Öncekiler Sonrakiler

EMANET HAZİNELER BERATI

Erdem Özgür bu hafta Libya devrik lideri Kaddafi'den devletlerin hazinelerini emanet edildiği kurgusal bir hikaye ile karşınızda...

04 Aralık 2011 Pazar 11:25
EMANET HAZİNELER BERATI

 EMANET HAZİNELER BERATI

 

Arap Baharı. Mısır, Libya, Yemen ve Suriye’yi ateş topuna dönüyor. Şehir meydanlarında toplanan halk, diktatör yönetimlerin çekilmelerini istiyor. Halk ile yönetim yanlıları arasında çıkan çatışmalarda masum halk öldürülüyor.

 

Ankara, günün ilk ışıklarıyla güzel bir güne merhaba demekte. Başbakanlıkta hizmetliler erken saatlerde odaların temizliğini bitirmişler, memurların gelmesini bekliyorlar. Memurlar servislerde yolu yarılamışlar, sıradanlaşan iş temposu için kendilerini hazırlıyorlar. Annelerin elini tutmuş çocuklar, okula doğru koşar adımlarla yürüyorlar. Saatler ilerledikçe caddeler kalabalıklaşıyor…

 

Sabah Başbakanlığa gitmek üzere yola çıkan Başbakan, el sallayanları aynı sıcaklıkla selamlıyor. Titreyen telefonu, özel kalem müdürü  merakla açıyor, karşıdan gelen sesi benzi atık dinliyor.  Özel kalem müdürünün alışılmamış bu hali, Başbakana: “Hayırdır” dedirtiyor.

 

Başbakan, programın yoğun olduğu günlerde, özel kalem müdürünü sabah eve çağırırdı. Özel kalem müdürü yolda günün programı hakkında bilgi verirken, yeni talimatları not alırdı, böylece zaman kazanılırdı.

 

Özel kalem müdürü endişeli: “Efendim telefon Dışişleri Bakanlığından, sizinle Libya Lideri Muammer Kaddafi özel görüşme talebinde bulunmuş.” diyor. 

 

Başbakan, Libya halkının zarar görmemesi için elinden gelen bütün çabayı göstermiş, ama iç savaşı önleyememişti. Kaddafi’ye kızgındı, bütün bu olanlardan onu sorumlu tutuyordu. Yüzünü iyice düşüren Başbakan: “Geçince ilk işimiz bu olsun” diyor.

 

Başbakan acele etmesi için göz ucuyla şoförü uyarıyor. Aheste giden konvoy, biranda hızlanarak Başbakanlık ön kapısına ulaşıyor. Müsteşar, Başbakanı kapıda karşılıyor ve: “Hoş geldiniz Efendim. Dışişleri, Genel Kurmay ve Hazine özel görevlileri sabah saat 5.00’ten beri sizi bekliyor”  diye fısıldıyor.

 

Gizemli gelişen bu olaylar günün çok farklı geçeceği sinyalini vermekte.  Başbakanı koridorda saygıyla izleyen müsteşar, bu kısa aralığı fırsat bilerek birkaç önemsiz konu hakkında onay almaya çalışıyor. Başbakan, kafasında Kaddafi’den gelecek telefonla meşgul olduğundan, müsteşara: “Sonra görüşelim.”  demekle yetiniyor.

 

Bekleme salonu önünde özel görevli bürokratlar ayağa kalktılar. Başbakan onları başıyla kısa bir selam vererek odasına geçer. Başbakan sabah koltuğuna oturduğunda, bir bardak özel Rize çayı içmesi âdetidir. Ama şimdi koltuğuna oturur oturmaz, daha çay gelmeden Dışişleri Bakanından bir telefon gelir. Dışişleri Bakanı: “Efendim çok önemli, çok önemli, Muammer Kaddafi sadece sizinle konuşabileceği bir konudan bahsetmekte; Ne konuşacağına ilişkin bilgiye sahip değilim.” diyor.  Başbakan kızgın ve gergin: “Tamam bağlayın.”  diyerek telefonu kapatır.

      

Telefon acıyla çalar, hattın diğer ucunda Libya Lideri Muammer Kaddafi, bitkin ama vakur ses tonuyla yarı sitem, yarı minnetle teşekkürlerini ifade eden kısa bir giriş konuşması yapar; sonra, “Ülkeme ait hazineleri şahsınızda Türkiye Devletine emanet etmek istiyorum.”  der.  Başbakan üzüntü ve kızgınlığı bir tarafa bırakıp, üzerine alacağı sorumluluk bilincinde: “Bizim devlet geleneğimizde eman dileyeni geri çevrilmez. Ayrıntıları arkadaşlara havale ediyorum.” dedikten sonra hatlar kesiliyor.

 

Beylikler, hanlıklar ve devletlerarasında hazinelerin emanet edilmesi Selçuklulara kadar götürülmekte. O dönemlerde başı dara düşen, yıkılma, yağmalanma tehlikesi geçiren bey, han, padişah, kral… hazinesini güven duyduğu bir devlete emanet edermiş. Tehlike geçtiğinde veya istenildiğinde emanet iade edilirmiş. Aslında bu gelenek,  eski şehirlerden örnek alınmış; İnsanlar şehir dışına giderken mallarını şehrin eminine bırakırlarmış.  

 

Anadolu Selçuklu Devletinin üstlendiği bu misyon Osmanlı Beyliğine geçmiş.  Selçuklu Sultanı III. Alaaddin Keykubad sonunu gördüğünden olsa gerek, Osman Bey’i tuğla taltif ederken, “EMANET SAHİPLİĞİ” beratını da devretmiş.  Bu berattan sonra, beylikler, hanlar, devletler, Müslüman, Hıristiyan, Yahudi demeden hazinelerini Osmanlı padişahlarına emanet etmeye başlamışlar. Osman Bey, beratı aldıktan sonra Gündüz Bey ile Kasım’ı “Emanetçi”  yapmış.  Çok geçmemiş, İlhanlılar Selçuklu Devletine son vermiş. Son Selçuklu Hükümdarı da hazinesini Osman Bey’e emanet etmiş.

 

Emanet sahipliği sadece altın, gümüş, zümrüt gibi hazineleri değil canları da kapsar.  Böyle bir sorumluluk, kimi zaman Osmanlı’nın başına bela olur. Aksak Timur Anadolu’da fırtına gibi eser, ondan kaçan bazı beyler canlarını ve hazinelerini Yıldırım Beyazıt’a emanet ederler. Timur, Yıldırım Beyazıt’ın başarılarını takdir eder, hatta yardım sözü verir, tek isteği sığınan beylerin kendisine iadesidir. Yıldırım Beyazıt, Timur’a hakaret eden bir mektupla karşılık verir. Sonuçta Ankara Meydan Savaşında Timur ve Beyazıt karşılaşırlar, Beyazıt yenilir, Osmanlı için Fetret Dönemi başlar. Yıldırım Beyazıt, savaştan önce hazineleri Emanetçileri Süleyman Paşa ve Şeyh Kutbuddin’le güvenli bir yere taşıtır. Fetret dönemi boyunca emanet hazineler sır gibi saklanır.

 

Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u fethedildikten sonra emanetlerin yeri değişir. Emanetler Bursa’dan İstanbul’a nakledilir. Fatih Sultan Mehmet döneminde Katolik baskısından kaçan Ortodoks krallar, hazinelerini Osmanlı’ya emanet ederler.

 

Emanet hazineler, Cihan Padişahı Kanuni Sultan Süleyman döneminde o derece artar ki güvenliği sorun olur. Hazineler kayda alınır, özel kurulan bir birlikle korunur, gizli bir tamim çıkarılır.  

 

II. Abdulhamid, döneminde ekonomik ve siyasal çalkantılara rağmen, aklından emanet hazineleri kullanmak geçmez; Ciddiyet ve gizlilikle hazineler korunur.

 

Sultan Vahdettin’in Mondros Anlaşmasını imzalamasından bir ay geçer, müttefik filoları İstanbul önüne gelir. Vahdettin, filoların geldiği haberini alınca emanetçilere, hazinelerin Bursa’ya götürülmesini emreder. Emanet hazineler Büyük Millet Meclisinin toplanmasının ardından Ankara’ya taşınır.  Getirilen hazineler arasında Selçuklu Sultanının beratı da vardır.

 

 

Yazarın notu: Hikâyede adı geçen kahramanların gerçeklerle hiçbir ilgisi yoktur. Anlatılanlar tamamen kurgusal ve hayal ürünüdür.        

Erdem Özgür
erdemozgur97@gmail.com

Yazarın Diğer Hikayeleri

HALKİ’NİN ÜZÜMLERİ

KRAL PARALUS'UN ÖLÜMSÜZLÜK MASALI

Çıplak Kral Li Cun'un Gerçek Hikayesi

YERYÜZÜNDE SON ERKEK KALINCA

EMANET HAZİNELER BERATI


 

ÇOK OKUNANLAR

KAMU PERSONELİ SINAV İLANLARI

YAZARLAR

ANKET