Öncekiler Sonrakiler

BİR ÖĞRETMENİN HİKAYESİ

Milli Eğitim Bakanlığı’nda öğretmenlerin sorunları hiç bitmiyor. Geçtiğimiz haftalarda 24 Kasım Öğretmenler Günü kutlandı. Ancak aşağıda belirtmek istediğimiz konulardan pek çoğuna maalesef değinilmedi diyebiliriz.

05 Aralık 2013 Perşembe 11:40

Haftalar öncesinden öğretmene ek ödeme haberleri ihmal edilmeden yapıldı tabii. Biz de Öğretmenlik mesleği içerisinden gelen biri olarak meseleyi çok öncesinden alarak irdeleyelim istedik.

Çocukluğunuz, öğretmenliğin kutsallığı üzerine çokça duyduğunuz sözlerle geçmiş. Bu sözlerden, biraz da öğrencilik yıllarınızda sizi etkileyen öğretmenlerinizden de etkilenerek kafaya koymuşsunuz : öğretmen olacaksınız!

Üniversite sınavlarına hazırlanmak ve kazanmak kolay değil. Nereden baksanız 2-3 yıl özel bir dershaneye devam etmeniz gerekiyor. Tabii o günlerde dershanelerin varlığı pek de sorgulanmıyor. Özellikle lise hayatının son 2 yılında dershaneler olmazsa olmaz. Hatta lise son sınıfta, okuldan çok dershaneye gidiyorsunuz. Mecbursunuz. Aksi takdirde milyonların girdiği bir sınavdan ilk binlere, on binlere nasıl gireceksiniz?

Yüksek bir puan alarak zar-zor yerleştiğiniz üniversitelerin öğretmen yetiştiren bir programından mezun oldunuz. Tabii fen-edebiyat fakültesi mezunu olup, öğretmenlik formasyonu peşinde koşan bir durumunuz da olabilirdi. O açıdan bir eğitim fakültesi mezunu olarak kendinizi şanslı hissediyorsunuz.

Sorunlar mesleğe girmeden önce başlıyor. Örneğin; öğretmen atamaları en büyük sorunlardan birisi. Öğretmenlik mesleği ile çok da ilgisi olmayan birçok konudan, adına KPSS denenen bir sınava hazırlanıyorsunuz. Bu sınavdan oldukça yüksek bir puan almanız gerekiyor. Aksi takdirde öğretmen olarak görev yapamıyorsunuz.

Gözünün-kulağınız Milli Eğitim Bakanlığı tarafından yapılan öğretmen atamaları duyurularında oluyor. Bu duyuruları kaçırmamak için eğitim haberleri yapan güncel haber kaynaklarını takip ediyorsunuz. MEB yetkilileri her yıl şubat ve ağustos aylarında öğretmen ihtiyaçlarını branşlar düzeyinde ilan ediyor. Ancak biliyorsunuz ki bu ilanlarda yer alan ataması yapılacak öğretmen kontenjanları gerçek ihtiyaçları yansıtmıyor. Milli Eğitim Bakanlığı her yıl on binlerce ücretli öğretmen çalıştırıyor. En resmi ağızlardan 127 bin olarak gösterilen öğretmen açığı, yıllık en fazla 30-40 bin öğretmen ataması ile karşılanmaya çalışıyor. Hal böyle olunca, her yıl mezun olup KPSS sınavına giren ve öğretmen olmaya çalışan yüz binlere siz de ekleniyorsunuz.

Diyelim atandınız. Bir kaç yıl sonra öğretmen maaşlarının az olduğunu düşünmeye başlıyorsunuz. Evli iseniz hele de çocuğunuz varsa, maaşınız yetmediği için ek kaynaklar araştırmaya başlıyorsunuz. Tabi ki MEB’in yapmış olduğu Merkezi Sınav Sistemi kapsamındaki sınavlarda görev almak için de fırsat kolluyorsunuz. Ama nafile. Bu sınavlarda görev almak hiç de kolay değil. Bin türlü çıkar ilişkisi, bin türlü menfaatler çöreklenmiş bu sınav görevi dağılımı işine. Sonuçta bir kez daha yorulduğunuzu hissediyorsunuz. Başka ne yapabilirim diye düşünmeye başlıyorsunuz.

Siz mesleğinizde ilerlerken MEB İnsan Kaynakları Genel Müdürlüğü zaman zaman sınavlar açıyor, Okul müdürlüğü, müdür yardımcılığı, şube müdürlüğü sınavı, vb. sınavlara girerek alternatif ek gelirlerinizi de artırmaya çalışıyorsunuz. Tabi ki sınavlara hazırlıksız girerseniz ya da hazırlandığınız halde neredeyse her yıl değişen Yönetici Atama Yönetmeliği başta olmak üzere mevzuat değişikliklerini gözden kaçırırsanız sınavlardan da iyi notlar almanız beklenemez. Ama azimli iseniz her türlü sınavı rahatlıkla geçiyorsunuz.

Mesleğinizdeki bu yükselmeler sizi gerçekten bir süre meşgul ediyor. Kendinizi bir hedefe doğru kilitlenmiş olarak görüyorsunuz. Hayatın akışında yer alan birçok şeyi görmüyorsunuz bu safhada. Neticede öğretmenlik gibi kutsal bir görevi yerine getiriyorsunuz diye düşünmekten kendinizi alamıyorsunuz çünkü. Çevrenizden de bu yönde olumlu geri dönüşler alıyorsanız değmeyin keyfinize.

Sınavları da geçerek yönetici olduysanız işin ağır kısmı o zaman başlıyor. Her yönetim kademesinin başka başka sorumluluk ve zorluklarının olduğunu görüyorsunuz. Mesai kavramı artık sizin için çok farklı bir özellik haline gelmiş gözüküyor. Çalıştığınız kurumun bütün yükünü omuzlarınızda hissediyorsunuz. Ve zaman zaman; “neden okuyarak öğretmen, okul müdürü, şube müdürü vb. olmak için bu kadar çaba sarf ettim, bu kadar çabayı okumadan bir iş kurmak için harcasaydım şimdi zengin bir iş adamı olmuştum” diyerek söylenmeden de edemiyorsunuz.

Sonuçta hepimiz insanız ve ihtiyaçlarımız zamana ve mekâna göre değişiyor. VE öğretmenlik mesleğini seçmiş isek sadece kendimizin ve ailemizin ihtiyaçlarını değil; öğrencilerimizin, velilerin, içinde bulunduğumuz toplumun, kısacası ülkemizin beklenti ve ihtiyaçlarına göre hareket etmemiz gerekiyor.

Kaynak: turkiyeegitim.com

 

ÇOK OKUNANLAR

KAMU PERSONELİ SINAV İLANLARI

YAZARLAR

ANKET