Öncekiler Sonrakiler

GENEL İDARİ USUL

Genel idari usul kanunları bulunan ülkelerde genellikle, idarenin tek yanlı ve bireysel idari işlem niteliğindeki kararlarının idari usul kapsamında değerlendirildiği görülmektedir.

02 Şubat 2011 Çarşamba 00:29
Genel İdari Usul

GENEL İDARİ USUL

Volkan KUYUMCU*

Tanımı ve Kapsamı

Kuvvetler ayrılığı esasını benimseyen ülkemizde, devletin üç temel organı bulunmaktadır. Bunlardan yasama organının çalışma usulleri,Anayasadaki hükümleri dışında, TBMM İç tüzüğü’nde düzenlenmiştir. Yargı organını temsil eden bağımsız mahkemelerin yargılama faaliyetini yerine getirirken hangi usule uymaları gerektiği, yargılama usulünü düzenleyen kanunlarda gösterilmiştir. Yasama ve yargı organlarının faaliyetlerinde uymaları gereken usulleri gösteren hukuki düzenlemeler varken; yürütmenin ve özellikle idarenin faaliyetlerini hangi usul çerçevesinde yerine getireceğine dair genel bir idari usul kanunu mevcut değildir. Her ne kadar özel idari usullere yer veren Kamulaştırma Kanunu, Vergi Usul Kanunu, Kamu İhale Kanunu, Devlet İhale Kanunu,Amme Alacaklarının Tahsili Usulü Hakkında Kanun, Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu gibi kanunlar bulunmakta ise de bu kanunlar sadece kendi konularındaki idari usulü düzenlemişlerdir. Dolayısıyla idarenin faaliyet konularının her biri için ayrı ayrı idari usul düzenlemesi yapılamayacağına göre, tüm idari süreçlerde uygulama kabiliyeti bulunan genel bir idari usul kanununa gereksinim ortaya çıkmaktadır.

Çağdaş devlet düzenlerinin pek çoğunda idarenin görev ve yetkilerini hangi usul çerçevesinde yerine getireceğine ilişkin genel idari usul kanunları vardır. Amerika Birleşik Devletleri, İspanya, İtalya, Avusturya ve Almanya gibi ülkelerde genel bir idari usul kanunu şeklinde kodifiye edilen idari usul; Fransa’da ülkemizdeki gibi dağınık bir görünüm arz etmektedir.İsviçre ve İsveç’te ise idari usul, yargılama usulleri ile beraber düzenlenmiştir. Ülkelerin idari usulü düzenleme ihtiyaçları, idari usulü hukuk devletinin önemli bir aracı olarak görmelerinden ileri gelmektedir. Bilindiği üzere, hukuk devletinin en önemli niteliklerinden biri de hukuki güvenlik ve belirliliktir. İdarenin faaliyetini hangi usulle yerine getireceğine ilişkin kanunlarda yer alan idari usul hükümleri “belirli idare ilkesi”nin ve dolayısıyla hukuk devleti ilkesinin bir gereğidir. İdarenin faaliyetlerinin önceden konulmuş objektif usul kurallarına dayanması, bir taraftan idarenin keyfi kararlarının önüne geçmek suretiyle hukuk devleti ilkesine, diğer taraftan da kişilere kendileriyle ilgili işlemlerin yapılış sürecinde birtakım hakların tanınmasıyla kişi haklarının korunmasına hizmet edecektir. İdari faaliyetlerin yerine getirilmesinde uyulması gereken usulün kanunla düzenlenmesi aynı zamanda yargılama faaliyetinin de öngörülebilir sınırlarda kalmasına ve yargının işininde kolaylaşmasına yardımcı olacaktır. Hatta idari makamların idari usul kurallarına uygun olarak aldıkları kararların olası bir iptal kararı ile karşılaşması ihtimalini de ortadan kaldırabileceği söylenebilir. İdari usulün yasalaşmasının aynı zamanda idarenin işleyişini iyileştireceği, idare ile bireyler arasındaki ilişkilere olumlu katkıları olacağı, idareyi geleneksel yapı ve anlayışlardan uzaklaştıracağı söylenebilir. Kodifiye edilmiş bir idari usulün bulunmaması, idarenin idari usulü kendisinin takdir etmesi gibi sakıncalar doğurabilmektedir.

Genel idari usul kanunları bulunan ülkelerde genellikle,idarenin tek yanlı ve bireysel idari işlem niteliğindeki kararlarının idari usul kapsamında değerlendirildiği görülmektedir. Ülkelerin tercihlerinin farklı olabildiği gözlemlenmekle birlikte, idarenin düzenleyici işlemlerinin, idari sözleşmelerin ve idarenin iç düzen işlemlerinin idari usulün kapsamı dışında bırakıldığı görülmektedir. Buna karşılık, bireysel idari işlemlerin tesisinden önceki hazırlık işlemleri, idari işlem tesisine ilişkin bireylerin yetki ve ödevleri, idari işleme karşı başvuru yolları, idari işlemin hükümsüz kılınması,kaldırılması veya değiştirilmesine ilişkin usul ve şartların idari usulün kapsamında olduğu anlaşılmaktadır.

Genel idari usul, idare tarafından bireysel nitelikte idari tasarrufların meydana getirilmesine ve bu tasarrufların hukuka uygun olup olmadıklarının gene idare tarafından resen veya ilgilinin istemi üzerine denetlenmesine ilişkin işlemlerin tabi olduğu, yargısal usule benzeyen bir usuldür. Genel idari usul idarenin tüm işlemlerini değil, sadece tek yanlı ve bireysel idari işlemlerini kapsamakta olup, aynı zamanda tali niteliktedir.Yani eğer idari işlem için özel bir idari usul (örneğin, kamulaştırma işleminde özel idari usul bulunmaktadır.) belirlenmiş ise genel idari usul uygulanmaz.Zaten genel idari usul kavramındaki “genel” ifadesinin tercih edilmesinin arkasındaki nedenlerden biri de genel idari usulü “özel” idari usulden ayırt etmektir.

Ülkemizde İdari Usul

Genel idari usulün yasalaşması amacıyla yapılan çalışmalar oldukça yeni sayılabilir. Ancak idari usul süreçleriyle ilgili olarak özellikle dilekçe hakkı kapsamında 1924 tarihli Teşkilat-ı Esasiye Kanununa kadar geriye gidebilecek düzenlemeler bulunmaktadır. Dilekçe hakkına Teşkilat-ı Esasiye Kanunu’nun 82. maddesinde “ihbar ve şikâyette bulunabilme hakkı” biçiminde yer verilmiştir. Anayasadaki bu düzenlemeye uygun olarak 1927 tarihli TBMM Dâhili Nizamnamesi’nde encümenler arasında arzuhal (dilekçe) encümenine de yer verilmiştir.

Dilekçe hakkına 1961 Anayasasında da yer verilmiştir.1961 Anayasası dilekçe hakkını siyasi haklar ve ödevler bölümünde düzenlemiştir. 1961 Anayasasında dilekçe hakkı yalnızca vatandaşlara tanınmıştır.

1982 Anayasası dilekçe hakkını 1961 Anayasasında da olduğu gibi siyasi haklar ve ödevler bölümünde düzenlemiştir. 1982 Anayasasının dilekçe hakkının düzenleyen 74. maddesinde 2001 yılında yapılan değişiklikle,karşılıklılık esası gözetilmek kaydıyla yabancıların da dilekçe hakkından yararlanabileceğine ilişkin bir değişiklik yapılmıştır.

1982 Anayasasının dilekçe hakkını düzenleyen maddesi dışında, 40. maddesine “Devlet, işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorundadır” hükmü eklenmiştir. 40. maddede yapılan bu değişiklik, ilgililerin hakkında hüküm ve sonuç doğuran her türlü devlet işlemi için yetki kullanan makamlara yükümlülük getirmektedir. Bu değişiklik çerçevesinde yargı makamları verdikleri kararlar hakkındaki kanun yollarını ve bu kanun yollarına başvuru sürelerini ilgili kişilere bildirmek zorundadırlar. Yine aynı şekilde idare makamları da aldıkları kararlar hakkındaki idari veya yargısal başvuru yollarını ilgili kişilere süreleriyle birlikte bildirmek zorundadırlar.

Anayasal nitelikteki düzenlemeler yanında dilekçe ve bilgi edinme gibi kişilere başvuru ve talep hakkı sağlayan bazı kanuni düzenlemeler de vardır. Bu tür düzenlemelerin içinde ilk akla gelen, 3071 sayılı Dilekçe Hakkının Kullanılmasına Dair Kanun’dur. Bu Kanunun amacı, Türk vatandaşlarının ve Türkiye’de ikamet eden yabancıların kendileriyle veya kamu ile ilgili dilek ve şikâyetleri hakkında, Türkiye Büyük Millet Meclisine ve yetkili makamlara yazı ile başvurma haklarının kullanılma biçimini düzenlemektir. Bu Kanun, Türk vatandaşları ve Türkiye’de ikamet eden yabancılar tarafından Türkiye Büyük Millet Meclisi ile idarî makamlara yapılan dilek ve şikâyetler hakkındaki başvuruları kapsar. Kanun dilekçe hakkını, “Türk vatandaşları kendileriyle veya kamu ile ilgili dilek ve şikâyetleri hakkında,Türkiye Büyük Millet Meclisine ve yetkili makamlara yazı ile başvurma hakkına sahiptirler” olarak ifade etmiştir.

Kişilere başvuru ve talep hakkı veren bir diğer düzenlemede, 9.10.2003 tarih ve 4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu’dur. Bu Kanunun amacı; demokratik ve şeffaf yönetimin gereği olan eşitlik, tarafsızlık ve açıklık ilkelerine uygun olarak kişilerin bilgi edinme hakkını kullanmalarına ilişkin esas ve usulleri düzenlemektir. Bu Kanun; kamu kurum ve kuruluşları ile kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının faaliyetlerinde uygulanır. Bu kanuna göre herkes bilgi edinme hakkına sahiptir. Türkiye'de ikamet eden yabancılar ile Türkiye'de faaliyette bulunan yabancı tüzel kişiler,isteyecekleri bilgi kendileriyle veya faaliyet alanlarıyla ilgili olmak kaydıyla ve karşılıklılık ilkesi çerçevesinde, bu Kanun hükümlerinden yararlanırlar. Kurum ve kuruluşlar, Bilgi Edinme Hakkı Kanunu’nda belirtilen istisnalar dışındaki her türlü bilgi veya belgeyi başvuranların yararlanmasına sunmak ve bilgi edinme başvurularını etkin, süratli ve doğru sonuçlandırmak üzere, gerekli idarî ve teknik tedbirleri almakla yükümlüdürler. Başvuru,kişinin kimliğinin ve imzasının veya yazının kimden neşet ettiğinin tespitine yarayacak başka bilgilerin yasal olarak belirlenebilir olması kaydıyla elektronik ortamda veya diğer iletişim araçlarıyla da yapılabilir. Bilgi edinme hakkının kapsamını ve sınırlarını da ortaya koyan Bilgi Edinme Hakkı Kanunu,kamuda son derece yaygın olan gizlilik kültürünün yerini şeffaflığın alması adına önemli bir aşama olmuştur.



           *Başbakanlık Uzmanı

 

ÇOK OKUNANLAR

KAMU PERSONELİ SINAV İLANLARI

YAZARLAR

ANKET