Öncekiler Sonrakiler

DÜNYA EKONOMİSİ NEREYE GİDİYOR?

Kalkınma Bakanlığı bu raporda 2012 yılı Ekim ayında dünya ekonomisinde öne çıkan makroekonomik gelişmeler ABD, AB ülkeleri, Çin ve gelişmekte olan diğer ülkeler ayrımında ele alınmakta ve güncel gelişmeler değerlendirilmektedir. Açıklanan en güncel veriler büyüme, istihdam, dış ticaret, enflasyon, faiz oranları ve kamu maliyesi ana başlıklarında sunulmuştur.

11 Aralık 2012 Salı 15:39

 Bu raporda 2012 yılı Ekim ayında dünya ekonomisinde öne çıkan makroekonomik gelişmeler ABD, AB ülkeleri, Çin ve gelişmekte olan diğer ülkeler ayrımında ele alınmakta ve güncel gelişmeler değerlendirilmektedir. Açıklanan en güncel veriler büyüme, istihdam, dış ticaret, enflasyon, faiz oranları ve kamu maliyesi ana başlıklarında sunulmuştur.
IMF Ekim ayında dünya ekonomik görünümünün daha da kötüleştiğini ve aşağı yönlü risklerin baskınlığının arttığını dile getirmiştir. Küresel ekonominin izleyeceği seyrin, ABD ve Avro Bölgesinde karar alıcıların karşı karşıya bulundukları sorunları nasıl çözüme kavuşturacaklarına bağlı olduğu belirtilmiştir. IMF’nin yeni tahminleri küresel aktivitenin 2012 yılının ikinci yarısında hızlanacağı varsayımına dayanmaktadır. Bu varsayım paralelinde 2012 yılı küresel büyüme tahminini Temmuz'daki yüzde 3,5 seviyesinden yüzde 3,3'e çeken IMF, 2013 yılında dünyanın yüzde 3,6 oranında büyüyeceğini öngörmüştür. Varsayımın gerçekleşmemesi halinde revize edilmiş olan büyüme tahminlerine ulaşılamayacağı belirtilmiştir. Gelişmiş ekonomilerde uygulanan mali konsolidasyon planlarının ve zayıf finansal yapının büyümenin önündeki engeller olduğu belirtilmiştir. Gelişmiş ekonomilerin 2012 ve 2013 yılı büyüme tahminleri sırasıyla yüzde 1,4’ten yüzde 1,3’e ve yüzde 1,9’dan yüzde 1,5’e revize edilmiştir.
Rapora göre, küresel ekonomik aktiviteye ilişkin üretim ve ticaret göstergeleri 2012 yılının ilk yarısında yavaşlamaya işaret etmektedir. Avro Bölgesi çevre ülkelerinin borçlanma maliyetlerinin artmasının yarattığı finansal zorluklar nedeniyle bu ülkelerde ekonomik aktivite yavaşlarken, ABD ve İngiltere’de yeterli toparlanma sağlanamamıştır. Gelişmiş ülkelerdeki bu duruma ek olarak gelişmekte olan ülkelerin ivmelerini kaybetmeleri nedeniyle dünya büyümesi öngörülenin altında gerçekleşmiştir. Bu nedenlere ek olarak; finansal kurumların zayıflığı, gelişmiş ülkelerin uyguladığı yetersiz politika önlemleri, mali kesintilerin büyüme üzerindeki olumsuz etkileri dünya büyümesinin öngörülenin altında gerçekleşmesinin diğer nedenleri olarak sayılmaktadır.
UN DESA’nın Ekim ayı değerlendirmesinde dünya ticaretinin yavaşlamaya devam ettiği belirtilmiştir. Başta Avrupa olmak üzere özellikle gelişmiş ülkelerde ekonomik aktivitenin hız kesmesine bağlı olarak dünya ticaretinin yıl boyunca önemli ölçüde yavaşladığına dikkat çekilmiştir. 2011 yılında yıllık olarak yüzde 5 oranında artan dünya ticaret hacmi, 2012 yılının ikinci çeyreğinde yıllık bazda sadece yüzde 1,2 oranında artış sergilemiştir.
Pek çok Avrupa ülkesi durgunluğa girmiştir. Avrupa ticaretinin yaklaşık yüzde 70’i Avrupa içinde yapılmış, talepte yaşanan keskin düşüş, diğer ülkeleri de etkilemiştir. Avrupa dışı ticaret partnerlerinden yapılan ithalatların değeri 2012 yılı Mart ayından bu yan düşmeye devam etmektedir. Temmuz ayında bu rakam, yıllık bazda yüzde 10’dan fazla düşüş göstermiştir. Brezilya, Singapur ve Tayvan gibi birçok yükselen ekonominin yanı sıra Kore ve Japonya gibi ülkelerde de ithalat ve ihracat değerleri Ağustos ayında bir yıl önceki değere oranla önemli ölçüde düşmüştür. Çin’in ihracatı halen ılımlı bir seyir izlemektedir. Ancak önemli derecede bir talep düşüşü yaşanmıştır.
Dünya Ticaret Örgütü, Nisan ayında 2012 yılı için yüzde 3,7 olarak açıkladığı dünya ticaret artışına yönelik tahminini, küresel görünümdeki kötümser havanın devam etmesi nedeniyle Ekim ayında yüzde 2,5'e çekmiştir. Bu oran ile dünya ticaretinin büyüme oranı, son 20 yılın ortalama değerinin de altında kalmıştır. 2011 yılında küresel mal ticareti büyüme oranının yüzde 6'ya kadar çıktığı göz önüne alındığında, açıklanan rakamın oldukça düşük olduğu söylenebilir. DTÖ tarfından yayınlana Raporda, Avrupa'da devam eden borç krizinin dünya ticaretinin ihracata dayalı olarak büyümesi umudunu yok ettiği belirtilmiştir. Raporda ayrıca, devam
eden krizin, hükümetlerin ulusal ekonomilerini korumak için daha fazla himayeci tedbirlere başvurması tehlikesini artırdığı ifade edilmiştir.
Raporda Çin ve Japonya gibi ülkelerde ticaret artışının devam etmesinin dünya büyümesini ayakta tuttuğundan bahsedilmiştir. Ancak yine de yükselen ekonomilerin ticaretinde de yavaşlama dikkat çekmektedir. Yılsonunda ticaret artışını yüzde 10 olarak hedefleyen dünyanın en büyük mal ihracatçısı ülke konumundaki Çin’in ilk sekiz ayda ticaret artışının yüzde 7,1 oranında olması, bu amacına ulaşmada zorluk yaşayacağını göstermektedir. Japonya’da ise ihracat, Ağustos ayında bir yıl öncesine oranla yüzde 5,8 oranında düşüş göstermiştir. Ticarete dayalı olarak gerçekleşen ve tahmin edilen tüm veriler ışığında DTÖ 2012 ve 2013 yıllarına ilişkin dünya büyüme tahminini yüzde 2,1 ve yüzde 2,4 olarak açıklamıştır.
Ekim ayında düzenlenen Birleşmiş Milletler altmış yedinci genel kurul toplantısında ekonomik meseleler de tartışılmıştır. Krizin etkileri geçtiğimiz yıla göre baskın olmasa da, ekonomik durağanlığa ve pek çok ülke tarafından uygulamaya konulan uluslararası finansal sistem reformlarının tutarlı olmamasına yönelik endişeler devam etmektedir. Brezilya ve Arjantin, gelişmiş ülke politikalarının gelişmekte olan ülkeler üzerindeki etkilerine yönelik endişelerini dile getirmişlerdir. Ayrıca iklim değişikliği başlığı altında tarıma dayalı ekonomisi olan ülkelerin durumları ve beklenen doğal tehlikeler tartışılmıştır.
Rekabetçi devalüasyonu önlemeye çalışan G-20 liderleri, volatilite konusunda uyararak, daha esnek kur politikası çağrısında bulunmuştur. Liderler, ABD, Japonya ve Avrupa başta olmak üzere birçok ülkede oldukça düşük seviyelerde seyreden büyümenin bu ülkelerin merkez bankalarını parasal teşvikleri artırmaya ittiğini ve yükselen piyasaların para birimlerinin değerlenmesine yol açarak bu ülkelerin ekonomilerine zarar vereceğini dile getirmişlerdir. Diğer yandan gelişmiş ülkeler, Çin gibi ülkelere, piyasaların döviz kurlarını belirlemesine izin vermeleri çağrısında bulunmuştur.
6 Kasım 2012 tarihinde ABD’de Başkanlık seçimi yapılmış ve gelişmeler tüm dünyada yakından izlenmiştir. ABD seçim sonuçlarının açıklanması ve Obama’nın ikinci kez Başkan olarak seçilmesiyle ABD ekonomisindeki siyasi belirsizlik sona ermiştir. İlerleyen günlerde mali uçurum konusunda alınacak karar, mali belirsizliği de gidermeye yardımcı olabilecektir. 2012 yılı üçüncü çeyrek büyüme rakamının yüzde 2’ye yükselmesi, işsizlik oranlarının son iki aydır nispeten düşüş göstermesi ve güven göstergelerinde gözlemlenen ılımlı artışlar sonucu ekonomik verilerde yaşanan pozitif gelişmeler, ABD ekonomisinde rahatlamaya neden olmuştur. Eylül ayında ticaret açığının beklenenden daha fazla daralmasının da üçüncü çeyrek büyüme tahminlerine katkı sağlayacağı tahmin edilmektedir. 23-24 Ekim tarihlerinde yapılan FOMC toplantısı sonrası, düşük faiz politikasının 2015 yılı sonuna kadar devam edeceği yönünde karara varılması, küresel likidite koşullarını olumlu yönde etkilemiştir.
Avrupa’da güven azalmaktadır. Avro Bölgesinde güven endeksi son 7 aydır düşüş kaydederek Eylül ayında son 3 yılın en düşük seviyesine gerilemiştir. Öte yandan, Avrupa Merkez Bankasının Eylül ayında açıkladığı Doğrudan Parasal İşlemler programının finansal piyasalara olumlu etkileri Ekim ayında gerçekleşmiştir. Çevre ülkelerde devlet tahvil getirileri, kredi temerrüt takas (CDS) oranları bir miktar gerilemeye başlamıştır. Ancak Satın Alma Yöneticileri Endeksi (PMI), Avrupa Duyarlılık Endeksi (ESI) gibi reel ekonominin gidişatına ilişkin öncü göstergeler uzun dönemli trendin altında kalmaya devam etmiştir. Almanya, Fransa gibi ülkelerde düşmeye devam eden endeksler, ekonomideki yavaşlamanın bölge geneline yayıldığına işaret etmektedir.
IMF, Avro Zirvelerinde alınan kurtarma fonlarının esnekleştirilmesi kararının ve ECB’nin müdahalelerinin krizin kontrolden çıkmasını engellediğini belirtmiştir. Ancak son öncü göstergeler ile ekonomik yavaşlamanın çevreden merkeze yayılmış olduğuna dikkat çekilmiştir.
Çin, yılın üçüncü çeyreğinde yıllık bazda yüzde 7,4 oranında büyüme gerçekleştirmiştir. Yılın ilk yarısında göreli olarak gerçekleşen zayıf büyümenin ardından açıklanan üçüncü çeyrek büyüme verileri zayıf büyümenin devam ettiğini göstermektedir. Buna karşın Çin ekonomisinde açıklanan öncü gösterge niteliğindeki Ekim ayı verileriyle yavaşlama eğiliminin azaldığı görülmektedir. Ekim ayında dış ticaret verileri, sanayi üretimi ve PMI gibi reel ekonomik göstergelerdeki olumlu veriler bu durumu teyit etmektedir. Ayrıca Çin’de 8 Kasım’da yapılan seçimlerde ülkeyi 10 yıl boyunca yönetecek kişiyi belirlemek için yapılan kongre sonucu yönetimi Hu Jintao'dan devralacak olan Xi Jinping’in biraz daha liberal ekonomi yanlısı olması önemli görülmektedir.
KALKINMA BAKANLIĞI
RAPORUN TAMAMI İÇİN TIKLAYINIZ

ÇOK OKUNANLAR

KAMU PERSONELİ SINAV İLANLARI

YAZARLAR

ANKET