Öncekiler Sonrakiler

TÜRKİYE VE İSRAİL ARASINDA BUZ DEVRİ... BİR DOSTLUĞUN SONU

İsrail devleti, var olduğundan bu yana hiç verimli komşuluk ilişkileri yaşamadı. İsrailliler bir tek Mısır ile -Mübarek zamanlarında- kısmen iyi geçinebilmiştir. Bu yüzden, Yahudi devletinin Müslüman Türkiye ile uzun yıllar kurduğu dostane ilişkiler önem kazanıyor.

09 Eylül 2011 Cuma 23:35
TÜRKİYE VE İSRAİL ARASINDA BUZ DEVRİ... BİR DOSTLUĞUN SONU

TÜRKİYE VE İSRAİL ARASINDA BUZ DEVRİ... BİR DOSTLUĞUN SONU

Yayın Organı : Volksstimme
Yayın Tarihi : 08 Eylül 2011
Kayıt Tarihi : 09 Eylül 2011
Ülke : Almanya
Yazar : Steffen Honig
Çeviri Yeri : Ankara
Çeviri Şekli : Tam Metin
Çeviri Dili : Almanca
Detay : Günlük Gazetenin İnternet Sayfası

İsrail devleti, var olduğundan bu yana hiç verimli komşuluk ilişkileri yaşamadı. İsrailliler bir tek Mısır ile -Mübarek zamanlarında- kısmen iyi geçinebilmiştir. Bu yüzden, Yahudi devletinin Müslüman Türkiye ile uzun yıllar kurduğu dostane ilişkiler önem kazanıyor.

Artık şakanın sonuna gelindi: Türkiye, İsrail’le doğrudan yüzleşme yoluna gitti. İki ülke arasındaki kriz, İsrailli askerlerin geçen yılın mayıs ayında -Gazze'ye yardım filosunda yer alan- Türk “Mavi Marmara” gemisine saldırısıyla patlak verdi. Saldırıda dokuz Türk eylemci yaşamını yitirmişti. Türkiye'nin talep ettiği özrü İsrail hükûmetinin reddetmesi üzerine ise İsrail’in Türkiye Büyükelçisi sınır dışı edildi.

Uluslararası hukuk uyarınca İsrail’in uluslararası sularda Gazze Şeridi yolundaki yardım filosunu tümüyle engellemeye hakkı bulunduğunu belirten ve birkaç gün önce yayımlanan BM raporu Ankara’da yeniden öfke uyandırdı.

Türkiye hükûmeti, anlaşılabilir olan öfkesini artık bir kenara bırakıp İsrail ile ilişkileri yeniden normal bir yola koyabilirdi. Fakat Başbakan Recep Tayyip Erdoğan bu hafta vitesi daha da yükselterek İsrail’e karşı kapsamlı yaptırımlarda bulunulacağını duyurdu.

Bu yaptırımlar evvela bugüne kadarki ortaklığın temeline odaklandı: Askerî konulara. Bir ajans haberinde, Erdoğan’ın, Türkiye’nin, “devlet terörü kokusu” veren İsrail’e karşı kararlılıkla mücadele vereceği sözleri yer aldı.

Soru, en kötü senaryoda, bıçak kemiğe dayandığında tarafları Akdeniz’de şiddetli bir çatışmayla karşı karşıya getirebilecek bir yangına Türkiye yönetiminin niçin körükle gittiğidir? Bunun olası bir cevabı, Ankara'daki yönetimin günden güne daha belirginleştirerek ortaya koyduğu Türkiye’nin yeni özgüveni olabilir.

Bölgenin tartışmasız ekonomik ve askerî süper gücü olarak buna hakkı olduğunu düşünen Türkler artık siyasi olarak da Orta Doğu’da söz sahibi olmak istiyor. NATO’ya sıkı sıkıya bağlı ve İsrail’le iç içe olan Türkiye’ye, Arap dünyasındaki Müslüman kardeşlerinin daha ziyade şüpheyle bakmaları bugüne kadar bunun önünde engeldi.

Ancak ilkbahardan bu yana Tunus’tan Suriye ve Yemen’e kadar uzanan isyanlar sayesinde Araplarda her şey değişti. Türkiye, en son sömürgeci güçlerin bölgeden çıkmaları sırasında görülen, Orta Doğu'da kalıcı bir değişim yaşatacak bu sürecin tahrip gücünü erken fark etti.

Mısır’daki Hüsnü Mübarek veya Tunus’taki Zeynel Abidin Bin Ali gibi hükümdarların günlerinin sayılı olduğunu Alman politikasından çok daha erken fark eden Türkiye, hızla devrimci hareketin yanında yer aldı.

O günden bu yana laik Türkiye Cumhuriyeti, Arap havzası için yeni bir devlet modeli olarak masaya yatırıldı ve adından, “örnek ülke” olarak da söz ettiriyor. Bu elbette -Başbakanları dâhil- Türkler adına kötü değil.

Buna karşın İsrail ise yanı başındaki devrim niteliğindeki gelişmeleri ilkin kabullenmeyi istemedi ve siyasi olarak izole olmaya devam etti. Arap Baharı’nın Yahudi devletine de -demokratik bir çevre gibi- muhtemel faydaları olacağı konusunda ise Kudüs’teki yönetim kaygısız kaldı.

Filistinlilerle barış sürecinde yaprak bile kımıldamadı. Bu yüzden Filistinliler, bu ay sona ermeden BM nezdinde, İsrail'i atlayıp bağımsız devlet olarak tanınma girişiminde bulunmaya hazırlanıyorlar. Böyle bir şeyin gerçekleşmesi mümkün olmasa bile Filistinlilerle İsrailliler arasındaki süreç, yeniden şiddet dolu çatışmalarla çıkmaz sokakta son bulabilir.

Türkiye ise şu süreçte ateşi körüklemekten çekinmiyor. Recep Tayyip Erdoğan, 12 Eylülde Kahire’yi ziyaret edecek. Sızan haberlere göre, Başbakanın, Mısır ziyaretine Gazze Şeridi’ne yapacağı kısa süreli kaçamak bir ziyaret sıkıştırması ve böylece İsrail’e meydan okuması mümkün.

Türkiye ile kalıcı bir düşmanlığın yaşanması İsrail’in en son isteyeceği şeydir. İsrail -mevcudiyetini tehlikeye düşürmekle de eşanlamlı olan- daha çok yalnızlığa düşer. İsrailliler kendilerine en büyük iyiliği, dünün dostuna doğru atacakları bir adımla ederler.

Kaynak: http://www.byegm.gov.tr/dis-basinda-turkiye.aspx?d=09.09.2011&ygid=33&pg=1&ahid=30630&ygid=&act=1#1

ÇOK OKUNANLAR

KAMU PERSONELİ SINAV İLANLARI

YAZARLAR

ANKET