Öncekiler Sonrakiler

AHMET ALTAN VE FEHMİ KORU: YSK DEVLET İNSAN

Taraf’tan Ahmet Altan ile Zaman’dan Fehmi Koru YSK sonrası yaşananlara “Devlet” merkezli yazılarıyla analiz ettiler. Ahmet Altan, “Burada devlet yok. Devlet biçiminde bir dekor var sadece, biraz kuvvetli bir sarsıntıda o dekor da yerlere yıkılıyor.” derken “insan olmanın Kürt ve Türk olmaktan daha önemli olduğunu nasıl anlatacağız?” sorusuyla okuyuculara sesleniyor. Fehmi Koru ise “Devlet tuzak kurar mı? Kuruyor işte...” başlıklı yazısıyla ... “Ne kadar uğraşılırsa uğraşılsın, sistemin içine yerleştirilmiş bubi tuzakları yok edilemedi.” sözleriyle sorunu irdeledi.

22 Nisan 2011 Cuma 17:37
Ahmet Altan ve Fehmi Koru: YSK Devlet İnsan

Taraf’tan Ahmet Altan ile Zaman’dan Fehmi Koru YSK sonrası yaşananlara “Devlet” merkezli yazılarıyla analiz ettiler. Ahmet Altan, “Burada devlet yok. Devlet biçiminde bir dekor var sadece, biraz kuvvetli bir sarsıntıda o dekor da yerlere yıkılıyor.” derken “insan olmanın Kürt ve Türk olmaktan daha önemli olduğunu nasıl anlatacağız?” sorusuyla okuyuculara sesleniyor. Fehmi Koru ise “Devlet tuzak kurar mı? Kuruyor işte...” başlıklı yazısıyla ... “Ne kadar uğraşılırsa uğraşılsın, sistemin içine yerleştirilmiş bubi tuzakları yok edilemedi.”  sözleriyle sorunu irdeledi.
 
 
TARAF
 
 
AHMET ALTAN
Karar
Yüksek Seçim Kurulu'nun vetoları kaldırma kararına sevinecek miyiz? Evet. Bir haksızlık önlendi, Güneydoğu'yu bir anda cehenneme çeviren gerginlik yatıştı, siyasetin yolu yeniden açıldı. Utanacak mıyız? Evet. Hukukçulardan oluşan bir hukuk kurulunun kırk sekiz saat içinde birbiriyle tümüyle çelişen iki kararı alabildiğini gördüğümüz bir ülkede yaşamaktan, bu ülkenin vatandaşı olmaktan, bu ülkeyi yıllarca bu durumda bırakmaktan utanacağız. Bir sevinci bile utanmadan yaşayamayacak bir haldeyiz artık.
Burada devlet yok. Devlet biçiminde bir dekor var sadece, biraz kuvvetli bir sarsıntıda o dekor da yerlere yıkılıyor. Alabildiğine saçma ve alabildiğine kanlı bu son rezalet, belki görmek istemeyenlere hep birlikte nasıl bir uçurumun kenarında durduğumuzu göstermiştir. İnsanların adını bile bilmediği bir kurul, minicik bir ittirmesiyle bizi uçuruma atabiliyor. Gün boyu Batman'dan telefonlar geldi, "Polis bize saldırıyor, bizi burada kuşattılar". Bismil'de genç İbrahim'in tabancayla vurulması, vurulduğu yerde kırık dişinin bulunması, Diyarbakır'da polislerin belediye araçlarını tekmelemesi, güvenlik güçlerinin ne halde olduğunu gösteriyor. Bu sadece asayişi sağlama endişesi değil, bu "devleti, görevi, üniformayı, vazifeyi" unutmuş katı bir öfke. Ama bu tek taraflı bir öfke değil.
Bitlis'te, Batman'da, Diyarbakır'da polis göstericilere saldırıyor ama Van'da Kürt göstericiler molotofkokteylleriyle, bir bankayı içindeki insanlarla birlikte yakmaya kalkışıyorlar. Dumanlar içindeki bankadan çıkarılan genç kadının yüzündeki dehşet aslında bütün toplumun içine işlemiş bir dehşet. İki yanda da öylesine kör, öylesine vahşi, öylesine hedefine aldırmaz bir şiddet var ki her şeyi yapabilirler. Polisler İbrahim'in göğsüne iki el ateş edip onu öldürebilirler, göstericiler bir bankayı içindekilerle birlikte yakabilirler. Biri diğerini haklı göstermeyen, aksine iki tarafı birden kirleten, kör ve kirli bir kinle karşı karşıyayız.
Biz bu öfkeyi, kini, intikam duygusunu, düşmanlığı nasıl halledeceğiz? Üniforma giymiş Türk polisiyle, poşusunu yüzüne sarmış Kürt göstericisine, insan olmanın Kürt ve Türk olmaktan daha önemli olduğunu nasıl anlatacağız? Türklerin "İnsanları yakan vahşiler" diye, Kürtlerin "Gençleri vuran katiller" diye bağırması bu meseleyi çözmez, aksine nefreti arttırır sadece. Bize, Kürtleri yatıştıracak Kürtler, Türkleri yatıştıracak Türkler lazım. Bankayı yakanları kınayan Kürtlere, İbrahim'i vuran polisi yargılayan Türklere ihtiyacımız var.
Artık iyice anlaşılıyor ki bu toplum Kürt meselesinde son noktaya gelmiş. Bundan sonrası cehennem. Bu mesele, bu ülkede yaşayan hiç kimse için artık "kendine uzak siyasi bir sorun" değil, herkes düğüne giderken gaz bombasıyla başından vurulan minicik bir Elif, göğsüne iki kurşun yiyen İbrahim, bankada diri diri yanma tehlikesi geçiren hamile bir kadın olabilir.
Otuz yıllık savaş, şiddet, işkence, cinayet bu toplumu delirmenin eşiğine getirdi, o eşiği henüz geçmediysek tabii, bazen o eşiği geçtiğimizden korkuyorum çünkü. Artık bu aşamada işi sürüncemeye bırakacak halimiz yok. Seçeneklerimiz de çok fazla değil zaten. Ya yeni bir anayasa, yeni bir toplum, yeni bir devlet kurup Kürt'üyle Türk'üyle herkesin eşit olduğu bir hayata geçeceğiz... Ya da "biz bu işi beceremiyoruz" deyip ayrılacağız. Eğer Elifi, İbrahim'i vurulmaktan, hamile kadınları bankada yanarak ölmek tehlikesiyle burun buruna kalmaktan kurtaramayacaksak ayrılmayı tercih ederim. Türkler Kürtlerin, Kürtler Türklerin insan olduğunu unuttuğu anda kendileri de insanlıktan çıkarlar, ondan sonra vahşi hayvanlar gibi birbirlerini boğazlarlar. Hâlâ hepimiz için ümit var, hâlâ barışı ve eşitliği sağlayabiliriz.
Hâlâ birlikte insanca yaşayabiliriz. Ama bu, "lafla" olmaz artık, somut adımlar gerekiyor. Bir YSK yetiyor ülkeyi cehenneme çevirmeye, kimsenin bozamayacağı bir yapıyı birlikte kurmalıyız. Tabii bu ümit henüz yaşayanlar için... Bir hukuksuz seçim kararına kurban giden İbrahim için, o genç çocuğumuz için bir umut kalmadı artık. Onu kendi akılsız vahşetimize kurban ettik. Bari kalan çocuklarımızı kurtaralım.
 
ZAMAN
 
 
FEHMİ KORU
Devlet tuzak kurar mı? Kuruyor işte...
Birileri başka birilerine tuzak kurar. Kötü duruma düşürmek için kurar, hesap kapatmak için kurar, intikam almak için kurar...Kötü insanlar veya onları içinde barındıran kuruluş ve örgütlerle ilişkilerimizde tuzaklarına düşmemek için olağanüstü dikkatli olmamız gerekir. İnsanların kurduğu tuzaklar hadi neyse, peki devlet tuzak kurar mı? Günlerdir üzerinde tartıştığımız, toplumu gerip canlar alıcı sonuçlar doğuran gelişme gösteriyor ki, devlet de vatandaşlarına tuzak kurabiliyor. İstediği zaman önünü açıyor, istediğinde önünü kapatıyor. Bazen tavrında ısrarcı olması, bazen ısrarından vazgeçmesi, durumu değiştirmiyor: Sistem, devleti temsil edenler istedikleri gibi davranabilsinler diye tuzaklarla dolu...
Tuzaklar genellikle 'yasa' olarak karşımıza çıkıyor... Gençliğim Türk Ceza Kanununun 141, 142 ve 163. maddelerinin bir fikri olan insanlar üzerinde nasıl acımasızca uygulandığını gözleyerek geçti. Kimini 'komünist', kimini 'şeriatçı' diye toplumdan koparmak, istendiği zaman demir parmaklıklar ardına göndermek için kurulmuş birer tuzaktı o maddeler; yürürlükten kaldırıldıkları 1991 yılına kadar binlerce aydın o üç madde yüzünden hapislerde çürüdü. Bazısı kendini yurtdışına attı, sevdiklerinden uzak sürgün hayatı yaşadı.
Soğuk Savaş yıllarıydı ve Türkiye çatışmanın cephe ülkesiydi. İstenmeyen ellere düşmemesi için sadece 'hukuki' tuzaklar kurulmadı o dönemde; 'düşman' bellenenlerin üzerine yürüyen, sokaklarda kurşun yiyen kurşun sıkan, siyasi suikastlar düzenleyen, toplumsal hareketleri gerçekleştiren çeteler de oluşturuldu.
Kalıntıları yüzünden hâlâ her an teyakkuzda bulunmamız gereken çeteler... Ne kadar uğraşılırsa uğraşılsın, sistemin içine yerleştirilmiş bubi tuzakları yok edilemedi. İstendiği zaman derhal kullanılabilecek 'hukuki' pek çok tuzak yerli yerinde duruyor. Türkiye ne zaman 'yeni ufuklar' peşinde koşacağı görüntüsünü vermeye başlıyor, ne zaman gelecekten daha umutlu hale geliyor insanlarımız, o tuzaklardan biriyle önünü kesmek için devreye girenler çıkabiliyor.
Devreye girenlerin niyetlerinin bozuk, kötücül olması veya kasıtlı hareket etmesi gerekmiyor. Sonuçta kullanılan maddeler anayasada, yasalarda duruyor; ihtiyaç duyulduğunda kullanılmak üzere oralara usulca yerleştirilmişler.
1982 Anayasası'nda bolca var o tür maddelerden, Türk Ceza Kanununda ve Terörle Mücadele Kanununda da... Bazen hükümetlere, bazen muhalefete, bazen de başka güçlü odaklara lâzım oluyor tuzaklar ve hepsi de hangi maddeyle nasıl sonuç alınacağını biliyor.
Bugünlerde tartıştığımız konu da bazı 'tuzak' yasa maddeleriyle ilgili; YSK'nın kararı, bu sebeple, karşı çıkması beklenen Baro Başkanı veya TBMM Anayasa Komisyonu Başkanı gibi sıfatlar taşıyanlar tarafından "Hukuki bir karar" olarak savunulabiliyor. Canlar alan, ülke siyasetini kilitleyen, ele güne karşı yüzümüzü kızartan sonuçlar doğuran,... Fakat 'hukuki' bir karar...
YSK üyeleri "Biz direniyoruz" deseler 'hukuki' açıdan itiraz edemeyeceğimiz bir karar hem de... Anayasa bütünüyle değişmeli, tuzak yasalar da mevzuattan teker teker ayıklanmalı; aksi halde asla demokratik bir hukuk devleti olamayacağız.
 
 

ÇOK OKUNANLAR

KAMU PERSONELİ SINAV İLANLARI

YAZARLAR

ANKET