Öncekiler Sonrakiler

YSK KARARINA KÖŞELERDEN GELEN SESLER

Sabah'tan Mahmut Övür, "Süreci CHP ve MHP'yi hatta BDP'yi yukarı çekerek, AK Parti'nin seçimden güçlü çıkmasını engellemeyi hedefliyor." Hürriyet Yalçın Doğan, "YSK özgürlük aleyhine yorum yapıyor." Sedat Laçiner "Bu skandalda hem beceriksizlik, hem basiretsizlik, hem de kışkırtıcılık var..." Zaman Ekrem Dumanlı "Tuzak içinde tuzak" yorumlarıyla okurlarına analiz yaptıler.

21 Nisan 2011 Perşembe 22:21
YSK Kararına Köşelerden Gelen Sesler

SABAH

MAHMUT ÖVÜR

YSK darbesi hangi partiye yaradı?

Türkiye iki gündür Yüksek Seçim Kurulu'nun verdiği veto kararının etkilerini tartışıyor. BDP'nin desteklediği 7 bağımsız adayın milletvekilliğini veto eden YSK, aslında o adaylar üzerinden Türkiye'nin normalleşen seçim sürecini dinamitledi.Peki, neden bunu yaptı?Sadece askeri darbe dönemlerinden kalan kanunlara saygısından mı yoksa değişen Türkiye'nin önünü kesmek için mi?BDP Milletvekili Sırrı Sakık çok net bir tespit yapıyor:"Biz YSK'da üç gün karargâh kurduk. 3 tane avukat arkadaşımız ile her dosya üzerinde tek tek duruldu konuşuldu ve YSK yetkilileri bize defalarca dosyalarda bir sorun olmadığını söyledi.YSK Başkanı ile de bire bir görüştüm. Bize bir tek, Ağrı'da Murat Öztürk'le ilgili bir yasaklama kararı olduğunu, onun dışında sorun olmadığını belirtti."

YSK'nın bu yaklaşımını en çarpıcı biçimde Baykal yorumladı:"Siyasete tuzak"

11 yargıçtan oluşan Türkiye'nin en önemli kurumu YSK, neden siyasete "tuzak" kursun? İşte cevabı verilmesi gereken soru bu...Siyasetin normalleştiği sürecin bir kararla alt üst edilmesi kimin işine yarar?Önce şu tespiti yapalım, siyaset son dönemde hızlı bir değişim sürecine girdi. Neler olduğuna bir bakalım.

Bir: PKK-BDP eksenli Kürt siyaseti tarihinde ilk kez hem kendi içinde çeşitlendi, hem de Türkiye partisi olmaya giden yolu açtı. Bu açılım bir anlamda AK Parti'nin 2002'de ilk çıkışına benziyor. Milli Görüş gömleğini çıkartan AK Parti, merkeze yürüyüşünün parti içi koalisyonla atmıştı. Şimdi benzer bir süreci BDP yaşıyor.

İki: AK Parti'nin yeni anayasa vaadi, Kürt meselesine vurgusu ve yeni Cumhuriyet tanımı...

Üç: Statükonun kapsama alanı içinde olmasına rağmen değişim iradesi gösteren CHP'nin, değerler üzerinden siyaseti terk edip, sorunlar ve projeler üzerinden siyaset yapması "elden çıkıyor" kaygısı yarattı...Kısaca Türkiye'nin topyekûn değişim rüzgârının etkisi altına girmesi "Eski Türkiye"den beslenenleri korkuttuBunun içinde güçlü değişim isteyen iki siyasi yapıyı, AK Parti ile BDP'yi karşı karşıya getirerek "düşük yoğunluklu gerilime" sürükledi. Henüz bir karar çıkmış değil ama bu haliyle bile sonuç başarılı. Sokakların yanmaya başlaması, AK Parti'ye yönelik suçlamaların yoğunlaşması bunu gösteriyor.

Bu süreç CHP ve MHP'yi hatta BDP'yi yukarı çekerek, AK Parti'nin seçimden güçlü çıkmasını engellemeyi hedefliyor. Amaç da zayıf partilerin kuracağı koalisyon iktidarlarıyla siyaseti yönetmek, dizayn etmek... Ve Türkiye'nin sivil demokratik bir anayasaya kavuşmasını engellemek... Bu yüzden YSK'nın kararı siyasidir ve siyasete darbe niteliğindedir. Bütün partileri aşağılayan bir durumdur.

Eğer bu kararlara karşı kamuoyundan güçlü bir tepki doğmasaydı sonuç çok daha vahim olurdu. Demirtaş görüşmeyi iptal etse de devreye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün girmesi de siyasi tansiyonu düşürme açısından olumlu oldu.

Devlet PKK eksenli barış görüşmelerindeki gelişmeleri aktarmasıyla bilinen "Balıkçı"ya son durumu sordum. Cevabı kısaydı:"Bu müdahale bize, devletin dönüşmesi gerektiğini ve yeni anayasaya ne kadar ihtiyacımız olduğunu gösterdi. Kısaca bu fitne, yarına yönelik büyük bir iyiliği açığa çıkardı."

HÜRRİYET

 

YALÇIN DOĞAN

Çözüm var, İyimaya söylüyor

ÇOK ayıp ama, "koca YSK hukuk bilmiyor" Meclis Adalet Komisyonu Başkanı Ahmet İyimaya ile dün sohbet ettikten sonra, bu kanıya varıyorum. Utanıyorum ama, ne yazık ki, bende bu kanı fena halde yerleşiyor. YSK özünde demokrasiyi, pratikte seçimleri temelinden sarsan veto kararından sonra, kuyuya attığı taşı, kendisi dahil pek çok kişi şimdi çıkarmaya çalışıyor. YSK veto kararında şuna dayanıyor: "Yeni Ceza Yasasında memnu (yasak) hakların iadesi ile ilgili bir hüküm yoktur". Bu bakışa göre, Türkiye'de insan bir kez mahkum oldu mu, ömür boyu mahkum olarak kalıyor. Ne af, ne anayasa değişikliği, ne ceza yasası değişiklik, hiç bir gelişme bu dogmayı ortadan kaldırmıyor. Örneğin, Ertuğrul Kürkçü cezasını çekeli tam kırk yıl oluyor, kırk yıl, ama YSK'ya göre, kamu haklarından hala mahrum. Leyla Zana, Hatip Dicle on yıl oluyor, hala mahrum. Pes.

ÇÖZÜM 53'E2'DE

Oysa, Ahmet İyimaya'ya göre, YSK fena halde yanılıyor. Değişen Ceza Yasasının 53. maddesi var. O maddenin birinci fıkrası, kişilerin milletvekilliğinden hangi şartlarda yoksun bırakıldığını yazıyor. Ama, ikinci fıkrası aynen şöyle: "Kişi işlemiş bulunduğu suç dolayısıyla mahkum olduğu hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar bu hakları kullanamaz". İnfaz tamamlandığına, BDP'liler cezalarını çektiğine göre, artık kamu haklarından yararlanabiliyor ve milletvekili adayı olabiliyor. Adalet Komisyonu Başkanı İyimaya YSK'nın bu maddeyi uygulaması gerektiğini söylüyor.

ÖZGÜRLÜK ALEYHİNE

Roma Hukukunun temeli şu. Pro indibio libertatis, özgürlük lehine yorum. YSK bu kuralı çiğniyor, özgürlük aleyhine yorum yapıyor. Kişileri özgürlüklerinden yoksun bırakıyor. Elbette bunun sınırları var, ama çağdaş hukukta görev, Roma'dan beri, özgürlükleri geniş tutmaktan geçiyor. YSK Başkanı iken hukuk kurallarını özgürlük lehine yorumlayarak bu görevi yerine en iyi getiren bir başkan var. Recai Seçkin. Onun için Recai Seçkin efsane bir başkan.

 

SEDAT LAÇİNER

Al YSK'yı vur BDP'ye

Yüksek Seçim Kurulu (YSK) kararına neresinden baksanız tam bir skandal... Üstelik özürleri de kabahatlerinden büyük... Neymiş 2 BDP'li milletvekili Sebahat Tuncel ve Gültan Kışanak aslında geçen seçimde de aday olamazlarmış, ancak eski mahkûmiyetleri tespit edilemediğinden aday olmuşlar. Önceki seçimde Diyarbakır Milletvekili Kışanak'ın kızlık soyadı ile kayıtlı mahkûmiyeti fark edilememiş, ancak şimdi fark edilmiş.

YSK 4 yılda bir genel seçimleri yapsın diye kurulmuş bir yargı organı. İşi gücü seçim yapmak ve bu YSK geçen seçimde 550 milletvekilinden 2'sinin aslında aday olmaması gerektiğini söylüyor. Başlı başına bir skandal. YSK bu skandalı tam 4 yıl boyunca bizlerden gizlemiş ve yanlış bilgilerle milletvekili olduğunu iddia ettiği bu kişiler yeniden başvururken bu bilgileri bizimle ve partileriyle paylaşmıyor. Ne zaman bu bilgi kamuoyuna duyuruluyor, hiç kimselerin itiraz edemeyeceği, yeni aday gösterilemeyecek bir zamanda. Burada hem bir skandal var, hem de büyük bir kışkırtma. Eğer YSK bunu farkında olmadan yapıyorsa bu da vahim bir durum. Biz seçimleri kimlere emanet etmişiz diye düşünmeden edemiyor insan.

YSK'nın siyasetin sinir uçlarıyla bu kadar oynamaya hakkı var mı? Diğer 10 adayı geçtim, ancak en azından 2 milletvekilinin durumu ile ilgili olarak YSK, adayları ve BDP'yi, hatta Hükümet'i önceden uyarmalıydı. YSK üyeleri "bizim öyle bir görevimiz yok" diyebilirler. Doğrudur, hukukçu olmayı salt metin okumak olarak alırsanız öyle bir göreviniz olamaz. Oysa ki YSK'nın asıl görevi seçimleri sağlıklı bir şekilde yapmaktır, sistemi rahatlatmaktır. Yoksa önüne kanun maddelerini alıp cümle cümle en olmaz şekliyle birebir uygulamak değildir.

BDP de kışkırtıyor

YSK böyle de, BDP çok mu farklı? Diyelim ki Kışanak ve Tuncel konusunda basiretleri bağlandı, milletvekilliklerinden dolayı şaşırdılar. Ya diğer 5 aday konusunda sonucun böyle olacağını tahmin edemediler mi? Daha öncesinde gidip işin uzmanlarından, hatta YSK'dan görüş almayı denediler mi? Yoksa bazı adaylarının veto yiyeceğini zaten biliyorlar mıydı? Örneğin Hatip Dicle ve Leyla Zana'yı "veto yesinler de millet galeyana gelsin, böylece biz de oyları toplayalım" diye mi aday gösterdiler? Çünkü Zana ve Dicle'nin yedekleri şimdiden hazır bile. Belli ki YSK'nın bazı kararları BDP'ye sürpriz olmamış.

YSK kararından sonra BDP'nin şiddet içeren protestoları da üzücü. BDP taraftarları güya protesto yürüyüşleri düzenlediler. Yüzlerde maske, sadece gözler görünüyor. Ellerde molotof kokteylleri ve taşlar... Protesto yürüyüşü yaptıkları şeritten karşıdan gelen araçları taşladılar... Ambulânsı, postaneyi, bankamatikleri ve polis araçlarını ateşe verdiler. Bu nasıl bir nefrettir? Bu nasıl bir şiddet aşkıdır?

Ayrıca YSK'nın kararından hareketle "Kürtlere siyaset yolu kapandı, dağ gösterildi" türü açıklamalar da son derece yakışıksız ve maksadını aşıyor. Bunu söyleyen kişiler son 4 yıl boyunca TBMM sıralarında oturdular, ağızlarına geleni Türkçe ve Kürtçe olarak saydırdılar. Hala da konuşuyorlar. Ayrıca önümüzdeki seçimde de en az grup oluşturacak kadar milletvekili çıkarabilecekleri ortada. Şiddet dilini terk edip halkı ikna edebilseler aslında % 10 barajını da çoktan aşabilirlerdi. Medya, yargı ve siyaset kanallarının tamamı Kürtçülere açık. En azından şunu söyleyebiliriz, sistem Kürtler için hiçbir zaman olmadığı kadar açık ve siyaset alanı hiçbir zaman olmadığı kadar genişlemiş durumda.

Kısacası bu skandalda hem beceriksizlik, hem basiretsizlik, hem de kışkırtıcılık var... Birbirlerini meşrulaştıran kışkırtıcılarla geçti onlarca altın yıl. Baylar bayanlar, artık karar verin, maksadınız üzüm yemek mi, bağcıyı dövmek mi?


ZAMAN

 

EKREM DUMANLI

Tuzak içinde tuzak

YSK kararını herkes bir 'tuzak' olarak algıladı. Kime? Kürtlerin oyuna talip BDP'ye mi?Olabilir. Dikkat etmek gerekiyor. Kararı iktidar partisi vermiş gibi bir kanaat oluşturmak suretiyle AK Parti'ye kurulmuş bir tuzak da söz konusu olabilir. Nitekim YSK'dan açıklama yapılır yapılmaz BDP'li bazı yetkililerin AK Parti'yi suçlaması, bu endişeyi kuvvetlendirdi. Yasak kararının hemen ardından AK Parti il merkezlerine yürüyüşler düzenlenmesi ve bu eylemleri kışkırtacak açıklamaların BDP yetkilileri tarafından yapılması "Derin devlet, iktidar partisine çok yönlü tuzak kurdu" tezini güçlendirdi. YSK'nın hemen her kararında AK Parti'yi zor durumda bırakması bilinen bir gerçek olmasaydı, fatura iktidar partisinde kalacaktı. Oysa YSK'ya iktidarların gücü yetmiyor. Yurtdışındaki vatandaşlarımızın oy kullanması için çok çalışan AK Parti ile YSK, daha birkaç ay önce karşı karşıya gelmişti. Hatta, hatırlayacaksınız, Tayyip Erdoğan gurbetçi vatandaşlarımıza oy kullanabileceklerine dair müjde vermeye giderken YSK açıklama yapmış, Başbakan o açıklamayı uçaktan inince öğrenmişti. O zaman da "tuzak" dedikoduları yayılmıştı. Yani? Sözünü geçiremediği bir yüksek yargı organına AK Parti talimat veremezdi. O halde daha ilk dakikadan bazı BDP'liler niçin veto kararını "AKP projesi" ilan etmişti? Böyle yaparak bazıları, tuzağın bir parçası haline mi gelmişti; yoksa baştan beri birileri aynı senaryonun farklı aktörleri miydi?

Her neyse! Sonuçta Türkiye'de demokrasiye inanan herkes YSK kararına demokratik bir tepki sergiledi. İyi de oldu. Aksi takdirde veto, uzun seneler tartışılacak, karar Kürt sorununun çözümü konusunda bazı çevreler tarafından suiistimal edilecekti. YSK'nın kararı siyaseten yanlıştı, hayatın gerçeklerine aykırıydı, tuzak şüphelerini besliyordu. Dolayısıyla tepkileri hak ediyordu YSK.

Peki, YSK'nın herkes tarafından eleştirilen kararı karşısında BDP'nin bir muhasebe yapmaya ihtiyacı yok mu? Maalesef BDP, provokasyona açık bir parti izlenimi veriyor. Tansiyon ne zaman yükselse mızıkçılık yapan çocuklar gibi "Dağa çıkarız ha!" deyip demokratik arenayı terk etmek, doğru bir yaklaşım olmasa gerek. Harareti yüksek her tartışmanın göbeğinde terör eylemlerini şantaj unsuru gibi kullanmak da hoş bir metot değil. Hele yapılan bazı eylemler var ki, insanın yüreğini ağzına getiriyor. Bunun siyasetle, demokratik taleplerle bir ilgisi olamaz.

Manzarayı bir daha özetleyelim: YSK hiç kimsenin tasvip etmediği bir karar verince demokratik tepkiler her kesimden peşi peşine geliyor. Güzel. Peki, vatandaşa saldıranlara ne demeli, araba yakanları hangi sıfatla tavsif etmeli, molotofkokteyliyle insanları taciz edenleri nasıl anlayışla karşılayabilmeli!

Vesayet sisteminin yargı ayağı daha önce pek çok partiye ve lidere kritik müdahalelerde bulundu. Mesela "İslamcı" buldukları kişi ve partileri defalarca mağdur ettiler. Ama hiçbiri de hakkını ararken teröre başvurmadı. Bu sayede kitlelerin takdirini kazandı, iktidara yürüdü, demokratik süreci özgürlükçü kazanımlara taşıdı.

BDP bir an önce demokratik tepkiyi öğrenmek zorunda. Sırtını bir terör örgütüne dayayarak siyaset yapmanın dünyanın hiçbir yerinde sempatik karşılanacak bir yanı yok. Terörün koynunda yapılan siyaset, insanı haklıyken haksız duruma da düşürür. Ayrıca şunu da yeri gelmişken söyleyeyim: Güneydoğu'da hiçbir parti tabela asamıyorsa onların hakkını da BDP savunmalı. Bütün partilerin ve sivil toplum kuruluşlarının camları kırılıyor, insanlar tartaklanıyorsa, BDP orada da demokratik bir tepki koyabilmeli. Cami imamlarını sokak ortasında infaz eden terör örgütüne tavır almalı ki, mağdur edildiklerinde toplumun bütün kesimleri kendilerine sahip çıkabilsin. Gün içinde yaşanan bir başka gelişme ile, eski BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'le randevusunu iptal etti. Çözüm, Köşk'e gitmemekte değil ki!

Bir yanlıştan diğer yanlışa savrulmamak gerekiyor. YSK'nın bazı Kürt siyasetçiler için aldığı karar yanlıştı. Bazı BDP'lilerin alelacele verdikleri tepki de, şiddete dönüşüp sade vatandaşı mağdur eden terör eylemleri de yanlıştı. Belki de 'tuzak'ı kuranlar her iki yanlışı da hesaplamıştı. Hal böyleyken bu ülkenin insanları aynı tuzağa bir defa daha niye düşer?

ÇOK OKUNANLAR

KAMU PERSONELİ SINAV İLANLARI

YAZARLAR

ANKET