Yine hukuk devleti ile hukukun temel kılınması, idarenin eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olması, yargı dışında bırakılan bir hal ve olayın kalmaması amaçlanmıştır. İptali istenilen geçici 5. madde ile davacının 53/l- (ı) maddesi hükmünden faydalanmasının engellenmesi hukuk devleti ile hedeflenen amaca aykırılık teşkil eder. Bu sebeple 2577 sayılı Kanunun geçici 5. maddesinin Anayasanın 2. maddesinde belirtilen “hukuk devleti” ilkesine aykırılığı sebebiyle iptali gerekmektedir.
2) ANAYASANIN 10. MADDESİ YÖNÜNDEN
Anayasanın 10. maddesinin 1. fıkrasında “Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inancı, din mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.” denilmiş, ikinci fıkrasında ise bu ilkenin doğal sonucu olarak “Hiç bir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınmaz” hükmü getirilmiştir.
Anayasa Mahkemesinin pek çok kararında belirtildiği gibi eşitlik ilkesinin amacı, aynı durumda bulunan kişilerin yasalar karşısında aynı işleme bağlı tutulmalarını sağlamak, ayırım yapılmasını ve ayrıcalık tanınmasını önlemektir. Bu ilkeyle aynı durumda bulunan kişi ve topluluklara farklı kurallar uygulanarak eşitlik ilkesinin çiğnenmesi yasaklanmıştır.
Yine Anayasa Mahkemesi kararlarında vurgulandığı üzere “...Yasa önünde eşitliğin herkesin her yönden aynı kurallara bağlı tutulduğu anlamına gelmediği, durumlardaki özelliklerin, kimi kişi ve topluluklara değişik kurallar ve uygulamalar gerektirdiği” belirtilmiş ise de, bu farklılıkların objektif ve nesnel ölçütler içinde olması gerekir.
Bu çerçevede iptali istenilen geçici 5. madde hükmü ile bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihte AİHM kararı kesinleşen kişiler ile, AİHM’ne başvuru yapıp da yargılanması devam eden, karar verilmiş olsa bile kararı henüz kesinleşmemiş kişiler ayrıştırılmaktadır.
Kanun yürürlüğe girdiği tarihte AİHM kararı kesinleşen kişiler 53/l - (ı) maddesiyle tanınan yargılamanın yenilenmesi hakkından faydalanır iken, başvuru yapıp da kararı henüz kesinleşmeyen kişiler bu haktan yararlanamamaktadır. Kişileri bu şekilde ayrıştırmanın ise hiçbir nesnel ölçütü bulunmamaktadır. Bu ise eşitlik ilkesine aykırılık teşkil eder.
3) ANAYASANIN 36. MADDESİ YÖNÜNDEN
Anayasanın 36. maddesinde; “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı merciileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir” hükmü yer almaktadır.
Kişiye, hukuka uygun araç ve yollardan faydalanma hakkının tanınması, hukuk devletinin vazgeçilmez bir gereğidir.
Kişilere hukuk devleti güvencesi sağlayan hukukun üstünlüğünün gerçekleştirilmesinde vazgeçilmez bir yere sahip olan hak arama özgürlüğü, kuşkusuz sınırsız değildir. Hak arama özgürlüğü de Anayasanın 13. maddesinde öngörülen genel nedenlerle sınırlandırılabilir. Bu maddede sayılan nedenler ise; kamu yararı ile ilgilidir.
Bu çerçevede; iptali istenilen madde ile hak arama özgürlüğüne getirilecek sınırlama ancak “kamu yararı” gereği ise hukuken kabul edilebilir. Bu bağlamda, iptali istenilen kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce AİHM’ne yapılan ve henüz sonuçlanmamış davaların ya da henüz kesinleşmemiş kararların yoğun olduğu, bütün bu kişilere yargılamanın yenilenmesi hakkı tanınmasının ise, yoğun iş yükü altında çalışan yargı organlarını iş göremez hale getireceği, buna sebep olmamak için “kamu yararı” gözetlenerek kısıtlama getirildiği ileri sürüle bilir ise de, bu savın hukuk devleti ilkeleriyle bağdaştığı söylenemez.
SONUÇ VE İSTEM;
Açıklanan nedenlerle, Anayasanın 152/1. maddesi uyarınca; 2577 sayılı Kanunun geçici 5. maddesinde yer alan; “53. maddenin (1) numaralı fıkrasının (ı) bendi; bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihte Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kesinleşmiş kararları ile bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten sonra Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılan başvurular üzerine verilecek kararlar hakkında uygulanır” ibaresinin iptali istemiyle dosyanın Anayasa Mahkemesine gönderilmesine ve anılan yasa hükmünün iptalinin istenilmesine, dava dosyasının tüm belgeleriyle onaylı suretinin dosya oluşturularak karar aslı ile birlikte Anayasa Mahkemesine sunulmasına, iş bu karar aslı ile dosya suretinin yüksek mahkemeye tebliğinden itibaren beş ay beklenilmesine, beş ay içinde netice gelmezse mevcut mevzuata göre dosyanın görüşülmesine, 13/04/2009 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.”
III- YASA METİNLERİ
A- İtiraz Konusu Yasa Kuralı
6.1.1982 günlü, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun itiraz konusu cümleyi de içeren, 15.7.2003 günlü 4928 sayılı Kanun’un 7. maddesiyle eklenen geçici 5. maddesi şöyledir:
 “53 üncü maddenin (1) numaralı fıkrasının (ı) bendi, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kesinleşmiş kararları ile bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten sonra Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılan başvurular üzerine verilecek kararlar hakkında uygulanır. Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte kesinleşmiş olan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına ilişkin yargılamanın yenilenmesi istemleri, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıl içinde yapılır.” 
B- Dayanılan Anayasa Kuralları
Başvuru kararında, Anayasa’nın 2., 10. ve 36. maddelerine dayanılmıştır.
IV- İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 8. maddesi gereğince, Haşim KILIÇ, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Sacit ADALI, Fulya KANTARCIOĞLU, Ahmet AKYALÇIN, Mehmet ERTEN, A. Necmi ÖZLER, Serdar ÖZGÜLDÜR, Şevket APALAK, Serruh KALELİ ve Zehra Ayla PERKTAŞ’ın katılımıyla 2.6.2009 gününde yapılan ilk inceleme toplantısında; dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine oybirliğiyle karar verilmiştir.
V- ESASIN İNCELENMESİ
Başvuru kararı ve ekleri, işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu Yasa kuralı, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
A- İtiraz Konusu Kuralın Anlam ve Kapsamı
İtiraz konusu kuralda, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nce verilen ihlal kararlarının, idari davalar bakımından yargılamanın yenilenmesi sebepleri arasına girmesine olanak sağlayan ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 53. maddesinin (1) numaralı fıkrasına 4928 sayılı Kanun’un 6. maddesi ile eklenen (ı) bendi hükmünün, anılan Mahkemenin hangi kararları hakkında uygulanacağı gösterilmektedir.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nce verilen ihlal kararlarının idari davalar bakımından yargılamanın yenilenmesi sebepleri arasına girmesi, 19.7.2003 günlü Resmi Gazete’de yayımlanan 4928 sayılı Kanun ile olmuştur. Anılan Kanun’un 6. maddesi ile kesinleşmiş hükmün, İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşmenin veya eki protokollerin ihlâli suretiyle verildiğinin, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kesinleşmiş kararıyla tespit edilmiş olması durumunda, yargılamanın yenilenmesinin istenebileceği belirtilmiş ve bu durum, İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun yargılamanın yenilenmesi konusunun düzenlendiği 53. maddesinin birinci fıkrasına (ı) bendi olarak eklenmiştir. Aynı maddenin üçüncü fıkrasında yapılan değişiklikle de, yargılamanın yenilenmesi başvurusunun, en geç, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararının kesinleştiği tarihten itibaren bir yıl içerisinde yapılması öngörülmüştür.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’na 4928 sayılı Kanun’un 7. maddesi ile eklenen geçici 5. maddeyle de, 4928 sayılı Kanun’un 6. maddesiyle getirilen hakkın, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin hangi kararları bakımından kullanılabileceği gösterilmiştir. Söz konusu maddenin iptali istenilen ilk cümlesinde, 53. maddenin (1) numaralı fıkrasının (ı) bendi hükmünün, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin, 4928 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği tarih (19.7.2003) itibarıyla kesinleşmiş kararları ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine bu tarihten sonra yapılan başvurular üzerine verilecek kararları hakkında uygulanacağı belirtilmiştir. Madde’nin ikinci fıkrasında ise, 4928 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği tarihte kesinleşmiş olan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına ilişkin yargılamanın yenilenmesi istemlerinin, bu Kanun’un yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıl içinde yapılacağı hükme bağlanmıştır. Buna göre, itiraz konusu kural nedeniyle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nce 19.7.2003 tarihinden önce verilen, ancak bu tarih itibarıyla henüz kesinleşmemiş olan, yani kesinleşmesi 19.7.2003 tarihinden daha sonraki bir tarihe rastlayan kararlar ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne 19.7.2003 tarihinden önce yapılan başvurular üzerine 19.7.2003 tarihinden daha sonraki bir tarihte verilmiş olan kararlar, 53. maddenin (1) numaralı fıkrasının (ı) bendi hükmünün kapsamı dışında kalmakta, bu tür kararlara dayanılarak yargılamanın yenilenmesi isteminde bulunulamamaktadır.
B- Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
Başvuru kararında, davacının 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 53. maddesinin 1. fıkrasının (ı) bendinin aradığı yargılamanın yenilenmesi koşulunu taşımasına rağmen, iptali istenilen kural nedeniyle, anılan bendin sağladığı yargılamanın yenilenmesi hakkından faydalanamadığı, bunun da, hakkın tesliminin engellenmesi anlamına geldiği, bir hakkın tesliminin engellenmesinin hukuk devletinin temel ilkelerine aykırı olduğu, ayrıca, yargılamanın yenilenmesi yolundan faydalanmak bakımından, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kesinleşmiş kararları arasında herhangi bir ayrım gözetilmezken, iptali istenilen kural ile hiçbir nesnel ölçüte dayanılmaksızın, anılan kararların verilmesine olanak sağlayan başvurunun yapılış tarihine ve anılan kararların kesinleşme tarihlerine göre kişiler arasında farklılıklar oluşturulduğu, bunun da Anayasa’nın 10. maddesinde düzenlenmiş olan eşitlik ilkesine ve Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenmiş olan hak arama özgürlüğüne aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Anayasa’nın 2. maddesinde Türkiye Cumhuriyeti, bir hukuk devleti olarak nitelendirilmiştir. Hukuk devleti, eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa ve hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayıp yargı denetimine açık olan devlettir.
Kişilerin, devlete güven duymaları, maddî ve manevî varlıklarını korkusuzca geliştirebilmeleri, temel hak ve özgürlüklerden yararlanabilmeleri ancak hukuk güvenliği ve üstünlüğünün sağlandığı bir hukuk düzeninde gerçekleşebilir. Hukuk devletinin sağlamakla yükümlü olduğu hukuk güvenliği, kişilerin, hukuk düzeninin koruması altındaki haklarını elde etmeleri için gereken her türlü önlemin alınmasını zorunlu kılar. Ayrıca, Devletin, yargı denetimini yaygınlaştırarak adaletin gerçekleştirilmesini sağlaması hukuk devleti ilkesine yer veren Anayasa’nın 5. maddesinin de bir gereğidir.
Anayasa’nın 10. maddesinde de, eşitlik ilkesine yer verilmiştir. Maddede yer verilen “eşitlik ilkesi” ile eylemli değil hukuksal eşitlik öngörülmektedir. Eşitlik ilkesinin amacı, aynı durumda bulunan kişilerin yasalarca aynı işleme bağlı tutulmalarını sağlamak ve kişilere yasalar karşısında ayırım yapılmasını ve ayrıcalık tanınmasını önlemektir. Bu ilkeyle, aynı durumda bulunan kimi kişi ve topluluklara ayrı kurallar uygulanarak yasa karşısında eşitliğin ihlâli yasaklanmıştır. Durum ve konumlardaki özellikler, kimi kişiler ya da topluluklar için değişik kuralları gerekli kılabilir. Aynı hukuksal durumlar aynı, ayrı hukuksal durumlar farklı kurallara bağlı tutulursa Anayasa’nın öngördüğü eşitlik ilkesi ihlâl edilmiş olmaz. Nitelikleri ve durumları özdeş olanlar içinse yasalarla değişik kurallar konulamaz.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nce verilen kararların verilme ve kesinleşme tarihleri, Mahkemeye başvuran kişilerin iradeleri dışında, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin çalışma ve karar verme sistemine bağlı olarak gerçekleşmektedir. Bu nedenle, Mahkeme’ye 19.7.2003 tarihinden önce başvuran kişiler, yargılamanın yenilenmesi konusunda, Mahkemece verilen ihlal kararlarının kesinleşip kesinleşmediği aranılmaksızın iç hukukta meydana getireceği sonuçlar bakımından aynı hukuksal konumdadırlar. Buna göre, bir kanun hükmünün belli koşullara bağlı olarak tüm kişilere sağladığı bir hakkın kullanımının, itiraz konusu kuralla, Anayasa’da öngörülmüş hiçbir nedene dayanmaksızın ve hukuken kabul edilebilir bir gerekçe ortaya konulmaksızın, aynı hukuksal konumda bulunan kişiler bakımından engellenmesi Anayasa’nın 2. ve 10. maddelerine aykırıdır.
Anayasa’nın 36. maddesinde, “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir. Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz.” denilmektedir. Buna göre, hak arama özgürlüğü, bir temel hak niteliği taşımasının ötesinde, diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmasını ve bunların korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden birisini oluşturmaktadır. Gerçekten, karşılaştığı bir suçlamaya karşı kişinin kendisini savunabilmesinin ya da maruz kaldığı haksız bir uygulama veya işleme karşı haklılığını ileri sürüp kanıtlayabilmesinin en etkili ve güvenceli yolu yargı mercileri önünde dava hakkını kullanabilmesidir. Kişilere yargı mercileri önünde dava hakkı tanınması adil bir yargılamanın ön koşulunu oluşturur.
“Yargılamanın yenilenmesi” kurumu, Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenmiş olan hak arama özgürlüğü içinde yer alan dava hakkının bir parçasını oluşturmaktadır.
İtiraz konusu kural, yargılamanın yenilenmesi yolunun kullanılabilmesi bakımından, bir kanun hükmünün belli koşullara bağlı olarak tüm kişilere sağladığı bir hakkın kullanımını, Anayasa’da öngörülmüş hiçbir nedene dayanmaksızın, bazı kişiler bakımından engellemektedir. Bu nedenle, itiraz konusu kural, Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğü alanına yapılmış açık bir müdahale niteliğinde olup, hak arama özgürlüğüyle bağdaşmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kural Anayasa’nın 2., 10. ve 36. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.
VI- SONUÇ
6.1.1982 günlü, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’na, 15.7.2003 günlü, 4928 sayılı Yasa’nın 7. maddesiyle eklenen Geçici Madde 5’in birinci tümcesinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, 20.5.2010 gününde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
 
 
Başkan
Haşim KILIÇ
Başkanvekili
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Üye
Fulya KANTARCIOĞLU
 
 
 
Üye
Ahmet AKYALÇIN
Üye
Mehmet ERTEN
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
 
 
 
Üye
Şevket APALAK
Üye
Serruh KALELİ
Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ
 
 
 
Üye
Engin YILDIRIM
Üye
Nuri NECİPOĞLU
 
 
 

ÇOK OKUNANLAR

KAMU PERSONELİ SINAV İLANLARI

YAZARLAR

ANKET