Öncekiler Sonrakiler

ERMENİ SOYKIRIMINA DIŞİŞLERİ TEZLERİ

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu Le Monde Gazetesinde (Fransa) 21 Aralık 2011 Tarihinde Yayımlanan Mülakatında Türk tezlerini anlattı.

22 Aralık 2011 Perşembe 18:32
Ermeni Soykırımına Dışişleri Tezleri

Mülakatı gerçekleştiren: Guillaume Perrier 

Türk Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu Fransa’da Ermeni soykırımının inkarının cezalandırılmasını öngören yasa tasarısına tepki gösteriyor.
 

Fransız milletvekilleri bu metni inceleyecekler. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?
 

Bu yeni girişimi Türkiye tarihine, ama özellikle hepimizin paylaştığı Fransız değerlerine karşı bir saldırı olarak görüyoruz. Aydınlanma ülkesinin entelektüel düzeyde bir tartışmayı yasaklamasını ve bir görüşü cezalandırmasını görmekten dolayı gerçekten şaşırıyorum. Entelektüel bir özgürlük ortamında her şeyi tartışmaya hazırız. Peygamberimiz Hz. Muhammed’e hakaretler edildiğinde, Avrupalılar bunun bir düşünce özgürlüğü meselesi olduğunu söylediler. Oysa şimdi bir görüş cezalandırılıyor. Bu yasa Fransa’nın entelektüel tarihine ve değerlerine bir hakarettir.
 

Yasa onaylanırsa Türkiye yaptırımlar uygulayacak mı?
 

Türkiye Başbakanı’nın Paris’e gittiğini ve kendisine “Ermeni soykırımı hakkında ne düşünüyorsunuz” sorusunun sorulduğunu düşünün. Bu milletvekilleri ne yapacağımızı düşünüyorlar? Soykırımı tanımıyoruz dediğimiz takdirde mahkeme önüne çıkarılma riskimiz olacak. Kuşkusuz, resmi görevli bir Türk hiçbir zaman başka bir şey diyemez, diyemeyecek. Bu ulusal onurumuza yönelik bir saldırıdır. Dar görüşlü siyasi hesapların değerlerimizi öldürmesine izin vermemeliyiz. Bu yasa bu kadar önemliyse neden daha önce oylanmadı? Bu tarz bir popülizm tehlikelidir.
 

Bu yasanın tartışılacağı önceden tahmin edilebilirdi…
 

Gerçekten şaşırdım, çünkü Cumhurbaşkanı Sarkozy, (diplomatik) danışmanı Jean-David Levitte aracılığıyla Başbakan Erdoğan’a, bu girişimi ortadan kaldırmaya söz vermiş ve buna karşı olduğunu söylemişti.
 

Fransa’nın 2001 yılında soykırımı tanımasından bu yana Türkiye değişti, bazı tarihi tabular ortadan kaldırıldı. Yine de, bir geriye dönüş olduğu izlenimi var.
 

Hayır, ülke değişti. 2006 yılında meseleye ilişkin bir konferans düzenlendi. O zamandan bu yana Türkiye’de insanlar, soykırım olduğunu söyleyebiliyorlar. Onları engellemedik. Türkiye Ermenistan’a arşivlerini açmayı ve bir ortak tarihçiler komisyonu kurmayı önerdi. Bilahare, iki ülke diplomatik protokoller imzaladılar.
 

Her zaman tartışmaya hazırız. Ancak şimdi (Ermenistan ile) yakınlaşma süreci etkilenecek. Kimse böyle bir konuyu tehdit altında tartışamaz. Bu girişim diyaloğu öldürüyor.
 

Başbakan 1937 yılındaki Dersim katliamını kabul etti. Neden 1915’ten olaylarını konuşmak daha zor?
 

Bu konuyu konuşuyoruz. Ermeni komşularımızın acılarını paylaşmaya hazırız. Ancak, tarihin okunması tek taraflı olarak yapılamaz.
 


Türkiye, Suriye’deki olayların gidişatını değiştirmek için ne yapabilir?
 

Beşar Esad’ı sivilleri öldürmeye son vermeye ve reform yapmaya ikna etmek için elimizden geleni yaptık. Binlerce mülteciyi kabul ettik ve ikili düzeyde yaptırımlar kabul ettik. Şimdi, uluslararası toplumun daha fazla çaba göstermesinin zamanı geldi. Suriye’nin geleceği, meşru taleplerde bulunan Suriye halkının ellerindedir. Mevcut süreç Suriyeliler’in talepleriyle yönlendirilmelidir. Dış müdahale istemiyoruz. Bu seçeneğin önüne geçmek için, iktidar halkını dinlemeli ve şiddete son vermelidir. Arap Ligi’nin önerilerini kabul etmeleri tercihe şayandır.
 

“Arap Baharı”nın başlangıcından bir yıl sonra Türkiye yeniden imar sürecinde nasıl bir rol oynayacağını düşünüyor?
 

Temel amacımız, Türkiye’nin çevresinde bir istikrar, güvenlik ve refah kuşağı yaratmak. Bu hedefe ulaşmak, halklarının iradesine, hukuk devletine, şeffaflığa, iyi yönetişime ve insan haklarına saygı gösteren hükümetlerle daha kolay ve daha gerçekçidir. Reform ihtiyacı açıktır ve mevcut süreç geri döndürülemez. Bölgedeki gelişmeler halkların güçlü iradesini ve kuvvetini göstermektedir. Türkiye onların yanında yeralmaktadır.
 

Türkiye bir model olabilir mi?
 

Analistler Türkiye’nin ilham kaynağı olabileceğini vurguluyorlar. Ama, biz bir “model” olmak istemiyoruz. Her ülkenin kendine has özellikleri vardır ve hiçbir şema başka bir ülke için çerçeve teşkil edemez. Eğer bazıları bizim bilgi birikimimizden yararlanmak istiyorlarsa, kapımız açık. Bizden talep edildiği takdirde, Türkiye teknik ve kurumsal deneyimlerini paylaşmaya hazırdır.
 

Türkiye için bir başka kriz beliriyor, bu sefer Kıbrıs meselesi. Bu AB ile müzakerelerde kopmaya yol açabilir mi?
 

Sorun Türkiye’den kaynaklanmıyor. 2004 yılında BM’nin çözüm planını reddetmelerine rağmen Kıbrıslı Rumlar adaletsiz şekilde ve tek taraflı olarak AB’ye üye oldular. Bu karardan doğan sıkıntılar karşısında her şeyi yapıyoruz. Kıbrıslı Rumlar, ne Kıbrıs’ı, ne de Kıbrıslı Türkler’i temsil ediyorlar. Fransa Dışişleri Bakanı’nın 25 Nisan 2004’te yaptığı ve üyeliğin iki taraf arasında dengeli bir anlaşmayla tam anlamıyla işlerlik kazanacağını vurgulayan açıklamasını hatırlatmak isterim.
 

Türkiye, bir sonuç getirmesi yönündeki güçlü beklentiyle, BM Genel Sekreteri’nin yeni takvimini desteklemektedir. BM’nin bir anlaşmanın ulaşılabilir olduğu yönündeki görüşünü tamamen paylaşıyoruz. Anlaşmaya ulaşmak için yeni bir tarihi fırsatı heba etmemeliyiz. Önümüzdeki aylarda bir anlaşma imzalandığı takdirde, bu anlaşmanın her iki tarafta da 2012 yazından önce referanduma sunulması mümkün olabilir.
 

Aksi takdirde?
 

Türkiye için, GKRY AB Dönem Başkanlığı (2012’nin ikinci yarısında) ile ilişkiler yürütmek sözkonusu bile değildir. Diğer taraftan bu, Türkiye’nin, devam ettirmekte kararlı olduğu AB üyelik sürecinin sona erdiği anlamına gelmez. 

ÇOK OKUNANLAR

KAMU PERSONELİ SINAV İLANLARI

YAZARLAR

ANKET