Öncekiler Sonrakiler

ARTIK KARAR VERMEMİZ GEREKİYOR

Hükümet yavaşlayan, hatta durma noktasına gelen AB sürecine işlerlik kazandırmak amacıyla "TÜRKİYE’NİN AVRUPA BİRLİĞİ STRATEJİSİ" başlığı altında Siyasi "Reform Sürecinde Kararlılık, Sosyo-Ekonomik Dönüşümde Süreklilik, İletişimde Etkinlik" temalı bir raporu yayınladı.

23 Eylül 2014 Salı 17:07
ARTIK KARAR VERMEMİZ GEREKİYOR

ARTIK KARAR VERMEMİZ GEREKİYOR

Hükümet yavaşlayan, hatta durma noktasına gelen AB sürecine işlerlik kazandırmak amacıyla "TÜRKİYE’NİN AVRUPA BİRLİĞİ STRATEJİSİ" başlığı altında Siyasi "Reform Sürecinde Kararlılık, Sosyo-Ekonomik Dönüşümde Süreklilik, İletişimde Etkinlik" temalı bir raporu yayınladı.

AB süreci iki taraflıda umutsuz bir görünüm sergilemekte. AB tarafından 2002-2008 döneminde uygulamaya konulan reformlar desteklenip fasıllar açılıp kapatılırken, gelinen noktada yeni fasılların açılması bir yana yürüyenlerde bile bir ilerleme sağlanamıyor.

İki taraflı ciddi bir güven sorunu yaşanmakta.

Türkiye üzerindeki riskler artmakta. Her nekadar içeriden ekonomik "görece" iyi bir görünüm sergilenmeye çalışılsa da, AB tarafından Türkiye'nin cari açık, üretim şekli ve dengesi, pazara yönelik kronik sorunlar üzerindeki sorunlar daha ciddi boyutlarda değerlendirilmekte. Türkiye gümrük birliğinde AB lehine ilerleyen ekonomik ilişkiden rahatsız. Bu yöndeki tepkisini daha görünen harflerle dile getirmekte. Sanayi üretimi duraklaması, ticaret ve hizmet sektörünü balonlaştırıyor. Sağlıklı bir ekonomi için bu dengenin sağlanması gerekiyor. Elbetteki AB ekonomi çevreleri, bu sorunu daha derinlerde arıyor. 

Türkiye içerisinde görünen ve seçimlerle somutlaşan siyasal istikrar üzerinde AB'nin endişeleri gün geçtikçe artıyor. Gezi olayları sonrasında sivil toplumun önemli bir kesimine yayılan tepkiler AB tarafından demokratik haklar bakımından olumsuz karşılanmakta. Muhalefetin parlementer sitem içerisindeki etkisinin azalması, yasaların çıkarılmasındaki usul ve buna bağlı idari işlemler muhalefeti sistemden uzaklaştırmakta. Medyanın siyasetteki kutuplaşmaya pralel dozunu arttıran ayrışması yine güvensizliği besleyen önemli bir unsur. Çözüm süreci başlığında halen açıklanabilmiş, sosyal tüm tarafları doyurabilecek bilgiye ulaşmak mümkün değil. Hükümet ve PKK tarafı açıklamalarda pamuk ipliği görünümünde ilerleyen süreç konusunda AB'nin kafası net değil. İşin açıkçası süreç konusunda AB'nin içinde olduğu bir gelişme görünmemektedir. 

Türkiye'nin güney ve doğusunda istikrarsızlığı artan ölçülerde, ağır bedellerle ilerleyen savaş AB'nin güvenliği bakımından önemli risk içermekte. Göçmen, uyuşturucu, terör vb. konularda 2008'e kadar Türkiye sınırını kendi sınırı olarak görerek strateji ve politikaları aşan işbirliğine gitti. Gelinen noktada, AB sınırını Bulgaristan-Yunanistan sınırına çekmiş görünmekte.

Demokrasi ve ekonominin vazgeçilmezi "hukuk devleti ilkesinde" yaşanan tartışmalar üzerine gün yüzüne çıkan aşınma AB tarafında yine bir risk faktörü olarak değerlendiriliyor. Mahkeme, yargıç, savcılık, adli kolluk görev ve yetkileri ile teminat müessesinde yapılan düzenlemeler ile uygulamaları AB tarafında anlamakta zorlanılmakta. 

AB ilişkilerinde görünmez destek alanlarından biri olan NATO ittifakında da, Türkiye'nin Suriye, İsrail, Rusya ve İran'a karşı politikalarındaki tutumu eski sıcaklığını, gelişme zeminini sağlamaktan uzak.

Artık karar vermemiz gerekiyor.

Aslında Türkiye önünde çok fazla bir politik tercih söz konusu değil. Onurlu yanlızlık ile yeniden bölge ve dünya devletleriyle entegrasyon sağlayacak adımlar atma politikası arasında terci yapması gerekiyor. Onurlu yanlızlık politikası, içte ve dışta ülkeyi bölge ve dünyadan koparırken demokrasiden uzaklaştıracağı gibi ekonomik olarak krize sürükleyecektir. Entegrasyon için ise başta AB olmak üzere NATO, Birleşmiş Milletler bünyesinde kendimizi iyi ifade ederek kopmamamızı gerektiriyor. Bunun için ise tüm toplum kesimlerini içine alacak yeni bir bir demokratik reform sürecine ihtiyaç var. Kimsenin ötekileşmediği, kendini toplum içinde ifade edebildiği, gelişmesine fırsat verildiği, adaleti sağlayacak hukuk sisteminin kurulduğu bir reformdan söz ediyorum. 

Ülkemizin çektiği sancının temelinde temsili demokrasiden doğrudan demokrasiye geçiş var. Toplumdan gelen doğrudan demokrasi taleplerine devlet mekanizmasının karşılık vereceği reformları gerçekleştirecek siyasal iradeye ihtiyaç var. Umarım "TÜRKİYE'NİN AVRUPA BİRLİĞİ STRATEJİSİ" bu ihtiyacı karşılar. Bakalım "Yeni Türkiye" olarak tanımlanan bu dönemde neler gerçekleşecek?  Daha söyleyecek bu konuda çok şey var. Ama her şeyden önce yaşanan güvensiz ortamın biran önce atlatılması gerekiyor.

Bekleyelim önümüzdeki günler neleri getirecek?            
    

Ertan Koç, KamudanHaberler
  

ÇOK OKUNANLAR

KAMU PERSONELİ SINAV İLANLARI

YAZARLAR

ANKET