Öncekiler Sonrakiler

STATÜKONUN KİBİRLİ MENSUPLARI

Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç, katılan yeni üyelerin yemin töreninde, "Değişime karşı çıkan çağın nabzını tutamayan Statükonun kibirli mensupları artık halkı ikna edememektedir." sözleriyle "kibir" tartışması başlattı.

19 Ekim 2010 Salı 22:22
Statükonun Kibirli Mensupları

Sayın Cumhurbaşkanım,

Anayasa Mahkemesi Üyelerinin görevlerine başlamadan önce andiçmelerini zorunlu kılan 2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 7. maddesi uyarınca düzenlenen andiçme törenini  onurlandırdığınız için size ve değerli konuklarımıza en içten teşekkürlerimi  sunuyorum.

        2949 sayılı Kanun’un 7.maddesi uyarınca, “Türkiye Cumhuriyeti Anayasasını koruma; Anayasa Mahkemesi üyeliği görevini doğruluk, tarafsızlık ve hakka saygı duygusu içinde” yerine getirme sözlerini içeren andın içilmesi zorunluluğu büyük anlam taşımaktadır.

        Tarih ve Türk Ulusu önünde yüklenilen sorumluluğun önemini vurgulayan andiçme töreninin, Anayasa’ya sadakat görevini de simgelediği kuşkusuzdur.

        Son derece onurlu ancak aynı ölçüde de sorumluluk gerektiren Anayasa Mahkemesi Üyeliği görevine bugün andiçerek başlayacak olan Üyelerimizin Anayasa’nın bağlayıcılığı ve üstünlüğü ilkesini savunarak, görevini sorumluluk bilinci içinde, Anayasa’ya, yasaya ve hukuka uygun olarak oluşacak vicdani kanaatlerine  göre yerine getirecekleri kuşkusuzdur.

        Korumak üzere kendilerine emanet edilen Anayasa’nın temel ilkelerinin doğasını bozmadan sürdürecekleri görev anlayışı biraz sonra yapacakları yeminin en önemli sonucu olacaktır.

Mahkeme’nin bağımsız ve güvenceli yapısı, ödünsüz görev yapma anlayışını egemen kılacak bir çalışma ortamını oluşturmaktadır. Anayasa Mahkemesi dün olduğu gibi bugünde, yarında, Atatürk’ün hedef gösterdiği çağdaş uygarlık düzeyini yakalamış,  gerçekten demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devletinin tam bir yansızlık içinde koruyucusu ve en büyük güvencesi olacaktır.

          Sayın Cumhurbaşkanım.

        12 Eylül 2010 günü yapılan halkoylaması sonucu kabul edilen Anayasa değişiklikleriyle Anayasa Mahkemesi’nde hem yapısal hem de fonksiyonel anlamda ciddi değişiklikler olmuştur. Mahkememizin üye sayısı arttırılmış  bu çerçevede dört yedek üyemizin asıl üyeliğe geçirilmesi ve bugün yapacakları yeminle aramıza katılacak olan  iki üyemizin de göreve başlamasıyla kurulun onyedi olan üye sayısı tamamlanmış olacaktır.

        Üye sayısının arttırılmasında en önemli gerekçe olarak gösterilen ve Anayasa Mahkemesine Anayasa’nın 148 maddesinde yapılan değişiklikle görev olarak tevdi edilen “Bireysel Başvuru” olağanüstü bir kanunyolu olarak milletimizin hizmetine sunulmuş olmaktadır.

        Bilindiği üzere bireysel başvuru, yada Anayasa şikayeti, anayasamızda güvence altına alınmış olan hak ve özgürlüklerden herhangi birisinin yasama, yürütme ve yargı güçleri tarafından ihlal edilmesi halinde başvurulan bir yoldur. Hakları ihlal edilen vatandaşlarımızın, tüm kanun yollarını tükettikten sonra, başvurdukları Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Türkiye’den yapılan başvuru sayısının toplamda önemli bir sayıya ulaştığı hepimizin bilgisi dahilindedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin önünde beklemekte olan Yüzyirmibini aşkın dosyanın %12’ si Türkiye’den Yapılan şikayetlerden oluşmaktadır. Bu şikayetlerden karara bağlananların büyük bölümü üzülerek belirtmeliyim ki adil yargılama hakkının ihlal ile ilgilidir.  Bu tablo, köklü bir anayasa yargısı geleneğine sahip olan ülkemiz açısından; bağımsız, tarafsız, hızlı, etkili ve  adil bir yargılama sisteminin önündeki engellerin kaldırılmasını hayati bir yükümlülük olarak göstermektedir. Eğer bir ülkede yılda onbeşbinden fazla dava dosyası zaman aşımına uğruyorsa, bunun çözüm yollarını eleştirmeye ve ötelemeye hiç kimsenin hakkı yoktur.

         Esasen, Anayasanın 2004 yılında gerçekleştirilen değişiklikle insan haklarına ilişkinuluslar arası sözleşmelerin milli yasalarla farklı hükümler içermesi durumunda, uluslar arası sözleşmelerin uygulama önceliğine sahip kılınması, bireysel başvuruya ilişkin anayasal alt yapının mevcut olduğunu açıkca göstermesine rağmen, yargı organlarınca bunun uygulamaya geçirilmediği de açık bir gerçektir. Bu düzenleme ile Anayasa koyucunun iradesi, evrensel hale gelmiş hak ve özgürlük standartlarının, vatandaşlarımız içinde uygulanmasını istemekten başka bir anlam taşımamaktadır.

         Bireysel Başvuru  Türkiye’deki Yargı organlarının uygulamasıyla, uluslararası yargı uygulamaları arasındaki uyumun sağlanmasını mümkün kılacak, özgürlük ekseninde yükselen uluslararası insan hakları uygulamaları ulusal referansa dönüşerek devlet ve toplum hayatına egemen olabilecektir.

       Açıkça ifade etmek gerekirse bireysel başvuru, tüm yargı organlarını  kuşatarak, adil yargılama konusunda daha duyarlı, davranmalarını sağlayacak önemli bir denetim yolu olacaktır.

       Sayın Cumhurbaşkanım,

      Anayasa’da yapılan değişiklikle bireysel başvuruları karara bağlamak üzere Mahkememiz bünyesinde bir başkan ve dört üyeden oluşan iki bölüm oluşturulmuş, en geç iki yıl içinde hazırlıklar tamamlanarak şikayetlerin kabul edilmeye başlanacağı öngörülmüştür. Mahkememiz bu çerevede hazırlıklara hızla başlamış ve bireysel başvurunun uygulamaya dönük hukuksal alt yapısının oluşturulması için başta Avrupa İnsan Hakları mahkemesi olmak üzere bireysel başvurunun uzun zamandır uygulandığı Federal Almanya, İspanya Avusturya ve Kore’ye beş ayrı meslektaşımız gönderilmiş bunlardan bir bölümü incelemelerini tamamlayarak yurda dönmüştür. Aysonuna kadar bitecek olan bu incelemeler sonunda hazırlanacak olan raporlar yasal düzenlemelere esas olmak üzere ilgili makamlara sunulacaktır. Sistemin sağlıklı ve başarılı bir uygulamaya kavuşturulabilmesi için nitelikli, yetenekli, deneyimli ve evrensel hukuk anlamında gelişmeleri takip edebilecek olgunluğa erişmiş bir raportör kadrosunun varlığına acil ihtiyaç olduğu açıktır. Dünya uygulamalarına bakıldığında mahkememize yapılacak muhtemel  bireysel başvuruların yoğunluğunu ve büyüklüğünü tahmin etmek bizler için zor bir öngörü değildir. Çok yoğun ve çetin geçeceğini düşündüğümüz bu işyükünün Mahkeme heyeti, Raportörleri ve yardımcı personeli için özveri isteyen bir iş hayatının biz beklediğini biliyoruz. Hukuksal ve teknik düzenlemelere esas olmak üzere, işi kolaylaştıran, bürokratik engelleri en aza indiren, etkin, hızlı yöntemlere ve bunları hayata geçirecek mensuplarımızın çalışma şartlarını motive edecek öneriler  bir rapor halinde ilgili yerlere ulaştırılmıştır.

        Getirilen bu kanun yolunun halkımızın hukuksal sorunlarına adil çözümler öngörerek, insanlık onurunu yücelteceğine olan inancımı bir kez daha belirtmek istiyorum.

         Sayın Cumhurbaşkanım

       Anayasa Mahkemesinin asli görevi, bireyin doğuştan ve sadece insan olmasından dolayı sahip olduğu temel hak ve özgürlüklerini korumaktır. Başka bir anlatımla Anayasa yargısının özü ırk, renk ve inancı ne olursa olsun insan olma ortak paydasına sahip herkesin var olan onurunu yüceltmektir. Bu kutsal görevi başarı ile yürütebilmek, ancak adil ve tarafsız kalmayı becerebilen yargıçların varlığı ile mümkündür.

       Anayasa yargısı hak ve özgürlüklerin güvencesidir. Bu yargı, gücü elinde bulunduranlara ölçülü ve makul olmayı öğretir. Güçlüleri, hukukun içine çekerek bireyi koruma altına alır. Çoğulcu, katılımcı, insan onuru ve hukukun üstünlüğü temeline oturan, dinsel ve etnik dogmalardan arınmış, değişime açık, toplumun değerleriyle bütünleşmiş, farklılıkları uzlaştıran Anayasalar bir toplumun hayat sigortasıdır. Tüm toplumlarda özgürlük, demokrasi ve daha çok hukuk isteklerine ilişkin güçlü sesler yükselmekte, buna cevap veremeyenler ise yıkılıp gitmektedir. Değişime karşı çıkan çağın nabzını tutamayan Statükonunkibirli mensupları artık halkı ikna edememektedir.Anayasaların ve Anayasa mahkemeleri üyelerinin toplumun bu istekleri karşısında kayıtsız kalması düşünülemez. Bizler vereceğimiz kararlarla bu alanları genişleterek insanca yaşama arzusuna destek vermek zorundayız. Zira, özgürlük ve demokrasinin tadına varmış insanları susturabilmek ancak zorba devletlerin işi olmuştur. Devletin asıl görevi, yükselen bu sesleri susturmak değil, farklı sesleri ahenkli hale getirerek maskeli ve ikiyüzlü bir ahlakın oluşmasına engel olmaktır. Irkı ve rengi ne olursa olsun, inansın inanmasın, insan olma onuruna sahip herkesi Devlet kucaklamak zorundadır. Hukuk dışı yollarla bu isteklere karşı koyan Devletlerin, güç ve itibar kaybetmekten başka bir kazancı olmayacaktır.

       Güçlü devletin, “kendini koruma hakkı”anlayışının arkasına gizlenerek bireylerin hak ve özgürlüklerini yoketme girişimi meşru müdafaa” zeminine de oturtulamaz. Zira, devletle birey arasındaki güç dengesizliği buna asla izin vermez. Özgürlük, demokrasi, sevgi ve barış temeli yerine otoriter devlet anlayışı düşman üretmekten başka bir sonuç doğurmamaktadır. Demokratik sistemi meydan okuyarak , halkı tehdit ederek koruma imkanı da yoktur. Devleti güçlü, ancak özgürlüklerini doya doya yaşamamaktan dolayı halkı mutsuz olan bir ülkenin varlığının anlamsızlığı açıktır. Bu mutsuzluğun toplumsal bir öfkeye dönüşmesi de kaçınılmazdır. Unutmayalım ki demokratik ülkeler gücünü daime özgürlüklerden alır.

       Demokrasi ve özgürlükler artık evrenseldir. Onları derinleştirmek, kökleşmesine katkıda bulunmak, tehditler karşısında savunmak, Anayasa Mahkemelerinin temel görevidir. Bu değerlerin evrenselliği “İnsan Hakları Dünya Konfederasyonu”tarafından “bütün insanların hak ve özgürlüklerinin korunması ve geliştirilmesi, Uluslararası toplumun meşru ilgi alanıdır” denilerek belgelendirilmiştir. 900 milyon Avrupalının Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvuruyor olması da bu anlayışı onaylamaktadır. Konuştuğumuz bu evrensel değerler tüm insanlığın gönül birliğini ve bütünlüğünü sağlayacak etki ve öneme sahiptir. Uygarlıkları çatıştırarak değil onları buluşturarak birlikteliğimizi kurabiliriz. Farklılıkları değiştirmeye, dönüştürmeye veya kendimize benzetmeye çalışmadığımız sürece bu hedefi yakalamak hayal değildir. Nitekim, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Yunanistan'la ilgili verdiği bir kararında “Demokratik ve çoğulcu toplumla bütünleşen bir ülkenin yetkililerine düşen görev çoğulculuğu yok ederek gerginlik nedenini ortadan kaldırmak değil, farklı grupların birbirlerine karşı hoşgörülerini arttırmaktır.” diyerek birlikte yaşamanın formülünü vermiştir. Kendi özgürlüklerimiz ne kadar önemli ise başkalarının özgürlükleri de o kadar önemlidir duyarlılığı ve ve bilinci toplumsal çatışmayı önleyecek yegane formüldür. Bu bağlamda her ülke kendi gerçekleri ile dünya gerçeklerini örtüştürmek zorundadır.

       Düşmanca duygulardan, öfkeden, kinden arınmış, barışın ve sevginin hakim olduğu bir dünyayı gelecek kuşaklara teslim etmek istiyorsak herkesin hayat tarzına, düşüncesine,inancına, farklılığına ve varlığına saygı göstererek, insanlık onurunu yüceltmek, korumak ve kollamak zorundayız. Zira, tüm dünyada eksik ya da fazla hayata geçirilen tüm hak ve özgürlüklerin üzerini kazıdığınız zaman altından “insanlık onuru”çıkar. Bunu korumak ve kollamak ise başta Anayasa Mahkemeleri olmak üzere herkesin değişmez bir  görevidir.

       Bu görevi yerine getirmede büyük güç katacaklarına inandığım yeni üyelerimize görevlerinde başarılar dilerken, törenimize katılma nezaketini gösteren başta zatıalileri olmak üzere tüm seçkin konuklarımıza mahkememiz adına saygı ve şükranlarımı sunuyorum.18.10.2010

 

                                                                                        Haşim   KILIÇ
                                                                                           
Anayasa Mahkemesi Başkanı


ÇOK OKUNANLAR

KAMU PERSONELİ SINAV İLANLARI

YAZARLAR

ANKET