Öncekiler Sonrakiler

MÜFETTİŞ AĞRISI

Müzmin muhalif yazarımızdan "Müfettiş Algısı" üzerine zevkli bir değerlendirme makalesi. Ağrı üzerine yapılan tespitlerden yola çıkılarak müfettişliğe bağlanan kritik bir bakış açısı...

18 Eylül 2014 Perşembe 14:56
MÜFETTİŞ AĞRISI

MÜFETTİŞ AĞRISI
 
Ağrıyla ilgili birçok tanım mevcut. Örneğin bir bilim adamı, ağrıyı; herhangi bir dokuda hasar oluştuğunda ortaya çıkan, kompleks ve nahoş bir algılama olup, hastayı doktora getiren en önemli neden olarak tarif etmiş. Başka bir bilim adamı ise bedenin bir köşesinden köken alan, hoş olmayan, kişiyi panik ve kaçış davranışına yönelten bir algılama olarak tanımlamış ağrıyı. Ancak, internette rastladığım, muhtemelen meşhur ama kim olduğunu öğrenemediğim, Sargent isminde bir adam, 1969'da, “Ağrının tanımı lüzumsuzdur, çünkü herkes ne olduğunu bilir" diyerek bu tartışmalara son vermiş.
 
Tanımı bir tarafa, hakikaten, ağrı hissi, ne kadar nahoş olsa da, canlılara hayatın devamı ve muhafazası için verilmiş olan ilâhî bir nimet ve âdeta vücudumuzun alarm tertibatı. Zira bu sistem sinyal vermeseydi, bedenimizdeki birçok hastalık ve hasardan haberimiz olmayacaktı. 
 
Doku hasarı meydana geldiğinde ağrı, alarm vazifesi görerek, hastalığı haber verir. Beş duyudan farklı bir vazife gören ağrı duyusu kaybolduğunda, kişi doku hasarını hissetmez. Meselâ, beyin kanaması veya başka bir sebeple ayakları felç olan hastalar, ayaklarındaki doku hasarını hissedemez. Böyle bir rahatsızlığı olan kişi, batırılan iğneyi dahi hissetmez. Yine, belki de bildiğiniz bir durum; doktorlar yeni başlayan bir karın (abdomen) ağrısı için asla ağrı kesici tavsiye etmez. Örneğin, gece geç saatlerde apandisit patlaması olan bir hasta, karnındaki şiddetli ağrının teşhisi için acil servise gitmek yerine ağrı kesici ile sorunu çözmeye kalkarsa ve geç kalırsa, Allah muhafaza, acil servis yerine morg hizmeti almak zorunda kalabilir.  
 
Netice olarak, denilebilir ki, ağrının varlık nedeni, organizmadaki bir problemi haber vermek. Bu istihbarat neticesinde, organizma sahibinin yapması gereken ise ağrının sebebini anlamaya çalışmak ve sorunu teşhis etmek, doğru teşhisten sonra da en makul yol ve yöntemlerle de tedavi sürecini başlatmaktır. Tekraren ifade edilmeli ki, bu süreçte başvurulan ağrı kesiciler, ağrı duyusunun beyinde algılanmasını engellemeye yarayan kimyasallardır ve ağrının nedenini ortadan kaldırmazlar, yani şifa değil geçici rahatlama sağlarlar.
 
Başlıktaki müfettiş kavramını görerek bu yazıyı okumaya karar veren ve buraya kadar okuduktan sonra da başlığı ve okuma sebebini unutan ya da müfettişle ağrı arasında henüz bir bağlantı kuramamış okuyucular için hemen sadede gelelim.
 
Devlet de bir organizasyon ve yaşayan bir organizma değil midir? Söz gelimi, ünlü İslam düşünürü İbni Haldun; devlet hayatını canlı bir organizmanın yaşantısına benzetmektedir. İbni Haldun’a göre, devlet, doğan, büyüyen ve ölen bir organizma kimliğindedir.  Hatta düşünüre göre ferdi organizma ile devlet organizasyonu benzer değil aynıdır.
 
Bu benzetmeyi biraz daha detaylandırırsak, nasıl ki insan vücudunda organizmayı yaşatma adına her biri farklı bir fonksiyonla görev ifa eden organlar mevcutsa aynen öyle de devlet yapısında da toplum hayatının sağlıklı bir şekilde temadisi için görev yapan birim, kurum ve kuruluşlar vardır. Hem insan hem de devlet anatomisi içerisinde rol alan bahse konu organların, fıtrata (yaratılış programına) ya da hukuka uygun hareket ettiği oranda sağlıklı bir bünyeden söz etmek de olası olacaktır.   
 
Günümüz dünyasında, gelişmiş bir Devlet yapısının var olduğu her yerde gerek kurumların kendi içindeki işleyişleri gerekse bu kurumlarla vatandaş arasındaki ilişkiler, hukukiliği ve yerindeliği açısından teorik olarak hep bir denetim mekanizması içerisinde kontrol edilmektedir. Süreçte problem yoksa bünye gündelik hayatına rutin olarak devam etmektedir. Ancak denetim ve kontrol süreçlerinde, işleyişe ilişkin tespit edilen aksaklıklar varsa bunlar denetim sisteminin uygun araçları ile karar alma mekanizmalarına raporlanmaktadır. Bu bildirimler işin doğası gereği genelde can sıkıcıdır zira olası bir probleme, aksaklığa, sıkıntıya, soruna yani ağrıya işaret etmektedir. Neticede, bu bildirimlere muhatap karar alıcıların önünde birkaç farklı seçenek bulunmaktadır. Bunlardan biri bu belirtileri görmezden gelmek yani raporları arşivlik malzeme yapmak (ağrıya tahammül etmek), bir diğeri sorunu tam anlamıyla teşhis ve tedavi etmeye çalışmak (uzman hekime müracaat) sonuncusu ve halen ülkemizde de yaygın bir şekilde pek makbul olanı ise problemlerle değil, bizzat probleme işaret edenlerle mücadele etmek (ağrı kesici kullanmak!).
 
Cumhuriyet dönemi bürokrasi hayatı süresince özellikle çok partili hayata geçiş evresine paralel olarak, kamu yönetim sisteminin yeniden yapılandırılması çerçevesinde kamu denetim sisteminin de yeniden yapılandırılması konusunda sorunları giderme adına birçok reform çalışması yapılmıştır. Bu çalışmalar kapsamında ortaya çıkan yazılı kaynakların tamamında sürekli denetim mekanizmasının mevcut halinden şikayet ve çözüm önerileri bulunsa da bugüne kadar sorunların gerçek anlamda çözümü için hiçbir adımın atılmadığı görülmektedir.
 
2001 yılı ekonomik krizi ve 2002 yılı sonunda yapılan genel seçimler sonucunda 58. Hükümetin iş başına gelmesini müteakip "Kamu Yönetiminde Yeniden Yapılanma" çalışmaları çerçevesinde, "Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısı” hazırlama komitesi adına, Prof. Dr. Ömer Dinçer ve Dr. Cevdet Yılmaz tarafından yapılan çalışmalar “Kamu Yönetiminde Yeniden Yapılanma: 1 Değişimin Yönetimi İçin Yönetimde Değişim” adı altında kitaplaştırılmıştır. Kamu yönetiminde değişme gerekleri olarak çeşitli nedenler sıralanmakta, kamu denetim sisteminin etkisizleşmesi de bunlardan biri olarak gösterilmektedir. Bu amaçla yer verilen başlık altında, yönetimin temel fonksiyonları arasında denetimin önemli bir yer tuttuğu, günümüz dünyasında yönetimin kalitesinin, denetimin kalitesi ile yakından ilişkili hale geldiği, ancak ülkemizde arzu edilen nitelikte bir denetim sisteminin henüz oluşturulamadığı, fazla sayıda ama etkisiz, kurallara uygunluğa ve geçmişe dönük, hedeflerden ve performans göstergelerinden yoksun bir denetim sistemine sahip olduğumuz ifade edilmekte, kamuoyu denetiminin ise yetersiz kaldığı değerlendirilmektedir. Kamu yönetim sistemindeki aktörlerin sayısındaki fazlalıktan, karmaşıklıktan şikâyet edilmekte bütün bunlara rağmen, yaşanan yolsuzluk ve usulsüzlüklerin, uluslararası alanda ve kamuoyu nezdinde kamu yönetimini küçük düşürdüğü ifade edilmektedir. Çok sayıda, birbiriyle zaman zaman örtüşen, kurallara göre çalışma üzerinde yoğunlaşan ve hata bulma mantığı ağırlıklı denetim sonucunda yöneticiler iş yapamaz hale getirildikleri gibi, israf ve yolsuzluklara da herhangi bir çözüm üretilmemekte, aşırı ve etkisiz denetim, kurallara uydurularak yapılan rasyonel olmayan harcamaları meşrulaştırmak durumunda kalmakta olduğundan hareketle, denetimde keyfilik ve denetim sisteminin siyasi tercihler ile amaç dışı kullanımı da eklendiğinde denetim sisteminin son derece sorunlu bir halde olduğu görüşüne yer verilmekte, bunun kanıtı olarak da, bu kadar çok sayıda denetim birimi ve elemanına rağmen, ülkemizde bu ölçüde israf ve yolsuzlukların yaşanması ve halkın ihtiyaçlarının karşılıksız kalması gerçeği gösterilmektedir.
 
Bu yönüyle kamu yönetimindeki yolsuzlukların, usulsüzlüklerin, israfın, bürokrasinin, yöneticilerin iş yapamaz hale gelmelerinin, rasyonel olmayan harcamaların meşrulaştırılmasının, denetimde keyfiliğin ve denetim sisteminin siyasi tercihler ile amaç dışı kullanımının faturasının yalnızca denetim birimlerine kesildiği görülmekte ancak söz konusu kanıya varırken hangi bilimsel çalışma ve göstergelerden faydalanıldığı anlaşılamamaktadır.   
          
Yeniden yapılanmanın ve öngörülen yönetim reformunun temel ilkeleri arasında “Denetimde Etkililik” unsuru bir başlık halinde yer almakta ve reform kapsamında alınacak tedbirler bu bölümde özetle sıralanmaktadır. Bu kapsamda TBMM adına denetim yapan Sayıştay'ın denetim yetkisinin kapsamının genişletileceği, güçlendirileceği, mevcut durumda sadece kanuna uygunluk denetimi ile sınırlı olan denetim algılama ve kapasitesinin dünyadaki gelişmeler ve ülke ekonomisinde verimliliği artırma hedefi çerçevesinde, performans denetimine geçilecek bir sisteme dönüştürüleceği ve bu yolla kamu yönetiminde etkinlik, vatandaş ve hizmet odaklı çalışma anlayışı ve hedefe dönük faaliyet gösterme uygulamasının yaygınlaştırılacağı ifade edilmektedir. Bu kapsamda özellikle kuruluşların veri tabanlarının, performans göstergelerini ölçecek şekilde geliştirileceği, kuruluşların hazırlayacakları stratejik planlar ve bu planları hayata geçirme hedefi ile şekillendirilen bütçe sürecinin Sayıştay tarafından yapılacak performans denetiminin temelini oluşturacağı, kamu kurumlarında "iç denetim" sisteminin güçlendirileceği ve stratejik planlarda ortaya konan hedeflerin ve performans göstergelerinin izlenmesinin ve değerlendirilmesinin sağlanacağı öngörülmektedir. Kamuoyu denetiminin destekleneceği, bilgi edinme hakkı ve şeffaflık ilkeleri yoluyla kamunun ve TBMM'nin kamu kuruluşları üzerindeki denetim yapma gücünün artırılacağı beyan edilmektedir.
 
Teorik ve retorik olarak kulağa hoş gelen 10 yıl öncesine ait bu varsayım ve önermeler doğrultusunda yapılan düzenlemeler ve alınan tedbirler karşısında bu gün itibariyle gelinen noktaya bir bakıldığında, gece yarısı yasama faaliyetleri kapsamında üretilen Kanun Hükmünde Kararnamelerle birçok farklı ad, unvan, yetki ve statü parametreleriyle yeniden ihdas edilen, kaldırılan veya değiştirilen denetim birimleri, önce Kamu kaynaklarının etkili, ekonomik ve verimli olarak kullanılıp kullanılmadığının belirlenmesi dâhil Sayıştay’a denetimde süper yetkiler ancak denetim raporların meclise gelmesi halinde bazılarının duman olma riski belirmesi üzerine yine bir gece yarısı mesaisiyle alınan gece kondu tedbirler, denetim ve özellikle soruşturma yapmamak üzere istihdam edilen ve 3600 göstergeyle emekli olmak için gün sayan iç denetçiler göze çarpmakta, denetim sisteminin de, denetim elemanın da son derece işlevsiz ve itibarsız hale getirildiği ancak buna rağmen belki de, kamu işleyişine ilişkin ciddi toplumsal rahatsızlıklar vaki olduğunda kamuoyuna “konuyla ilgili müfettiş görevlendirdik gerekenler yapılacaktır”  açıklaması yapmanın verdiği iç huzurunun hatırına tamamen tasfiyesine henüz kıyılamadığı görülmektedir.   
 
Bugün kamu yönetimi evreninde rol alan, başta üst yöneticiler olmak üzere neredeyse tüm aktörler, hem denetim işinden hem de denetim elemanından rahatsız olmakta, denetim sistemini ve denetim elemanlarını sürekli tenkit ve şikayet etmekte, teftiş ve müfettiş olmasa ne güzel idarecilik yapabileceklerinden dem vurmakta, denetim mekanizmasını, kamu yönetiminde çağ atlamanın önündeki en önemli mani olarak görmektedirler.
 
Başlangıçtan bugüne, denetim kurumlarına ilişkin yapılan eleştiriler, bu birimlerin hata bulmaya ve suçlu aramaya endeksli çalıştıkları ve kamu işleyişine ilişkin sadra şifa bir merhem ortaya koymadıkları yönünde temerküz etmekle birlikte aynı zamanda karar alma ve uygulama mekanizmasında da rol alan bu şikâyetçilerin, sorunun çözümüne ilişkin olarak, bu güne kadar, denetim birimlerinin ismine “Rehberlik” lafzının ilavesi dışında bir inisiyatif almadığı görülmektedir. İşin daha da ironik yönü, bu şikâyetçilerin nerdeyse hiç birinin herhangi birinin veya bir birimin rehberliğine ihtiyaç duyacak mesabede bir yetersizlik ya da liyakatsizlikle malul olmadıklarının farkında olmalarıdır!
 
Ezcümle, teftiş ya da müfettiş, kamu yönetimi işleyişinde vaki olan sorunlara ilişkin, aynı insan vücudunda yer alan ağrı mekanizması gibi, karar alıcılara, sinyaller gönderen, önemli bir enstrümandır. Ancak bu güne kadar bu sinyallerin ardında işaret edilen sorunlar değil bizzat bu sinyallerin kendisi sorun olarak algılana gelmiştir. Dolayısıyla, çözüm de genelde sorunların kaynağını tespit, teşhis ve tedavi etmek suretiyle değil semptomlara ilişkin ağrı kesici kullanma suretiyle aranmıştır. Ağrısı kesilen rahatsızlık da, patlayan bir apandisitten kaynaklanmadıkça yani hasta ölmedikçe sorun olarak masaya yatırılmamıştır. Denetim elemanlarına biçilen rol de koruyucu aile hekimliği yerine kadavraya otopsi olmuştur. 
 
Son bir not. Gündüz, işlerin arasına gömülmüş bir kişi ağrılarını unuturmuş. İşi olmayan insanlar ağrıdan daha çok şikâyet ederlermiş. Gece olduğunda ağrılarımız kendilerini daha fazla hissettirirmiş. Çünkü gece, beş duyu yoluyla gelen uyarılar azalır ve vücut dinlenmeye, insan da onu dinlemeye çekilirmiş. İşte bu esnada ağrı daha şiddetli hissedilirmiş.

 

Dr. Müzmin Muhalif

Kamudan Haberler

ÇOK OKUNANLAR

KAMU PERSONELİ SINAV İLANLARI

YAZARLAR

ANKET