Öncekiler Sonrakiler

KÖYÜM ERDEM ÖZGÜR

Erdem Özgür bu hafta çocukluk günlerine, köyüne götürüyor. Yaz tatilini iple çektiğim çocukluk yıllarına sizleri götürmek istiyorum. İlçeye uzaklığı 15 km olan ve yaklaşık 20 dakikada ulaşılan köyümden, o yıllarda bir minibüs gün ağarırken şehre gelir, akşam gün kararmadan dönerdi. O dönemde, köy nedense, bana çok uzak gelirdi! Oysa şimdi, bir göz açıp kapama mesafesinde.

20 Aralık 2011 Salı 09:24
Köyüm Erdem Özgür

 KÖYÜM

 

Yaz tatilini iple çektiğim çocukluk yıllarına sizleri götürmek istiyorum. İlçeye uzaklığı 15  km olan ve yaklaşık 20 dakikada ulaşılan köyümden, o yıllarda bir minibüs gün ağarırken şehre gelir, akşam gün kararmadan dönerdi.  O dönemde, köy nedense, bana çok uzak gelirdi! Oysa şimdi, bir göz açıp kapama mesafesinde.

 

Minibüslerin ilçede köylüleri indirdiği yer, dedemin bakkalının arkasındaki açık alandı. Sabah erkence şehre yayılan köylüler, işleri biter bitmez, dedemin bakkalına gelirler, orada minibüsün kalkış zamanını beklerlerdi. Beklerken çocıklar, şehre inmenin en güzel şeyini yaparlar, biküvit arası lokum ve bandırma yerlerdi.

 

Hastalananlar doktor yolunu erken tutmaları gerekiyordu ki; Devlet hastanesine varıp sıra kapsın, akşama ilacını alıp köye geri dönebilsin.  Ekseri çocuklar hasta olduğundan, dedelerinin elini tutan çocuklar, hastalığın ağrısı, sızısını unutur,  şehre inmenin ayrı bir heyecanını yaşarlardı. Bebekler ise analarının kucağında, analar kayınpederinin peşi sıra, daha yeni açılan dükkânların arasından Devlet hastanesine doğru acele adımlarla yol alırlardı. Devlet Hastanesinde şifa bulamayanlar ise, Doktor Kemal’e giderlerdi. İlçede üç dört doktor vardı; ama Doktor Kemal’in ünü bütün şehirce malumdu. O bakmasıyla, dokunmasıyla hemen teşhisini koyar, yazdığı ilaçlarla hastanın ağrısını keser, kısa sürede ayağa kaldırırdı. Hastalar Doktor Kemal’e, o zamana göre hatırı sayılır ücret öderlerdi.

 

Kışın yağını, pekmezini, sütünü, peynirini pazara getiren köylüler, pazarın giriş kapısına sıralanırlardı. Pazarın giriş kapısı, eski yapı, kubbeli birkaç metre uzunluğunda olup, pazara girmek isteyen herkesin geçmek zorunda olduğu bir yerdi.  Memur, işçiler, esnaf işe başlamadan önce pazara gelip ihtiyaçlarını karşıladığından, daha öğle olmadan köylülerin elinde paraları toplanır, onlara da ihtiyaçlarını karşılayacak zaman kaldırdı. Evden sipariş edilen çocuklara elbise, kap kacak, genç kızlara pazen, orta yaş ve yaşlılara ise kadife kumaş alınırdı.

 

Köylü kış aylarında, yazda bahçesinde yetiştirdiği fasulye, nohut, soğan, patates ne varsa yediğinden pazardan yiyecek alınmazdı. Ekmeğini tarlasından kaldırdığı buğdayı değirmende çektirerek elde ettiği un ile yapardı. Bir gün önceden mayalanan hamur, sabah erkence yakılan tandırda pişirilen saçla mayalı, börek, yufka ekmeği destilenirdi. Daha yeni saçtan indirilen böreği sürülen (gram) yağla birlikte içtiğim çayın tadı halen damağımdadır.

 

Buğdayın bir kısmı bulgur olarak çekilirdi. Köy tavuğu içinde kaynatılan bulgur pilavı, kuru yufka ekmek üzerine siniye yayılır, tavuk pilavın üzerine parçalanırdı. Acı soğan kırılıp sininin çevresine bırakılırdı. Özellikle itibarlı misafirlere hazırlanan bu mükellef sofra, eşsiz bir lezzetin yanında pilavdan çıkan buğusuyla doyumsuz bir görüntü verirdi. Üzüm, kayısı, dut kurusu, ayçiçeği ve kabak çekirdeği uzun kış geceleri eğlencelik ikram edilirdi.

 

Köyümün tarihini, dedemden dinlediğim hayal meyal hikâyelerden hatırlıyorum, ama gerçeği köylüm Prof. Dr. Mehmet BİTİRGEN’in yıllar süren bilimsel araştırmalardan öğrendim.

 

Çimeliler olarak bilinen atalarım 13.  yüzyılda Anadolu Selçuklu Devletinde göçebe hayatı yaşamaktaymış. Bu gün Halep,  Maraş,  Kırşehir,  Aksaray,  Adana,  Çorum,  İskilip,  Sivas,  Yozgat,  Ürgüp,  Niğde-İncesu,  Konya,  Karaman,  Tarsus’da yaşayan Çimeliler Oğuzların Boz-Ok İnallılar kolundan geliyorlar.  

 

Moğolların Selçukluları yenmesi üzerine Anadolu’dan Memluklu Devleti topraklarına bugünkü Suriye’ye göç etmişler.  Çimeliler, uzunca bir süre Dulkadirli Beyliği içinde Maraş civarında yaşamışlar.  Dulkadirli Beyliğinin Osmanlılara katılmasıyla Çimeliler de Osmanlı Devletine katılmışlar.

 

Çimelilerden bazıları  17. Yüzyıl’ın başlarında Maraş bölgesinden Kırşehir, Kaman-Keskin arasına göç etmişler.  Bu bölgede yaşayanlarla arazi anlaşmazlığı nedeniyle Sultan I. Mahmut tarafından Aksaray’a zorunlu göç ettirilir. Aksaray’a gelenler Bağlıkaya, Topakkaya ve Çimeli Yeniköy köylerini kurmuşlar.

 

Şimdi anlıyorum ki, atalarım bunca yıl süren göç sırasında Arap ve Kürtlerden etkilenmişler. Doğum, ölüm, düğün merasimlerinde, ağıtlarında, türküsünde,  konuşmasında kısaca yaşantısının her alanında bu etkileşimin izleri görülmekte.      

        

Yerleştikten sonra bozkırın kıtlığına, açlığına dayanan Çimeliler, baraj suyu gelmesiyle toprakları değerlenir. Ektikleri pancar, ayçiçeğinden kazandıkları, onları rahatlatır.

 

Çocukken yaz tatilini köyümde geçirirdim. İlçeden köye giden yol uzardı gözümde, Köy merkezinde indikten sonra, malaklıların havlamaları arasında Halamın evine çıkardım. Halamın evi dağ yamacına kurulan köyümün en tepe noktasında kuruludur.  Oradan Aksaray ovasına bakıldığında, tarlaların rüzgârda savrulan güzelliğini saatlerce seyrederdim.  Hele yılan gibi kıvrılan Ankara yolundan geçen arabaları saymak ilk istatistik faaliyetimdi.  Geceleri traktör teknesine serilen yataktan parlayan yıldızları izlerken uyumak, sabah güneşiyle kalkmak, anlatılmaz… Kırankaya’da kınalı keklik kovalamalarımız… Süt buğday başaklarını tüllemelerimiz… Kaymakamlık futbol turnuvası kavgaları...

 

Yazılacak o kadar çok şey var ki…

Şarkı ne diyordu, “Biz büyüdük ve kirlendi dünya.”

 

 Erdem Özgür

ÇOK OKUNANLAR

KAMU PERSONELİ SINAV İLANLARI

YAZARLAR

ANKET