Öncekiler Sonrakiler

ŞİFACI ERDEM ÖZGÜR'DEN YENİ BİR HİKAYE

Erdem Özgür yeni hikayesinde şifa dağıtan Arkapşat'ın halkının başından geçenleri anlatıyor. Onlar ölümsüzlük iksirine sahip oldular, ama kullanmadılar.

04 Aralık 2011 Pazar 07:08
ŞİFACI Erdem Özgür'den Yeni Bir Hikaye

 ŞİFACI

 

Onlar yurtlarından edildiler. Kaçarken bırakın yanlarına mallarını almayı, canlarını bile zor kurtardılar. Bahçeleri, tarlaları, koyunları, kuşları hepsi geride kaldı. Üç dağ öteden yakılan evlerinin, ekinlerinin dumanı yükseliyordu. Hızla uzaklaşmak için arabalara at, katır, öküz ne buldularsa koşmuşlardı. Korkudan büyüyen gözlerinde ölüm cirit atıyordu.

 

Kaç gece uykusuz geçen yollarda, çocuklar, yaşlılar, kadınlar, hastalar öldü; ölenleri toprağa gömemeden yol kenarlarına bıraktılar. Arkalarında kesif bir toz bulutu bırakırken, ölülerine kargalar ve çakallar musallat olmuştu. 

 

Arpakşat’ın buğulu düşüncelerinde, bitip tükenmeyen sorular geçiyordu. Neden savaşmamıştı? Şehrini niçin korumamıştı? Halbuki bir kale yapıp içine saklanabilirlerdi; Ordu kurup yeni silahlar geliştirebilirlerdi.  Pişman mıydı… 

 

Felaketin haberi, aylar öncesinden şehre ulaşmıştı. Zengin bir tüccar öncülüğünde doğuya kaçan bir kervan şehirlerinde konaklamıştı. Aralarından seçtikleri temsilciler Arpakşat’a hediyelerini sunarken, tüccar;  onlarca büyük gemilerle gelen savaşçıların köyleri, şehirleri bastıklarını, evleri talan edip yaktıklarını anlatmıştı. Bu büyüklükte gemileri ilk defa gördüğünü, 15-20 kölenin çektiğini, boylarının 30 metreyi bulduğunu heyecanla resmetti. Onlar barbarlardan kaçıyorlardı.

 

Arpaksat, kervana yardım etti: Yiyecek, giyecek, yatacak yer verdi. Kervan birkaç gün kaldıktan sonra, geldikleri gibi gittiler.

 

Arpaksat şehir meclisini topladı ve duyduklarını, yaklaşan tehlikeden söz etti. İlk önce yaşlılar, sonra reisler fikirlerini söylediler. Savaşamazlardı, orduları yoktu; Kaçamazlardı, nereye gideceklerdi, yaşlılar çocuklar, hamile kadınları nasıl taşıyacaklardı? Hem kendileri dünyaca sayılan sevilen “şifacılar” değilmiydiler. Onulmaz hastaları iyileştirmemişler miydiler? Şimdiye kadar çevrelerinde savaş olmuştu, ama kendilerine dokunulmamıştı.  Elbet, barbarların da hastaları olacaktı, şifa arayacaklardı. Arpaksat karar veremedi, günler günleri izledi. Şehre gelen, barbarlardan kaçanların sayısında artmalar oldu. Her gelen kervan, daha korkunç şeylerden bahsetti.

 

Arpaksan kaç defa dinlediğini hatırlayamadığı atalarının tarihine daldı;

Büyük tufan üzerinden 7 nesil geçmişti. Arpaksat’ın dedeleri göçerlerken hastalanmışlar, ne yaptılarsa iyileşememişlerdi. Neredeyse sayılarının yarısını kaybetmişlerdi. Hastalık çok kötüymüş, bedenlerinden çıkan çıbanlar, bir zaman sonra dayanılmaz bir ateş ve acıyla kıvrandırıyormuş. Bir yere geldiklerinde yaşlı bir adamla karşılaşmışlar. Yaşlı adam onlara bakmış, otlardan kaynattığı ilaçları hastalara vermiş, yaraları dağlamış. Çok geçmeden hastalar iyileşmiş, hasta olmayanlarda güç kazanmışlar. Yaşlı adam Arpaksat’ın dedelerine kalmalarını istemiş.           

 

Arpaksat’ın dedeleri burayı çok sevmişler. Sırtını kuzey rüzgârlarına dayayan topraklarda hayvanları için geniş otlaklar, ormanlarda av ve türlü meyveler yetişiyormuş. Irmaklar sene boyunca kurumadan akıyorlarmış. Yaşlı adamın isteğini kabul etmişler. Yaşlı adam ağaçtan ve topraktan evler yapmasını, sudan balık çıkarmasını, hangi ağacın meyvesinin yenilebileceğini öğretmiş.

 

Günler günleri, aylar ayları, yıllar yıllarlı izlemiş gitmiş, sayıları hızla artmış. Hastalar yaşlı adama gelerek şifa buluyorlarmış.  Yaşlı adamın hastaları nasıl iyileştirdiğini, bunları kimden öğrendiğini bilen yokmuş. Yaşlı adam ölümünün yaklaştığını anlayınca yanına üç genci almış, bildiği ne varsa onlara öğretmiş. Üç genç arasında en güvendiği Arpaksat’ın büyük büyük… dedesine “ölümsüzlük” iksirini vermiş. Yaşlı adam ölümsüzlüğe ulaşmasına rağmen iksiri kullanmamış. Arpaksat’tan büyük söz almış: Kendisi ve hiçbir insana kullanmaması için. Diğer iki gencin ölümsüzlük iksirinden haberleri yokmuş.  Yaşlı adamı vasiyeti üzerine dağın en yüksek tepesine gömmüşler.    

 

Yıllarca korunurlar bu dağ yamacında, kendilerine yetebildiklerinden başka insanlara ihtiyaç duymamışlar. Ama büyük bir kıtlık başlar, otlaklar sararır, ırmaklar kurur, ağaçlar meyveden durulur, toplanırlar batıya doğru göç etmeye karar verirler.   Günlerce süren yolculuktan sonra bugünkü şehrin bulunduğu yere gelirler. O zaman küçük bir köydür. Köyün reisine hediyeler sunmak için geldiklerinde, reisi yatakta bin bir türlü acılar içinde bulurlar. Reis ceylan avında dağdan düşmüş, sağ diz ve kalçasından yaralanmıştır. Nereye gittiyse iyileşememiş, daha kötüye gitmişti. Arpaksat’ın dedeleri reisi iyileştirebileceğini söyler, karşılığında bu topraklarda yerleşmek isterler. Kısa süre içinde reisi acılarından kurtarıp ayağa kaldırırlar. Reis köyün en güzel topraklarını onlara verir.  Yeniden ağaç ve topraktan evlerini kurarlar. Eski mutlu günlerine yeniden kavuşurlar.

 

Reisin ölümü beklerken iyileştiğini duyan hastalar şehre akın etmeye başlar. Başka şehirlerden, başka ülkelerden at sırtında, deva sırtında hastalar taşınır. Krallar ve zenginler şifacıları saraylarına davet ederler. Şifacıların gün geçtikçe ünleri artar, gerçeklerle abartılar birbirine karışır. Şehre gelenlerin artmasıyla iyice zenginlerler. Yaptıkları iyiliklerden olsa gerek sayılır, sevilir, gittikleri yerlerde el üstünde tutulurlar.                

 

Şehrin zenginliğini duyan barbarlar hızla yaklaşmaktadır. Arpaksat şehri alelacele hazırlayıp yola çıkarırken en güvendiği arkadaşına bütün şifaların toplandığı kitabı yaşlı adamın mezarına gömmesini ister; Kendileri barbarlarca öldürülseler bile, şifalar yok olmamalıdır. Ölümsüzlük iksiri hakkında ise kimseye bir şey söylemez. 

 

Günlerce yürürler. İki tarafı kesik kayalarla çevrili bir vadiye ulaşırlar. Kayaları oyarlar, birbirine geçen odalar açarlar. Büyük taş bloklarıyla odalara kapı yaparlar. Aylarca, yıllarca burada saklanırlar.  Göç ve mağaralarda yaşamak Arpaksat’ın halkını yorar. Korkularından şifacılıklarını komşu halklara gösteremezler, onların hastalıklarına dokunamazlar. Sadece kendi hastalarını iyileştirirler. Babadan oğla aktarılan şifa teknikleri zamanla unutulur.

 

Arpaksat’ın yaşlı adamın mezarına gömdürdüğü kitap halen aranmakta. Ölümsüzlük iksiri ise vadiye yakın bir köyde, Arpaksat’ın torunlarından birinde saklandığına inanılır.  

Yaşlı adamın neden ölümsüzlüğü tercih etmediğini ise Arpakşat'ın dedeleri ve onun torunları biliyor. Kim bilir belki de ölüm, en büyük şifa...

Erdem Özgür
erdemozgur97@gmail.com

 

 Yazarın Diğer Hikayeleri

HALKİ’NİN ÜZÜMLERİ

KRAL PARALUS'UN ÖLÜMSÜZLÜK MASALI

Çıplak Kral Li Cun'un Gerçek Hikayesi

YERYÜZÜNDE SON ERKEK KALINCA

EMANET HAZİNELER BERATI

ÇOK OKUNANLAR

KAMU PERSONELİ SINAV İLANLARI

YAZARLAR

ANKET