Öncekiler Sonrakiler

BÖLGESEL ASGARİ ÜCRET MÜMKÜN MÜ? KALKINMA BAKANLIĞI RAPORU

Dr. Sırma DEMİR ŞEKER – Müşerref KÜÇÜKBAYRAK'ın Kalkınma Bakanlığı Raporunda, asgari ücretin istihdamı ne yönde ve ne derecede etkilediği bilinmemekle birlikte, aralarında ters yönlü bir ilişki olduğu varsayımı altında dahi asgari ücretin bölgesel olarak farklılaştırılarak hem işgücü göstergeleri hem de geçim güçlüğünü aynı anda iyileştirmenin mümkün olmayacağı ortaya çıkmaktadır. Ayrıca, ülkemiz için özellikle asgari ücret-istihdam ile asgari-ücret yoksulluk ilişkilerinin belirlenmesine yönelik daha bütüncül çalışmaların yapılması ihtiyacı ortadadır.

11 Aralık 2012 Salı 15:47

 
Bir sosyal politika aracı olan asgari ücretin istihdam, cari ücretler, enflasyon ve 
yoksulluk gibi birçok değişken üzerinde önemli etkileri bulunmaktadır.  Asgari  ücrette 
yapılacak değişiklikler; ücret düzeyinin işgücü maliyetinin önemli bir kalemi olması dolayısıyla 
işgücü talebini, hane gelirinin önemli bir bölümünü oluşturduğu için işgücü arzı ile hanelerin 
refah durumunu ciddi ölçüde etkileyeceğinden, asgari ücret-istihdam ilişkisi literatürde pek 
çok çalışmaya konu olmuştur. Yapılan  çalışmalara bakıldığında,  herhangi bir görüş birliği 
bulunmamasına rağmen, asgari ücret ile istihdam arasında ters yönlü bir ilişki olduğu kanısı 
yaygındır. 
 
Asgari ücret, işkolu, sektör ve meslek esaslı ya da bölgesel bazda belirlenebilmektedir. 
Ülkemizde bugüne kadar asgari ücretin sektörel ve bölgesel bazlı belirlendiği dönemler 
olmuştur. Ancak söz konusu uygulamalarda istenilen başarı sağlanamadığı için, 1989 yılından 
itibaren ulusal düzeyde tek asgari ücret tespitine gidilmiştir. Buna karşın, bölgeler arası 
işgücü piyasası göstergeleri  arasındaki farklılıkların giderilmesi  amacıyla, günümüzde asgari 
ücretin bölgesel düzeyde belirlenmesi hususuna yönelik tartışmalar mevcuttur.  Bunun en 
önemli nedeni, ülkemizde bölgeler arasında işgücü piyasası göstergelerinin önemli ölçüde 
farklılık göstermesidir. 
 
Ülkemiz işgücü piyasasının genel özelliklerine bakıldığında, işgücüne ve istihdama 
katılımın düşük, işsizlik oranının ise yüksek olduğu görülmektedir. Bununla birlikte, söz 
konusu göstergeler bakımından bölgeler arasında önemli farklılıklar bulunmaktadır.  2011 
yılında Doğu Karadeniz Düzey 1 bölgesinde, işsizlik oranı yüzde 6,4 ile ülke ortalamasının 
(yüzde 9,8) oldukça altında iken, bölgede işgücüne katılma oranı yüzde 57,4 ile ülke 
ortalamasının (yüzde 49,9) oldukça üzerindedir. Buna karşın, Güneydoğu Anadolu Düzey 1 
bölgesinde, işgücüne katılma oranı (yüzde 36,3) ülke genelinin oldukça altında iken, işsizlik 
oranı (yüzde 11,7) ülke genelinin üzerinde seyretmektedir. Tarımsal istihdamın fazla olduğu 
bölgelerde işsizlik oranlarının az ve işgücüne katılma oranlarının fazla olması söz konusu 
farklılıkların bu ölçüde fazla olmasının önemli nedenlerinden birisidir. Bununla birlikte, 
kadınların işgücüne katılımı ve bölgedeki kültürel yapı gibi faktörler tarımsal istihdamın 
büyüklüğü ile işsizlik ve işgücüne katılma oranları arasındaki ilişkiyi etkilemektedir.  Brüt ve net ücretler bakımından da bölgeler arasında farklılıklar olduğu görülmektedir. İşgücü 
göstergelerinin göreli daha kötü olduğu bölgelerde ücret düzeyleri de düşüktür.  Türkiye’de 
istihdam ve işsizlik gibi işgücü piyasası göstergelerinin yanı sıra, iş olanakları açısından da 
bölgesel farklılık bulunmaktadır. Kayıtlı işsiz başına düşen açık işlere bakıldığında iş 
imkânlarının en fazla olduğu bölge İstanbul Düzey 1 bölgesi iken, en düşük olduğu bölge 
Güneydoğu Anadolu Düzey 1 bölgesidir. 
 
Ülkemizde iş olanaklarını artırmak yoluyla işgücü piyasasındaki farklılıkların azaltılması 
amacıyla yatırım teşvikleri uygulanmaktadır. Ancak, teşvik uygulamalarında işgücü maliyetleri 
ücretler üzerinden değil, ücret-dışı maliyetler (vergi ve sosyal güvenlik primi sübvansiyonu 
vb.) üzerinden azaltılırken, asgari ücretin bölgeler arasında farklılaştırılmasında ücretler de 
değişebilmektedir.  Asgari  ücret farklılaştırılmasının işgücü arzını etkileyebilmesi de bu 
durumdan kaynaklanmaktadır. Dolayısıyla, asgari ücret hem işgücü arzını hem de talebini 
etkileyebildiğinden asgari ücrette yapılacak farklılaşmanın istihdam üzerindeki etkisi tahmin 
edildiği gibi olmayabilir. 
 
Asgari ücretin bölgelere göre farklılaştırılmasında bölgesel işgücü göstergelerinin yanı 
sıra, geçim zorluklarının da dikkate alınması gerektiği bilinmektedir.  Geçim zorluğu için de 
genellikle satınalma gücü paritesi (SGP) bir gösterge olarak  kullanılmaktadır.  Ancak,
bölgedeki geçim durumunun belirlenmesinde SGP’nin yanısıra, hane gelirleri, büyüklükleri ve 
kompozisyonları da etkili olmaktadır. SGP, TL’nin satın alma gücündeki farklılıklar ile ilgili bilgi 
verirken, hane gelirleri, büyüklükleri ve kompozisyonları hanenin yoksulluk durumu ile ilgili 
bilgi vermektedir.
 
Gelir ve Yaşam Koşulları Anketi sonuçlarına göre  İstanbul Düzey-1 bölgesinin 
yoksulluk sınırının en yüksek, Güney Doğu Anadolu Düzey-1 bölgesinin yoksulluk sınırının ise 
en düşük olduğu görülmektedir. Söz  konusu durum, İstanbul bölgesindeki medyan gelirin 
Güney Doğu Anadolu Bölgesinden yüksek olduğunu göstermektedir. Nitekim ülke geneli için 
tek bir yoksulluk sınırının belirlenmesi durumunda, yoksulların yaklaşık yarısının Güneydoğu 
Anadolu, Akdeniz ve Orta Doğu Anadolu bölgelerinde yaşadığı görülmektedir. Türkiye’de en 
az bir asgari ücretlinin olduğu hanelerin yoksulluk oranlarına bakıldığında, İstanbul Düzey 1 
bölgesinde asgari ücretliler arasında yoksul yok iken, Ortadoğu Anadolu Düzey 1 bölgesinde 
asgari ücretlilerin %56,7’si, Güney Doğu Anadolu Bölgesinde ise %47,1’i Türkiye geneline 33
göre yoksuldur. Asgari ücretliler arasında yoksulluğun yüksek olduğu bölgelerde yoksulluk 
oranının yüksek olmasında, hanede gelir getiren fert sayısının görece daha az olması ve/veya 
hanedeki bağımlı fert sayısının daha fazla olması etkili olmaktadır. 
 
Asgari ücretin bölgeler arasında farklılaştırılmasında işgücü göstergeleri ile geçim 
güçlüğünün birlikte dikkate alınması gerektiği noktasından hareketle, bu çalışmada asgari 
ücretin bölgesel bazda farklılaştırılmasının işgücü piyasası göstergeleri ile geçim durumlarını 
nasıl etkileyeceği hususu ortaya konulmaya çalışılmıştır. Bu doğrultuda, çalışmada ortalama 
eğitim düzeyi, istihdam oranı (ücretsiz aile işçileri hariç), tam bağımlılık oranı, tarım dışı gayri 
safi katma değer (TD-GSKD) ve SGP göstergeleri ile Düzey 2 bazında geçim endeksi 
oluşturulmuştur.  Geçim endeksini oluşturan bu değişkenlerin seçiminde hem bölgenin 
ekonomik koşulları hem de hanenin geçimini etkileyen haneye  özgü faktörler dikkate 
alınmıştır. Endeksin oluşturulmasında temel bileşenler analizi kullanılmıştır.  Söz konusu 
endekse göre, TRC3 Düzey-2 bölgesinde geçim zorluğunun en fazla yaşandığı bölge iken, 
İstanbul Düzey-2 bölgesi en az yaşandığı bölgedir. 
Geçim endeksi sıralamasında geçim güçlüğünün zor olduğu bölgelerde genellikle 
işgücüne ve istihdama katılımın düşük, işsizlik oranlarının ise yüksek olduğu görülmektedir. 
Bu nedenle, bölgesel asgari ücret uygulaması ile işgücü göstergelerini iyileştirmek amacıyla 
asgari ücretin göreli olarak düşük tutulacağı bölgelerde, geçim halihazırda zor olduğundan bu 
bölgelerin refah durumları daha kötü hale gelebilir. Diğer yandan, geçim durumlarına göre 
asgari ücret bölgesel düzeyde farklılaştırılsa bile,  böyle bir uygulama  işgücü göstergeleri 
arasındaki bölgesel farklılıkları daha da artırabilir. Nitekim, geçimin göreli olarak zor olduğu 
bölgelerde asgari ücretin artırılması istihdamı azaltıcı yönde etki yaratabileceğinden, bu 
bölgelerde zaten düşük olan istihdama ve işgücüne katılım oranlarının daha da düşmesine 
neden olabilecektir. 
 
Sonuç olarak,  asgari ücretin istihdamı ne yönde ve ne derecede etkilediği 
bilinmemekle birlikte, aralarında ters yönlü bir ilişki olduğu varsayımı altında dahi  asgari 
ücretin bölgesel olarak  farklılaştırılarak hem işgücü göstergeleri hem de geçim güçlüğünü 
aynı anda iyileştirmenin mümkün olmayacağı ortaya çıkmaktadır.  Ayrıca,  ülkemiz için 
özellikle asgari ücret-istihdam ile asgari-ücret yoksulluk ilişkilerinin belirlenmesine yönelik 
daha bütüncül çalışmaların yapılması ihtiyacı ortadadır.

Dr. Sırma DEMİR ŞEKER – Müşerref KÜÇÜKBAYRAK

ÇOK OKUNANLAR

KAMU PERSONELİ SINAV İLANLARI

YAZARLAR

ANKET