Öncekiler Sonrakiler

MEMUR OLMANIN DAYANILMAZ CAZİBESİ!

PROF. DR. NEVZAT SAYGILIOĞLU tarafından kaleme alınan, PARA Dergisinda yayınlanan yazı memur sayısına ilişkin değerlendirmeleri içermekte...

09 Eylül 2012 Pazar 11:24

  Özal dönemiyle birlikte gözden düşen memurluk yeniden prestijli meslek haline geldi. 1 milyonu aşkın aday memur olabilmek için sırada bekliyor, özel sektör eliyle kalkınmadan bahsederken bu yönelim ciddi riskler içeriyor...

SON dönemde memur sınavlarına ilgi olağanüstü artmış durumda. Nitekim TOBB bünyesinde faaliyet gösteren Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı (TEPAV) da bu konuyu "Kamu çalışanı ve kayıtlı esnaf sayısı artıyor, çiftçi sayısı azalıyor' başlığıyla gündeme taşıdı. Özellikle işçi statüsü dışındaki kamu çalışanlarının sayısında 2011 yılının ikinci yarısından sonra ciddi artış olduğunu vurguladı.

TEPAV Direktörü Güven Sak da gazetedeki makalesinde '"Memur adaylarının sayısı 1 milyonu buldu" başlığını atarak "'Son on yılda memleketin memur sayısı yüzde 30 artmış, 2012'nin ilk altı ayında memur sayısındaki artış 250 bine ulaşmış" değerlendirmesini yapıyor... Peki ne oldu da bu konu gündeme geldi? Ya da niye durup dururken Türkiye'deki memur sayıları konusu farklı bir şekilde gündeme yansıdı?.. Galiba bunun iki önemli nedeni var. İlki, ekonomi alanında yetkili konumunda bulunan Maliye Bakam Mehmet Şimşck'in memur sayısındaki artışa ve enflasyona bağlı olarak bütçenin personel harcamalarındaki artışa dikkat çekmesi. İkincisi de daha çok ekonomik ve sosyal gerekçelere dayalı olarak memur olmak isteyenlerin sayısının artması...

6 AYDA 160 BİN MEMUR ALINDI

Birinci gerekçeyi anlamak biraz zor. Maliye Bakanı'nın personel harcamalarındaki artışın da bütçe dengelerini bozduğunu söylemesi çok akılcı gelmiyor. Zira memur alımını yapan hükümetin kendisi. Son yıllarda yapılan kamu tasarruflarının artık dikiş tutmadığı anlaşılıyor. Oysa 2001 krizi sonrası uygulanan ve AKP döneminde de sürdürülen ekonomi politikaları kamuda çok ciddi tasarruflar yapılmasına imkan sağlamıştı. Bu kez de özel kesim ve hane halkı har vurup harman savurmaya başlamıştı. Şimdi ibre yine ters döndü. Özellikle 2012 yılı başından bu yana ve daha çok da son aylarda özel kesimin ve hane halkının tüketimini kıstığını görüyoruz. Ekonomide büyümenin daralması ve soğuma bunu ortaya koyuyor. Buna karşılık kamu kesiminin de harcamalarını artırdığını izliyoruz. Merkezi yönetim bütçesinde personel harcamalarının payı yıllardır beşte bir civarında. Malum, kamuda çeşitli unvan ve statüde çalışanlar var. Bunlar merkezi yönetim ve diğer bütçeler itibariyle ayrılabiliyor. Ayrıca memur, sürekli veya geçici işçi. sözleşmeli personel ve diğer unvanlarla gruplandırılabiliyor. 2007 sonu itibariyle 2 milyon 925 olan kamu kesiminde çalışan sayısının her yıl artmaya devam ettiği anlaşılıyor. 2011 sonunda 3 milyon 99 bin ve 2012'nin ilk 6 aylık sonuçlara göre de bu sayı 3 milyon 159 bin. Yani son 6 ayda bile 160 bin personel alınmış. Yeni alımlar birbirini izliyor, özellikle eğitim, savunma, güvenlik, denelim alanlarında sürekli personel alımı yapılıyor. Bu da personel sınavlarına ilgiyi artırıyor.

TEPAV'ın açıklamasına göre 2012 yılında ilk kez Türkiye'de memur olmak isteyenlerin sayısı 1 milyonu buldu. Bu yıl Kamu Personeli Seçme Sınavı'na (KPSS) girmek için başvuranların sayısı 987 bin oldu. Sınavı başarıyla tamamlayanların sayısı ise 931 bin. Türkiye'de 22-29 yaşları arasındaki üniversite ve yüksekokul mezunu 1 milyon 750 bin kişi var. Bu durumda. 22-29 yaş arasındaki üniversite mezunlarının yüzde 53'ü, 2012 yılında memur olmak için sınava başvurmuş. Oysa biz özel sektör öncelikli kalkınma veya büyüme modellerinden dem vuruyoruz. Ama özel sektörün ihtiyacı olan elemanı üniversiteden yetiştiremiyoruz. Sayısı 300 binlerle ifade edilen işletme, iktisat, maliye, uluslararası ilişkiler mezunlarını ortalığa salıyoruz. Buna kimya, ziraat mühendislerini ve eczacıları da ekleyelim. Sayısı 200'ü aşan üniversiteleriyle Türkiye'nin çağ atlamasını bekliyoruz. Buralardan sadece devlete eleman yetiştiriyoruz. Onun için de KPSS gibi bir garabete sığınmış, alamete doğru gidiyoruz.

Eskiden memurun ciddi bir prestiji vardı, özellikle 70'li yıllarda bu çok bariz bir şekilde biliniyordu. Memura kız vermek bir ayrıcalık ve üstünlüktü. Ancak özal dönemiyle beraber bu düşünce kaybolmaya başladı. Artık özel sektörün ve dış dünyanın da var olduğu keşfedilmişti. Özellikle iyi eğitimli ve becerikli insanlar artık özel sektöre gidiyordu. Dolayısıyla 80' li yıllardan 90'lı yılların ortalarına kadar memurun havası düşmüştü. Daha sonra 1994 devlet krizi, arkasından 1999 ve 2001 krizi yeniden devlerin rolünü ve önemini artırmış görünüyor. Artık devlet memuru da yeniden prestijli konuma gelmiş durumda. Bugün yüz binlerle ifade edilebilecek esnafın memur olmaya hazır olduğunu herkes biliyor. Yani esnaflığın, çiftçiliğin çok kolay olmadığı, herkesin işin kolayına kaçtığı anlaşılıyor. Sözün özü: Memuriyete ilginin artması hoş değil. Dolayısıyla memuriyet sınavlarına ilginin artması da boş değil. Bu ülkenin makas değiştirmesi şart.
PARA Dergisi

ÇOK OKUNANLAR

KAMU PERSONELİ SINAV İLANLARI

YAZARLAR

ANKET