Öncekiler Sonrakiler

SORULARLA TÜRK DIŞ POLİTİKASI

Dışişleri Bakanlığı internet sitesinde Türk dış politikasını sor cevaplı olarak açıklamakta. İsrail, Irak, İran ve AB ile olan ilişkilerde Türk dış politika perspektifi sunulmaktadır.

01 Mayıs 2011 Pazar 19:35
Sorularla Türk Dış Politikası

İsrail uluslararası hukuku hiçe sayarak Gazze’ye İnsani Yardım Konvoyu’na karşı düzenlediği operasyonla vatandaşlarımızı öldürdü. Türkiye bunun karşısında nasıl bir tavır sergileyecek?    


İsrail’in, 31 Mayıs 2010 tarihinde 30’dan fazla ülkeden yardım gönüllülerinin yer aldığı İnsani Yardım Konvoyu’na açık denizde düzenlediği ve sekiz Türk ve bir ABD vatandaşının ölümüyle, çok sayıda sivilin de yaralanmasıyla sonuçlanan saldırı uluslararası hukukun açık bir ihlalini teşkil etmektedir. Nitekim, BM Başkanlık Açıklamasında da ifadesini bulduğu üzere, bu saldırı uluslararası toplumun büyük bölümü tarafından kınanmıştır.

Gerekçesi ne olursa olsun, sivillere karşı kuvvet kullanılması meşru görülemez. Türkiye, dost bir ülkenin vatandaşlarını öldüren İsrail’in, uluslararası hukuk ve teamüller gereği meşru taleplerimizi yerine getirerek, resmen özür dilemesini ve hayatını kaybedenlerin ailelerine maddi ve manevi tazminat ödemesini talep etmektedir.

Öte yandan, BM İnsan Hakları Konseyi’nin saldırının araştırılmasına ilişkin olarak oluşturduğu “Uluslararası Veri Toplama Misyonu”, hazırladığı raporu 22 Eylül 2010 tarihinde Konseye sunmuştur. Raporda, İsrail’in konvoya “orantısız, gereksiz ve inanılması güç” bir düzeyde şiddete başvurduğu olgusu tescil olunmuştur. Rapor ayrıca, İsrail askerlerinin gemiye inmeden önce, helikopterlerden ateş etmeye başladıklarını ve ölümleri “yasadışı, keyfi ve yargısız infaz” şekilde gerçekleştirdiğini ortaya koymuştur.

İsrail’in saldırısının hemen ertesinde BM Güvenlik Konseyi’nin Başkanlık Açıklaması’nda belirtilen parametreler çerçevesinde oluşturulan Soruşturma Paneli’nin, BM çatısı altında uluslararası standartlara uygun ve tarafsız şekilde hazırlanmış bulunan bu raporu çalışmalarında dikkatle değerlendirmesi gerekmektedir.

Türkiye, İsrail’le ilişkilerini sürdürmek arzusundadır. Ancak, hiçbir şey olmamış gibi hareket etmemiz de mümkün değildir. İlişkilerimizin alacağı seyir İsrail’in ülkemizin ve uluslararası toplumun beklentilerini ne ölçüde karşılayacağına bağlıdır. 

Filistin sorununa tüm Arap ülkeleri seyirci iken Türkiye neden bu konuda ön alan bir politika izliyor?    


Türkiye, Orta Doğu bölgesindeki mevcut sorunların diyalog yoluyla ve karşılıklı anlayış çerçevesinde ele alınması ve çözülmesi gerektiğine inanmaktadır. Bunun bir gereği olarak tarafların uluslararası hukuka ve birbirlerinin haklarına saygı göstermesi, endişelerini anlamaya çalışması ve ortak sorunlara ortak çözümler geliştirmesi gerekmektedir.

Özellikle, Arap-İsrail ihtilafına adil, kalıcı ve kapsamlı bir çözüm bulunması, bölgede huzurun tesisi, halkların barış ve refah içinde birarada yaşayabilmeleri ve insanların geleceğe ümitle bakabilmeleri açısından kilit önem taşımaktadır.

Orta Doğu’daki sorunlardan ve istikrarsızlıktan doğrudan etkilenen Türkiye, bölgedeki sorunların barışçıl ve diplomatik yöntemlerle çözülmesine hizmet edecek dinamik bir siyaset izlemekte; ilgili tüm taraflarla işbirliğini geliştirmekte ve sorunların çözümünü kolaylaştıracak bir iklim oluşturulmasına katkıda bulunmaya çalışmaktadır.


İran’a nükleer faaliyetleri nedeniyle uygulanmak istenen yaptırımlara Türkiye neden olumsuz oy kullandı?    

ürkiye, İran nükleer sorununun çözümü iç diplomasinin tek yol olduğuna inanmakta ve bu doğrultuda yoğun çaba sarfetmektedir. 17 Mayıs 2010 tarihinde Türkiye, Brezilya ve İran tarafından imzalanan Ortak Bildiri diplomasi ve angajman yolunun açık olduğunu göstermektedir. Bu Bildiri diplomasiye şans tanınması için gerekli koşulları sunmaktadır. Sözkonusu sorunun barışçıl yollardan çözümüne yönelik olarak Ortak Bildiri ile açılan fırsat penceresinin kapanmaması ve İran’ın müzakere masasında tutulması için ülkemiz yaptırımlara hayır oyu kullanmıştır.

PKK’yı barındıran Irak, Türkiye ile teröre karşı nasıl bir işbirliği içinde? 

İki ülke, Irak’ın kuzeyinde PKK varlığının tasfiyesi amacıyla çeşitli mekanizmalar zemininde işbirliği yapmaktadır.

Türkiye, Irak ve ABD arasında 19 Kasım 2008 tarihinde başlatılan Üçlü Mekanizma süreci çerçevesinde PKK terör örgütünün Irak’ın kuzeyindeki faaliyetleri hakkında bilgi alışverişinde bulunulmaktadır. Irak ile terörle mücadelede işbirliğinin sağlam temellere dayanması açısından sürecin devamına önem verilmektedir. Üçlü Mekanizmanın 11 Nisan 2010 tarihinde İstanbul’da yapılan ana komite toplantısında Türkiye, Irak ve ABD bir eylem planı üzerinde mutabakata varmışlardır. Bu planda, tarafların Kuzey Irak’ta PKK’ya karşı uygulayacakları önlemler karara bağlanmıştır. Plan kapsamında PKK’ya karşı bilgi alışverişinin ötesinde somut tedbirlerin uygulanması yönündeki çalışmalar sürdürülmektedir.

Bağdat’da İçişleri Bakanımız Sayın Beşir Atalay ve Irak İçişleri Bakanı Cevad Bolani tarafından 15 Ekim 2009 tarihinde imzalanan "Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Irak Cumhuriyeti Hükümeti arasında Terörle Mücadele Anlaşması", PKK dahil tüm terör örgütlerine karşı işbirliğini öngörmektedir. Onay süreci devam eden bu Anlaşma, PKK/KONGRA-GEL’in Irak’ın kuzeyindeki varlık ve faaliyetlerine son verilmesi ve engellenmesi bakımından önem taşımaktadır.

Türkiye, Irak ile terörizmle mücadele alanındaki mevcut işbirliğini geliştirmeyi ve derinleştirmeyi arzu etmektedir.

Türkiye ile Ermenistan arasındaki normalleşme süreci ne aşamadadır ?

Türkiye, uluslararası hukuk ilkeleri zemininde kapsamlı ve kalıcı barışın sağlanması için, mevcut ihtilafların barışçı yollardan çözümlenerek etrafında güvenlik ve istikrarın güçlendirilmesini, bölgesel işbirliğinin ve refahın önünde uyuşmazlıkların teşkil ettiği engelin, ülkemizin menfaatlerine halel getirilmeksizin, ortadan kaldırılmasını hedeflemektedir.

Ülkemiz, bu anlayıştan hareketle Sovyetler Birliği’nin dağılması sonucu ortaya çıkan ve 1991 yılında bağımsızlığını tanıdığımız Ermenistan Cumhuriyeti ile de bölgede barış ve istikrarın sağlanması amacına yönelik olarak karşılıklı güven üzerine tesis edilecek ve iki ülke arasındaki tarihi sorunların da çözümünü içerecek bir görüşme zemininin oluşturulması girişimlerinde bulunmuştur.

Bu süreç çerçevesinde, İsviçre’nin kolaylaştırıcı rolüyle gerçekleşen müzakereler sonucunda, Türkiye-Ermenistan protokolleri 10 Ekim 2009 tarihinde iki ülkenin Dışişleri Bakanları tarafından imzalanmıştır.

Türkiye-Ermenistan Protokollerine ilişkin olarak Ermenistan Anayasa Mahkemesi 12 Ocak 2010 tarihinde, anayasaya uygunluk kararını açıklamıştır. Mahkemenin gerekçeli kararında ise Protokollerin lafzına ve ruhuna aykırı önkoşullar ve kısıtlayıcı hükümlerin zikredildiği tespit edilmiştir. Bu karar, sözkonusu Protokollerin müzakere gerekçesini ve Protokollerle hedeflenen temel amacı sakatlamaktadır.

Bu yaklaşımın tarafımızdan kabul edilemez olduğu başta Ermenistan olmak üzere diğer muhataplarımıza iletilmiştir.

Öte yandan, Ermenistan Cumhurbaşkanı Sarkisyan, 22 Nisan 2010 akşamı, Ermenistan Devlet Televizyonu’ndan canlı yayınlanan konuşmasında, Ermenistan’ın protokolleri belirsiz bir süreliğine askıya aldığını resmen açıklamıştır.

Türkiye, devletlerarası ilişkilerde sadakatle bağlı olduğu ahde vefa ilkesi istikametinde sözkonusu Protokollerin asli hükümlerine bağlılığını muhafaza etmektedir. Türkiye’nin protokol süreciyle hedeflediği ana unsur, Türkiye ile Ermenistan normalleşme sürecinin, tüm Güney Kafkasya’da kapsamlı barış ve istikrar sağlayacak şekilde sonuçlandırılmasıdır. Böylelikle, bölgedeki tüm sınırların birlikte aşılmasıdır.

Dışişleri Bakanlığı

ÇOK OKUNANLAR

KAMU PERSONELİ SINAV İLANLARI

YAZARLAR

ANKET