Öncekiler Sonrakiler

FRİEDMAN'IN 10 YILLIK KEHANETİ

ABD merkezli STRATFOR adlı özel istihbarat şirketinin kurucusu George Friedman yaptığı çalışmalar ve kehanetler nedeniyle dünya medyasında oldukça tartışılan bir isim. Friedman'ın son kitabı 'Gelecek 10 Yıl' Pegasus Yayınları tarafından çarşamba günü Türkçe olarak yayımlanacak. Türkiye'yi yükselen bölgesel güç olarak gördüğü için sıkça ziyaret eden Friedman, kitabı raflardaki yerini almadan önce çeşitli temaslarda bulunmak üzere geçen hafta İstanbul'daydı. Ortadoğu'nun çalkantılı günlerden geçtiği, dünya dengelerinin yeniden şekillenmesi beklenen dönemde, Friedman'ın olayları nasıl yorumladığını ve gelecek 10 yılı konuştuk. Tabii, STRATFOR'a 'Gölge CIA' denilmesi de gündemimizdeydi.

16 Nisan 2011 Cumartesi 20:50
Friedman'ın 10 Yıllık Kehaneti

General Franco'nun ölümünden sonra faşizm sürecini atlatmayı başarıp, demokrasiye geçen İspanya'da 1982'den sonra Savunma Bakanlığı görevini yürüten Narcis Serra, ülkesinde sivil-asker ilişkilerini tümüyle yeniden şekillendirdi. 1982-1990 arasında Savunma Bakanlığı, 1991'de ise Başbakan Yardımcılığı yapan Serra, kendi ülkesinde yaptığı başarılı reform sürecinin ardından dünya çapında üne kavuştu ve Latin Amerika ile Avrupa'daki birkaç hükümete de askeri reform programları konusunda danışmanlık yaptı. 'Demokratikleşme Sürecinde Ordu' adlı kitabı geçen aylarda İletişim Yayınları'ndan çıkan Serra, önceki gün Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği'nin (TÜSİAD) 40. yıl faaliyetleri kapsamında düzenlediği ''21. Yüzyılda Devlet ve Birey''
konulu forum için Türkiye'ye geldi. Serra toplantı sonrasında
AKŞAM'ın sorularını yanıtladı:

DARBEYİ BİTİRME HEDEFİ
- Ülkenizde orduyu demokratikleşmeye iten en büyük güç neydi?
Ben Bakan olarak atandığımda yerine getirmem için tek bir hedef verildi. Artık daha fazla darbe görmeyeceğimizden emin olmak. Bu benim önümdeki tek görevdi. Biliyorsunuz 1981 Şubat'ında seçimden bir gün önce bir darbe yaşadık. Bunun hemen ardından toplumda askeri güçlerle sorunları çözmemizin tek yolunun reform yapmak ve askeri güçleri İngiltere veya Almanya'da olduğu gibi devlet yapısının altına getirmek olduğunu anladım. Ama tabii ki bu zaman alan bir süreç. Bunun sonunda benim görev süremin başında darbe yaptığı için en az güvenilen, en az saygı duyulan ordu, en güvenilenler listesinde kraldan sonra kilise, medya gibi pek çok yapıyı geçerek ikinci sıraya oturdu. Çünkü, İspanyol toplumu ordunun doğru yere oturduğunu ve hükümetin dediklerini yapar bir hale dönüştüğünü anladı. Bu reformların amacı da orduyu toplumun kendini güvende hissedeceği bir yapıya dönüştürmekti.

- Siz bunları yapmaya çalışırken generallerden tepki gördünüz mü?
Aslında pek generallerden değil de genç askerlerin isteksizliği vardı. Franco öldüğü zaman İspanyol Ordusu kendisini Franco rejiminin gardiyanı, rejimin devamı için çok önemli aktörler olarak gördü. Bu nedenle hep diyorum ki, askeri reform sadece yasa değiştirmekle değil, ancak ordu içerisindeki düşünce tarzının değişimiyle olabilir. Yaptığınız tüm bu reformların bizzat ordu tarafından da kabul edilmesi gerekiyor. Bu da ancak yaptıklarınızın onların konumunu da iyiye götüreceğini hissetmeleriyle olabilir.

- Askerlerin kendilerini iyi hissetmeleri sürecini nasıl yönettiniz?
Ben 9 yıl kaldım ve doğru yönde adımlar attığımdan bir gün bile şüphe etmeden yoluma devam ettim. Bazı değişikliklerin çok hızlı gelişmeyeceğini de biliyordum, adım adım ilerledim. Bu süreçte sadece askeriyenin değil, siyasi partilerin de mantalite değişimi gerekiyor. Toplumun da bu konulara daha duyarlı hale gelmesi, milletvekilleri, gazeteciler, akademisyenlerin de güvenlik konularından anlamaya başlaması gerekiyor. Partilerin içinden bazı milletvekilleri, güvenlik konularına bakan gazeteciler, bazı akademisyenler.. Herkesin bilgilendirilerek, süreçlere dahil edilmesi gerekti.

- Ordu içinde bahsettiğiniz mantalite değişimi sağlanamazsa ne olur?
Burada asla düşülmemesi gereken bir hata var: Ordu mensuplarını izole ederek, askere rağmen orduda reform yapamazsınız. Bunun anlaşılması çok kritik. Bu alandaki reformun diğer alanlardaki reform süreçlerini sadece bir parçası olduğu da çok iyi anlaşılmalı. Seçmeni de, siyasi partileri de, toplumdaki genel düşünce yapısının da değiştirmeniz gerekiyor. Toplum başka bir yöne giderken, orduda bir demokratikleşme süreci yaşanamaz. Ordunun demokratikleşmesi diğer alanlardaki demokratikleşme süreci ile tamamlanması gereken, kapsayıcı bir süreç olmak zorunda. Tek başına başarıya ulaşmaz.

LAİKLİĞİ HALK KORUMALI
- Askerler niye güçlerinin bir kısmını bırakmaktan memnun olsun? Nasıl ikna edebildiniz?
Sosyalist Parti'nin çok büyük bir zaferi ile iktidara geldim ve bu herkesin desteklediği bir durumdu. Arkamda müthiş bir halk desteği vardı, parlamentoda çoğunluk bizdeydi ve bu durum tam 8 yıl sürdü. 8 yıl bir siyaseti ortaya koyup, uygulamak için çok yeterli bir zaman.

- İspanya ile Türkiye arasında benzerlik kuruyor musunuz asker-sivil ilişkileri ve darbelerle demokrasinin kesintiye uğraması bakımından?
Pek çok benzerlik görüyorum ama bunları tek tek sıralamak istemem bunlar size akıl öğretmek gibi algılanacağı için. Ben her ülkenin kendi özel koşulları olduğuna inanıyorum. Bizde Franco gibi faşist bir sistemin devamına inanan bir ordu vardı. Burada ise ülkenin laikliğini de içeren komplike bir tartışma var. Benim, laikliğin korunması konusunda çok net bir tavrım var. Bir toplumda dini özgürlükleri ancak laik bir sistemle koruyabilirsiniz. Ama Türkiye'nin laikliğini siyasi partiler arasında, toplumdaki uzlaşma korumalı, ordu değil. Böyle bir durumda, zaten ordunun korumasına ne ihtiyaç var ki? Bunu çözmesi gereken toplumsal uzlaşı, ordu değil.

- Peki ordunun eline topladığı aşırı gücün başka bir kurumun eline geçmemesini ve
aynı şekilde kullanılmamasını nasıl sağladınız?
Bu sorunuzun tek bir yanıtı var: Gerçek demokrasi. Eğer bir ülkede yarı demokrasi varsa, bu olmaz. Yarı demokrasi varsa, bu dediğiniz risk çok fazla. Bir yapının eline çok aşırı güç geçmesi demokrasi için tehlikedir. Siyasi partilerin uzun süre iktidarda kalması da böyle bir riski doğurur. Alternatiflerin olması çok önemli.

- Kitabınızda ordunun ideolojisinden bahsediyorsunuz. İspanya'da ordunun ideolojisini kim belirliyor?
Orduyu böyle ideolojisi olan bir kurum olarak görmüyorum. Ordu mensuplarının her birinin kendilerine özgü ideolojileri olmalı. Ortak bir ideolojik tavır olmamalı. Ordu içindeki ideolojinin toplumun genel eğilimini yansıtması, onun sağlıklı olduğunu ortaya koyar.

- Sağlıklı bir demokraside orduyu nereye oturtuyorsunuz?
Seçilmişlerin kararlarını uygulayan, kamu yönetiminin bir departmanı. Silahlı güçler yargı, yasama veya yürütme ile diyalog halinde olabilecek bir yapı değil. Silahlı güçler, yürütmenin bir parçası.

TOPLUM DÖNÜŞMELİ
- Siz alışkanlıkları ve bir anlamda gelenekleri bozarken ordudaki generaller nasıl davrandı?
Elbette, onların siyasete müdahale etme anlayışı vardı. Siyasi süreçlere dahil olan, 'anayasa böyle olmalı yoksa ordu buna izin vermeyecek' diyen birkaç generali görevinden aldım. Ama sayıları bir elin parmaklarını geçmez. Bunu sadece başka şansım kalmadığı zaman yaptım. Dediğim gibi, orduda gerçek bir reform askerlerin desteği alınmadan yapılamaz. Askerler arasında yeterli bir oranın yeni sürecin sadece ülke için değil, kendileri için de iyi olacağına inanmaları çok önemli. Tüm yapılanların ordu ve toplumca kabul edilmesi, başarı için şart.

- Bu ikna sürecini nasıl yönettiniz?
Genelkurmay Başkanı, üst düzeyli komutanlar ile sayısız toplantılar yaptım. Buradaki temel konu Savunma Bakanlığı'nın güçlendirilmesi, ordunun bütçesinin kontrol edilmesi, personelin seçimi, NATO gibi örgütlerdeki siyasetin belirlenmesi gibi pek çok konuyu Savunma Bakanlığı'nın götürüyor olması çok önemli. Adım adım bunları hallettim. Ama aynı zamanda askerlerin bunun kendileri için de bir iyiye gidiş olduğunu görmesi çok önemli.

ETA ile ordunun mücadelesini engelledik
ETA çok sayıda askeri öldürdü. Ama buna rağmen, biliyorsunuz, biz hiçbir zaman ordunun ETA'ya yanıt vermesine izin vermedik. ETA ile sadece polis mücadele etti. Çünkü hiçbir zaman 'Biz İspanya ordusu, İspanya ile savaş halindeyiz' demelerine izin vermek istemedik. Her zaman bu bir savaş değil, siz teröristsiniz demek için polis onlarla mücadele etti. Dünyanın pek çok yerindeki olaylar da göstermiştir ki, teröristlere askerlerin yanıt vermesi iyi bir sonuç vermiyor. Hiçbir siyasi sorunun askeri çözümü yoktur. Siyasi sorunlara siyasi çözümler bulunabilir. Burada askeri yöntemler kullanılıp kullanılmayacağı sizin tercihiniz. Ama çözüm siyasi olacak. Bu nedenle orduların 'ekstra güce ihtiyacım var, çünkü terör var' argümanına bu açıdan yaklaşmak gerek.

Gölge CIA olarak bilinen STRATFOR'un kurucusu George Friedman'la hem dünya dengelerini hem de kurduğu özel istihbarat şirketinin CIA ile ilişkisini konuştuk. Friedman'ın AKŞAM'a yaptığı ilginç değerlendirmeler şöyle:

- Ortadoğu'daki halk hareketleri ve pek çok rejimin devrilmesini öngörmüş müydünüz?
Bölgeyi, Kuzey Afrika ve Körfez olarak ikiye bölmek gerekiyor. Kuzey Afrika'da hiçbir rejim devrilmedi. Mısır'da Mübarek oğlu Cemal'i yerine geçirmek istediği için bir süredir huzursuzluk vardı. Bu nedenle ordu, Mübarek'i görevi terk etmeye zorladı. Gelecekte muhtemelen başka bir şey olacak ama henüz rejim değişikliği yok. Tunus'ta Bin Ali gitti ama ortada rejim değişimi yok. Libya'da kabilesel bir savaş yaşanıyor. Eğer toplumun çoğunun tepki vermesini kastediyorsanız, bunun demokratik bir hareket olduğunu söyleyebilirsiniz ama bu Avrupa tarzı demokrasi istedikleri anlamına gelmiyor.
- Körfez'de durum nasıl?
Özellikle Bahreyn'de Şiiler Sünni monarşiyi sarsmaya çalışıyor. Bahreyn'de hükümet açıkça Suudi Arabistan tarafından destekleniyor. İlginç olan körfezde ne olacağı. Çünkü ABD, Irak'tan çekiliyor. İran bölgedeki en güçlü askeri güce sahip. Suudiler kendilerini güvende hissetmiyor, Kuveyt ve Umman, Katar gibi ABD üssü olan yerlerde hareketlilik var. CNN'e göre bir devrim gerçekleşiyor. Bana göre, olaylar tam net değil. Mübarek iki ay önce gitti. Bugün Mısır'a bakın. Devrim nerede? Gelecekte ne olacağı konusunda da emin değilim. Sadece kişilerin değiştiğini düşünüyorum.
- Ortadoğu'da büyük bir değişim beklemiyorsunuz öyleyse...
Bu noktada önemli olan Suudi-İran ilişkilerinde ne olacağı. Bir şeyler değişebilir. Bir yanda İran etkisinin Suudi Arabistan ordusuna dek ulaştığını görüyorsunuz. Suudi Arabistan ordusu İran etkisine karşı durabilecek mi? Bunu göreceğiz, bu bir test ve bakmak gereken yer bu. Tarih bu noktada yazılacak.
- Bir Şii-Sünni savaşı mı görüyorsunuz?
Bir Şii-Sünni çatışması görebiliriz. Aynı zamanda süper güç olan ABD de bölgeden çekilmek isterken Bahreyn dolayısıyla İran ve Suudiler arasındaki bu gerilimin içinde bulabilir kendini. Bu, net olmayan ama ciddi bir konu.
- ABD'nin Ortadoğu'da gücü sarsılıyor mu?
ABD çok güçlü ve bu gücü sarsmak kolay değil. Mesela Libya'da ne olduğuna bakalım. Avrupalılar sürece müdahale etmek istediler ama olmadı. Libya'da Avrupalılar ancak ABD kabul ettiği için müdahil olabildiler. Bu ilginç bir ders. Bu Avrupalıların savunma harcamalarına yeterince para harcamamalarının bir sonucu. Bence ABD, Kuzey Afrika'daki durum hakkında gittikçe daha rahat hissediyor kendisini. Ama Körfez'deki durumla ilgili tedirgin. İran'ın bölgenin en büyük konvansiyonel gücü olduğu kesin ve ABD bölgeden çekildiğinde İran'a karşı koyacak kimse yok. Bu, ABD için bir kriz.
- Domino etkisi teorisine inanıyor musunuz?
Dominoların ne olduğunu bilmiyorum ama rejimler düşmedi. Evet, rahatsızlık dalgası oldu ancak beklenen sonuç alınmadı.
- NATO'nun Libya operasyonunu nasıl yorumluyorsunuz?
Libya'da NATO'nun işin içinde olduğunu düşünmüyorum. Almanlar katılmıyor. Libya'da NATO'yu değil, ABD İngiltere, Fransa, Kanada, Belçika, Hollanda'yı görüyorum. NATO bir ülkenin katılmasıyla diğer tüm ülkelerin müdahil olduğu bir birlikti. Ama burada öyle değil.
- Türkiye'nin Libya'yla ilgili izlediği stratejiyi nasıl yorumluyorsunuz?
Türkiye bölgesel güç ve bugün Libya'da hiçbir şey Türkiye'nin pozisyonu olmadan olmaz. 20 yıl önce çok şey Türkiye olmadan da yapılabilirdi. Bugün Türkiye'nin ne düşündüğü önemli. Kendisini ABD veya Fransa'nın ne istediğine göre konumlamıyor, kendisini Müslüman dünyasında güç olarak görüyor. Eğer
Tripoli'ye açılan bir kanal varsa, Türkler bu kanalın işlemesinde en önemli etken.
- Türkiye'nin bölgede üstlendiği arabuluculuk girişimleri nasıl algılanıyor ABD'de?
Türkiye bölgede etkin bir aktöre dönüştü. Bazı noktalarda ABD'den de bu pozisyonu alıyor. Elbette bu nedenle ABD'deki herkes bu
durumdan memnun değil.
- Türkiye için ABD gibi global güce dönüşme ihtimali görüyor musunuz?
Bu bölgede bölgesel güç olmak için gerçekten güçlü olmanız gerekiyor. Türkiye'nin coğrafi konumu gereği herkes Türkiye'nin ne dediğini dikkate alması gerektiğinin farkında.
- Türkiye'nin İsrail'le kötüleşen ilişkileri bölgesel ve küresel etkinliğini nasıl etkileyecek?
Türkiye, kendisini yeniden şekillendiriyor, Müslüman olan ve olmayan ülkelerle daha dengeli ilişki kuruyor. Türkiye istikrarlı bir bölge istiyor. Eğer İran'ın gücü önce Irak, sonra Suriye ve Lübnan'a yayılırsa, bu Türkiye için de İsrail için de tehlikeli. Günün sonunda ortak çıkarlarınız var ve beraber çalışmak zorundasınız.
- ABD bu durumdan rahatsız değil gibi...
ABD, bölgedeki her şeye bulaşmaması gerektiğini öğrendi. Müdahil olursak ne yapabiliriz? Birbirlerini sevmelerini sağlayamayız. ABD'de de Türkiye konusunda rahatsızlık olduğu bir gerçek. ABD, yıllardır Türkiye'yi küçük kardeş olarak gördü ve bu tarz bir ilişki kurdu. Şu anda kendine güvenli, talepkar, yeni bir Türkiye var. Yıllarca Washington'a onay için bakan Ankara artık yok. Amerika'da 30 yıl boyunca bu şekilde çalışmış jenerasyonun diplomatları, generalleri yeni Türkiye'yi psikolojik olarak kabul edemiyor. Bunun değişmesi için yeni bir jenerasyona ihtiyaç var. Aynı şey Türkler için de geçerli. Onların içinde bir kısım da yeni Türkiye'ye bir türlü alışamıyor.

CIA Başkan'a biz halka çalışıyoruz
11 Eylül sonrası iyi bir çalışma yaptık, bunu da halka açıkladık. Herkes 'Acaba, CIA ülkeyi korumak için yeterli mi?' diye soruyordu. Bu sırada Barron's adlı finans dergisinin muhabirlerinden biri bizi incelemeye Texas'a geldi. 'Gölge Merkez Bankası' konseptinden esinlenerek bizi 'Gölge CIA' olarak etiketledi. CIA'den daha hızlı ve güvenilir bilgi oluşturuyoruz. CIA başkan için çalışıyor, biz halk için çalışıyoruz. Bizim işimiz herkesi tanımak ve dinlemek. STRATFOR'da tüm dünyadan 500 kişi çalışıyor ve 269 bin üyemiz var. Bilgi toplamada ABD Dışişleri'nden daha iyiyiz. Asıl tartışma CIA'den daha iyi olup olmadığımız. Onların alanda daha çok insanı var.

Ortakların karşı karşıya gelmesi kaçınılmaz
ABD için onun ulusal güvenliği denizlerin kontrol edilmesine bağlı. Denizi kontrol edince, ticareti de kontrol ediyorsunuz. ABD dünyada denizleri tümüyle kontrol eden ilk ülke. Japonya ve Türkiye iki deniz gücü ülkesi. ABD'nin diğer denizci kapasitesini görmekte bir çıkarı yok. Türkiye bu yolda ilerliyor. Bu nedenle, ABD'nin Türkiye ve Japonya'yı tehdit olarak görmeye başlayacağını düşünüyorum. Bildiğiniz gibi, ABD ülkeleri potansiyel tehdit olarak görünce bir şey yapar. Her iki ülkenin de ABD'yi agresif olmakta durduracak şeyler yapmaya çalışacağını bekliyorum. Bence bu, uzlaşmazlık bölgesini oluşturacak. Şu anki dengelere bakınca bunun imkansız göründüğünü biliyorum. Her yüzyılda bir savaş oldu. Bu yüzyılda savaş, ABD ile onun gücünü tehdit eden yükselen güçler arasında olacak. Eğer Türkiye bu büyüme hızında büyür, etkinliğini artırmaya devam eder ve ordusunu güçlendirirse, bir noktada ABD ile karşı karşıya gelecek. Bu kaçınılmaz.

AB üyesi olmadığınız icin cok sanslısınız
- Türkiye'nin AB sürecini hala umutsuz bir süreç olarak görüyor musunuz?

Türkiye, AB üyesi olmadığı için çok şanslı. Eğer Türkiye'nin büyüme oranıyla AB'yi kıyaslarsanız bunu görürsünüz. Türkiye'nin bu büyüme oranını AB'de hiçbir ülkeyle kıyaslayamazsınız. Bu oranlara ulaşılmasında, Türkiye'nin AB üyesi olmaması ve regülasyonlarının dışında kalmasının büyük önemi var. İç siyaset ve psikolojik nedenlerden dolayı hiçbir hükümetin 'Biz de katılmak istemiyoruz' diyebileceğini sanmıyorum. O nedenle böyle gidecek. Ama zaten alınmayacaksınız. Sanırım en büyük şok AB sizi isterse yaşarsınız.
- Türkiye'de devam eden Ergenekon davasını takip ediyor musunuz?
Biliyorsunuz bizde de WikiLeaks gibi çarpıcı şeyler oluyor. Bunlar çok ciddi sorunların birer yansıması. Gazetecilerin tutuklanması, özellikle basılmamış kitapların toplanmasının nedenlerini anlamıyorum. Ama burada iki konu var. Birincisi, Türkiye'deki derin devlet korkusu askeri darbeler ve siyasi darbeler için kullanıldı. Diğeri ise AKP sorusu. Onun Türk siyasetindeki rolü ve partnerleri. Türkiye çok fazla açıdan yön değiştirirken güçler ve baskılar açığa çıkıyor. ABD tarihine bakarsanız çok fazla baskı, kan görürsünüz. Türkiye büyük bir stres altında büyüyen ülke. Ekonomisi büyürken, siyasette değişim baskısı artıyor. Bunun sonucunda Türkler daha hırslı hale geliyor. Çünkü başarı da sizi strese sokar. Tarihiniz askeri darbeler tarihi, laiklik, İslam, sosyal muhafazakarlık ve büyük değişimler... Tüm bunlar size doğru gelecek ve sonunda bir forma kavuşacak.
- Türkiye'de toplumda yaşanan kutuplaşmanın onun sizin öngördüğünüz 'bölgesel güç' rolüne bir tehdit oluşturacağını düşünüyor musunuz?
Hayır, çünkü ben bunun yönetilebileceğini düşünüyorum. ABD'de de benzer süreçler yaşandı ve sonunda bir dengeye oturdu. Sizde de böyle olacağını düşünüyorum. En keskin İslamcı bile para kazanmak istiyor. Laiklerle İslamcılar'ın ortak zeminleri var. AKP içinde hiç kimse ekonomik büyümeyi durdurmak istemiyor. Aynı zamanda İslam'ı çok ileri götürürlerse ilerlemeci özelliğini kaybedeceklerinin farkındalar. AKP içindeki en önemli ve muhafazakar üyeler, aynı zamanda işadamı. Onlar, Türkiye'nin işgücünün kadın olmadan çalışamayacağının farkında.
- İstatistiklere göre şu anki Türkiye'de çalışan kadın oranı düşüyor ama...
Evet. Fakat, bir noktada bu artık Türkiye ekonomisini 'döndürülemez' noktaya getirecek ve orada bu işadamları bir tercih yapmak zorunda kalacaklar. Türkiye, ABD'den çok daha eski bir ülke ve uzlaşmazlıkların daha derin bir tarihi var. Türkiye'ye baktığımda 'Evet, İslam ile laikler arasında bir savaş yaşanıyor' diyorum. Ama, hangi ülkede yaşanmadı ki? Bir noktada, her şey kendi dengesine oturacak.

İşte gelecek 10 yılın özeti
Gelecek 10 yılda büyük bir dönüşüm yaşanacak ve yüzyılın şekillenmesi başlayacak. Şu günlerde çok hareketli olabilir ama İslam dünyasında savaşlar azalacak, Batı ise terörle savaş yerine terörle yaşama sürecine geçecek. Çin'de ekonomik büyüme yavaşlayacak, büyük sorunlar patlak verecek. Finansal krizlerin yerini, işçi azlığı sorunu alacak. ABD, Çin yerine büyük deniz gücü olan Japonya'ya odaklanacak. Almanya ile Rusya ittifak yapacak. ABD bu ittifaka karşın Polonya ile yakınlaşacak. Türkiye AB sürecinde ilerlemeye devam edecek ama Avrupalılar Türklerin Avrupa'yı istila etmesinden giderek daha fazla endişe edecekler ve Türkiye'nin AB üyeliğine engel olacaklar. Bölgede Türkiye ve İran arasındaki güç çekişmesi daha görünür olacak. Ama dünyadan izole olmayan ve ekonomisi daha gelişkin olan Türkiye'nin bu yarışta öne geçmesi kaçınılmaz. ABD ile İsrail arasındaki ilişkiler de yeniden şekillenecek. ABD hedeflemediği halde özellikle büyüyen ekonomisi nedeniyle bir imparatorluğa dönüşecek.

Akşam Şenay YILDIZ/ senay.yildiz@aksam.com.tr

ÇOK OKUNANLAR

KAMU PERSONELİ SINAV İLANLARI

YAZARLAR

ANKET