Öncekiler Sonrakiler

60 YIL ÖNCESİ TEFTİŞ

Devlette istihdam edilen personelin geliştirilmesi, aksayan taraflarının düzeltilmesi için Türkiye yabancı uzmanlardan zaman zaman yararlanmıştır. Ord.Prof.Dr.F.Neumark’ın raporunda Teftiş Kurullarına yönelik yaptığı eleştiriler, geldiğimiz bu günkü durum içinde dikkate değecek tespitler içermektedir. 31.10.2010

31 Ekim 2010 Pazar 10:26

Devlette istihdam edilen personelin geliştirilmesi, aksayan taraflarının düzeltilmesi için Türkiye yabancı uzmanlardan zaman zaman yararlanmıştır. Ord.Prof.Dr.F.Neumark, Barker heyeti, James W.Martin ve Frank .E.Cush,Prof.Leimgruber ve Maurice Chailloux Dantel bunlardan bazılarıdır. Devlet Personel Başkanlığı tarafından 1941959 yılları arasında gerçekleşen personel çalışmaları derlenerek ilgililerin istifasına sunulmuştur.
 
Ord.Prof.Dr.F.Neumark’ın raporunda Teftiş Kurullarına yönelik yaptığı eleştiriler, geldiğimiz bu günkü durum içinde dikkate değecek tespitler içermektedir;
 
"II- Teftiş meselelerine mütedair düşünceler:
Yaptığım' incelemelerden edindiğim intibaa göre, teftiş işlerinin, çok kere ümit edilen tam randımanı vermemesine sebep olan bilhassa şu hususlar dikkate değer:
1- Bazı teftiş kurulları mükemmel bir tarzda çalıştığı halde, diğer bazıları, vazifelerini gerekli surette ifa etmemektedir.
Zira:
a) Teftiş işleriyle fiilen meşgul olan müfettişlerin sayısı kısmen yetersizdir.
b) Mevcut müfettişlerden bazı hallerde mümkün ve lüzumlu şekilde istifade edilmemektedir;
c) Teftişe mütedair mevzuat yeknesak olmayıp bazı kurullarda gerek sübjektif ve gerek objektif bakıcıdan noksandır.
2- Müfettişlerce verilen raporlara gerekli dikkat ve ehemmiyet verilmemektedir, öyle ki, bu raporların vardığı neticelerle teklifler kâğıt üzerinde kalmaktadır.
3- Çeşitli teftiş kurullarının faaliyetleri iyice koordine edilmemiş olduğundan, bir yandan tedahüller meydana gelmekte, öbür yandan bazı idare ünitelerinin teftişi ihmâl edilmektedir.
 
Sayılan bu hususlar şu surette mütalâa edilebilir:
Bazı kurullarda kemmi bir kifayetsizliğin müşahede edilmesi keyfiyeti, kadro noksanlığına değil, önemli ölçüde münhallar bulunmasına ve mevcut müfettişlerden bazılarına merkezde müfettişlikten gayrı vazifelerin gördürülmesine irca edilebilir. Bazı ahvalde kadroların % 20 sini aşan münhallerin mevcut bulunması ise, hiç olmazsa kısmen,,verilen karşılığın bugünkü şartlara nazaran yetersiz olmasından ileri gelmektedir. Binaenaleyh maaş ve tazminat meselesi yukarıda teklif ettiğim şekilde halledilecek olursa, açıkların normal nikbete ineceği ümit edilebilir.
 
Müfettişlerin asıl mesleğine yabancı olan idari işlerle vazifelendirilmesine gelince, buna bundan böyle, müsaade etmemek icabeder. Diğer bir deyişle bir müfettişin teftiş mevzuu dışında kalan vazifelerin ifasını intaç eden bir yere tâyin edilmesi, ancak istisnaî hallerde ve geçici olarak caiz olabilir; öyle ki kendisine tevdi edilen iş iki aydan fazla sürecek olursa, mevzuubahis müfettişin kadrosu münhal addedilmeli ve yerine mümkün olduğu kadar çabuk başka bir müfettiş tâyin edilmelidir.
 
Bazı kurullarda, çalışmanın tam randımanlı olmaması keyfiyetine, müfettiş sayısının yetersiz olmasından ziyade müfettişlerin rasyonel olmayan bir tarzda çalışmasının sebebiyet verdiği intibaı hasıl olmaktadır. Böylece, muayyen teftiş kurullarında teorik olarak teftiş ve soruşturma işlerine tahsis edilebilecek çalışma günlerinden % 80 ilâ 90 nikbetinde istifade edildiği halde, diğerlerinde bu nisbetin % 40 a bile varmadığı, 1947 de, o zamanki "Genel Teftiş Baş müşavirliği" nce tespit edilmiştir. Kezalik bazı müfettişler, belli bir yerde ciddî bir teftişin icap ettirdiği müddetten az veya fazla kalmakta, raporlarını bir kaç aylık ve hattâ bir yıllık bir gecikme ile vermektedirler.
 
Bu gibi noksanlar daha ziyade müfettişlerin çalışmalarının teftiş kurulu reisi tarafından dakik ve tesirli bir kontrola tâbi tutulmadığımdan ileri geldiği halde, teftişlerin diğer bakımlardan tatminkâr olmayışı, her şeyden önce, şümullü bir çalışma program ve plânının hazırlanmamasına irca edilebilir. Bu hususta, gerek yukarı sözü geçen "Genel Teftiş Baş Müşavirliği" nin mütalâalarında ve gerek 1949 bütçesine mütedair Bütçe Komisyonu raporunda belirtildiği üzere, bazı idare ünitelerinin 5 ilâ 10 yıllık bir müddet içinde hiç bir surette teftiş edilmemiş olmalarına mukabil, dikerlerinin birbirini müteakip iki yılda ve hattâ aynı yıl içinde bir kaç defa teftişe tâbi tutulduğu zikre değer. Bu vaziyet karşısında çare olarak şunu düşünmek mümkündür: Bir taraftan, beher teftiş kurulu, bundan böyle 3 veya 5 yıllık "şümullü ve bütün idare ünitelerinin muntazam fasılalarla "teftişini sağlayacak bir çalışma plânı hazırlamakla mükellef tutulmalı ve bu programa giren her yılın çalışma plânı içinde müfettişler arası iş "bölümü kesin olarak tespit edilmeli, diğer taraftan, her münferit teftiş için bunun
azamî süresiyle 9ilgili raporun hangi tarihe kadar verileceği tâyin edilerek keyfiyet teftiş heyeti reisince kontrol edilmelidir.
 
Müfettişlerin görevleri, yetkileri ve tâyin tarzı ilh. hakkındaki mevzuatın kısmen noksan ve insicamsız olması sebebiyle bu mevzuatın bazı teftiş kurullarının arz ettiği hususiyetler göz önünde tutularak - yeniden tanzim edilmesi ve tâyin işlemleri hususunda bugün Maliye, Gümrük, Ticaret vs. Bakanlıklarında câri olan usulün bütün teftiş kurullarına teşmil edilmesi yerinde olur.
 
Teftiş işleminin şümullü bir programa göre ve kuvvetli elemanlar tarafından mükemmel bir şekilde ifa edildiği farz edilse dahi, müfettiş raporlarında işaret edilen mahzurlarla ileri sürülen hal çâreleri nazarı itibarı alınmaz, yanî dairelerde tespit edilen noksanların bertaraf edilmesi sağlanmazsa, teftişle güdülen asıl gayenin elde edilmeyeceği aşikârdır. Bundan başka, yazdıkları raporlara gerekli ehemmiyetin verilmediğini gören müfettişler, bundan müteessir olacak ve zamanla gittikçe daha sathî tetkiklerle iktifa edeceklerdir. Tabiatıyla, teftiş raporlarında belirtilen menfi ve müspet hususlar hakkında kesin karar vermek, ilgili bakana aittir. Bununla beraber, belki sadece diğer meşguliyetlerinin fazla olması yüzünden bir bakan tarafından ihmal edilmiş tenkit ve tekliflerden tatbikatta istifade edilmesinin münasip olup olmayacağı keyfiyetinin incelenmesini sağlayacak bir hal tarzına düşünmek yerinde olur.
 
Gerek sonuncu noktai nazardan ve gerek çeşitli teftiş kurullarında faaliyetlerin yeknesaklığıyla koordinasyonunu temin uğrunda, şu hal çareleri teklif edilebilir?
 
1-Her yılın banında, bütün teftiş kurullarının reisleri veya reis muavinlerinden mürekkep bir komisyon toplanıp, her kurulun hazırladığı çalışma programlarını birbiriyle mukayese edecek ve bunlarda görülen tedahüllerle eksiklikleri önleyecek tedbirleri kararlaştıracaktır.
 
2-Bir defaya mahsus olmak üzere kurulacak hususi bir komisyon, her teftiş kurulunun çalışma tarzında ve teftişlere vereceği istikamette bilhassa göz önünde tutulacak hususları tespit edecek ve hangi şartlar altında müşterek teftişlerin faydalı olacağını kararlaştıracaktır, Kezalik, aynı komisyon, teftişlerin imkân dairesinde yeknesak bir şekilde yapılmasını temine matuf hükümler ihtiva eden bir kanun projesini hazırlayacaktır.
 
3—Teftiş raporlarında işaret edilen mahzurlarla hal çareleri münasip bir müddet içinde ilgili bakanca nazarı itibara alınmadığı takdirde, mevzuubahis bakanlığın teftiş kurulu reisi bakanın dikkatini bu hususa celbedecek ve bundan da bir netice hasıl olmazsa, keyfiyeti Başbakan Yardımcısının riyaset ettiği Rasyonalizasyon Komisyonuna bildirecektir. Sunun üzerine, sözü geçen komite, ilgili bakandan izahat isteyecek ve bu izahatı tatminkâr addetmediği takdirde, meseleyi Bakanlar Kuruluna intikal ettirecektir.
 
Son samanlarda B.M. Meclisinde müzakere edilen ve teftiş kurullarının Meclise bağlanmasından ibaret olan teklif bence şayanı kabul değildir. Teftiş yaptırmak, esas itibariyle, Hükümete düşen bir vazife ve yetkidir. Ancak, Meclis, kendisine teftiş raporlarının bildirilmesini ve bunların neticelerinin Hükümetçe ne dereceye kadar nazarı itibara alınmış olduğuna dair izahat verilmesini istemekte haklıdır.
 
Diğer taraftan, bakanlıklardaki teftiş kurullarının kaldırılıp Başbakanlığa bağlı merkezî bir teftiş kuruluna inkılâp ettirilmesini hedef güden teklif de, Anayasanın zihniyetiyle ana prensiplerine aykırı olması hasebiyle şayanı tahakkuk addedilemez; teftişlerde lüzumlu görülen yeknesaklığı ve tesiri sağlamak için yukarıda İşaret edilen tekliflerin gerçekleştirilmesinin yeteceği kanaatindeyim.
 
Nihayet şunu da ilave etmek icap eder ki, merkez dairelerinin geçmişte kaideten olduğu üzere teftiş dışında bırakılmaları çok büyük bir noksan teşkil eder; bu noksanın bertaraf edilmesi her halde şayanı arzudur. Gerçi fiilen genel müdürler, idare ettikleri müdürlüklerin rasyonel ve pürüzsüz çalışması bakımından doğrudan doğruya bakana karşı sorumludurlar; bununla beraber, meşguliyetleri çok defa fazla olduğu cihetle, işlerin teferruatıyla uğraşamamaktadırlar."

ÇOK OKUNANLAR

KAMU PERSONELİ SINAV İLANLARI

YAZARLAR

ANKET