Öncekiler Sonrakiler

ERCÜMENT ÖZTÜRK:YENİ ANAYASA ÇALIŞMALARINDA SOSYAL GÜVENLİK VİZYONU

Ercüment ÖZTÜRK'ten "EKONOMİK VE SOSYAL HAKLAR PERSPEKTİFİNDE TEMEL HAK OLARAK ANAYASAL SOSYAL GÜVENLİK"

25 Nisan 2012 Çarşamba 15:28

 EKONOMİK VE SOSYAL HAKLAR PERSPEKTİFİNDE TEMEL HAK OLARAK ANAYASAL SOSYAL GÜVENLİK

(YENİ ANAYASA ÇALIŞMALARINDA SOSYAL GÜVENLİK VİZYONU)

Ercüment Öztürk

Sosyal Güvenlik Kurumu Başmüfettişi

Çalışma ve AB Sosyal Güvenlik Uzmanı

ÖZET

Türkiye istikrar içinde büyüyen, gelirini daha adil paylaşan, küresel rekabetini arttıran, bilgi toplumuna yönelen, AB sürecini üyelik hedefini izleyen vizyonda ilerliyor. Bu perspektifte, geleceği fırsata dönüştürecek toplumda önü alınamaz bir Yeni Anayasa beklentisi bulunmakta.

Anayasal yapıda sosyal güvenlik sistemi, kişinin temel haklarını sağlaması bakımından ekonomik ve sosyal hayatta vazgeçilmez bir özelliğe sahiptir. Sosyal devlet liberalizmin kişi ve toplum üzerindeki olumsuzluklarını gidermek amacıyla gelişmiştir. Sosyal güvenlik, sosyal devleti sağlayan güçlü bir yöntem olmanın yanısıra, kişinin ekonomik ve sosyal haklarını da teminat altına almaktadır.

Kişileri yoksulluğa karşı belirli gelir güvencesi sağlayan sosyal güvenlik, yaşam hakkının en temel gereksinimi olan sağlık güvencesini de sağlamaktadır. Gelir ve sağlık güvenceleri, finansmanı bakımından primli ve primsiz sistemin oluşturulmasıyla mümkündür. Prim ödeyenlerde bile karşılıklılık esası değil, dayanışmalı ve ihtiyaca bağlanan haklar, diğer taraftan prim ödeyemeyecek kesimler içinde asgari güvenceler öngörmesi gerekmektedir.

Anayasa ile sosyal güvenlik haklarının teminat altına alınması yeterli olmayacaktır. Bu hakları kişiye ve topluma götürebilecek iyi çalışan bir sistemin ve bu sistemi idare edebilecek kurumsal yapının oluşturulması gerekmektedir. Sosyal güvenlik kurumları arasında halen kurulamayan koordinasyon önemli ölçüde sitemin etkisini azaltmaktadır. Özellikle sosyal yardım-sosyal hizmetler ve sosyal sigorta arasında koordinasyon sorunu bulunmaktadır. Bu nedenle Anayasada sayılacak idareler arasında sosyal güvenlik kurumlarını saymak yerinde olacaktır.

Toplumun ve kişilerin önünü açan, Devlet organlarının sağlıklı çalışmasını sağlayan yeni bir Anayasaya ihtiyacımız var. Değişimi algılayabilmek, ekonomik ve sosyal gelişme sürecini etkin yönetebilmek için Anayasal düzen yeniden yapılandırılmalıdır. Böylece yeni Anayasa ile sosyal güvenlik haklarını, vatandaş odaklı, kaliteli ve hızlı hizmet sunan, esnek, saydam bir işleyişe kavuşturulabilinecek üst norm fırsatını yakalamış bulunmaktayız. Yeni Anayasa fırsat bilinerek sosyal güvenlikte de kamu mali yönetim ve kontrol, bilgi edinme hakkı, kamu görevlileri etik kurulu gibi kamu yönetimindeki anlayışı gösteren yeni yapılar oluşturulabilir.

 

I-GİRİŞ

Sosyal güvenlik, bireylerin bugünlerini ve geleceklerini çeşitli sosyal ve ekonomik risklere karşı güvence altına almayı amaçlar. Bünyesinde, sosyal yardımlar, sosyal hizmetler ve sosyal sigortaları barındırır. Ülkemizde modern anlamda bazı çalışma grupları için sandık benzeri yapılandırmalarla sosyal güvenceye kavuşturulmuş, sonradan sandıklar toplulaştırılmıştır.

Sosyal güvenlik kurumları kurulurken kendi gelirleriyle finanse edilmek üzere yapılandırılmış olmasına karşılık, ölçüsüz hizmet borçlanmaları, erken emeklilik, karşılığı bulunmayan ödemeler, fonların değerlendirilemeyerek enflasyon karşısında erimesi sonucunda, özellikle 1994 yılından itibaren giderek artan miktarlarda finansman açıkları ortaya çıkmıştır. Finansman açıkları kamu açıklarının önemli bir nedeni olarak görülmektedir. Ayrıca sürekli ve yüksek oranlı işsizlik, sağlık hizmetlerinde maliyetlerin artışı, işgücü yapısı ve sektörel dağılımında farklılaşma, yeni istihdam türlerinin ortaya çıkması gibi unsurların katılımıyla sosyal güvenlik sisteminin yeniden yapılandırılması kaçınılmaz bir süreç olarak görülmüştür.[1]

Diğer taraftan sosyal güvenlik kurumları arasında sağlanan haklar ile yardımlarda kriter ve standart farklılıkları ile mevzuatta dağınıklık bulunması, koordinasyon ve işbirliği gerçekleştirilememesi, kurumların sağlam ve düzgün işlemesine engel olmaktaydı. Hatta aynı Kurum içinde zorunlu sigortalılar arasında bile bazen farklılıklar bulunması sürekli eleştirile gelmiştir.[2]

Bu sorunları çözmek amacıyla yapılan düzenlemelerde ise sosyal taraflar kendilerini ön plana çıkarıp, Kurumları geri plana iterek merkeziyetçi ve hantal bir yapının oluşmasına neden olunmuştu. Reform olarak getirilen yenilikler, başka sıkıntıları da beraberinde getiriyordu.

Sıralamaya çalıştığımız sorunları gidermek amacıyla 2002 yılında başlayan sosyal güvenlik reformu çalışmaları yürütülmektedir. Reformun ilk ayağında,  16.05.2006 tarih ve 5502 sayılı Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı ile sosyal sigorta, genel sağlık ve sosyal hizmetleri uyum içinde ve verimli şekilde yürütülmesini sağlayacak yeni ve tek bir kurumsal yapı kurulmuştur. Böylece Sosyal Sigortalar Kurumu, Esnaf ve Sanatkarlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kurumu, T.C. Emekli Sandığı Sosyal Güvenlik Kurumuna devredilmiştir.

Reformun diğer ayağında ise 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ile gerçekleştirilmektedir. Kanunla, genel sağlık sigortası ile vatandaşlara eşit kapsam ve kalitede sağlık hizmeti sağlanarak, aktüer yal hak ve yükümlülüklerin eşit olacağı tek bir emeklilik sistemi oluşturulması öngörülmektedir.

Sosyal güvenlik alanında ortak bir kurumsal yapı ve işleyişi sağlayacak bu reformla birlikte sağlık sigortası ile emeklilik sigortası birbirinden ayrılarak, tüm ülke nüfusu sağlık sigortası kapsamına alınmaya çalışıyor, sigortalılara doktor ve sağlık tesisi seçme özgürlüğü getiriliyor, işlemlerde mükerrerlik ortadan kaldırılarak hız kazandırılıyor, sosyal hizmetlerde etkinlik ve yerindelik sağlanması bekleniyor.

Sosyal güvenlik reformunun diğer ayağı olan sosyal yardımlar ve primsiz ödemeler Kanun taslakları üzerinde çalışılmaktadır.

Ülkemizde 1982 Anayasamızın 60. m.’si herkese sosyal güvenlik hakkı tanıyarak, Devlete bu güvenliği sağlayacak gerekli tedbirleri almak ve teşkilatı kurmakla görevlendirmiştir. Anayasa ile ülke içinde sosyal güvenlik hakkı, çalışan ve çalışmayan bütün vatandaşlara tanınırken, 62. m. ile  yurt dışındaki çalışan[3] Türk vatandaşlarına da  bu hak tanınmıştır. Devleti yabacı ülkelerde çalışan Türk vatandaşlarının sosyal güvenliğinin sağlanması için, gereken tedbirleri almakla yükümlü[4] tutmuştur.

Yurt dışında çalışanların sosyal güvenliği ile ilgili olarak Anayasamız devletin bu alandaki görevlerinin nasıl ve hangi esaslara dayalı olarak ifa edileceğine dair kriterlere yer verilmemiştir. Devlet bu görevi yerine getirirken, sosyal güvenlikte kabul edilmiş esaslar, milletlerarası hukuk ve milletlerarası sosyal güvenlik hukukunun genel esas teamüllerine uygun yasal düzenlemeler yapmak durumundadır[5]. Bu manada ikili sosyal güvenlik sözleşmelerinin yapılması, Yargıtay kararlarında[6] da belirtildiği üzere,  Devletin anayasal görevleri arasında bulunmaktadır.

İkili ve çok taraflı sosyal güvenlik sözleşmeleri ile Anayasanın uygulanmasında, kanunlar, kanun hükmünde kararnameler, yönetmelikler, tebliğ, genelge, iç emir, genel yazı vd. düzenleyici işlemler doğrudan etkilidir. Diğer taraftan uygulamadan kaynaklanan davalara ilişkin Y. 10. ve 21. HD, HGK ile İçtihatları Birleştirme Genel Kurulu Kararları yardımcı nitelikte kaynaktır.

 II-ULUSLARARASI SOSYAL GÜVENLİK GELİŞMELERİ

Sosyal güvenlik aynı zamanda uluslar arası niteliğe sahiptir. Sosyal güvenlik hakkının uluslararası boyut kazanmasında, sosyal devlet kavramının doğuşu, iktisadi gelişmeler, siyasi ve iktisadi entegrasyonların önemli etkileri bulunmaktadır. İnsanlar, 1929 ekonomik bunalım ve iki dünya savaşı sonucunda, yoksulluğa düşmesi ve muhtaç kalması üzerine, devletler, liberal devletten, sosyal devlet  veya refah devleti politikalarını benimsemişlerdir.

Seyahat, yatırım, ticaret, eğitim gibi nedenlerle başka ülkeye gidenler için, sosyal güvenlik ihtiyacı ortaya çıkmıştır. Nitekim 12.08.1941 Tarihli Atlantik Paktı’nda “Herkese daha iyi çalışma koşulları, daha fazla ekonomik ve sosyal güvenlik sağlamak için tüm uluslararasında tam bir işbirliği kurulması” gerekliliği ifade edilmiştir. Sosyal güvenlik kavramı, genel ilkeler düzeyinde, uluslararası düzeyde ilk defa 10.11.1948 Tarihli İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinde, temel bir hak olarak düzenlenmiştir (m.22).

Milletlerarası Kuruluşlar açısından sosyal güvenlik ilk defa Sosyal Sigorta Milletlerarası Daimi Komite (CPIAS) “1889 Paris Sergisi münasbetiyle Sanayi Kazaları Uluslar arası Kongresi”[7]  nde sosyal sigorta riskleri, sigorta idareleri ile ilgilenenlerin, sosyal sigortaları geliştirmek amacıyla komite biçiminde kurumlaşmıştır. ILO 1919’ da kurulmuş, iki dünya savaşı arasında sigorta esasına dayalı çalışmalar yürütülürken, İkinci Dünya Savaşından sonra sosyal yadım ve sosyal hizmetleri de kapsayacak biçimde kapsamı genişletmiştir. Çalışmaları, sosyal güvenlik hak ve yükümlülüklerinde standarlar oluşturmak amacıyla, sözleşme ve tavsiye kararı yayınlamak, inceleme ve araştırma yapmak, teknik işbirliğini sağlamak, teknik yardım projelerinin finansmanını sağlamak, uluslararası işbirliğini gerçekleştirmek istikametindedir. Özellikle ILO himayesinde 1927’de bir grup hastalık sigortası yöneticileri öncülüğünde kurulan Milletlerarası Sosyal Güvenlik Cemiyeti (ISSA) sosyal güvenlik alanında gelişim sağlamak amacıyla eğitim, mali ve teknik desdek sağlamaktadır. Ülkeler arasında ikili sosyal güvenlik sözleşmeleri yapılamasında yakınlaştırcı etki oluşturmaktadır. 

Dünyada sosyal güvenlik alanında çok taraflı uluslararası düzenlemeler alanında ilk kez 1952 yılında ILO'nun düzenlediği Sosyal Güvenliğin Asgari Normları Hakkında 102 S.’lı Sözleşme, Avrupa Konseyi'nin düzenlediği Avrupa Ara Anlaşmaları ve Avrupa Sosyal ve Tıbbi Yardım Sözleşmesi, Birleşmiş Milletler Teşkilatının 1956 yılında düzenlediği Uluslararası Taşıt İşçilerin Sosyal Güvenliğine İlişkin Avrupa Sözleşmesinden sonra, Avrupa Topluluğu kuran ilk 6 devletçe kabul edilen 3, 4, 36/68 S.’lı Konsey Tüzükleri uluslararası belgeler olarak tarihe geçmiştir[8]. Türkiye ILO’ya üye olduğu 1932 yılından beri toplam 56 ILO Sözleşmesini kabul etmiş bulunmaktadır(Ek-1).

İlk ikili sosyal güvenlik sözleşmelerini 20. yy’a kadar uzatmak mümkündür. İlk olarak 1904 yılında İtalya ve İsviçre arasında iş kazaları ile meslek hastalıkları konusunda bir sözleşme yapılmıştır. Hemen sonrasında Almanya, Avusturya, Belçika ve Fransa’nın sözleşme yaptıkları görülmektedir. Bir çok Avrupa ülkeleri arasında daha geniş kapsamlı sosyal güvenlik sözleşmeleri 1920 ile 1930 yılları arasında yapılmıştır[9]. İkinci Dünya Savaşından sonra özellikle ülkelerin hızlı ekonomik kalkınma hamleleri, sosyal güvenlikle ilgili  sorunlarının artmasını beraberinde getirmiştir. Devletler, sigortalılar ile sosyal güvenlik kurumları ile ilgili sorunları ikili sosyal güvenlik sözleşmeleri  akdederek çözmeye çalışmışlardır. Yapılan anlaşmalar, ülkeler arasında sosyal güvenlik problemlerinin çözümü, istikrarın sağlanması, mevzuatın uyumlulaştırılması amacı  bulunmaktadır.

Türkiye 25 ülke ile ikili sosyal güvenlik sözleşmesi imzalamış, bunlardan 21’i yürürlükte olup, 4’ü ise yürürlüğe girmediğinden uygulanamamaktadır. Diğer taraftan 19 ülke[10] ile sözleşme çalışmaları devam etmektedir.

ILO’nun 1952 T. ve 102 S.’lı Sosyal Güvenliğin Asgari Standartları Sözleşmesi’nde 9 sosyal risk sayılmıştır. Bunlar: Tıbbi bakım, hastalık ödemeleri[11], analık, işsizlik, ailevi yükler , iş kazaları ve meslek hastalığı, malüliyet, yaşlılık, ölümdür.

III- ANAYASAYA İLHAM OLABİLECEK ULUSLAR ARASI KAYNAKLAR

1- Birleşmiş Milletler Sözleşmeleri

B.M.’nin sosyal güvenliğe ilişkin sözleşmeleri sosyal güvenlik hakkının evrensen nitelikte temel bir insan hakkı olduğu, ülke yasalarına göre çalışan mülteciler, vatansızlar ve göçmen işçilerin  sosyal güvenlik bakımından vatandaşlarla eşit hak ve işleme tabi tutulmasına yönelik düzenlemeler yapılmıştır.

Hukuki bağlayıcılığı olmayan, diğer sözleşmelerin yorumunda önemli bir kaynak olan İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinde, “Her kişinin, toplumun üyesi olarak, sosyal güvenlik hakkına sahip olduğu”(m. 22), kişilerin yeterli düzeylerde yaşam düzeyinin sağlanması, sosyal sigorta risklerine karşı yardımda bulunulması hakkı tanınması yönünde önemli hükümler bulunmaktadır.

Mültecilerin Statüsüne Dair Sözleşme (Convention Relating to the Status of Rsfugees[12]) ile Vatansızların Statüsüne Dair Sözleşme’lerde (Convention Relating to the Status of Stateless Persons[13]) taraf ülkelerin, mülteciler ile vatansızların sosyal güvenlik bakımından korunması, vatandaşlarla eşit işlem yapmalarını düzenlenmeye çalışılmıştır.

Milletlerarası Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi(International Covenant on Civil and Political Rights[14]) ile aile ve çocukların korunmasına yönelik dolaylı olarak sosyal güvenliğe ilişkin düzenleme yapılmıştır.

Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Milletlerarası Sözleşmesi’ne (International Covenant on Economic, Social and Cultural Rights[15]) taraf olan devletler, herkesin sosyal sigorta dahil sosyal güvenlik hakkı olduğu, aile ve bağımlı çocukların bakımı ve eğitimi açısından en geniş biçimde korunmalı ve desteklenmesi, doğum öncesi ve sonrasında makul bir süre için analara özel korunma sağlanması ve bu dönemlerde çalışanlara ücretli izin ya da yeterli sosyal güvenlik yardımlarıyla izin sağlanması, mesleki ve diğer hastalıkların önlenmesi, tedavisi ve denetimi, hastalık durumunda tüm tıbbi hizmet ve ilgiyi sağlayacak koşulların yaratılması, konularında önemli düzenlemeler yapılmıştır.

Her Çeşit Irk Ayırımının Ortadan Kaldırılmasına Dair Milletlerarası Sözleşme’de (International Convention on the Elimination of All Forms of Racial Discrimination [16]) “halk sağlığı, tıbbi bakım, sosyal güvenlik ve sosyal hizmetler” alanında da ırk ayırımına dayalı farklı işlem yapılmaması öngörülmektedir”[17]. Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Kaldırılmasına Dair Sözleşme (Convention on the Elimination of All Forms of Discrimination Against Women[18]) ile, aile yardımlarına hak kazanma, özellikle emeklilik işsizlik, hastalık, malullük ve yaşlılık ve diğer iş göremezlik durumlarına karşı olmak üzere sosyal güvenlik hakkı sağlanması bakımından kadın ve erkekler arasında herhangi bir ayırım yapılmamasına yönelik hükümler içermektedir.

Yurtdışında çalışan işçiler için “misafir işçi”, “yabancı işçi”, “yabancı işalan”, “göçmen işçi” gibi kavramlar  kullanılmaktadır[19]. Aralarında nüansı aşan farklılıkları[20] bulunmasına karşılık genellikle literatürde yurtdışında çalışan işçiler için “göçmen işçi” kavramı kullanılmaktadır. Göçmen işçi (travailleur migrant), bir ülkeden başka bir ülkeye yasal yollardan çalışmak üzere giden,  gittiği ülkenin çalışma ve sosyal güvenlik yasalarına tabi olan işçiyi anlatır[21].

Bütün Göçmen işçilerin ve Ailelerinin Haklarının Korunmasına Dair Milletlerarası Sözleşme (International Convention on the Protection of the Rights of all Migrant Workers and their Familles) ile göçmen işçiler ve ailelerinin sosyal güvenlik hakkı bakımından, m. 27’de, “Göçmen işçiler ve aileleri, istihdam edilmiş olmaları durumunda sosyal güvenlik bakımından bulundukları ülkenin milli mevzuatında, kabul edilmiş bulunan ikili veya çok taraflı milletlerarası antlaşmalarla tanınmış bulunan hükümlere uymak şartı ile vatandaşlarıyla eşit muamele göreceklerdir. Göçmen işçilerin kaynak ülkesi ile çalıştıran ülkeler, bu normun uygulanması hususunda gerekli düzenlemeleri yapabileceklerdir. Göçmen işçiler ve ailelerinin sosyal güvenlik yardımlarına imkan sağlanmadığı durumlarda ise, bu ülkelerin sosyal güvenlik maksadıyla yaptığı harcamaların aynen vatanlarında olduğu gibi ilgili kurumlardan tahsil edebilmeleri imkanlarını araştıracaklardır.”

2-ILO’nun Sözleşme ve Tavsiye Kararları 

ILO “evrensel ve sürekli bir barış ancak sosyal adalete dayalı olarak”[22] kurulabileceği düşüncesinden hareketle, sosyal güvenlikle ilgili asgari standartlar oluşturmakta, bu standartların üye ülke mevzuatlarının  “bir parçası haline gelmesi için çaba harcamaktadır”[23].

Filedelfiya Beyannamesi (Declaration Concerning the Aims and Purposes of the İ-Internatıonal Labour Organization[24]) ile, “Her nerede olursa olsun fakirlik bütün insanların refahı için bir tehlike teşkil”(m.1) ettiği, bu konuda sosyal güvenlik tedbirlerinin üye ülkelere yardımcı olacağı kabul edilmektedir.

Gelir Güvencesine Dair 67 No.’lu Tavsiye K.’ı (Income Security[25]), gelir güvencesinin sosyal güvenliğin temel esaslarından birisi olduğu vurgulanmaktadır. Gelir güvencesi sağlamak amacıyla devletlerin sosyal güvenlik alanında  gerçekleştirecekleri işbirliği ILO tarafından teşvik edileceği beyan edilmektedir[26].

Sosyal Güvenliğin Asgari Normları Hakkında 102 No’lu Sözleşme[27], asgari temel 9 sosyal güvenlik yardımına ilişkin standartları açıklamaktadır.  Sözleşmede yabancılara eşit işlem yapılması ve vatandaşlarla aynı haklara sahip kılınmasına dair bir norm da (m. 68) yer almaktadır[28]. Ancak kamu fonlarından karşılanan yardımlarda yabancılarla, ülke dışında bulunan vatandaşlar için farklı düzenlemelerin yapılabileceğine izin verilmektedir.

Sosyal Güvenlik Açısından Vatandaşlarla Vatandaş Olmayanlara Eşit işlem Yapılmasına dair 118 Nolu Sözleşme[29], taraf ülke vatandaşlarının sosyal güvenlik hak ve uygulamaları bakımından eşit işlem yapılması gerekliliği ortaya konulmaktadır.

Sosyal Güvenlik Haklarının Korunmasına için Milletlerarası Bir Sistem Kurulmasına Dair 157 No.’lu Sözleşme[30], temel sigorta yardımlarında ülkelerin uygulama kuralları tespit edilmektedir. Oluşturulan sistemde, “yasalar ihtilafına meydan vermeyecek, sosyal güvenlik açısından korumasızlığa yol açmayacak, çifte prim ödemesine sebep olmayacak, başkaca yükümlülüklerde, yardımlarda ve primlerde mükerrerliğe meydan vermeyecek şekilde üye ülkelerin karşılıklı anlaşmasına bağlı olarak[31] mekanizmalar öngörülmektedir.  Bu sözleşme hükümlerine açıklık kazandırmak üzere sosyal güvenlik haklarının korunmasına dair tavsiye kararı hazırlanmıştır.

ILO Konferanslarının bazılarında, sosyal güvenlik hakkının milletlerarası boyut kazanmasına dolaylı olarak etkileyen, hastalık, iş kazları, işsizlik, analık vb. yardımların standartlara kavuşturulması amacıyla sözleşme ve tavsiye kararları[32] hazırlanmıştır. Anılan düzenlemeler ile sağlanan standartlar sayesinde ülkeler arasında ikili sosyal güvenlik sözleşe yapma olanağı kolaylaşmaktadır. 

Yukarıda sayılan sözleşme ve tavsiye kararları daha çok taraf ülke iç mevzuatına yönelik düzenlemeler içerirken, ILO göçmen işçilere yönelik yayınladığı sözleşmeler ve tavsiye kararları ile ülkeler arasında sosyal güvenliğe ilişkin hak ve uygulamaların esaslarını belirlemiştir. Bunlardan belli başlıları[33]:

i)                   İş Kazalarının Tazmininde Eşit İşlem Yapılmasına dair 19 No.’lu ve 1925 Tarihli Sözleşme

ii)                 Göçmenlerin Emeklilik Haklarının Sürdürülmesine Dair 1935 T. ve 48 S.’lı Sözleşme

iii)               Sosyal Güvenlikte Eşit İşlem Yapılmasına Dair 118 No.’lu ve 1962 Tarihli Sözleşme;

iv)               Sosyal Güvenlik Haklarının Sürdürülmesine Dair 157 S.’lı 1982 T.’li Sözleşme;

v)                 Denizcilere Dair 1987 T. ve 165 S.’lı Sosyal Güvenlik Sözleşmesi,

Olarak sıralanabilir.

Göçmen işçilere yönelik milletlerarası sözleşme ve tavsiye kararlarında uygulamada 5 temel ilkenin[34] hakim olduğu görülmektedir. Bunlar:

i)                   Göçmen işçi ile vatandaş işçi arasında olabildiğince yasal hak ve yükümlülüklere sahip olarak aynı koşullarda yararlanma anlamına gelen “işlem veya muamele eşitliği ilkesi”,

ii)                 Göçmen işçinin ne gibi durumlarda hangi ülke mevzuatına tabi olduğunun açıkça bilinmesi “uygulanabilir mevzuatın belirlenmesi ilkesi”,

iii)               İşçinin kazanmış bulunduğu yardım ve hakların, göçmenliği nedeniyle kaybolmaması, teminat altına alınması “edinilmiş hakların korunması ilkesi”,

iv)               Hakkın kazanılması belirli bir süre çalışmaya bağlandığı hallerde taraf ülkelerde geçen çalışma sürelerinin nazara alınması “edinilmekte olan hakların korunması ilkesi”, 

v)                 Sosyal yardımların hak kazanılan ülke dışında bulunan hak sahiplerine de sağlanması anlamına gelen “ ülke dışına sosyal güvenlik yardımı ödenmesinde kısıtlamaların olmaması ilkesi” dir.

ILO  denizcilerin yaptıkları işin niteliğinden kaynaklanan durumunu dikkate alarak, onların sosyal güvenliğine dair sözleşme ve tavsiye kararları yayınlamıştır. Sözü edilen kararlar ile birden fazla ülkede çalışması geçen denizcilerin sosyal güvenlikle ilgili haklarının kazanılması ve uygulamasında esaslar getirmektedir. Bu yönüyle  sosyal güvenliğin milletlerarası boyut kazanmasında etkisi olmuştur. Özellikle Denizcilerin Sosyal Güvenliğine Dair (Gözden Geçirilmiş Hali) 185 S.’lı Sözleşme’de[35], yabancı ve göçmen denizciler için asgari sosyal güvenlik esasları belirlenerek, mevzuatın uygulanmasına yönelik:

i)  Denizciler yalnızca tek bir ülke mevzuatına tabi olacakları,

ii)  Bu mevzuat ya bayrak ülkesi mevzuatı ya da denizcinin ikamet ülkesi mevzuatı olacağı,

iii)  Sözleşmeye taraf üye ülkeler, aralarında yapacakları antlaşmalarla başkaca kurallar kabul edebilecekleri(m. 17),

hükümleri bulunmaktadır. Ayrıca göçmen denizciler için yukarıda anılan göçmen işçilere ilişkin temel ilkelere dair  düzenlemelerde yer almaktadır.

3- Avrupa Topluluğu Sosyal Güvenlik Hukuku

a) Avrupa Konseyi Sözleşmeleri

Avrupa Konseyi NATO’nun yanında sosyal ve ideolojik anlamda tamamlamak üzere 1949 yılında kurulmuştur. Sosyal güvenlik alanında ILO’dan faydalanarak üye ülkelere yönelik çalışmalar yürütmektedir.

Konsey tarafından çıkarılan, Türkiye’nin de bulunduğu  22 ülke tarafından onaylanan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde[36] (The European Convention Human Rights) sosyal güvenlik ile ilgili doğrudan bir hüküm bulunmamakla birlikte, “insan haklarına teminat altına alma ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kuruluşuna dair hükümlere yer verilmesi açısından önem taşır”[37].

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesini tamamlamak amacıyla, Türkiye’nin bazı maddeler çekince koyarak[38] onayladığı  Avrupa Sosyal Şartı’nda[39] (European Social Charter 1961) izlenecek politika amaçları için ortaya konan ilkeler arasında “ Bir sözleşme taraf göçmen işçiler ve aileleri herhangi bir başka sözleşmeli tarafın ülkesinde korunma ve yardım hakkına sahip” (m.19) olacağı öngörülmüştür.

Avrupa Sosyal Şartında, sosyal güvenlik hakkının etkin biçimde kullanılması için, ikili ve çok taraflı sözleşmeler yapılması gereği vurgulanmaktadır. Kişilerin sözleşmeli ülkeler arasında ne suretle olursa olsun, yer değiştirmeleri sırasında, diğer sözleşme tarafı vatandaşları ile sosyal güvenlik mevzuatından doğan yardımların muhafazası dahil, sosyal güvenlik hakları itibariyle kendi vatandaşları ile eşit muamele görmelerini, taraflardan her birinin yasalarına göre tamamlanan sigorta ve çalışma sürelerinin birleştirilmesi yoluyla sosyal güvenlik haklarının verilmesi, korunması ve yeniden tanınmasını taahhüt edilmektedir(II.Bölüm m.4). 

Avrupa Sosyal Güvenlik Sözleşmesi[40] ile Sözleşmenin Uygulamasına İlişkin Ek Anlaşma bu alandaki diğer önemli belgelerden birisidir. Sözleşmenin temel ilkeleri:

i)                   Sosyal güvenlik alanında sözleşmeye dahil ülke vatandaşlarını eşit işlem yapılması,

ii)                 Kişilerin bulundukları yerden bir başka yere gitmeleri ve yerleşmeleri ya da bulunmaları halinde sosyal güvenlik bakımından kazanılmış haklarının korunması,

iii)               Farklı ülkelerde geçen hizmetlerinin birleştirilmesine imkan sağlanması,

iv)               Diğer sosyal güvenliğe dair sözleşme hükümlerinin geçerliliğini etkileme,

olarak belirlenmiştir[41].

Avrupa Sosyal Şartının 12. maddesiyle tarafların, sosyal güvenlik hakkının etkili bir biçimde kullanılmasını sağlamak üzere: 

i) Bir sosyal güvenlik sistemi kurmayı ya da korumayı, sosyal güvenlik sistemini “En az Sosyal Güvenlik Standartlarına İlişkin Uluslararası Çalışma Sözleşmesinin” (No. 102) onaylanması için gereken düzeyden daha düşük olmamak üzere yeterli bir düzeyde tutmayı, 

ii) Sosyal güvenlik sistemini giderek daha yüksek bir düzeye çıkarmaya çalışmayı, uygun ikili veya çok taraflı sözleşmeler yaparak ya da başka yollarla bu sözleşmelerde yer alan koşullara bağlı olarak, korunan kişilerin sözleşmeli ülkeler arasında ne suretle olursa olsun yer değiştirmeleri sırasında, diğer sözleşme tarafı vatandaşları ile sosyal güvenlik mevzuatından doğan yardımların muhafazası dahil olmak üzere sosyal güvenlik hakları itibari ile kendi vatandaşları ile kendi vatandaşlarının eşit muamele görmelerini,

iii) Sözleşmeli taraflardan her birinin mevzuatına göre tamamlanan sigorta ve çalışma sürelerinin birleştirilmesi yoluyla sosyal güvenlik haklarının verilmesi, sürdürülmesi ve yeniden başlatılmasını,

sağlamak için girişimlerde bulunmayı taahhüt etmişlerdir.

Göçmen İşçilerin Hukuki Statüsü Hakkında Avrupa Sözleşmesinin 19. maddesiyle ülkeler, “Her sözleşme taraf topraklarında hukuki olarak bulunan göçmen işçilere ve aile bireylerine, uluslararası anlaşmalar, özellikle 1953 yılında yapılmış Sosyal ve Tıbbi Yardım hakkında Avrupa Sözleşmesi yükümlülükleri uyarınca, kendi yurttaşlarına yapmakta olduğu esaslar üzerinden, sosyal ve tıbbi yardım yapmayı” üstlenmektedir. Sözleşmenin 20. maddesinde ise göçmen işçiler, iş kazaları ile meslek hastalığı bakımından, bulundukları ülkenin kendi vatandaşları ile aynı hak ve yardımlardan yararlanma hakkını elde etmektedirler.

b) Avrupa Topluluğu, Belgeleri

Üye devlet işçilerinin, serbest dolaşımını engelleyecek sosyal güvenlikle ilgili gerekli tedbirlerin alınmasını öngören Avrupa Kömür Ve Çelik Birliğini kuran 18.4.1951 T.’li Paris Antlaşmasının uygulanması bakımından, 9.12.1957 T.’nde Roma’da “Göçmen işçilerin Sorunlarına Dair Avrupa Sözleşmesi” imzalanmıştır.

Avrupa Ekonomik Topluluğu(AET)’nu kuran Roma Antlaşması’nda Bakanlar Konseyine, "göçmen işçilere ve bunların hak sahiplerine yardımlardan yararlanma hakkının doğmasında ve devamında çeşitli ulusal mevzuatlarca nazara alınan bütün sürelerin birleştirilmesini, üye devletlerin ülkelerinde oturan kimselere yardımların ödenmesini sağlamaya olanak veren bir sistem kurmak suretiyle sosyal güvenlik alanında işçilerin serbest dolaşımının tesisinde gerekli önlemlerin alınması" (m.11) görevi verilmiştir. Anılan maddede öngörülen sosyal güvenlik sistemi Antlaşmanın yürürlüğe girmesinden hemen sonra Topluluğu kuran ilk 6 devletçe kabul edilen 3 S.’lı Tüzüğün ve 4 S.’lı Uygulama Tüzüğünün uygulanması suretiyle oluşturulmuştur. Bu Tüzükler Adalet Divanı kararları ve ulusal sosyal güvenlik sistemlerinde meydana gelen değişiklikler ışığında revize edilmiş ve bunların yerini 1408/71 ve 574/72 S.’lı AET Konsey Tüzükleri almıştır. Her iki Tüzük daha sonra Topluluğa katılan yeni devletlerle düzenlenen katılma anlaşmaları çerçevesinde sürekli revizyona tabi tutulmuştur.

1408/71 ve 574/72 S.’lı AET Konsey Tüzükleri günümüze kadar üç kez güncelleştirilmiş, güncelleştirmede söz konusu değişiklik Tüzükleri ile birlikte Divan kararları ve Kurucu Antlaşmada değişiklik yapan sonraki Antlaşmalar (Avrupa Tek Senedi, Maastricht Antlaşması, Amsterdam Antlaşması)  dikkate alınmıştır. Güncelleştirilmiş metinler 1983 yılında 2000/83 ve 2001/83 S.’lı, 1992 yılında 1247, 1248 ve 1249 S.’lı ve 1997 yılında 118/97 S.’lı Tüzüklerdir.  Öte yandan, 1408/71 S.’lı Tüzüğün güncelleştirilmiş son metninden sonra 26.06.1997 T. ve 1290/97 S.’lı, 04.06.1998 T. ve 1223/98 S.’lı,  29.06.1998 T. ve 1606/98 S.’lı, 08.02.1999 T. ve 307/1999 S.’lı, 29.04.1999 T. ve 1399/99 S.’lı AT Konsey Tüzükleri yayınlanmıştır[42]. Sayılanlar arasında Konseyce çıkarılan 1408/71 ve 574/72 S.’lı Tüzükler uygulamaya yön veren en önemli iki düzenleme olduğu görülmektedir.

Doktrinde, AT’nu meydana getiren hukuki düzenlemeleri, asli birinci derecede ve tali ikinci derece hukuk diye ikiye ayırmak adet olmuştur[43]. Birinci derecede kaynaklar, topluluk antlaşmalarından: Avrupa Kömür ve Çelik Birliği Antlaşması, AB Antlaşması(Roma Antlaşması) ve Avrupa Atom Enerjisi Birliği Antlaşması, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, AET antlaşmasını da önemli değişiklikler yapan 17.2.1986 T.’li Avrupa Tek Senedi, 18.10.1961 de Torino’da imzalanan Avrupa Sosyal Şartı ile 14.12.1972 de Paris’te imzalanan Avrupa Sosyal Güvenlik Sözleşmesi sayılabilir. İkincil kaynaklar arasında bağlayıcı olanlar: Tüzükler (Regulations), Yönetmelikler (Directives), Kararlar (Decisions), İşçilerin Temel Sosyal Hakları Topluluk Şartı (Communiyy Charter of the Fundamental Social Rights of Workers), bağlayıcı olmayanlar: Tavsiyeler (Recomendations), Görüşler (Opinions) olarak sayılabilir.Öte taraftan ikili antlaşmalar ve sözleşmeler ile Avrupa Adalet Divanı tarafından verilen yargı kararları kaynaklar arasında bulunmaktadır[44].

İkili anlaşma ve sözleşmeler topluluk içi ülkelerin kendi aralarında anlaşma hükümlerine dayananlar-dayanmayanlar, topluluk dışı, toplulukla üçüncü ülkeler arasında yapılanlar olmak üzere üç grupta toplanmaktadır.

aa) 1408/71 ile 574/72  Sayılı AET Konsey Tüzüğü

Göçmen işçilerin sosyal güvenlik haklarının sağlanabilmesi için çıkarılan 1408/71 ile 574/72  S.’lı AET Konsey Tüzükleri’nde[45] dört temel ilkeden bahsedilmektedir.

i)  Kişilerin Serbest Dolaşımı İlkesi: Topluluğa bu nitelikte sosyal güvenlik sistemi oluşturmasının amacı kişilerin serbest dolaşımını garanti etmektir. Eğer Topluluk uygulamalarında bir hüküm kuşkulu bir anlam taşıyorsa o hüküm  için yapılacak yorum serbest dolaşım ilkesine uygun olmak zorundadır. Bu nedenle, Topluluk bünyesinde bizzat Tüzükte ve ulusal yasalarda bu ilke ile uzlaşma içinde olmayan her nevi hüküm geçersizdir[46].

ii)  İşlem Eşitliği İlkesi: Üye devletlerden birinin ülkesinde oturan ve kendilerine bu Tüzük hükümleri uygulanan kimselerin bu Tüzükte mevcut özel hükümler saklı kalmak kaydıyla her üye devlet mevzuatında öngörülen hak ve yükümlülüklere o devletin vatandaşları ile aynı koşullar dahilinde tabi oldukları anlamını taşır(m.3). İşlem eşitliği uyrukluğa dayanan dolaysız ayrımcılığı yasakladığı gibi,  "oturma ve diğer kriterlere dayalı" dolaylı ve gizli ayırımcılığı yasaklamaktadır[47]. Göçmen işçi sosyal sigorta yardımlarından kendi vatandaşı gibi tamamını alması, indirim uygulanmaması, ek yardımlar ve aile bireylerini de kapsaması anlamına gelmektedir.

iii)  Koordinasyon: Tüzükler “bütün üye devletler için ortak bir sosyal güvenlik sistemi kurulmasını amaçlamaz. Tüzüklerin hedefleri, daha ziyade, her üye devletle ilgili sosyal güvenlik sistemlerini serbest dolaşımdan yararlanma hakkını kullanan kimseye Topluluk dahilinde gittiği yer neresi olursa olsun Tüzükler kapsamındaki risklere karşı sürekli bir koruma sağlayabilecek şekilde koordine etmeyi (sistemler arasında eşgüdüm sağlamayı) ve o kimsenin bir üye devlette kazandığı hakları diğer bir üye devlet ülkesine gittiğinde koruma altına almayı öngörür. Bu nedenle, ulusal sosyal güvenlik sistemleri tabiatıyla ulusal sınırların ötesine yayılan uygulama alanları hariç, Topluluk mevzuatından etkilenmez. Ulusal sistemler şekilleri ne olursa olsun, mevcut olmaya devam eder. Yardım talepleri sosyal güvenlik sistemlerinin yönetiminden sorumlu olan yetkili merciler nezdinde yapılır ve yardımlar ulusal sistemlerde yer alan kurallara göre sağlanır. Yardımlardan yararlanma hakkı için yerine getirilmesi gerekli koşulları ve hangi yardımların ne miktarda yapılacağını üye devletler kendileri belirlerler[48].

iv)  Süre Birleşimi ve Oranlama: Sigortalılık haklarının doğması diğer üye devletlerde geçen çalışma ve oturma sürelerinin birleştirilmesi ile gerçekleşmesi olanağı oluşturulmaktadır. Sistemin aktueryal dengesi, yardım giderlerinin, üye ülkeler arasında, sigortalının kendi kurumlarına ödedikleri prim oranında karşılanılması  ilkesine dayanmaktadır.

Bu ilkeler sayesinde sigortalının kazanılmış hakları korunarak, çifte yardım yapılmaması, tek üye devletin mevzuatının uygulanması, ayrım yapılmaması, ikamete bakılmaksızın ödeme, ayrımcılığa maruz bırakılmama, yardımların ihracı sağlanmaktadır.

aaa) Sağlanan Yardımlar

Tüzüklerde  9 riskin tamamını kapsama alınmakta olup  bunlar: hastalık ve analık yardımları, malullük yardımları (çalışma gücünün devamı ve iyileştirilmesine ilişkin yardımlar dahil), yaşlılık yardımları, ölüm yardımları (geride kalanlarla ilgili yardımlar), iş kazaları ve meslek hastalığı yardımları, ölüm ödenekleri, işsizlik ödenekleri, aile yardımları/aile ödenekleridir.

Bütün üye devletlerde söz konusu yardımlar sağlanmaktadır. Sadece Hollanda'da iş kazası ve meslek hastalığı yardımları hastalık sigortası çerçevesinde (iş kazası ve meslek hastalığı riskleri ayrı bir branş halinde mevcut olmaksızın) yapılmaktadır[49].

Harp malulleri ile sosyal ve tıbbi yardımlar Tüzüklerin kapsam dışındadır.

bbb) Kapsama Giren Kimseler

1408/71 S.’lı Tüzüğün 4. maddesine, bir veya birden fazla üye devlet mevzuatına tabi olan veya olmuş bulunanları sayılmaktadır. Bu maddeye göre Tüzük:

i)        Üye devletlerden birinin vatandaşı olan, veya

ii)      Üye devletlerden birinin ülkesinde sığınmacı veya vatansız olarak oturan, ücretli veya ücretsiz çalışanlara ve öğrencilere, ve bunların:

iii)    Milliyetleri ne olursa olsun (üçüncü ülke vatandaşları) aile bireylerine ve haksahiplerine,

uygulanır.

Tüzük Topluluk vatandaşı olmayan ancak Avrupa Ekonomik Alanı Anlaşmasına[50] (EEE) taraf olan ülkelerin yukarıda sayılan nitelikleri taşıyan vatandaşları içinde geçerlidir.

Tüzükler üye devletler için ikili veya çok taraflı antlaşmaların yerine geçmektedir. Üye devletlerle üye olmayan devletler arasındaki ilişkilerde, yapılacak işlemler bakımından üye devletlerin müdahalesi sözkonusu ise, üye olmayan devletlerin olaya karışmaması gerekecektir[51]. Üye ülkeler arasında yine sosyal güvenlik sözleşmesi yapabilmekle birlikte genel hüküm Tüzüklerin uygulanmasıdır. Zira yapılan sözleşmelerin de Tüzüğün ruhuna aykırı olmaması gerekir. “Bir göçmen işçi için bir sosyal güvenlik sözleşmesinin Tüzükten daha ileri hükümleri içermesi bu kimseye bu durumu ileri sürme hakkı”[52] vermemektedir. Genel kural hak sahibi için hangi düzenleme daha avantajlı ise onun uygulanacağı merkezindedir.

 Tüzükler bu manada üye devlet ile üçüncü ülke vatandaşları arasında meydana gelen sigorta olaylarında etkili olmamaktadır. 1408/71 S.’lı Tüzüğün uygulanmasının üçüncü ülke vatandaşlarına yaygınlaştırılmasına ilişkin 859/2003 S.’lı Tüzüğün Konseyce kabulünden sonra, Topluluk dahilinde (Kurucu Antlaşma ile tesis edilen serbest dolaşım dışında bir nedenle) yer değiştiren üçüncü ülke vatandaşları bazı kayıtlarla kapsama alınmıştır.

Tüzükler Milletlerarası Sözleşmeleri etkilememektedir.

bb) 859/2003 Sayılı Avrupa Birliği Konsey Tüzüğü

AB sosyal güvenlik Tüzüklerinin Türkiye dahil üçüncü ülke vatandaşlarına[53] yaygınlaştırılmasını düzenleyen 14.05.2003 T. ve 859/2003 S.’lı AB Konsey Tüzüğü[54], Avrupa’da  01.06.2003 tarihinden önce yasal olarak ikamet eden ve bu tarihten sonrada ikametini sürdüren üçüncü ülke vatandaşlarına, 1408/71 ve 574/72 S.’lı Tüzüklerin ulusal vatandaşlarla aynı haklar ve sorumluluklar dahilinde uygulanmasını amaçlamaktadır[55]. Tüzükten üçüncü ülke vatandaşı aile bireyleri ve hak sahipleri de yararlanabilmektedir. Dayanağını “Serbest Dolaşım İlkesi”, “İşlem Eşitliği İlkesi”,” Koordinasyon İlkesi” nden alır. 859/2003 S.’lı Tüzük hükümlerinde kamu düzeni, kamu güvenliği ve kamu sağlığına  ilişkin  sınırlandırmalar saklı tutulmaktadır.

859/2003 S.’lı Tüzüğün uygulama esasları, üye devletlerin mutabakatları alınarak, Komisyon tarafından hazırlanan ve 28.08.2001 T., C 240 E.S. ve  27.08.2002 T., C 203 E.S. Topluluk Resmi Gazetelerinde yayımlanan iki Direktif Önerisinde yer almaktadır. Birincisi direktif önerisi, yaygınlaştırmadan yararlanacak sosyal grupları, yararlanma şartlarını ve üye devletlerce uygulanacak kuralları çeşitli örneklerle açıklamaktadır. İkinci Direktif Önerisi, AB platformunda yer değiştiren üçüncü ülke vatandaşlarının bulundukları ülkede aile bireyleri ile nasıl ve hangi koşullarla bir araya gelebileceklerine ilişkin esasları belirlemektedir[56].

cc) Türkiye ile AB Sosyal Sigorta Hukuku   ve İkili Sosyal Güvenlik Sözleşmeleri Arasındaki İlişki

Türkiye ile AET arasında Ankara Anlaşması 12.09.1963 tarihinde imzalanarak 01.12.1964 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Geçiş dönemi için 01.01.1973'de yürürlüğe giren bir Katma Protokol imzalanmıştır. 12.09.1963’de imzalanan Ortaklık Yaratan Anlaşma, 23.11.1970’de imzalanan Katma Protokol, Ortaklık Konseyinin: 20.12.1976 T.li 2/76, 19.09.1980 T.’li 1/80 ve 3/80 S.’lı Kararları,  06.03.1995 T. ve 1/95 S.’lı Ortaklık Konseyi K.’ı ve diğer konuları düzenleyen Tavsiye Kararı ile Gümrük Birliğinin uygulama esasları belirlenmiştir. Avrupa Birliği Adalet Divanı(ABAD) ortaklıkla ilgili kararları, Toplulukta çalışan veya ikamet eden Türk vatandaşları için önemli metinlerdir.

Sosyal güvenlik ile ilgili Katma Protokolün 39. m.’si ile 3/80 S.’lı Ortaklık Konsey Kararı bulunmaktadır. Başlangıçta sosyal güvenlikle ilgili düzenlemeler, işgücünün serbest dolaşımını öngören hükümler bağlamında değerlendirilmiştir. Ancak üyelik sürecinin kesintiye uğraması nedeniyle uygulamaya konulamamıştır.

Ortaklık Konseyi sosyal güvenlik alanında, Topluluk içinde yer değiştiren Türk vatandaşı işçiler ve bunların Toplulukta oturan aileleri yararına hükümler tespit etmektedir(m.39/1). Türk vatandaşı işçilere yaşlılık, ölüm ve maluliyet, aylık ve ödenekleri ile işçi ve Topluluk içinde oturan ailesine sağlanan sağlık hizmetleri yönünden, çeşitli üye ülkelerde geçen sigorta veya çalışma sürelerinin birleştirilmesine imkan verilmektedir. Bu hükümler, Topluluk üyesi devletler için, Türkiye’de geçen süreleri dikkate alma zorunluluğu doğurmaz(m.39/2). İşçinin ailesinin Topluluk içinde oturması halinde, aile yardımlarının ödenmesini sağlayacak nitelikte olmalıdır(m.39/3). Hak kazanılan yaşlılık, ölüm ve maluliyet aylık ve ödenekleri Türkiye’ye gönderilebilir(m.39/4). Türkiye ile Topluluğa üye devletler arasındaki ikili anlaşmalardan doğan hak ve yükümlülükleri, bunlar Türk vatandaşı lehine daha elverişli düzenlemeler öngördükleri ölçüde değişmemektedir(m.39/5).

 Söz konusu hüküm uyarınca Ortaklık Konseyi tarafından 3/80 S.’lı K. kabul edilmiştir. Kararın amacı, Toplulukta çalışan veya daha önce çalışmış olan Türk işçileri ve bunların aile bireyleriyle hak sahiplerinin, sosyal güvenliğin geleneksel kollarından sigorta yardımlarına hak kazabilmek için, üye devletlerin sosyal güvenlik sistemlerinin koordinasyonunu sağlamaktır[57]

Kararda sosyal güvenlik yardımları konusunda işlem eşitliği (m.3/1) öngörülmekte, Topluluğun 1408/71 ile 574/72 S.’lı Tüzüğün kapsamındaki belirli konularda Türk işçiler ve aile bireylerine teşmili öngörülmektedir. Kararın bazı istisnalarla, sosyal güvenlikle ilgili iki veya daha fazla ülke arasında yapılan sözleşmelerin yerini alacağı öngörülmektedir(m.5).

Komisyon Kararın uygulanabilmesi için Konseye tüzük önerisinde bulunmuş olmasına karşılık, Konsey tüzüğü kabul etmemiştir.

Sözü edilen tüzüğe göre:

i)    Topluluk dahilinde Topluluğa özgü serbest dolaşım kuralları dışında herhangi bir nedenle yer değiştiren ücretli ve ücretsiz çalışanların tüzük öncesi dönemde Topluluk ülkelerindeki kazanılmış hakları korunmaktadır.

ii)   Çifte prim ödemesi (aynı risk için birden fazla üye ülkede mükerrer prim tahsili) engellenmektedir.

iii)                 Vatandaşlığa dayalı Topluluk uygulamasına (üçüncü ülke vatandaşlarının kendi ülkelerinde geçen sürelerinin nazara alınması hariç) son verilmektedir.

iv)  Yardımların ihracında belirli ölçülerde işlem eşitliği ilkesi uygulanmaktadır.

v)    Aile bireyleri ve haksahipleri türemiş haklardan Topluluk vatandaşları ile aynı koşullarla yararlanabilmekteler[58].

ABAD 10.09.1996 T.’li Taflan Kararıyla, 3/80 S. K. yürürlükte ve kabul edildiği tarihten itibaren taraflar açısından bağlayıcı olmakla birlikte, Konsey uygulama için tedbirleri almadan uygulanmasının uygun olmadığı kararlaştırmıştır. Divanın 04.05.1999 tarihli Sürül kararında, 3/80 S. K. “işlem eşitliği”ni öngören 3/1 m.’sinin doğrudan uygulanabilir olduğunu açıklamasının 3/80 S.’lı Kararın uygulanabilirliği konusunda yeni bir açılım sağladığına hiç kuşku bulunmamaktadır[59]

Yapılan bu açıklamalar çerçevesinde gerek Katma Protokolün 39. m.’si, gerekse 3/80 S.’lı K. uygulama usulünü belirleyecek Tüzüğün yürürlüğe girmemesi nedeniyle, Türk işçileri ve aile bireyleri ve hak sahipleri için uygulanamamaktadır. Diğer taraftan 3/80 S.’lı Kararın işlem eşitliğini düzenleyen 3/1 m.’si gereği, sosyal güvenlik alanında ayrımcılığa uğrayan Türk işçileri  ve aile bireyleri ve hak sahipleri idari ve yargı organlarından hak talebinde bulunabileceklerdir. 3/80 S.’lı Kararın AB tarafından uygulanmasına yönelik tüzüğün çıkarılması uluslararası hukukun gereği olmakla birlikte Yunanistan’ın AT Konseyindeki tutumu nedeniyle kabul edilememektedir[60].

Türkiye’nin yapmış olduğu ikili sosyal güvenlik sözleşmeleri 1408/71 S.’lı Tüzüğe göre daha ileri düzeyde hükümler içermesi durumunda sözleşme hükümleri uygulanmakla birlikte AB ülkelerinden en az iki üyesinin ve Türkiye’nin taraf olduğu çok taraflı sözleşme olması halinde Tüzük hükümleri uygulanmaktadır. Çok taraflı sözleşme Tüzüğe göre daha ileri hükümler içermesi durumunda yine Sözleşme   hükümleri uygulanması öngörülmektedir. (1408/71 S.T., m.6/b, 46/4) 1408/71 S. Tüzüğün yerine geçtiği ikili sözleşmelerin ilgili ülkelerce Tüzüğün III No.’lu Ekinde bildirilmemesi halinde, sözleşmeler Tüzükten daha ileri düzeyde hükümleri içerse dahi, Tüzük hükümleri uygulanmaktadır (1408/71 S.T. m. 6/a).

 Türkiye’nin AB ülkelerinden sosyal güvenlik ile ilgili ikili veya çok taraflı herhangi bir sözleşmesi bulunmaması halinde Türk vatandaşları için 1408/71 S. T. hükümleri geçerli olacaktır.

AB üyesi olmayan ve Türkiye ile ikili veya çok yanlı sözleşmesi bulunsun veya bulunmasın AEA’ya taraf olan ülkelerde (Lichtenstein, İsviçre Norveç) çalışan Türk vatandaşları ilgisine göre yukarıdaki paragraflarda belirtilen kurallara tabi olmaktadırlar[61].

Türkiye’nin 02.12.1976 tarihinde onayladığı Avrupa Sosyal Güvenlik Sözleşmesi’ni imzalayan AB üyesi olan ülkeler: Avusturya (1977), Belçika (1986), Hollanda (1977), İspanya (1986), İtalya (1990), Lüksemburg (1972), Portekiz’ dir(1983). Avusturya, Belçika ve Hollanda ile ikili sosyal güvenlik sözleşmesi imzaladığımızdan, ikili sözleşme geçerlidir. İspanya, İtalya, Lüksemburg ve Portekiz’le aramızda ikili sözleşme bulunmadığından, Avrupa Sosyal Güvenlik Sözleşmesi yürürlüktedir[62]. Avrupa Sosyal Güvenlik Sözleşmesinin geçici görevli göndermeye ilişkin 15. m.’si, hemen uygulanacak hükümlerden olup, İtalya’nın talebiyle bu hükmün İtalya ile uygulanmasına başlanılmıştır. ASGS’ nin hastalık sigortasına ilişkin hükümlerinin uygulanması için ise ayrıca bir ikili anlaşmaya gerek bulunmaktadır. Sözleşmenin iş kazaları ve meslek hastalıklarına ilişkin hükümlerinin bir kısmı hemen uygulanacak olan hükümlerden olmakla birlikte, masrafların ödenmesi konusunda ikili bir anlaşma yapılması gerektiğinden ve henüz bu yapılamamıştır.

AB ülkelerinden Türkiye ile ikili sosyal güvenlik sözleşmesi imzalayanlar: Almanya, Avusturya, Belçika, İngiltere, Danimarka, Fransa, Hollanda, İsveç’tir. 

Türk vatandaşlarına ikili sosyal güvenlik sözleşmelerine göre işsizlik sigortası uygulayan ülkeler: Danimarka, Hollanda,  K.K.T.C., Makedonya’dır. Aile yardımları sigortasını uygulayan ülkeler: Almanya, Belçika, Birleşik Krallık, Danimarka, Fransa, Hollanda, İsveç, İsviçre, Norveç’tir.

IV- ANAYASA SOSYAL GÜVENLİK KAPSAMINI BELİRLENİRKEN TEMEL İLKELER

Anayasada ülkemiz ile diğer ülkelerde yabancı statüsünde yaşayan vatandaşlar hakkında, sosyal güvenlikle ilgili yapacağı düzenlemelerde, milletlerarası hukukun gerektirdiği, bir kısım ilkelere dikkat etmek zorundadır. Bu ilkelere kısaca değinilecek olunursa:

i)        Mülkilik İlkesi: Sosyal güvenlikle ilgili yasalar, devletin hükümranlık alanı olan ülke sınırları içinde uygulanması esasına dayanmaktadır. Mülkilik ilkesinde, yabancıların o ülke sosyal güvenlik sistemine dahil olabilmesi için, belirli bir süre ikamet veya çalışma koşulu aranmalıdır.

ii)      Tek Mevzuata Bağlılık İlkesi: Bir kişinin aynı zamanda birden fazla ülke sosyal güvenlik mevzuatına tabi olunamayacağını ifade etmektedir. İlke gereği, sosyal güvenlik süreleri bir ülkede birleştirilerek, mükerrer haklar önlenmelidir.

iii)    Milliyet İlkesi: Sosyal güvenlikle ilgili bazı haklardan, vatandaş ile vatandaşı olmayanlar arasında, farklılık oluşması kabul edilmektedir.

iv)    Karşılıklılık İlkesi: Kendi ülkesinde diğer ülke vatandaşına sosyal güvenlikte haklar tanıyan devletin, kendi vatandaşının da bu ülkede aynı haklardan yararlanabilmesini ileri sürebilmesidir.

Milliyet ve karşılıklılık ilkeleri sonucu yabancıların ve vatandaşlarımızın birtakım hakları kaybetme riski ile karşı karşıya kalabilmektedir. 

V-ANAYASAL SORUNLAR VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ

1982 Anayasasında sosyal güvenlikte yapısal ve uygulamadan kaynaklanan sorunları bulunmaktadır. Yapısal sorunlar, bizzat Anayasanın içeriğinden; uygulamadan kaynaklanan sorunlar ise Anayasanın sağladığı hakların elde edilmesinde sigortalılar ve kurumsal yapılardan kaynaklanmaktadır.

1- YAPISAL SORUNLAR VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ

A- Vatandaşlar Arasında Eşitsizlik Oluşturması

Yurt içi ve dışındaki vatandaşlarımız arasında Anayasa birtakım eşitsizlikler oluşturmaktadır.

Yurt içi eşitsizliğin kaynağı Anayasada sosyal güvenlik hakkının belirlenmemiş olmasıdır.

Yurtdışında genel olarak sözleşme yapılan ülkelerde bulunan vatandaşlarımız ile  sözleşme yapılamayan ülkelerde bulunan vatandaşlarımız arasında yararlanılan sosyal güvenlik hak ve yardımlarında eşitsizlik vardır. Uzun vadeli sigorta kolları bakımından sözleşme yapılmayan ülkelerdeki çalışan vatandaşlarımız için eşitsizlik yurtdışı borçlanması ve isteğe bağlı sigorta ile aşılmaya çalışılsa bile kısa vadeli sigorta kolları yönünden herhangi bir uygulama sözkonusu değildir.

Başka bir eşitsizlik sözleşme yapılan ülkeler arasındaki vatandaşlarımız arasında bulunmaktadır. Çünkü yürürlükte olan 21 ülke sözleşmesinden sadece 11 ülke ile kısa vadeli sigorta kolları bakımından, sözleşmeler uygulanmaktadır. Diğer kalan ülkeler ise uzun vadeli sigorta kolları düzenlemelerini içermektedir.

Kısa vadeli sigorta kolları yardımından sözleşmelere bağlı olarak yararlanan vatandaşlarımız, gerek çalıştıkları ülkelerde, gerekçe anavatanlarında sosyal güvenlik hakları teminat altına alınırken, ikamete bağlı olarak meydana gelebilecek hak kayıplarından etkilenmemektedir. Ne yazıktır bu nitelikte ki korumdan diğer ülkelerde çalışan vatandaşlarımız yoksun kalmaktadır.

Sözleşmelerin vatandaşlarımızın ağırlıklı olarak bulundukları ülkelerle yapılması eşitsizliğin asgari kişi sayısını etkilemesi yönünden olumlu olmakla birlikte, vatandaşlarımızın bulundukları diğer ülkeler ile sözleşme çalışmalarına hız verilmesi yerinde olacaktır.  

B- Sosyal Sigorta Sistemlerinin Farklılığı

5510 sayılı Kanun ile halen kamu görevlisi, işçi ve bağımsız çalışan farklılıkları bulunmaktadır.

Ülkemiz ile Sözleşme yapılan ülkeler arasındaki sosyal sigorta sistemlerinin farklılığından kaynaklanan nedenlerle kısa vadeli sigorta yardımlarının Türkiye’ye ihracında sorunlar yaşanmaktadır. Bunun sonucu olarak bu ülkelerden sigortalı olan Türk vatandaşları, Ülkemizde ikametleri sırasında hak kaybına uğramaktadır.

Sosyal güvenlik kanunlarının özelliği gereği olarak İskandinav ülkelerinden, Danimarka, İsveç, Norveç de primsiz ve ikamet koşuluna dayalı sigorta sistemi uygulanmaktadır[63]. Bu ülkelerde sosyal güvenlik sistemi vergilerle finanse edilmektedir. Bu üç ülkeye oturmak veya çalışmak amacıyla giden Türk vatandaşları ve aile bireyleri yerleştikleri ilk günden itibaren sigorta kapsamına alınmaktadırlar. Bu nedenle çalışanların Türkiye’de ikamet eden eş ve çocukları kısa vadeli sigorta yardımlarından hak sahibi olamamaktadırlar[64]

Sözleşme imzalanan ülkelerin bazılarının mevzuatlarının öngörmemesi veya primsiz sisteme ve ikamet şartına dayanması bakımından bu ülkelerde çalışan Türk vatandaşları iş kazası veya meslek hastalığı sigortasından yararlanamamaktadırlar[65].

Sosyal sigorta sisteminden kaynaklanan sorunların çözümü ancak sözleşme taraf ülke mevzuatının değiştirilmesini gerektirdiğinden çözüm imkanı bulunmamaktadır. Bu nedenle sözleşmeli ülkede söz edilen sigorta yardımlarından yararlanamayan sigortalıların, Türkiye’de ikamet eden eş ve çocukları, muhtaçlıklarının tespiti halinde, asgari ölçülerde sosyal güvenceye kavuşturulması gerekmektedir. Zaten ülkemiz mevzuatında “yeşil kart” vb. uygulamalar, bu gerekliliği karşılamaktadır. 

C- Sigorta Kolları Kapsamındaki Farklılıklar

Kısa vadeli sigorta kolları bakımından bazı sözleşmeli ülkelerde sigorta kolları kapsam ve haklar yönünden farklılıklar bulunmaktadır. Bazı ülkelerin sosyal güvenlik sisteminde (İsviçre gibi) zorunlu hastalık sigortası uygulamasının bulunmaması nedeniyle, yurtdışında çalışan sigortalılarımızın Türkiye’de ikamet eden aile bireyleri de hastalık sigortası yardımlarından yararlanamamaktadırlar[66].

Söz edilen sorunun çözümü de  sözleşmeye taraf ülke mevzuatının değiştirilmesini gerektirdiğinden, Türkiye’de ikamet eden eş ve çocukların muhtaçlıklarının tespiti halinde, asgari ölçülerde sosyal güvenceye kavuşturulmaları icap etmektedir.

Türk sosyal sigorta sisteminde 5510 sayılı Kanunun 4/c ile 4/b sigortalılarının ikili sosyal güvenlik sözleşmelerinde kısa vadeli sigorta yardımlarından yararlanamamaları, ülkemiz  sigortalıları ile aralarında eşitsizlik oluşturmaktadır. Bu nedenle sözleşmelerin kapsamına bu sigortalılarında alınması yönünde çalışmaların yapılması gereği bulunmaktadır. Her ne kadar 5510 sayılı Kanunun 4/c sigortalılarına yurtdışında sağlanılan yardımlarla bu eşitsizlik azaltılmış olsa da, özellikle 4/b sigortalılarının hiçbir yardıma hak kazanamamaları sorun oluşturmaktadır. Zira ticari faaliyetinden dolayı asıl yurt dışına çıkmaya ihtiyacı olan bu sigortalılardan bu hak esirgenmektedir. 

   Türk sosyal sigorta sistemi sosyal gruplara göre teşkilatlanmıştır. Kurumların uygulama mevzuatlarında bazı sigorta kollarına ait düzenlemelerin bulunmadığı görülmektedir. SSK kapsamında “aile yardımları” ile “ölüm ödeneği”, 5510 sayılı Kanunu 4/c kapsamındaki sigortalıların işsizlik sigortası, 5510 sayılı Kanunu 4/b kapsamındakiler ise iş kazaları meslek hastalıkları ve analık sigortalarındaki farklılıklar bulunmaktadır. Ayrıca bazı ülkelerin mevzuatlarında bulunan primsiz ek yardımların, Türk mevzuatında sistematik olarak bulunmamaktadır.

Türk sosyal güvenlik mevzuatında işsizlik sigortasının yeni yürürlüğe girmiş olması aile sigortasının halen bulunmaması nedeniyle, anılan sigorta kollarının ikili sosyal güvenlik sözleşmelerinin uygulanmasında,  yardımların kısıtlanması yönünde sorunlar oluşmaktadır.

Türkiye’de işsizlik sigortası 25.08.1999 T., 4447 S.’lı Kanunla[67] yürürlüğe girmiştir. Kanunda işsizlik riskinin tanımı yapılmamış, kişisel uygulama alanına ilişkin hükümlerin yalnız tam işsizlik halinde uygulanacağı öngörülmüştür. Bazı sözleşeme yapılan ülkelerde ve 1408/71 S.’lı Tüzükte bulunan kısmi işsizlik ve/veya kısmi çalışmaya yönelik boyutlarının nazara alınmadığı görülmektedir. Bu durum işsizlik sigorta yardımlarının, karşılıklılık ilkesi gereği ülkemize ihracını engelleyebilme ihtimalini ortaya çıkarmaktadır. Diğer taraftan işsizlik sigorta yardımlarının belirli sürelerle sınırlandırılması, sürenin bitimine müteakip özellikle hastalık ve analık sigorta yardımlarından yararlanma olanağının bulunmayacağı anlamını taşımaktadır. İkili sözleşmelerde taraf ülkelerin bu gibi nedenlerle ikametini Türkiye’ye nakleden sigortalılarına kendi vatandaşları ile aynı haklardan yararlandırmamaktadır. Ayrıca, anılan sigorta kolu ücretsiz çalışanlara ve memurlara da yaygınlaştırılmalıdır. Türkiye bakımından işsizlik sigortasından yardım alan sigortalısının, sözleşme tarafı ülkesine iş aramak, tatil veya yerleşmek amaçlı ikametini nakletmesi durumunda, gerekli kanuni düzenleme olmadığından yardım almaya devam edememektedir. Yardımın devamına yönelik kanuni düzenlemeye ihtiyaç bulunmaktadır.

Avrupa ülkelerinde çalışan Türk vatandaşları işsizlik sigortasından yararlanmaya hak kazandıklarında, bir veya iki yıla kadar olan uzun işsizlik sürelerini zorunlu olarak çalıştıkları ülkede geçirmek zorunda kalmaktadırlar. Ayrıca Türk sosyal güvenlik mevzuatında işsizlik sigortası düzenlemesinin bulunmaması nedeniyle aynı süre içerisinde Türkiye’ye gelmeleri durumunda, işsizlik yardımlarından ve yapılan diğer yardımlardan yoksun kalmaktadırlar. Sosyal güvenlik sözleşmelerinin karşılıklılık esasına dayanan bu uygulama, özellikle oturma izni uzatılmayan Türk vatandaşlarının aleyhine olmaktadır. Türkiye’ye yurtdışında işsiz kalması nedeniyle kesin dönüş yapan Türk vatandaşları, çalıştığı süre içerisinde işsizlik sigortasına prim ödemektedir. Bu süre uzun bir süreyi de kapsayabilmektedir. Buna rağmen Türkiye’ye kesin dönüş nedeniyle işsizlik sigortasından yararlanamamaktadırlar. Bu durumda olan Türk vatandaşlarının ödedikleri primlerin iadesi milli yasalar çerçevesinde mümkün olmamaktadır[68].  Oluşan hak kayıplarına yönelik taraf ülkeler nezdinde ek düzenlemelere ihtiyaç bulunmaktadır.

Sözleşme imzalanan bazı ülkelerde “çocuk parası” olarak da adlandırılan aile ödeneği Türkiye’de memurlar dışında, özellikle SSK’da toplu sözleşmelerle sağlandığı gerekçesiyle mevzuatımızda yer almamaktadır.

Bu nedenlerle yabancı ülkelerde çalışan Türk vatandaşlarının Türkiye’de ikamet eden eşlerine ilgili ülke tarafından aile yardımı yapılamamaktadır. Çocuklarına da farklı ve kısıtlı olarak yardımlar öngörülmektedir. Çocukların Türkiye’de oturmaları durumunda sakatlık ve eğitim durumlarına göre çocuklar için ödenen düzenli yardımlardan hiçbir şekilde yararlanmak mümkün olmamaktadır[69]. Aslında çocuk yardım paraları işçilerden kesilen vergilerle finanse edilmektedir. Vergilerin en ağır yükü de bu ülkelerde çalışan yabancı işçiler katlanmaktadır[70].

Çocuklar için yapılan sigorta yardımlarıyla ilgili önemli bir sorun da yapılan yardımlar nedeniyle ödemelerin kime yapılacağıdır. Yurt dışında çalışan ve aile reisi olan Türk işçisinin, ailesi ile maddi ve manevi bağının kesilmesi durumunda, bu işçiye yapılan ödemeler çocuklara yarar sağlamamaktadır. Türkiye’de ikamet eden bu çocukların çoğu zaman kötü durumlara düştükleri görülmektedir. Bu nedenle F. Almanya, Belçika, Fransa ile yapılan ek sözleşmelerle çocuklara ek yardım yapmayan Türk işçisinin çocuk paraları doğrudan doğruya Türkiye’de çocuklara bakan kişilere gönderilmektedir[71].

Aile (çocuk) yardımları, diğer sosyal risklerden farklı olarak ücretlere ek ödenmektedir. Özünü çocuk kavramından almakta, ücretin ailevi yükleri içermediği gerçeğinden hareket edilmektedir.

Sigortalının aile kurması, çocuk sahibi olması giderlerini arttırmakta, böylece ücreti yetersiz hale gelmektadir. Uygulamada “çalışmaya bağlı aile yardımları” ile “kamu hizmeti aile yardımları” olarak iki türü bulunmaktadır. Çalışmaya bağlı aile yardımları, işçinin ailenin büyüklüğüne göre her çocuk için sabit oranda ödenen, sigorta prensibine dayanan bir yapıya sahiptir. Kamu hizmeti aile yardımları ise, finansmanı kamu bütçesinden sağlanan, aile gelirinden bağımsız, birinci çocuktan sonra artan miktarlarda, anneye yapılan yardımlardır.

Aile yardımlarından yararlanabilmek için bazı şartların gerçekleşmesi gerekmektedir. Öncelikli koşul “çocuk ya da çocukların, ebeveyn ya da vasi tarafından bakılması veya onunla birlikte yaşıyor olmasıdır”[72]. Yardımlarda, çocuk için üst bir yaş sınırı belirlenmekte(14-16 yaş), çocuğun eğitime devam etmesi, özürlü olmasına göre yardım süresi uzatılmaktadır. Ulusal nüfus politikalarına göre çocuk yardımı, ilk çocuktan sonra, artan veya azalan miktarlara yardım verilmeklebilmekle birlikte, sabit olarakta ödenebilmektedir.

Almanya, Belçika, Birleşik Krallık, Danimarka, Fransa, Hollanda, İsveç, İsviçre, Norveç ile yapılan Sözleşmeler ile anılan ülke sigortalılarının Ülkemizde bulunan çocuklar için,  aile yardım hakları bulunmaktadır. Böylece ülkemizle sosyal güvenlik sözleşmesi yapılan ülkelerden birisinde çalışan Türk işçileri, gerek o ülkede yanlarında oturan, gerekse ülkemizde ikamet eden çocukları[73], çocuk parası yardımlarından yararlanmaktadır. Türk vatandaşlarından sözleşme tarafı ülkesinde ikamet eden çocuklar için bir sınırlama konulmayıp kendi vatandaşları ile eşit muameleye tabi tutulurken, Türkiye’de ikamet eden çocuklar için belirli sınırlamalar konulduğu ve konulma eğiliminin devam ettirildiği görülmektedir.  Bu eğilimin nedeni mütekabiliyet esası gereği Türkiye’de aile yardımının bulunmaması ve yardımı veren ülkenin mali kaygılardan kaynaklanmaktadır.

Çocuk parası “Medeni Hal Belgeleri” ve “Tahsil Belgeleri” formülerleri  ile kanıtlanmaktadır. “Medeni Hal Belgesi” doldurulurken işçinin kayıtlı olduğu nüfus idaresinden alınan bilgiler esas alınmaktadır. “Tahsil Belgesi” ise okul idarelerinden alınan “Öğrenci Belgesi”ne dayanarak düzenlenmektedir.

Çocuk parası hak kazanılan ülke mevzuatı uyarınca hak kazanılmakta olup, şekil ve kapsam olarak bu ülke mevzuatı uygulanmaktadır.

D- Yurt Dışı Hizmetlerin Borçlanması

Yurt dışı hizmet borçlanması, 07.06.1978 tarihinde yürürlüğe giren 2147 S.’lı Kanundur. Bu Kanuna göre yaşlılık aylığına müracaat ve  bağlanabilmesi, yurt dışındaki işten ayrılma ve Türkiye’ye kesin dönüş yapma koşulu aranmazken, yönetmelik ile bu şart getirilmeye çalışılmıştır. Fakat Yargıtay içtihadı ile kanunda bulunmayan bir kısıtlamanın yönetmelik ile getirilemeyeceği gerekçesiyle anılan kısıtlama uygulanamamıştır. 2147 S.’lı Kanunun yerini alan 3201 S.’lı Yurt Dışında Bulunan Türk Vatandaşlarının Yurt Dışında Geçen Sürelerinin Sosyal Güvenlikleri Bakımından Değerlendirilmesi Hakkında Kanun[74] ile kesin dönüş koşulu kabul edilmiş, yurt dışı hizmetleri bir gün karşılığı döviz miktarının tespiti Bakanlar Kuruluna verilmiş, kısmi aylıkların tama iblağını hüküm altına alınmış, yurt dışında bulunan ev hanımlarının da borçlanma sisteminden yararlanabileceğini belirleyerek, nihayet transfer edilen primlerin ilgililerine ödenebileceği yönünde kurallar getirmiştir.

İkili sosyal güvenlik sözleşmesi imzalanan ülkelere yönelik borçlanma uygulaması, temel sosyal sigorta ilkelerine aykırı sonuçlar oluşturmaktadır.  Vatandaşlarımızın çalıştığı ülkeden sigorta yardımları alması gerekirken, kesin dönüş sırasında hizmetlerini iptal edip sadece kendi primlerini almaktadır. Ayrıca vatandaşımızın Türkiye’den emekli olabilme güvencesi, çalıştığı yabancı ülkede sigortasız çalışmaya özendirmektedir.

Sözleşmelerin sadece kayda alınan vatandaşlarımız ve hak sahiplerini kapsaması, kayıt dışı çalışan işçileri kapsam dışında tutulması nedeniyle, işçilerimiz sosyal güvenlik haklarının kazanılmasında sorun yaşamaktadır.  

Bu nedenlerle sözleşme imzalanan ülkelerdeki vatandaşlarımızın borçlanılma şartlarının ayrıca değerlendirilerek, hizmet iptali ile sonuçlanmayacak bir düzenleme gerekmektedir. Bu düzenlemede vatandaşlarımızın sosyal sigortanın temel gereği olarak asgari geçim seviyesi kazandıran, muhtaç duruma düşürmeyen, ikinci aylığa izin vermeyen bir bakış açısına sahip  olunmalıdır. 

E- Terminoloji

Türkiye sözleşme imzaladığı ülkelerin sosyal güvenlik terminolojisi ile bütünleşmede koordinasyonu sağlamak amacıyla sosyal sigorta kanunlarında tanımlamadığı “sınır çalışanı, öğrenci, aile bireyi, aile yardımı, aile ödeneği, sığınmacı, vatansız” deyimlerini mevzuatında tanımlamak durumundadır.

Sınır çalışanı ve mevsimlik işçi kavramları Sözleşme imzaladığımız, Romanya ve Gürcistan’ı ilgilendirmektedir. Sınır çalışanı ile ilgili bir düzenleme bulunmamaktadır.

Aile bireylerinin tespitinde sigortalı ile aynı çatı altında oturma, sakatlarla ilgili yardımlardan yararlanma, geçindirmekle yükümlü oldukları eşlerinin, reşit olan veya olmayan çocukların aile bireyi kabul edilip edilmeyeceği yönünden mevzuatta açıklık bulunmamaktadır.

Türk sosyal sigorta sisteminde aile yardımları ve aile ödenekleri sigortası ile ilgili yeni düzenlemeye ihtiyaç bulunmaktadır. Aile yardımı kavramı sözleşme tarafı ülkenin mevzuatındaki anlamı ile nazara alınmalıdır.

Sığınmacılar ve vatansızlar milletlerarası hukukta özel  yeri olan iki sosyal gruptur. Bu nedenle anılan kişilere yönelik sosyal sigorta mevzuatımızda yer verilmesi gerekmektedir.

Yukarıda sayılan kavramların dışında, sözleşmelerde uygulanacak mevzuatın belirlenmesinde sayılan istisnalar içinde düzenlenen, elçilik ve konsolosluklarda çalışan hizmet personeli ile hizmet elemanları, geçici görevliler, gemi adamları, bunlar dışında kalan ücretli ve ücretsiz çalışanlar hakkında Türk sosyal sigorta mevzuatında tanımlanmaya ihtiyaç bulunmaktadır.

F- Şekil ve Dizin İçerisinde Sosyal Güvenlik

Sosyal güvenlik hakkının ekonomik ve sosyal haklar ile kişinin hakları ile temel hak ve hürriyetlerin korunmasında vazgeçilmez bir unsur olarak değerlendirecek bir şekil ve dizini içermesi gerekmektedir.

G- Teşkilatlanma

Bu teşkilatların görevi yurtiçinde ve yurtdışında çalışan vatandaşlarımıza çalışma ve sosyal güvenlik konularında gereken yardım ve desteği sağlamaktır. Çalışma ve sosyal güvenlikle ilgili konuların  ayrı mevzuat alanına sahip olması ve tekniklerinin farklılıkları nedeniyle, tek temsilci tarafından yürütülmesi sorunlar oluşturmaktadır. Bu nedenle yurtdışındaki işçilere sosyal güvenlik konularında yardımcı olacak bir temsilcinin bulunmasında yarar görülmektedir[75].

Anayasada Sosyal Güvenlik Kuruluşları bölümü açılarak genel ilkeler belirlenmelidir. İşlem eşitliği, sözleşmelerin temel ilkelerden olup milletlerarası hukukun temel normlarındandır. Türkiye’nin bu temel ilkeyi ve normu milli düzenlemelerine aktarması gerekmektedir.

İşlem eşitliği, sosyal güvenlik düzenlemelerinde genellikle ırk ve cinsiyet ayırımcılığına yöneliktir. Irk ayrımcılığı sosyal sigorta mevzuatımda yasaklanmış olmakla birlikte, cinsiyete yönelik bir kısım düzenlemelere ihtiyaç bulunmaktadır. Örneğin sigortalının geçindirmekle yükümlü olduğu çocuklardan, kız ve erkek arasında farklı şartlar aranmaktadır.

Sözleşmeler kazanılan hakların korunmasını, gerek mevzuatlar bakımından, gerekse sigorta kurumları bakımından öngörülen koordinasyon sayesinde sağlamaktadır.

Sözleşmeler taraf ülke sosyal güvenlik sistemlerini etkilememektedir. Yardım talepleri sigorta yetkili mercileri nezdinde yapılır ve yardımlar ülke sosyal güvenlik sistemlerde yer alan kurallara göre sağlanır. Yardımlardan yararlanma hakkı için yerine getirilmesi gerekli koşulları ve hangi yardımların ne miktarda yapılacağı sözleşmenin tarafı ülke mevzuatına göre belirlenir.

Yardım haklarının kazanılma, kullanılma ve kaybedilmesine dair ilişkiler ülke sosyal sigorta kurumları arasında idari anlaşmalar çerçevesinde yürütülmektedir. Yazışma biçimi olarak ülkeler itibariyle formülerler ihdas edilmiştir.

VI-SONUÇ

Türkiye istikrar içinde büyüyen, gelirini daha adil paylaşan, küresel rekabetini arttıran, bilgi toplumuna yönelen, AB sürecini üyelik hedefini izleyen vizyonda ilerliyor. Bu perspektifte, geleceği fırsata dönüştürecek toplumda önü alınamaz bir Yeni Anayasa beklentisi bulunmakta.

Anayasal yapıda sosyal güvenlik sistemi, kişinin temel haklarını sağlaması bakımından ekonomik ve sosyal hayatta vazgeçilmez bir özelliğe sahiptir. Sosyal devlet liberalizmin kişi ve toplum üzerindeki olumsuzluklarını gidermek amacıyla gelişmiştir. Sosyal güvenlik, sosyal devleti sağlayan güçlü bir yöntem olmanın yanısıra, kişinin ekonomik ve sosyal haklarını da teminat altına almaktadır.

Kişileri yoksulluğa karşı belirli gelir güvencesi sağlayan sosyal güvenlik, yaşam hakkının en temel gereksinimi olan sağlık güvencesini de sağlamaktadır. Gelir ve sağlık güvenceleri, finansmanı bakımından primli ve primsiz sistemin oluşturulmasıyla mümkündür. Prim ödeyenlerde bile karşılıklılık esası değil, dayanışmalı ve ihtiyaca bağlanan haklar, diğer taraftan prim ödeyemeyecek kesimler içinde asgari güvenceler öngörmesi gerekmektedir.

Anayasa ile sosyal güvenlik haklarının teminat altına alınması yeterli olmayacaktır. Bu hakları kişiye ve topluma götürebilecek iyi çalışan bir sistemin ve bu sistemi idare edebilecek kurumsal yapının oluşturulması gerekmektedir. Sosyal güvenlik kurumları arasında halen kurulamayan koordinasyon önemli ölçüde sitemin etkisini azaltmaktadır. Özellikle sosyal yardım-sosyal hizmetler ve sosyal sigorta arasında koordinasyon sorunu bulunmaktadır. Bu nedenle Anayasada sayılacak idareler arasında sosyal güvenlik kurumlarını saymak yerinde olacaktır.

Toplumun ve kişilerin önünü açan, Devlet organlarının sağlıklı çalışmasını sağlayan yeni bir Anayasaya ihtiyacımız var. Değişimi algılayabilmek, ekonomik ve sosyal gelişme sürecini etkin yönetebilmek için Anayasal düzen yeniden yapılandırılmalıdır. Böylece yeni Anayasa ile sosyal güvenlik haklarını, vatandaş odaklı, kaliteli ve hızlı hizmet sunan, esnek, saydam bir işleyişe kavuşturulabilinecek üst norm fırsatını yakalamış bulunmaktayız. Yeni Anayasa fırsat bilinerek sosyal güvenlikte de kamu mali yönetim ve kontrol, bilgi edinme hakkı, kamu görevlileri etik kurulu gibi kamu yönetimindeki anlayışı gösteren yeni yapılar oluşturulabilir.

 

 

Not: Bu çalışma Memur Dernekleri Federasyonu tarafından organize edilen 100 STK, 100 Uzman ile “Yeni Anayasaya Sivil Yaklaşımlar” çalışmaları kapsamında YENİ ANAYASA ÇALIŞTAYI’na sunulmuştur. 

 

 

 

 

 



[1] Ercüment ÖZTÜRK; Sayıştay Dergisi, Sayı 56, s.91.

[2] Bu konuları değerlendirmek amacıyla; Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı, Maliye Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı, DPT Müsteşarlığı, Hazine Müsteşarlığı, SSK, Bağ-Kur, Emekli Sandığı, SHÇEK, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Fonu, Özürlüler İdaresi,Aile Araştırma Kurumu, Kadın Statüsü ve Sorunları Genel Müdürlüğü, Vakıflar Genel Müdürlüğünden uzmanların oluşturduğu 7 komisyon tarafından sürdürülen çalışmalar yapılmıştır. Sonuç olarak 17.12.2002 tarihli “Sosyal Güvenliğin Tek Çatı Altında Toplanması ve Genel Sağlık Sigortasının Oluşturulması” başlığını taşıyan bir rapor hazırlamıştır.

[3] Danışma Meclisi madde de yabancı ülkelerde “yaşayanlar” ibaresi MGK Anayasa Komisyonu’nda “çalışanlar” kelimesi ile değiştirilmiştir.(T.C. A.Y.’sı- Komisyon Raporları ve Madde Gerekçeleri, Millet Meclisi Vakfı Ofset Tesisi, Ankara 1993, 108)

[4] Devletin bu konuda yükümlülüğü için Geniş Bilgi Bkz. Kadir ARICI: “Son Tasarı…”, a.g.m., 197-216

[5] Kadir ARICI: “Son Tasarı…”, a.g.m.,199

[6] Y. 10. HD, 1984/2060 E., 1985/2899 K., 07.05.1985 T., YKD. Kasım 1985, S.1648-1650

[7] Sosyal Sigortalar Kurumu: Uluslararası Sosyal Güvenliğin Hizmetinde 60 Yıl (ISSA’nın Tarihçesi), Çev. Güneri ARBAK, (Ankara: SSK Yayın No: 475),5.

[8] T.C. Ç.S.G.B. A.T.K.D.B.:Avrupa Topluluğu, a.g.e., 18

[9] Mustafa ERTEM: Türk-Alman sosyal Güvenlik Sözleşmesi(Ankara: 1967),3.

[10] Avustralya, Belarus, Çin, Hırvatistan, İsrail,  Lüksemburg, Mısır, Moldova,  Özbekistan, Rusya, Beyaz Rusya, Sırbistan Karadağ, Slovakya,  Ukrayna, Meksika, Arjantin, Tunus, İtalya, Bulgaristan

[11] Sayılan yardımlar arasında tıbbi bakım ve hastalık ödemeleri, sosyal  risk sınıflandırmalarında birlikte “hastalık” olarak kabul edilmektedir.

[12] BM Göçmenlerin ve Vatansızların Statüsüne Dair Konferans’ında (1-25.07.1951) kabul edilen bu sözleşme 22.04.1954 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

[13] BM New York Konferansı’nda, 13-23.09.1954 tarihinde kabul edilerek, 6.06.1960 tarihinde yürürlüğe girmiştir

[14] BM Genel Kurulu’nda, 16.12.1966 tarihinde kabul edilerek, 23.03.1976 tarihinde yürürlüğe girmiştir

[15] BM Genel Kurulu’nda 16.12.1966 tarihinde kabul edilerek, 03.01.1976 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

[16] BM Genel Kurulu’nda 21 Aralık 1965 tarihinde kabul edilmiştir.

[17] Kadir ARICI: Avrupa Birliği, a.g.e.,22

[18] BM Genel Kurulu’nda 18.12.1979 tarihinde kabul edilerek, 03.09.1981 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

[19] Mehmet Fikret GEZGİN: İşgücü Göçü ve Avusturya’daki Türk İşçiler (İstanbul:İstanbul Üniversitesi Yayınlar No:3743), 35.

[20] Bu farklılıklar için geniş bilgi için  bkz., Mehmet Fikret GEZGİN: İşgücü Göçü ve Avusturya’daki Türk İşçiler, (İstanbul:İstanbul Üniversitesi Yayınlar No:3743), 36-42.

[21] Hasan Şadi EKDEMİR: Ulusal/Uluslararası Çalışma- Sosyal Güvenlik-Hukuk-Ekonomi Deyimleri Sözlüğü (Ankara: Sosyal Sigortalar Genel Müdürlüğü Yayın No:538, 1992), 500.

[22] ILO Anayasası Giriş bölümü

[23] Kadir ARICI: Avrupa Birliği, a.g.e.,26

[24] ILO’nun Filedelfiya’da toplanan 26. Milletlerarası Çalışma Konferansı’nda 10.05.1944 tarihinde kabul edilmiştir.

[25] ILO’nun Filedelfiya’da yapılan Çalışma Konferansında 12.05.1944 tarihinde kabul edilmiştir.

[26] Kadir ARICI: Avrupa Birliği, a.g.e.,27

[27] Türkiye 29.07.1971 T. ve 1451 S.’lı Sosyal Güvenliğin Asgari Normları Hakkında 102 S.’lı Sözleşmenin Onanmasına Dair Kanun ile (RG. 10.08.1971 T. ve 13922 S.) onaylamıştır. Sadece, hastalık ödeneklerine ilişkin III., ihtiyarlık yardımlarına ilişkin V., iş kazalarıyla meslek hastalıkları halinde yapılacak yardımlara ilişkin VI., maluliyet yardımlarına ilişkin IX . ve ölüm yardımlarına ilişkin X. bölümlerine ait mükellefiyetlerin kabulü, sağlık yardımlarına ilişkin II . ve analık yardımlarına ilişkin VIIII. bölümlere ait mükellefiyetlerin ise sözleşmenin 3. maddesinde öngörülen yetkiye dayanarak 9. maddenin (d ) f.’sı ile 48. m.’sinin ( c ) f.’sındaki geçici istisna hükümlerinden yararlanmak suretiyle kabulü kaydıyla kabul edilmiştir. Tankut CENTEL:Türkiye’nin Onayladığı ILO Sözleşmeleri. (İstanbul:MESS,1999), dipnot, 221

[28] Kadir ARICI: Avrupa Birliği, a.g.e.,28

[29] Bu sözleşme, 29.07.1971 T. ve 1453 S. Kanun ile Türkiye tarafından onaylanmıştır (RG. 10.08.1971 T. ve 13922 S.).

[30] ILO’nun 21. Haziran 1982 tarihindeki oturumunda kabul etmiş olduğu bir sözleşmedir.

[31] Kadir ARICI: Avrupa Birliği, a.g.e.,30.

[32] Sözleşme ve Tavsiye kararları için  bkz. Kadir ARICI: Avrupa Birliği, a.g.e.,32-35; ILO Uluslararası Çalışma Bürosu Uluslararası Çalışma İlkleri. Çev. Civan TURMANGİL, (Ankara: M.Ç.T. 1. Basım, 1983), 32-33

[33] Kadir ARICI: Avrupa Birliği, a.g.e.,35

[34] 5 temel ilke için geniş bilgi  Uluslararası Çalışma Bürosu: Sosyal Güvenliğe Giriş (Ankara:  ) 15. Bölüm

[35] Sosyal güvenliğin milletlerarası boyutu ile yakından ilgili ILO sözleşmelerinden birisi de bu sözleşmedir. ILO’nun Genel Kurulu’nda 09.10.1987 tarihinde kabul edilmiş bulunan bu sözleşme aynı nitelikli Hastalık Sigortasına Dair 1936 ve Sosyal Güveliğe dair 1946 T.’li sözleşmelerin gözden geçirilmesini de ifade etmektedir.

[36] 04.11.1950 tarihinde Roma’da imzalanmış ve 03.09.1953 yılında yürürlüğe girmiştir

[37] Kadir ARICI: Avrupa Birliği, a.g.e.,40

[38] Türkiye bu şartı 1964 yılında imzalamış ancak 16.06.1989 T. ve 3581 S. Kanun ile onaylanmasını uygun bulmuştur. Çekince koyduğu hükümler sosyal güvenlikle ilgili hükümleri içermemektedir.

[39] 18.10.1961 tarihinde İtalya’nın Torino şehrinde imzalanmış ve 26 Şubat 1965 tarihinde gerekli olan 5 devletin onaylaması ile yürürlüğe girmiştir.

[40] 14.12.1972 tarihinde Paris’te imzalanmış olup Türkiye 13.7.1976 T. ve 2023 S. Kanun ile (RG. 23.07.1976 T., 15655 S.) kabul etmiştir.

[41] Kadir ARICI: Avrupa Birliği, a.g.e.,44-45

[42] T.C. Ç.S.G.B. A.T.K.D.B.: Avrupa Topluluğu Sosyal Güvenlik Kılavuzu. (Ankara: T.C. Ç.S.G.B. A.T.K.D.B, 2000), 18.

[43] Mesut ÖNEN, A. Can TUNCAY ve Işıl KARAKAŞ:a.g.e.,15

[44] Geniş bilgi için Mesut ÖNEN, A. Can TUNCAY ve Işıl KARAKAŞ: a.g.e., 9-12.; Kadir ARICI: Avrupa Birliği, a.g.e.,92-110

[45] 1408/71 ve 574/72 S.’lı Tüzükler AET’nun ilk 6 üyesi için 1 Ekim 1972 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

[46]T.C. Ç.S.G.B. A.T.K.D.B.: Avrupa Topluluğu, a.g.e., 18. Adalet Divanının Bay ve Bayan Fracas/Belçika” ile ilgili 17.06.1975 T. ve 7/75 S.’lı ve “İnzirillo/Lyon Bölgesi Aile Ödenekleri Sandığı” ile ilgili 16.12.1976 T., 63/76 S.’lı, Bronzino/Federal Almanya Cumhuriyeti” ile ilgili 22.02.1990 T. ve C-228/88 S.’lı ve “Gatto/Federal Almanya Cumhuriyeti”  ile ilgili aynı tarih ve C 121/89 S.’lı kararları örnek olarak verilebilir.

[47] Konu hakkında ALLUE VE COONAN/Venedik Üniversitesi" ile ilgili 30.05.1989 T. ve 33/88, URSSAF Société A Responsabilité ...... de Minoi” ile ilgili 21.11.1991 T. C-27/91, KALSBEEK/Sociale Verzekevingsbank” ile ilgili 15.07.1964 T. ve 100/63 S.’lı, davada Divan Kararı örnek gösterilebilir.

[48] T.C. Ç.S.G.B. A.T.K.D.B.:Avrupa Topluluğu, a.g.e., 24.

[49] T.C. Ç.S.G.B. A.T.K.D.B.:Avrupa Topluluğu, a.g.e., 36.

[50] Avrupa sosyal alanını genişleten düzenlemeler yalnız Topluluk üyesi ülkelere ilişkin değildir. 1 Ocak 1993 tarihinden itibaren Avrupa Topluluğu ile "AELE" kısa adıyla bilinen Avrupa Serbest Mübadele Birliği arasında imzalanan Avrupa Ekonomik Alanı Anlaşması, 19 Avrupa ülkesini bir yandan dünyanın (Akdeniz ülkeleri dahil) 390 milyonluk nüfusunu etkileyen bütünleşmiş en büyük pazarı haline getirmiştir.

[51] T.C. Ç.S.G.B. A.T.K.D.B.:Avrupa Topluluğu, a.g.e., 44.

[52] T.C. Ç.S.G.B. A.T.K.D.B.:Avrupa Topluluğu, a.g.e., 45.

[53] Üçüncü Ülke Vatandaşı: 1951 T.’li Cenevre Sözleşmesi kapsamına giren sığınmacılar ve 1954 T.’li New-York Sözleşmesi kapsamına giren vatansızlar dahil, AB vatandaşı olmayan herkes  (Uzun Süreli İkamet Statüsü Direktifi, m. 2/a/Amsterdam Antlaşması, m. 17)

[54] Tüzük, Avrupa Birliği üyesi 11 ülke tarafından onaylanmış, Danimarka Tüzüğün kabulüne katılmadığını bildirmiş, İngiltere ve İrlanda Tüzüğün kabulüne katılma ve Tüzüğü uygulama temennisinde bulunmuşlardır. Bu duruma karşın, Tüzük, Almanya ve Avusturya’nın Aile yardımlarına ilişkin rezervleri hariç, bütün üye devletler tarafından doğrudan ve zorunlu olarak uygulanacağı hükmünü içermektedir (Tüzük, Giriş, paragraf 18/ EK- paragraf 1,2)

[55] Hasan Şadi EKDEMİR: Avrupa Topluluğu Sosyal Güvenlik Tüzükleri Yaygınlaştırma Uygulaması. (Ankara: ÇSGB Avrupa Topluluğu Koordinasyon Dairesi Başkanlığı,2004), 1.

[56] Hasan Şadi EKDEMİR: Avrupa Topluluğu, a.g.e., 3-4.

[57] Şengül BERKSÜ: Avrupa Birliğinde Yaşayan Türk İşçilere ve Ailelerine Ortaklık Mevzuatıyla Tanınan Haklar ve Avrupa Toplulukları Adalet Divanı Kararları,(Ankara: T.C. Ç.S.G.B.Y.İ.H.G.M., Yayın No:93, 1999), 100.

[58] T.C. Ç.S.G.B. A.T.K.D.B.:Avrupa Topluluğu, a.g.e., 16.

[59] Şengül BERKSÜ: a.g.e. 101-108

[60] DPT: 7. Beş Yıllık K. Planı Sosyal Güvenlik Özel İhtisas Komisyonu Raporu, (Ankara: Yayın No: 2420-ÖİK:479, 1995), 24.

[61] Hasan Şadi EKDEMİR: Türkiye-Avrupa Birliği Karşılaştırmalı Sosyal Güvenlik Normları, (Ankara: T.C. Ç.S.G.B. A.T.K.D.B., 2004), 166

[62] Sosyal Sigortalar Kurumu’nun 24.01.2002 T. ve 61499 S.’lı Genel Yazısı

[63] Geniş bilgi için  bkz. T.C. Ç.S.G.B. Y.İ.H.G.M.: Yurtdışında Çalışan, a.g.e.,,Bölüm II, 31, 32, 33.

[64] DPT: V. Beş Yıllık, a.g.r., 61.

[65] Beril TUFAN: a.g.e, 25.

[66] DPT: V. Beş Yıllık, a.g.e., 60-61.

[67] 25.08.1999 T. ve 4447 S.’lı Kanun ile Kabul edilmiş ve 08.09.1999 T.’li RG.’de yayınlanmıştır.

[68] Metin KUTAL: a.g.e.,42.

[69] DPT: V. Beş Yıllık, a.g.r.,  60-61.

[70] DPT: V. Beş Yıllık, a.g.r., 105.

[71] Metin KUTAL: a.g.e.,42.

[72] Uluslararası Çalışma Bürosu. Sosyal Güvenlik, a.g.e., 76.

[73] İşçilerimiz, geçimleri kendileri tarafından sağlanmak şartı ile, nesebi sahih, nesebi sahih olarak kabul edilmiş, nesebi gayri sahih, üvey ve evlat edinilmiş bütün çocukları için çocuk parası yardımlarından faydalanmakta, belirli bir yaşı geçmiş olmasına rağmen halen öğrenim gören ya da fikren ve bedenen sakat bulunan çocukları için de yardımlardan faydalanmaya devam etmektedirler.

[74] 22.05.1985 T ve 18761 S.’lı RG

[75] DPT: V. Beş Yıllık, a.g.r., 67.

ERCÜMENT ÖZTÜRK: Makale Sosyal Güvenlik Dünyası Dergisinde yayınlanmış olup, TBMM Başkanı Sayın Vemil ÇİÇEK'e sunulmuştur.
Kaynak gösteriniz. 

ÇOK OKUNANLAR

KAMU PERSONELİ SINAV İLANLARI

YAZARLAR

ANKET