Öncekiler Sonrakiler

KAMU SEN BAŞKANI KAMU SENDİKALAR KANUNUNU TOPA TUTTU

Kamu Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk yaptığı Basın Açıklaması ile 4688 sayılı kanunda değişiklik yapılması ile ilgili taslak metini "hayal kırıklığı" olarak değerlendirdi.

29 Ekim 2011 Cumartesi 00:06
Kamu Sen Başkanı Kamu Sendikalar Kanununu Topa Tuttu

 Kamu Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk yaptığı Basın Açıklaması ile 4688 sayılı kanunda değişiklik yapılması ile ilgili taslak metini "hayal kırıklığı" olarak değerlendirdi.
Koncuk, "Yapılan müzakerelerin hiçe sayıldığı, demokratik ilkelerin iğdiş edildiği, farklı görüşlerin yok sayıldığı, toplu sözleşme sistemi adıyla ucube bir yapının oluşturulduğu bir sendika kanun taslağı ile karşı karşıya kaldık." derken "elimize gelen taslakta, bizlerin hiçbir talebinin yer almadığını, taslağın önemli konularının tamamen bir konfederasyonunun talepleri doğrultusunda hazırlandığını gördük." ifadelerini kullandı.

Toplu sözleşme görüşmelerinde nispi temsil sistemi uygulanacağı, yani pazarlıklarda her konfederasyonun üye sayısı ile orantılı olarak temsil edileceği belirtildiğini, 
bir üye fazlasıyla bile olsa, en çok üye kaydeden konfederasyona, +1 temsilci kontenjanı peşinen verildiğini,  bu temsilci hesabıyla konfederasyonlara söz hakkı verilmediğini, Kamu Görevlileri Hakem Kurulu’na başvuru hakkımız da gasp edildiğini, getirilmek istenilen sistem, davulun yandaşlarda, tokmağın hükümette olduğu bir yapı olacağını, bu yapıyı desteklemek için de Kamu Görevlileri Hakem Kurulu’na Sayıştay Başkanı’nın başkanlık etmesi öngörüldüğü yapılan açıklamada belirtildi.


Koncuk, sözleşme imzalayanla imzalamayan belediyeler arasında da adaletsiz bir durum ortaya çıkacak, iki ayrı belediyede çalışan arasında büyük ücret farkları oluşacağını ifade etti.

Tam konuşma metni:

 


Değerli basın mensupları;

Öncelikle geçtiğimiz Pazar günü Van’da meydana gelen depremde hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, ailelerine başsağlığı diliyor, yararlılara ve tüm milletimize geçmiş olsun dileklerimizi gönderiyorum.

 

Cumhuriyetimizin 88. kuruluş yıldönümünü kutlarken, vatan ve millet uğruna bir ömür veren, canlarını feda eden Gazi Mustafa Kemal Atatürk başta olmak üzere tüm Türk büyüklerini ve şehitlerimizi de rahmet ve minnetle anıyorum.

 

Dünyadaki gelişmelere baktığımızda; diktatör yöneticilerden kurtulmaya çalışanları, yaşanan işgal, soykırım ve zulümleri gördüğümüzde; ecdadımızın kanları, canları pahasına koruduğu vatanımızın, kurduğu devletimizin, bağımsızlığımızın ve özgürlüğümüzün değerini bir kez daha anlıyor ve böyle yüce bir ecdadın evlatları olmaktan gurur duyuyoruz.

 

Elbette ki geçmişte verilen mücadelenin en büyük meyvesi, millet egemenliğine dayalı olarak, demokratik esaslara göre yönetilen Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurulması olmuştur.

 

Bugün ise milletimiz, bir taraftan ekonomik imkânsızlıklarla ve doğal afetlerle sarsılırken diğer taraftan iç ve dış güçlerin bölücü faaliyetleriyle mücadele ederek, sahip olduğu demokratik cumhuriyeti korumaya ve geliştirmeye çalışmaktadır.

 

Bütün bu mücadele içinde ne acıdır ki, tam da demokratik değerlere kavuşmamızın 88. yıldönümünde, bir demokrasi ve sosyal diyalog cinayetine daha şahit olduk.  

 

Yapılan müzakerelerin hiçe sayıldığı, demokratik ilkelerin iğdiş edildiği, farklı görüşlerin yok sayıldığı, toplu sözleşme sistemi adıyla ucube bir yapının oluşturulduğu bir sendika kanun taslağı ile karşı karşıya kaldık.

 

Bu yapılanlar Cumhuriyetimizin 88. yılında, çalışma hayatında memurlara vurulan en büyük demokrasi darbesi olmuştur.

 

Memurlarımızın toplu sözleşme hakkını nasıl kullanacağı, 2,5 milyon kamu görevlisi, aileleri ve emekliler ile birlikte 15 milyon insanımız için hayati önem taşımaktadır.

 

Bu denli geniş bir kitlenin ekonomik ve sosyal olarak geleceğini belirleyecek kanunla ilgili çalışmalar da son derece önemlidir.

 

Yıllardır memurlarımızın toplu sözleşme ve grev hakkı için her platformda mücadele vermekteyiz.

 

Memurların toplu sözleşme hakkına kavuşması, Türkiye Kamu-Sen’in ilkeli, cesur, ısrarlı ve planlı hareketi sayesinde olmuştur.

 

Toplu sözleşme hakkının nasıl kullanılacağının belirleneceği kanunun hazırlık çalışmalarına da aynı önemi ve değeri vererek; ulusal ve uluslar arası ilkeler doğrultusunda hareket etmeye gayret gösterdik.

 

Türkiye Kamu-Sen olarak, gelişmiş sendikal haklarla donatılmış, katılımcı bir toplu sözleşme hakkından yana olduğumuzu defalarca belirttik.

 

 ILO başta olmak üzere, uluslar arası sözleşme metinlerinde, çalışanların sendikal ve demokratik hakları düzenlenmiştir.

Bu doğrultuda yürüttüğümüz kanun çalışmalarında gerek teknik düzeyde gerekse başkanlar düzeyinde Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Sayın Faruk Çelik’le yaptığımız toplantılarda, toplu sözleşme hakkının memurlar tarafından etkili bir şekilde kullanılabilmesi için gerekli olan ilkeleri ortaya koyduk.

 

Toplu sözleşme görüşmelerinde kamu çalışanlarının temsili ve toplu sözleşmeyi imzalama yetkisi ile ortaya çıkacak uzlaşmazlıklarda Kamu Görevlileri Hakem Kurulu’na başvuru hakkı gibi temel konularda Türkiye Kamu-Sen’in olmazsa olmazlarını sayın bakana defalarca bildirdik.

 

Hepinizin yakından takip ettiği üzere bu üç önemli konuda taraflar arasında tam bir uzlaşma sağlanamadı ve Sayın Bakan, üzerinde anlaşılamayan konuları olduğu gibi Bakanlar Kurulu’na taşıyacağını ve tüm konfederasyonların çekincelerini orada açıklayacağını bildirdi.

 

Hatta hayati konular diyebileceğimiz, bu konuların birçoğunda bizler gibi düşündüğünü de açıkladı ve “görüşlerimi Bakanlar Kurulu’nda da savunacağım” dedi.

 

Ancak elimize gelen taslakta, bizlerin hiçbir talebinin yer almadığını, taslağın önemli konularının tamamen bir konfederasyonunun talepleri doğrultusunda hazırlandığını gördük.

 

Buna göre taslak çalışması, tek taraflı olarak hazırlanmış; taslakta malum konfederasyonun zarar görmemesi uğruna, toplu sözleşme sistemi yok edilmiştir.

Taslakla toplu pazarlık sistemi yerine, malum sendika ile yapılan bir sohbet toplantısı planlanmış olduğu görülmektedir.

 

Öyle ki, toplu sözleşme görüşmelerinde nispi temsil sistemi uygulanacağı, yani pazarlıklarda her konfederasyonun üye sayısı ile orantılı olarak temsil edileceği belirtiliyor.

 

Ama bir üye fazlasıyla bile olsa, en çok üye kaydeden konfederasyona, +1 temsilci kontenjanı peşinen veriliyor.

 

 

Bununla da yetinilmiyor, toplu sözleşme imzalanırken, sözleşmeye imza atanlarla atmayanların sayısının eşit olması durumunda, en çok üyeye sahip konfederasyonun imzasının geçerli olacağı kabul edilerek, eşitlik durumunda malum konfederasyona +1 oy hakkı daha veriliyor ve tam anlamıyla bir sendikal katliam uygulanıyor.

 

Görünüşte konfederasyonlar toplu pazarlık masasında yer alacak gibi görünüyor ancak, bu temsilci hesabıyla konfederasyonlara söz hakkı verilmiyor.

 

Yani iktidar, “hangi şart olursa olsun, toplu sözleşmeyi mutlak surette malum sendikayla yapmak istiyorum” diyor.

Her şekliyle demokrasinin ilkelerine aykırı bir uygulama getiren taslakta, malum sendika dışında hiçbir sendikaya toplu sözleşme görüşmelerine danışman getirme, komisyonlarda teknik danışman bulundurma hakkı tanınmamış.

 

Böyle bir uygulama ne hukuk, ne sendikacılık, ne demokrasi, ne de matematik kuralları ile açıklanamaz.

 

Bunu açıklayacak tek bir kural vardır; o da yandaşlık kuralları.

Bunun yanında, toplu sözleşmenin imzalanması için bütün konularda anlaşma sağlama zorunluluğu getirilerek, kamu çalışanlarına bir dayatmada bulunulması da planlanmış.

Kamu Görevlileri Hakem Kurulu’na başvuru hakkımız da gasp edilmiştir.

 

Genel toplu sözleşme görüşmelerine katılmayan konfederasyona bağlı sendikaların, hizmet kolu toplu sözleşmelerine katılması da engellenerek, hem o sendika hem de sendikaya üye olan çalışanlar cezalandırılmakta, sendikaların masa dışındaki mücadele gücü de baltalanmaktadır.

 

Dolayısı ile getirilmek istenilen sistem, davulun yandaşlarda, tokmağın hükümette olduğu bir yapıdır.

 

Bu yapıyı desteklemek için de Kamu Görevlileri Hakem Kurulu’na Sayıştay Başkanı’nın başkanlık etmesi öngörülmüştür.

 

Oysa konfederasyonlar, en azından konusu itibarı ile hakem kuruluna Yargıtay 9. Hukuk Dairesi Başkanı’nın başkanlık etmesinin uygun olacağını belirtmişti.

 

Bu konunun neden değerlendirilmediği izaha muhtaç bir durum arz ediyor.

Bununla birlikte yerel yönetimlerde bu kanun hükümleri dışında, zorunluluk esasına dayanmadan ve toplu sözleşme sayılmayan anlaşmalarla, kamu çalışanlarına ek ödemeler yapılabileceği öngörülmüş.

 

Yani yerel yönetimlere toplu sözleşme yapma zorunluluğu getirilmemiş; aksine kurumsal toplu sözleşme konusu gönüllülük esasına bırakılmıştır.

 

Buna göre bazı belediyeler kurumsal toplu sözleşme yaparken, bazı belediyeler ısrarla sözleşme imzalamayacak ve istemediği sendikalar üzerinde baskı oluşturacaktır.

 

Böyle bir uygulama çifte standarttır; kanun yapma tekniğine de aykırıdır.

Yerel yönetimlerdeki fiili durumu, belirsizliğe gömme anlamı taşımaktadır. Bu uygulamada, uyuşmazlık çıkması durumunda konuyu hakem kurulundan kaçırma ve belediye çalışanlarının hak arama mücadelesini yok etme amacı açıkça görülüyor.

 

Ayrıca, sözleşme imzalayanla imzalamayan belediyeler arasında da adaletsiz bir durum ortaya çıkacak, iki ayrı belediyede çalışan arasında büyük ücret farkları oluşacaktır.

 

Bunun Anayasanın eşitlik ilkesine, insan haklarına, çalışan haklarına aykırı bir durum olduğunu anlatmaya gerek var mıdır?

 

Eğer adil bir yapı kurulmak isteniyorsa, bu tür sözleşmeler, bizim teklif ettiğimiz gibi kurumsal toplu sözleşme adıyla tüm belediyelerde yapılmalıdır.

 

Bir taraftan eşit işe eşit ücret ilkesini savunduğunu iddia ederken, diğer taraftan malum sendikanın varlığını korumak adına, sistemi kökünden adaletsiz bir yapıya büründürecek, bir yasal kılıfı kabul etmiyoruz.

 

Kısacası, tam olarak danışıklı dövüş içinde hazırlanmış bir taslakla karşı karşıyayız.

Öyle ki, toplu sözleşme görüşmelerinde görüntü olarak üç büyük konfederasyon bulunacak ama söz hakkı malum konfederasyonda olacak.

 

Sarı sendikaların masada memurları satması durumunda, Kamu Görevlileri Hakem Kurulu’na başvuru hakkımız olmayacak.

Toplu sözleşmeyi imzalama konusunda eşitlik ortaya çıkması durumunda da malum konfederasyonun dediği olacak.

 

Masada teknik heyet bulundurma, oluşturulacak komisyonlara teknik heyetle katkıda bulunma hakkımız olmayacak. Bunun adına da adil, demokratik, ILO standartlarında toplu sözleşme sistemi denilecek.

 

Bizler aylardır, dünyaya örnek teşkil edecek, sendikacılığı destekleyen, memurların gerçek anlamda en geniş şekliyle temsil edilmesine imkân sağlayacak, kamu görevlilerinin iradelerinin ve pazarlık gücünün toplu sözleşme masasına taşınabileceği bir yapı oluşturabilmek için toplantılar yaptık; görüş bildirdik.

 

Aylarca teknik toplantılar yapıldı. Sayın Bakanla, Üçlü danışma Kurulu çerçevesinde, yaklaşık 30 saat süren toplantılar gerçekleştirdik.

 

Ama gelinen süreç ortadadır. Memurların iradesinin yok sayıldığı, tek taraflı olarak, bir konfederasyonun korunup kollandığı bir taslak hazırlanmıştır.

 

Madem böyle olacaktı; keşke bakan o toplantıları tek bir konfederasyonla yapsaydı.

Bu taslağın ortaya çıkması sürecinde en büyük pay kuşkusuz ki, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Sayın Faruk Çelik’e aittir.

 

Sayın Çelik, böylesine anti demokratik ve başkasına söz hakkı tanımayan bir taslağı içine sindirebildi mi doğrusu merak ediyoruz.

 

Bu taslak gerçekten Sayın Çelik tarafından mı hazırlanmıştır yoksa malum konfederasyon tarafından kendisine dikte mi ettirilmiştir?

 

Üçlü Danışma Kurulu Toplantılarında bir konfederasyon başkanının, sayın bakanı açıkça tehdit ettiğine ve taslağın bakanın yapacağı toplantılarda değil, ilgili mahfillerde yetkili kişilerle kapalı kapılar ardındaki görüşmelerde netleşeceğini söylediğine şahit olmuştuk.

Acaba Sayın Bakan, bu tehditlere boyun eğmek zorunda mı kalmıştır ki, anlaşılamayan konuların tamamında bu konfederasyonun talepleri ön plana çıkarılmıştır?

 

Ortaya çıkarılan tasarı taslağı, malum sendikanın teklifi ile birebir örtüşmektedir.

Hem toplu sözleşmenin tarafları hem Kamu Görevlileri Hakem Kurulu’na itiraz hakkı hem de kurulun teşkili, malum sendikanın teklif ettiği şekilde oluşturulmuştur.

 

Bu şekliyle, 2,5 milyon memurdan 2 milyonunu yok sayarak, onların tercihlerine söz hakkı tanımayarak yapılacak bir toplu sözleşme görüşmesi, acaba sayın bakanın içine sinecek midir?

 

Malum konfederasyonla kol kola girilerek hazırlanan bu taslakla, demokrasi alaşağı edilmiş, yandaşın yandaş olmayan üzerinde hâkimiyet kurması amaçlanmıştır.

 

Başta Sayın Faruk Çelik olmak üzere yetkililer, aylar süren müzakere ve diyalog sürecini yok sayarak, hazırladıkları Kamu Görevlileri Sendikaları ve Toplu Sözleşme Kanun Tasarısı Taslağı ile verilen sözlerin nasıl tutulmayacağının, ilkesizliğin, adam kayırmanın, ikili oynamanın ve kapalı kapılar ardında yapılan hesapların nasıl hayata geçirileceğinin, uygulamalı dersini verdiler.

 

Hükümet, toplu sözleşme hakkının yalnızca yazılı metinlerde kalmaması, bu hakkın herkesi memnun edecek şekilde hayata geçirilmesi için önerilerimize ve çekincelerimize kulak vermemiştir.

 

Sayın Çelik, toplantılar boyunca ifade ettiği etik değerleri ayaklar altına alarak, mevki ve makamı, güvenilirliğine tercih ettiğini ortaya koymuştur.

 

Bilinmelidir ki, 2,5 milyon kamu görevlisinin tercihlerinin göz ardı edilmesi ile tek bir konfederasyonun imzalayacağı toplu sözleşme ne hükümetin, ne o konfederasyonun ne de 2,5 milyon memurun içine sinecektir.

 

Sarı sendikacılığın kamu çalışanlarının ekonomik, sosyal tüm kazanımlarını iktidara peşkeş çekmesinin zemini hazırlanmak istenmektedir.

 

Bu şekilde bir kanun çıkması halinde, bir konfederasyon, memuru hükümete pazarlarken, diğer konfederasyonların elleri kolları bağlanacaktır.

 

Tabiri caizse taşlar bağlanmaya çalışılmaktadır.

Türkiye Kamu-Sen olarak tüm kamu çalışanlarını, sergilenmek istenilen bu kirli senaryo karşısında ikaz etmek istiyoruz.

 

Kanun bu şekilde yasalaşırsa, al gülüm ver gülüm anlayışında bir toplu sözleşme sürecine şahit olacağız.

 

Tek taraflı olarak imzalanacak, 2,5 milyon kamu görevlisinin taleplerini ve tercihlerini görmezden gelecek bir toplu sözleşmenin hakem kuruluna taşınamayacak olması, yapılacak pazarlıkların göstermelik olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.

 

Böyle yapılacak bir toplu sözleşmenin hesabını, ne Faruk Çelik ne de o konfederasyon veremez.

 

Bu noktada Sayın Bakan, konfederasyonumuz nezdinde tüm güvenilirliğini kaybetmiştir.

Cumhuriyetimizin ve demokrasimizin 88. yılında yaşanan bu hukuk katliamı, memurlarımızla birlikte tüm toplum vicdanını derinden yaralamıştır.

 

Bilinmelidir ki, sayın bakan malum sendika ile menfaat ilişkisi içine girerek belki günü kurtarmıştır ama milyonlarca kamu görevlisinin ahı, bu şer çetesinin peşini asla bırakmayacaktır. 


ÇOK OKUNANLAR

KAMU PERSONELİ SINAV İLANLARI

YAZARLAR

ANKET