Öncekiler Sonrakiler

TROYA ANKARA’YI SALLADI

Ankara sanatsal etkinliklerde İstanbul Antalya ve İzmir’e göre biraz sönük kalır. Genellikle bunun sebebi başkent ciddiyetine bağlanır. Dün gece beklentimin ötesinde, Ankara bir başkaydı.

02 Aralık 2011 Cuma 11:27
TROYA ANKARA’YI SALLADI

 TROYA ANKARA’YI SALLADI

Ankara sanatsal etkinliklerde İstanbul Antalya ve İzmir’e göre biraz sönük kalır. Genellikle bunun sebebi başkent ciddiyetine bağlanır.  Dün gece beklentimin ötesinde, Ankara bir başkaydı.

Dün gece Ankara Anadolu Gösteri Merkezi’nde TROYA’nın gösterimi  vardı. İstanbul ve Antalya’da çok arzu ettiğim, ama bir türlü programımı buluşturamadığım TROYA’yı seyretme fırsatını yakaladım.

İstanbul’dan İbrahim Bey’in bir gün önceki telefonlu davetini, hiç düşünmeden heyecanla kabul ettim. Doğrusu resimden, sinemadan, şiirden, romandan biraz anlarım, ama dans bana yabancıdır; İlkokulda 23 Nisan, lisede 19 Mayıs törenlerinde yaptığım çalışmalardır dışında. Birde düğünüm için aldığım, amatör dans kursunu saymazsak.

Heyecanla gösteri saatini beklemeye başladım. Başladım derken, eşim ve çocuklarım benden daha heyecanlıydılar.

 Elbette televizyondan Anadolu Ateşini zevkle izlemiştim. Yıllar öncesinde Mustafa Erdoğan’ın projeye başladığı haberi sanatsever olarak gururlandırmıştı. Çünkü diğer ülkelerdeki benzer dans grupları, bende biraz kıskançlık uyandırmaktaydı. Tarih, kültür…, dans için ne varsa, hepsi bu topraklarda vardı; ama neden   bizde de dünya ölçeğinde bir dans grubumuz yoktu?

Gösteri saat 21’de başlayacaktı. Yoğun bir günü erken keserek eve hazırlık için geldi. Saat 20’de evden gösteri merkezine gitmek üzere ailecek yola çıktık. Ankara caddeleri, bulvarları TROYA afişleriyle dolu. Arabanın ön camından gecenin parlaklığında parlayan kırmızı TROYA afişleri, bizleri gösteriye iyice hazırlıyor. İyi ki erken gelmişiz, otopark kuyruğuna fazla takılmadan, görevlinin bize sağladığı kolaylıkla çıkışa yakın bir yerde arabamızı park ediyoruz.  Hava soğuk, hemen içeri damlıyoruz. Ebru Hanım bizleri yerimize aldırıyor.

Sürpriz. Sahneyi ve salonun tamamını gören kumanda masasının yanında kendimizi buluyoruz. Mustafa Erdoğan’ın gelmesiyle birlikte ekip düzene giriyor. Giriş kapılarındaki kalabalıktan gösteri 15 dakika sonra başlıyor.  

 Aramızdan yeni ayrılan İstemi Betil’in sesiyle Troya hayat bulmaya başlıyor.

Bir nefes kısalığında gösterimin ilk yarısı bitiyor. Işık, ses harika, kostümler inanılmaz,  dansçılar rüya gibi, animasyon başarılı, yani prodüksiyon başyapıt niteliğinde. Görsellik, ses ve dans cümbüşüyle hikaye ruh ve beden gibi birleşmişler.  

Bana göre mesaj açık: Binlerce yıldır üzerinde sayısız savaşlara sahne olan Anadolu, dansın gücüyle barış arayışını yılmadan sürdürmekte. Güzelliğe dair ne varsa sahip olan bu topraklara insanlar kendi eliyle savaş, acı, hüzün getirmekteler.

Bu derece büyük, yüzlerce dansçının sahne aldığı gösterilerde küçükte olsa aksaklıklar yaşanabilir. Troya başlangıcından sonuna kadar mükemmellikle sürdü. Elbette, bunda Mustafa Erdoğan’ın payı çok büyük. Çünkü, Fatih Terim gibi yerinde hiç oturmadı, sürekli elindeki telsizle salona ve sahneye müdahale etti, oyuncuları alkışlarıyla yüreklendirdi.  Anlıyorum ki, başarı sadece sahneden değil, aynı zamanda iyi bir yönetimden geçiyor.

Troya Savaşı, Truva Atından çıkan Aşil’in topuğundan okla vurularak öldürülmesiyle sona erdi. Salon avuçları patlayıncaya kadar dansçıları alkışladılar.  

Kısaca dün gece Troya Ankara’yı salladı. Daha söylenecek çok şey var…

Unutulmaz bir gece yaşattığı için Mustafa Erdoğan ve Troya dansçılarına teşekkürler.        

Erdem Özgür 
erdemozgur97@gmail.com

ÇOK OKUNANLAR

KAMU PERSONELİ SINAV İLANLARI

YAZARLAR

ANKET